Ruhun Esrarı ve Manevi Yolculuk kaydında Vazifesini yerine getirir. Bir kere bizim ilk seferi dediğimiz manevi yolculuğu bu yolculuğu yapan kimseler mi olur? Yoksa olmaz. Şaşırırız o zaman. Allah korusun. Bundan dolayı her mürşide il vermek yolunu sarpa uğratır. Mürşid olanın yolu gayet asan inmiştir. Herkese gönül verilmez. Allah korusun. Bunun izahı çok uzun. Kendimizi…
Vazifesini yerine getirir. Bir kere bizim ilk seferi dediğimiz manevi yolculuğu bu yolculuğu yapan kimseler mi olur? Yoksa olmaz. Şaşırırız o zaman. Allah korusun. Bundan dolayı her mürşide il vermek yolunu sarpa uğratır. Mürşid olanın yolu gayet asan inmiştir. Herkese gönül verilmez. Allah korusun. Bunun izahı çok uzun. Kendimizi keşfetmek tanımak kilitlerimizi bulmak için disiplinli bir çalışmak ve değişimi de sağlamaktır. Ne diyoruz biz? Ey bizi hallerden hallere geçiren Rabbi Zülcelaliniz. Bizi kötü halimizden en iyi hale geçir. Biz neyi anlatıyoruz burada? Burada anlattığımız bizim raat suresinde cennetin sekiz kapısına işaret eden esasları söylüyoruz. Sadece ayet numarası verecek olursa işte. Burası değil. Rad suresinde geçer bu. Sekiz tane husus. Bu sekiz esasa diyorlar ki bu sekiz esas, sekiz cennetin kapısına işarettirdin. İşte bizi götürdükleri yol bu.
Verdikleri anahtar zaten malum. Mühim olan onu kullanabilmektir. Burada, Ra'd suresinde yirmi yirmi bir ve yirmi ikinci ayeti celile. Sadece burada bir halden diğer hale geçmeyi şu şekilde izah edebiliriz ayeti celileden. Rabbimizin izniyle. Et. Onlar iyi hale bürünüyorlar. Kötü hallerden geçmek suretiyle. Kötülükleri niyet etmek suretiyle. Başarmak için her yolu mübah saymamalı. Mesela diyor eğer varlık sahibi olacaksın ticari ahlaksızlıkları gösterir. Başarıda her yolu mübah. Kardeşim bu dünyada çalandı, çırtandı, ne yaparsan yap bu değil, Allah. Bunu başarı saymam. Zaferin başarıyı istihkar etti. Dünyevi ve uhrevi manada ölçü, yaşamı sadece bir akilla düşünmemeli. Eğer böyle olursa biz şaşırırız. Sadece. Aklın bunu emrediyor. Akıl böyle yol gösteriyor. Sadece akilla yürürse şaşırırız, buna Mevlana'mız akıl merkebi çamura çökmüştür diyor. O zaman ne olacak aklı? Ne yapacağız biz?
Vahiy ile ile Allah'ımızın kitabına müstemit, Allah'ımızın kitabına celle celal eder, dayalı bir akıl. Şimdi, akla umuyorum. Bir insan anası babası nasıl meydana gelir? Diyor şimdi. Diyor. Buradaki şaşırmanın sebebi nedir? Vahiy gibi, Rabbi Zülcelal'imizin emri gibi bir kitabı kelime önceliği vermemekten beri verir. Aklımız ancak kitabı kelime olduğu kadar akıllı. Aklın seviyesi ölçüsü kitabı kelime ve hadisi Muhammediye'ye sünneti seniyyeye uygunluğu kadar akıldır. Biz her şeyi akilla ölçmeyeceğiz. Ölçersek hataya düşeriz. Rabbimizin emri ilahisini vahyi Kuran Azimüşşan'ı ön plandasınız. Plan bile kelimesi çok zayıf. Her bir şahısta Cenabı Hak Halifeullah sırrı dut etmiştir. Şimdi edep tarif edilirken insanda mekruh, gizli dili bu, güç ve kuvveti ortaya çıkarmak. Tasrıtı iflahazamdan bu zamana kadar gelen mürşid-i kamillerimizin yaptığı görev bu.
