Ruhun Cemalini Anlama ve Hakka Yakınlık kaydında Sohbetlerde bulunduğunda, Efendimiz Hazretleri bir kısım kimselere bunlar çok ender. Cenabı Hak'ın cemalinden anlatırlardı. Kendileri de daha yeni te'ehlül etmişler, evlilik yapmışlar. Yaz günü dedem Şeyh Mustafa Hulusi Hazretleri yaylalarda bulunuyor. Kendisi o zaman Dereköy'de kalıyorlar. Demişler ki efendim bunlar daha genç, bunlar…
Sohbetlerde bulunduğunda, Efendimiz Hazretleri bir kısım kimselere bunlar çok ender. Cenabı Hak'ın cemalinden anlatırlardı. Kendileri de daha yeni te'ehlül etmişler, evlilik yapmışlar. Yaz günü dedem Şeyh Mustafa Hulusi Hazretleri yaylalarda bulunuyor. Kendisi o zaman Dereköy'de kalıyorlar. Demişler ki efendim bunlar daha genç, bunlar yaylaya çıksa siz burada kalsanız olmaz mı? Bu Sevzenişte de bulunmuşlar. Dedem Rahmetullah aleyh öyle hakkı kaybedecek bir kimse değil. Çünkü Es'adi Erbili Hazretleri'nin halifesi buyurmuşlar ki şer-i Şerife muhalif bir hareketin olursa Mustafa Efendi çok mahrum kalırsın. Bu sebeple anneleri varmış, çok nazlanır. Çok nazlanır, ona bir yanlış muamelesinden de değil. İşte evladına nazlanıyor, onu üzüyorum diye sırtına alır ta ki onun gönlü oluncaya kadar bu kadar da hassas.
Bir gün yayladan gelmiş, efendimizin bulunduğu odaya girmiş, o da böyle kuru toprak, pencerenin önüne kitabını koymuş, mütalaa ediyor. Efendimizin babalarının geldiğinden haberi yok. Omuz kısmından neyi okuyor diye bakmış. Bakmış ki Cenabı Hakk'ın Cemaline dair Rabbımızın görülmesine ait illeri okuyor Çok taaccü bir derdim Tabii cemaat gelir. Fakat bu Develi'nin tombak mahallesinden şimdi mahalle oldu. Ahmet Efendi gelir. Ona her defasında Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın Nesai Kuraniyeden Rabbimizin manevi nimetleri cennetteki cennetin evlilik, menkuat ve menkulat kısmından değil evlilik ve yeme kısımlarından değil cenneti maariften anlatırdı. Ruhun cennetinden anlatır ve Rabbimizin cemalini sanki görüyormuş gibi ifade ederdi Hayret derdim böyle o perdelerin açılışını söyler Bu müşahededen başka bir şey değil.
Bizler anlatırız da okuduklarımızı nakletmeye çalışırız ama onda öyle bir durum yoktu. Sanki görüyor da oraya haber veriyormuş gibi. Bir böyle anlattılar, sonra ikinci defa yine geldi, ağır bir insandı. Böyle kahkaha hiç yok, sadece bir tebessüm onu görüyordum ve saygı duyulurdu kendisine de hürmet edilirdi o Cenabı Hakk'a saygısından dolayı da insanlar kendisine saygı duyardı iki. Geldi yine orayı okudu üç. Geldi yine o bölümü okudu fakat başka zaman pek bundan bahsetmiyorlar Mesela bir cemaat geldi pazar günüydü bize Abdullah Develioğlu'nun üç bin Türk ve İslam müellifi diye bir eserini istedi. O cemaate de de mezheplerden konuştular.
Dört mezhebin hak olduğunu Hanefi, Maliki, Şafiii, Rahambeli ve sonra model olan görüşlerden bahis buyurdular günü değişiyordu bazen letaiflerden anlatıyorlar bazen usulden ve taharetten çokça anlatırlardı Fakat o gibi kimseler geldi mi bunlar çok nadirdi yalnız. Allah'ımızın cemalinden bahis buyuruyorlardı. Bu elimizdeki eser de Tahir Tokadi hazretleri İsmail Hakkı Bursevi Hacı Bektaş-ı Veli Muhammed Nurul Arabi diye Rabbimizin seçkin kullarının sözlerini ihtiva ediyor. Bakıyoruz hayran kalmamak mümkün değil. Mesela muhakkak ki ilimler içinde bir gizli ilim vardır hadisi ile belirtilen bu ilim sahipleri tarafından gizli tutulmuştur.