Bizdeki gizli, o gücü, o kuvveti ortaya çıkarmaya çalışıyor. Çünkü daha ya, her şey insanda gizli zaten. Hani bir zamanlar Rabbin meleklere, ben yeryüzünde bir halife yaratacağım buyurmuştu. Halifelik görevinin insana verilmesi konusunda benim bildiğim fakat sizin bilmediğiniz çok şey var buyuruyor Cenabı Hak ayeti kerimenin su kısmı. Bu kendimizi anlamada, kendimizi bilmede, yalnız şunu tam oturtmamız lazım. Böyle kendimizi keşif bilmeli derken, bir makro alem bir de mikro yani bir büyük alem, bunlar büyüklerimiz alemi ekber ve alemi askaldir. Büyük alem su dünyada. Bu dünyada ne var? Su var. Zaten hayatımızı onunla temin ediyorlar. Hava var, madem bir rüzgar olmasın, dünya kokuştur, okurur, kullah olursun. Ondan sonra ne var? Sıcaklık var, güneş var. Ondan sonra toprak var. Bunların hepsi insanda mevcut. Su var, aktarıyoruz bazen. İşte damarlarımızdaki kan. Hava hava nefes alıyoruz.
Ruhun Esrarı ve Manevi Yolculuk kaydında Vazifesini yerine getirir. Bir kere bizim ilk seferi dediğimiz manevi yolculuğu bu yolculuğu yapan kimseler mi olur? Yoksa olmaz. Şaşırırız o zaman. Allah korusun. Bundan dolayı her mürşide il vermek yolunu sarpa uğratır. Mürşid olanın yolu gayet asan inmiştir. Herkese gönül verilmez. Allah korusun. Bunun izahı çok uzun. Kendimizi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Su var belli. Ateş var, bir sıcaklık var vücutta. İnsan öldüğü zaman soğuluyor zaten. Ondan sonra toprak topraktan geldi toprağa da giriyoruz. Bu kendimizi anlamada biz ne yapacağız? Buna bilgi ve eylem. Bunun Kuran'ı ifadesi iman ve salgah. Suretten sirete, taklitten tahkire gitmek. Suret dediğimiz nedir suret? Başta insanın şu vücut şekli bir surettir. Sireti nedir? O bölümündedir. Sureti, mesela biz Beytullah'a bakıyoruz, bir Kürt şeklinde bina olarak görüyoruz. Bu sureti nedir? Sireti nedir? Cenabı hakk'ın oraya indirmiş olduğu tek ettiğidir. Rabbimizin beyti olmasıdır. Daha bitmez ve tükenmez esrardır o. Suretten sirete, mesela biz oruç tuttuk diyelim. Oruç tutmak aslında öyle bir taatti ki kendimizden geçip Rabbimize ulaşmaktı. Aslında kendimizi bulmaktı. Kendi varlığımızdan Cenabı hakk'ın varlığına ulaşmaktı. Sureti neydi onun? Yemeden içmeden, cinsini münasebetten uzak kalmaktı.
Bunun sireti neydi? Daha bir deruni anlamı, o ise takva idi. Bütün azalarımızı isyandan korumak kalbimizi muhafaza. Mekanik bir akilla değil, işte gizli kulvenin fiile geçmesidir deruni seyir. Böyle seyri süluk denildiği zaman basit bir ifade değil. Sülük, işte yani tarikatlara girmek, buna süluk denir, tarikat haline girersen sülük gitti denir. Seyir nedir? Sihir yollamaktır. O yolculuğun sınırı yok. İlerledikçe ilerlemediğimiz ortaya çıkar. Ne kadar mesafe kaydetse kişi hiçbir şey yapamadım eyvah dem demeye başlar. O zaman el pakru fakiriye doğru gider. Ah hamliyesi. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar. Ben kalbi fakirliğimle iktiha ederim. Halde. Halbuki Rabbimizi en iyi tanıyan bu. Daha demek ki acziyetimizi de bilendir. Rabbımızın azamet-i ilahiyyesi karşısında acizliğimizi daha keşfemez. O zaman ne gerekiyor bize? İzin gerekiyor. Amel gerekiyor, amel gerekiyor.
Şimdi, gördünüz mü mürşid-i kamillerimiz ismini koymamış ama onun hakikatini bize şiirlerinde söylemiş. Ne dedik? Bilgi gerek, eylem gerek, ahlak gerek. Bunu evvela ilim olmalı, bakın bilgiyi söylüyor. Amel nehrinden dolmalı, neyi söylüyor? İyilerini gösteriyor. İhlas bahirine dalmalı alakını gösteriyor. Bu işe ihtimam lazım. Gerçeği ortaya koymuş. İrfan eğitimi alan, tevazu bürünen bir şahsiyet olduğumuz an kentimizi tanırız. Şimdi ilim olur da, irfan tanımaktır. Eşyanın ısrarini bilmektir. Hakikate ulaşmaktır. İlim olur. Ama Allah korusun o ilim şöyle bir ilim olmasından Cenabı Hakk'a sığınırız. Rabbimiz öyle bir ilim gitmesin bize. O da cuma suresinde geçen ayeti celile esrahipiler. Kitap yüklü bir merkep. Eğer İrfan olmazsa, kitap yüklü bir merkebe benzetiyor Cenabı Allah. Amel mi? İhtirasımız yoksa, o zaman buna dönüş. Yani kuru kuruya bilgileri kafamıza yüklemek değil.