Ruhun Cemalini Anlama ve Hakka Yakınlık ne anlatıyor?
Ruhun Cemalini Anlama ve Hakka Yakınlık kaydında Sohbetlerde bulunduğunda, Efendimiz Hazretleri bir kısım kimselere bunlar çok ender. Cenabı Hak'ın cemalinden anlatırlardı. Kendileri de daha yeni te'ehlül etmişler, evlilik yapmışlar. Yaz günü dedem Şeyh Mustafa Hulusi Hazretleri yaylalarda bulunuyor. Kendisi o zaman Dereköy'de kalıyorlar. Demişler ki efendim bunlar daha genç, bunlar…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bunları okuduğum zaman sureten de olsa Efendimiz aklın başında olarak biiznillahi teala yirmi beş senesini tam canlı olarak hatırlıyorum bir gün yalnız kimsede yok şöyle pencereye doğru da bakıyor ilmimi gizliyorum dedi böyle cemaat yok ama yalnız ilmimi gizliyorum dedi demek ki o ilim burada beyan buyurulduğu üzere Rabbimiz katından kendisine ihsan edilen bir ilim bizim tefsir üzerine çalışma yapan profesör bir kardeşimiz var. Sivas'ta bir vesile ile bir araya geldik. Hocam inde kelimesi ile ledün kelimesine bir bakar mısınız? Biz sizden bunu öğrenmek istiyoruz dedim.
Çünkü Cenabı Hak Hızır Aleyhisselam'a Kehf suresinde Esselam min ledünna ilma kendi tarafından bir ilim ledünna buyuruluyor da indenadi iki sene geçti böyle yine iyi bir vesile ile bir araya geldik hemen bilgisayarı açtı oraya kaydetmiş bunu diğer hocalarımızla da mütalaa ediyorduk Çok aciz bu bilgisizliğimizle şunu söylüyordum bu ledün zatından olsa gerek diyordum kendi kendime. Bir diğeri ise sıfatlarından Çünkü Allah'ımızın ilim sıfatı var Bir de kendi zatından var. Bakıyoruz şimdi biz gidiyoruz işte emekli olanlar belli kurumlardan işte ayın on beşdir, on yedisidir neyse artık tarihler değişik olabilir. O tarihlerde maaşını alıyor. Bir de gizli ödenekten alan buluyor gizli ödenekten. Bizzat bunu Reis-i Cumhur işte birisi takdir kazanıyor ona bahşişte bulunuyor. O bahşişte bulunduğu bizim her ay başında aldığımız ücrete benzemez. O artık kendi konumuna göre bir yardımda bulunur.
Bu bir ne kadar yaklaşım olabilir bilmiyoruz. Cenabı Hak'ın kendi katından vermiş olduğu nimet sıfatları ile bir değildir. Sıfatları da sıfatları da hiç şüphesiz evveli ve başı olmayan sonsuz bir ilahi hikmetlerle dolu sırlardır. Yani bir ilim dendiği zaman bunun başı ve sonu şekli ve şema ile haber verilemez. Bir de bu nuru Cenabı hak ilim nurunu zatından verecek olursa onun sınırı olamaz. Mesela biz konuşuruz neden konuşuruz diyelim ki Allah'ın Allah'ın sevdiklerine sevgi düşmanlarına bu olsun. Bunu okuduğumuz kadar haber veririz. İşte hocalarımızın bize talim ettiği ve kitaplardan gördüğümüz kadarıyla. Ama zatından alan kimselerin sözlerini kitapla yazamaz, defterde de bulamayız, kimse de ondan bahsetmez. Bunu Ahmet bin Hanbel Rahmetullah Ali hazretleri bir Şazeli şeyhinden duydu pek talimi de yoktu şeyh efendinin Fatiha'ya mana veriyor.
Ahmet Bin Hanbel Hazretleri bir mezhebin kurucusu malumatı tabi bambaşka fakat şöyle bir düşündü o kimsenin talimini düşündü ilmi yönünü tasavvur etti fakat Fatiha'ya çok manalar verdi bir değil beş değil yedi değil veriyor manaları manaları veriyor Ahmet bin Hanbel hazretleri cezbeye geldi, cezbeye geldi. Allah'ım dedi, böyle pek talimi olmayan bir kimse, böyle Fatiha'ya manalar verip duruyor diye cezbelenmeye başladı demek ki onlar bu ilmi gizliyorlar kime veriyorlar ehline veriyorlar aleyhisselatu vesselam Efendimiz de buyuruyorlar Eğer ilim ehline verilmezse bu Evrad olsun Ezkar olsun hınzırın boğazına inci takmak gibi buyruluyor çünkü ehli değil Ancak bunu neye talim ediyor? Bu evsafı haiz olan kimselere.
Mesela bir Sarraf, Sarraf diyelim ki Altun satıyor gümüşler şimdi buna da mail çoğaldı gümüşler bunu pazarlıyor diğer takılar var inciler var Bir de onu şifreni böyle dolaplarda saklamış olduğu yakut var. Zümrüt de var hakikisi, onu kimseye göstermez. Ötekileri böyle vitrine yerleştirir, güzel güzel yerleştirir, akşam oldu mu, toplar onu ama zümrütü alıp da vitrine koymaz mesela çok sevdiği kimseye durumu da müsait alabilecek olan kişiye der ki gece gel Gece ben açarım dükkanı açarım, sen gece gel. Gelir belki ışığı da yakmaz, gizlice dolabı açar, ona o kıymetli değerli olan taşı öyle diyelim, zümrütü ve yakutu verir. Şimdi bakıyoruz aleyhissalatü vesselam efendimiz Ashab-ı güzine sohbet buyuruyorlar ama Hazreti Selman'a olan sohbeti radiyallahu anh gece yapıyor. O Esrarı gece ifade buyuruyorlar. Mesela Ali Kerim aleyhi veche Efendimize cehri zikri çok gizli olarak öğretiyor.
Herkese değil ama ona öğretiyor. Hafi olan kalbi zikri Eba Bekr-i Sıddık Radıyallahu Anha mağarada üretiyor. Bak her yerde üretmiyorum. Ondan sonra Medine-i Münevvere'ye geliyor, buyuruyor ki kapıları kapatın pencereleri yürütün içinizde ecnebi var mı yabancı var mı yok ya Resulallah o zaman tevhidi okumaya başlıyor demek ki ehline veriyor Bunun için Abdülkadir Geylani hazretleri buyuruyorlar ki, ne kadar alıcıysanız o kadar vericiyiz. Ne kadar alıcıysanız o kadar vericiyiz. Çünkü gönül arşullah, Allah'ın arşı, genzullah, Allah'ın hazinesi, Beytullah olunca o kalpte artık tarife sığmayan nimetler mevcuttur. Bu haramda bir zat var. İnşallah yaşıyor. İrtihal etmişse ruhu şad olsun, hayatta ise Cenabı Hak selametler versin. Medine'de bize bir şey anlattı. Dedi ki, ben Medine'de bulunuyorum. Sami Efendi Hazretleri dedi bizi huzuruna aldı, tek başına almış.
Yirmi dakika kadar dedi Allahu alem çünkü yıllar olduğunu unutabiliriz. Kalbime dedi öyle bir yöneldi dedi hiç konuşma görüşme yok kalbime o zevki unutamıyor bu müftülerden bizzat buraya geldi Tabii buraya gelince üst ağzımızı hatırlıyor zaten onu ziyaret için geldi. Dedi ki gönlümde hatıralar benim canlanıyor dedi. Ben dedi geldim, işte tam yatma zamanı istirahate çekildim bak efendi Hazretlerinin bulunmuş olduğu odadan bir ses geldi oğlum buraya istirahat etmeye mi geldin dedi diyor derhal diyor zaten pek öyle hazırlanmamıştım üzerimi giyiverdim Ben geldikçe gel diyor, yaklaştıkça gel geliyorum, yaklaştıkça gel, yaklaştıkça gel, yaklaştıkça gel diyor. Sonra dizimi dizine dayadım. Oğlum bir Kuran-ı Kerim oku dedi. Ben de Kuran-ı Azimüşşan'ı okudum. Ondan sonrasını anlatamıyor, ağlamaya başlıyor. Kendinden geçiyor.
Meğer efendimiz hazretleri gönlüne teveccühde bulunmuş Medine'de dokuz yüz yetmiş üç yetmiş dört de olabilir çünkü aralık ayıydı. Muhammed Zübeyr diye Pakistanlı bir genç. Başında bir sarık var, sakalı biraz uzun boyu da biraz uzun sayılır, zayıfça bir delikanlı, nur gibi etrafında pervane gibi dönüyor Efendimiz.