Bunun için Ahmet bin Hanbel Hazretleri evlatlarını da, kendini de yalın hayat yeryüzünde dolaşan Bişti Hafiye Ey bir şiir bana Allah'tan haber verir diyor celle. Halbuki kendisi ilimde en yüksek payeye ulaşmış. İrfan'da da ulaşmış, hikmet. Ama neyle ulaşmış? Salih ve Sadık'ı Allah'ın sevgili dostları marifetullah'a ermiş kimselerle kurduğu münasebet konu konuyla bir iyilik olmamış. Böyle bir akademisyen olmak değil ki. Ulvi değerlerini süfli arzulara değişmeyen manevi üstünlükleri her zaman harekete geçirenlerdir. Canım diyorsun konuşturuyorsun, namaz diyor adam profesör diyor, profesör böyle söyler diyor. İşte bu değilmiş. Biz o etiketli. Nedir? Ahlak-ı rezailiyeden, ahlakı fedaiyeye, kötü ahlaktan güzel ahlaka, ahlakı Muhammediye ve ahlakı ilahiyeye geçmektir baş. O zaman bize can gözü değil, kalp gözü lazım. Bunları seyredebilmek için.
Mesela kendimizi bir türlü anlayamıyoruz, keşfedemiyoruz. Keşfedemeyiz sebebi bizde şu zahiri göz var ve batıni göz yok, onu Çünkü unutmayın ki sadece kafalardaki gözler kör olmaz. Fakat asıl gönüllerdeki gözler kör olur ki işte en büyük felaket Asıl kör olan kalbi kibir, cehalet, inat önayak. Derzeleriyle örtülmüş olduğu için gerçeği göremeyen hakikati idrak edemeyen kişidir. O zaman ne oluruz biz? Ne oluruzu biraz sonra da diyebilirim. İçinde taşıdığı cevheri keşfetmeyen, hayati ihtiyaçlarını gidermekle toprağa giden kimse etmesin Cenabı Allah. Sadece yaşamı için yiyip içen değil, bunu Kuddusi Veli hazretleri yeyip ütül ütülben uyumakla insan olunmaz. Bu sınıf zümreyi hayvana münasip diyor. Bu sebeple İbrahim millete mazeretlerini insanlar dünyadan hiçbir şey tatmadan çıkıp geliyor. Öyle bir şey sabah diyelim ki. İşte ikinci et beher yatarken yiyorum. Bu değil.
O bir mürşid-i kamilin kapısına varıp, gizinin önünde, diz çöküp aynen Necip Fazıl'nin husumetullah aleyh dediği gibi diz çökeği zorlu nefesi diz çöktüğü. Ne zaman anladı? Said'in Nursi Hazretleri bile eski said yeni said diye söyler. Bunu boşuna söylemiyor. Bir İmam-ı Azam rahmetli hazretleri iki sene olmasaydı imam helakteydi sözü boşuna söylemiyor. Bunu söyleyecinin bir sebebi var. O da nedir? Marifetullah'a inmek. Eğer ben diyor Şeybanir Rai'yle de alakası var. Bunun yanında zaten babalığı olan Caferi Sa'd'a Sa'd'ın Hadis-i Alavan Sırri Hazretleri. Onlarla olan münasebetiyle ben diyor, konu konuya bir ilim vereyim, Ancak ilmin aynen yakin ve hakka yakin oluşunu onlar vasıtasıyla öğrendim diyor. Gaye üstün olmak değil. Güne göre acaba bugün ben ne haldeyim diyebilmek. Dün dersimi çektim. Rabıtımı yaptım.
Öyle bir hal meydana geldi ki belki de murakabe halinde, Gönlüm dünyayı çok basit görmeye başladı. Ahiret gözümde duyuldu. Ama bugün o düşünce ne hale geldi? Aynı düşüncenin üzerine biz bir tuğla koyabildik mi? Bir çivi çakabildik mi? Onun için Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem İki günü en konulan zararlıdır. Müstazimiz Sohbete gelirler. Evliliklerinde kalp zikri artık o birliğinin tarifine göre, Usait'in tarif edilir. İkinci hafta geçmezse ruh zikrine bunu kabul etmiyorlar. O kadar hassas. Bunu temin edebildik mi edemedik mi? O zaman bizim yapmış olduğumuz saat adet kabilinden olur. Enişi güzel olur. Olur. Adet kabilinden olmayacak, hakikat kabilinden olacak. Mevlana'mız duydun ya, kendinden kendine sefer in dedi. Mevlana namusu. Demek ki insanın sefer der vatan demesi Abdülhalikovavidevani Hazretlerinin hoşnut etti. Çünkü bu tabiri Hızır Aleyhisselam'dan aldı.
Hızır Aleyhisselam aynı zamanda bir peygamberdi. Efendimizle her an münasebeti vardır Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ne buyuruyor? Kendinden kendine sever. Zaten bunun için mürşid kamillerimiz ne yapıyorlar? Bizim sadırdaki beş detay ve yapımızla alakalı su hava ateş toprak bir de nefis de on detay. Bunlarda sefer yaptık. Geçtim bunları. Öyle geçmeyle umuyorum. Çünkü her bir detayin kendi arasında çok büyük perdeleri var. Böyle buyurun. Aslında biz bir yarışa girmiş durumdayız. Haberimiz var veya yok. Kimle yarış yapıyoruz biz? Yine şahsımızla yarışır. Bir başkasıyla yarış yapmıyoruz. Kendimizle bir rekabet içerisindeyiz. Kendimizle bir yarışa girmiş durumdayız. Acaba ilimin ilmen yakinden arz ettiğimiz o aymer yakine vardır mı? Mı? Bak yarış içindeyiz. Nefsimiz yedi mertebesi var. Acaba hangisine olacak bir yarış içinde diyor. Bir entüst olarak yarış, bir de alfa olarak yarış.
Alfabtaki olan yarış bizim tespiyemizdir. Hadbimizin kötülüklerden arınmaz. En üstteki ise ruhumuzun kemale etmez. Şimdi bir bedenle yürüyüş var, Yine kalple yürüyüş var. Bedenle yürüdüğümüzde taahhütlerimize verilen mükafat bile olur. Kalp ile yürüdüğümüzde bedeni ahlak olarak kabul edersek bu ama kalbi enfüs istemek öyle kabul ettiğimizde gidiyoruz. Ama bu seferi biz muhabbetle yaparsak, ibadet ve taatimizi muhabbetle o sonuç. Insin. Çünkü Allah'ımız ruhundan ruh üfledim dinliyor. Yoksa bir hayvan gibi hayatı mı var? Mahvolsun. İnsan vücudu yüz trilyondan fazla hücreyi barındırır şahsında. Yüz trilyondan fazla ve her hücre bir saat içinde yaklaşık yüz elli kateri yürüyor, yüz ellinin yanına on sekiz on sekiz tane sıkırı koyma. Bu proteinler vücudumuzda birçok önemli görevde yer almaktadır. Mesela beynimizde bir saniyede bin on altı işlem gerçekleşmekte.
Ne demek o beynimizde bir saniye bir bir, bir, bir, bir, bir, bir, bir, bir, bir, bir, bir, bir, bir, bir, iki, üç, üç, üç, dört, beş, dört, beş, beş, altı, altı, altı, altı, altı, altı, yedi, yedi, yedi, yedi, sekiz, yedi, sekiz, yedi, sekiz, yedi, sekiz, yedi, yedi, sekiz, yedi, sekiz, yedi, sekiz, yedi, sekiz, sekiz, yedi, bir saniyede bin on altı kişiden gerçekleşmekte bildirdiğinde. Yüce yaratanımızın eseri olan insan ruhunun fonksiyonları hiç buna benzer. Bu beden bu hiç buna benzer. Bizim ihmal ettiğimiz aynen dağdaki maden gibi. Dağda madenler saklı ama onun üzerine toz toprak ve taş kaplamış. Ne yapmak gerekir? Onu çıkartmak gerekiyor ve işlememizsiz icra edin. Şimdi mürşidimizin ismini vermedik ama anlattığı da buydu. Hangi yayı Konya'yı anlamadan gidiyor, sohbetinden bulunanlar varsa bilirler çok söylenir. Aynayı Konya'yı anlamadan gidiyor, işte bu.
Bedendeki esrara bakanın nasıl sözler var bedende? Tarif edilemeyecek şekilde pek çok, bir tanesi bu. Bir hücre, bir hücre böyle olduğunu yani tabii, bir trilyondan fazla edinen. Bunun kendi arasında görevleri var. Bir de bu hücreler altmış yaşında insana verecek olursak, birkaç defa ölümle yeniden tekrar diriliyor. Dedem bu. Ruhumuzdaki esrar nedir? O anlatmakla bitmez zaten bunu işlemeye çalışıyorlar. Bedenin güzelliklerini ve isteğişini bilen kişi vücuduna alacağı gıdaları tercihte nedir? İstattir. El gıdayı almıyor. Vücuduna yarayıştı olan gıdayı. Ama biz ruhumuzun özelliklerini bilecek olsak ne gıdası alırız? Sohbet gıdası alırız. Zikir gıdası alırız. Rabıta ve murakabe gıdası alırız, müşahade gıdası. Velhamdülillahi Rabbil Alemin.