Biz görmedik ama görenler anlattıklarına göre üstadımız hazretleri onun kalbine teveccühde bulunmuş o nimete nail olunca tövbe ayrılmıyormuş gördüm ayrılmıyor zaten Konya'dan bir grup demişler ki efendim bak biz minibüs tutuyoruz ta iki yüz-üç yüz kilometreden geliyoruz bize neden böyle bir iltifatta bulunmuyorsunuz ta Pakistan devletinden bir gence bu ikramı yapıyorsunuz deyince siz varlıkla geliyorsunuz İşte biz de biliyoruz Bizim de malumatımız var O ise yoklukla geliyor tabii sözü açar bitmez ve tükenmez sadece bir dakikasını anlatabilirim bir dakika böyle Kayseri'den geldik biz öğrenciyiz o gelenlerin isimlerini de biliyorum bizimle sofradayız sofrada bir an gözünü yumdu bir an Ondan sonra ev halkından birisi kapıyı nasıl olduysa herhalde bilmeden çarptı. O kapı süratle çarpılınca sükut buyurdular.
Arabada giderken böyle işçi bir adam hava ikmalde çalışıyor oradan emekli oluyor o coşuyor böyle mutfak atıyor giderken Dediler ki, ne oldu sana? Ben dedi bilmem dedi. Hasan efendimiz dedi, gözünü yumunca ben ne oldum bilemiyorum. İçim değişti, benim kalbim değişti. Ben kendimle değilim şu anda. Diyoruz ya yanımızdan ırmak geçiyor de bir tas su içemedik. Akıl, Allah'ı kavrayıp anlayamaz. Vehim ve hayal onu tasavvur edemez kendini yine ancak kendi bilir bilinenler ancak onun sıfat ve evsafıdır eşi benzeri yoktur diridir her şeyi bilicidir sıfatlarının da zatı gibi evveli yani başlangıcı yoktur ezelidir o cevher yani her şeyin aslı olan madde değildir değişen bozulan sonu olan bir şey de değildir yaratılmış olanlar gibi bir maksat için iş yapmaz gücü yarattıklarına bağlı değildir eserlerinden gücü ölçülemez. Onun için zaman yoktur. Maddenin, kainatın yaratıcısıdır.
Zaman kaydına bağlı değildir, zamanın yaratıcısıdır. Onun için bir mekan da düşünülemez. Denizlerin her bir damlası onun varlığının birliğinin ve ondan başka tanrı olmadığının şahididir. Yaratılmış olan küçük büyük her ne varsa onun birliğinin delilleridir. Zerre de bile onun tecellisi vardır zerrede bile onun tecellisi vardır zerrede bile. Var onun için şu içtiğimiz su olsun attığımız adım her şey Onun nurundan bu zayıf ve fakir de bu arzu ve hevesle niyet edip dua edin sizi kabul edeyim buyuran Vehhab-ı Mutlak üdruni estecib leküm hazretlerinin sözü elbet doğrudur. Ona yöneldim. Yalvarış elimi dergahına açtım yakarıp izin diledim feyiz vermesini bekledim gayb hatifinden nida ve cihetsiz sadairdi Yani o Rabbımızdan gelen sada işte doğudandır batıdandır kuzey güneyden deyin onun bir ciheti yoktur.
Ey ayrı düşmüş çaresiz aşık ve ey üzüntülü başıboş sadık bu yüce kapıya gelen dilenci ve bu padişah eşiğine başvuran esir eli boş gönderilmez. Bu dergahtan hacet dileyen kovulmaz. Bütün dertlere deva buradadır bütün dileklere bu kapıda erişilir senin de istediğin verildi şu an kabul edildi. Fikir dalgıcı gönül denizine dalıp kalp sedefinden sır incileri ve can hazinesinden nur cevherleri çıkardı ortaya koyup sundu. Aşk pazarında Hakk'a Boyun eğme çarşısında istikamet dükkanlarındaki üstat, sarraflar ve Rabbani sır cevherlerinin hazinedarları olan usta arifler Hakk'ın mahrem sarayına yol bulmuş, yakınlık tahtında, ünsiyet sofrasında cihanın hükümdarı olmuşlardır. Kutsal kubbelerin nurları altında korunmuşlar. Masivadan kaçıp uzaklaşmış, Allah'tan başka her şeyi unutmuşlardır. Allah'a üs tutmuş, dostluk temmi etmiş, iki cihandan geçmişlerdir.
Zahirde insanların arasına karışmış batında iki cihana göz yummuş, müheyyem melekler gibi haktan gayrısından gafil olmuşlardır. Her zaman olduğu gibi şimdi de dünyadan eksik olmazlar. Yeryüzündeki her şey fanidir, yok olucudur. Sırrının nuru Celal burcundan tecelli edip kainat varlığını yakıncaya kadar da var olurlar. On sekiz bin alem onun muhabbetine var oldu çünkü ruhlar ervah aleminde ruhlar ruhlar aleminde ruh-u Muhammedi nurunun ışığından zahir olduğu makamlı makamına yerleşti. Hak Teala uluhiyetini izhar etmek için cemalini arz edip kudret diliyle. Ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi ruhlar Hakk'ın cemalinin şevkinden ve kelamının zevkinden vecde gelip coştular. Bela ve rabbuna evet Rabbimizsın diye cevap verdiler. Hepsine, Ehadiyet cemalinin mecnunu, sermediyet zatının aşıklarıdır. Velakin o aşkından divane oldukları hazret kendilerine kendilerinden daha yakındır.
Fark etmelerine engel olan yalnızca gayiyet vehmidir. Yani ondan kendilerini ayrı sarma perdesidir. İnsanı bizi Rabbımızdan alıkoyan kine kendi nefsimizdir. Ruh-u Muhammedi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dolunaya benzer. Çünkü ayın kendisi bir parlak cilalı aynadır ve güneşe mazhardır. Onun nurunun mazharı olmaya yani onun ışığını ortaya çıkarmaya kabiliyetlidir. El gamaru mustefadüm mineş şems, ay güneşten istifade eder. Güneşe karşı geldiğinde güneşin ışığını alıp aydınlatır ve yansıtır. Karşı karşıya gelmesi sebebiyle hem kendi aydınlanmış hem de başkalarını aydınlatmıştır. Efendimiz aleyhissalatu vesselam, ehadiyet güneşi ile yüz yüze gelip uluhiyet nurundan aydınlandı. Bütün yaratılmışlar yıldızlar gibi yokluk batısında mağrip gizliydi. O ışık saçan dolunaydan ışıklanıp hepsi belli olma taayyün rengiyle boyandı.
O eksiksiz dolunayla karşı karşıya geldiler, istidatları kadar o nuru kazandılar. Hadisi Şerif Allah var idi Celle Celalü ve onunla birlikte hiçbir şey yok idi. Arifler bu Hadis-i Şerife şu sözü eklerler. Şimdi de yine aynen öyledir. Hak Teala buyurur, muhakkak ki biz insanı en güzel şekilde yarattık ve onu sonra esfel-i safiline aşağı dereceye indirdik. Ruhlar Nur-u Muhammedi'nin ışından var oldu. Her bir ruhlar ruhlar aleminde o ezel toplantısında incelik ortamında Hak Teala'nın huzurunun yakınlığında belli makamlara yerleşti. Uluhiyet cemalinin müşahedesine engel olabilecek kesafetten hiçbir şey yoktu. Her şey latifiydi. Düşünceye asla böyle bir şey gelmezdi. Her zor iş kolaydı. Her gizli aşikardı. Her şeyi bir gayret göstermede bilirdi. Her nesneyi sunmadan alırdı.
Her suali sormadan bilirdi, her bağışa istemeden erişirdi, sevap işlemeden yazılırdı, her arzusunu istemeden verilirdi, hak cemali asla gözünün önünden gitmezdi. Ruh bunca zamandır Hak yakınlığında yerleşmişken, Hak cemali ile ünsiyet dostluk kazanmışken ezeli sevgisinden uzaklaşıp Hak cemalinden ayrılacağını anlayınca hemen ayrılık ateşine düşen, üzülür, feryat edip ağlar. O kadar şiddetli ağlar ki, melekut alemindekileri de ağlatır. Onlar onun için uluhiyet dergahına yalvarır. Onun ebedi vuslatını isterler. Ey ruh. Ben seni o aleme cemalimden uzaklaşasın. Perdelenip ayrılık ateşine yanasın diye göndermiyorum, kemal ve mertebe kazanasın diye gönderiyorum, bu ancak cisimler aleminde beşeriyet vücudunda olabilir. O aleme varıp gönderdiğim resulümün şeriatı gereğince amellerde bulunasın sallallahu aleyhi ve sellem. Orada sana nefis arzularını musallat ederim, onlara üstün gelmelisin.
Nefsin arzularına meyledip benim yakınlığımda kutsal cemalimle ünsiyette iken yaşadığın zevkleri unutmayasın. Can ve gönülden bana kavuşmak isteyesin, Her işinde benim rızamı seçesin. Verdiğim belalara sabredip nimetlerime can ve gönülden şükredesin. Gönlün evinde benden başka hayali ve yabancıyı çıkarasın ve her anda ismimi zikrlesin. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
Ruhun Cemalini Anlama ve Hakka Yakınlık | Mihmandar