Ruhun Beslenmesi ve Manevi Rızık kaydında Efendimiz dua buyuruyorlar sallallahu aleyhi ve sellem. Ya Rabbi beni senin muhabbetinle rızıklandır. Biz rızık dindiği zaman ekmek deriz, peynir deriz, zeytin deriz, çorba deriz, türlü deriz, pilav deriz, hoşaf deriz, salata deriz, tatlı deriz, çay deriz, kahve deriz, meyve deriz, bu o değil. O maddi olan rızıklar. O rızkın yenme sebebi…
Efendimiz dua buyuruyorlar sallallahu aleyhi ve sellem. Ya Rabbi beni senin muhabbetinle rızıklandır. Biz rızık dindiği zaman ekmek deriz, peynir deriz, zeytin deriz, çorba deriz, türlü deriz, pilav deriz, hoşaf deriz, salata deriz, tatlı deriz, çay deriz, kahve deriz, meyve deriz, bu o değil. O maddi olan rızıklar. O rızkın yenme sebebi de manevi rızkın usulü için. Mesela bizim şu bedenimizi doyurmamız, yemekle içmekle, ruhumuzun güçlenmesi ve kuvvetlenmesi için. Aynen şunun gibi. Mesela evimizi hazırlamışız. Misafirimiz gelecek, evi hazırlıyoruz. Tepeden tırnağa evi, kırıl, kırıl ediyoruz. Pencerenin ünlerini siliyoruz, camları siliyoruz, sehpaları siliyoruz, halıları, merdiven ayaklarını her şeyi tertemiz bir hale getiriyoruz. Yemekleri hazırlıyoruz. Çaylarını, kahvelerini artık ne gerekiyorsa bir misafir için her şeyi hazır bir hale getir.
Bir misafir için her şeyi hazır bir hale getiriyor. Sebebi misafire ikram edeceğiz. Şu bedenimizle, ben ruhumdan ruh yükledim buyuruyor. Yani muttasıl değiliz ama mutasılız. Ayrıyız. Çünkü dediğimiz gibi ne muttasıl ne de mutasıl. Diyelim ki bir buz parçası. Buz parçası su değildir. Su değil ama sudan dahil değil. Sudan olmuştur. Mesela bir kayısı çekirdeği, kayısı değildir. Kayısı olur mu? Değildir ama kayısıdan da ayrı değil. Mesela şu aldığımız verdiğimiz nefes, nefes alıyorum. Bu biz değiliz. Bu bizden de ayrı değildir. Aynen bunun gibi. O nedir? Allah'ımız hiçbir şeye benzemez ama biz ondan da ayrı değiliz. Halet yaratma sıfatının eseriyiz. O zaman bizim şu bedenimizde olan ruhun güçlenmesi için ne yapıyoruz? Yersek onun için yiyeceğiz. İlahi güç ve kuvvetlerin usulü için olacak. İçersek de öyle, yatarsak da öyle, eğlenirsek de öyle. Ruhumuz gıdalansın diye. Güç ve kuvveti olmalı.
Nasıl olacak bu ne demek? Mesela yüksek bir yere çıktık. Oradaki havanın güzel oluşu Allah'ımızın nimet olarak. Her dağın ve taşın yemyeşil olması, Allah'ın ölü olan hayatı sen rahmetinle, güneşinle dirilttin. Benim de ruhumu, ulvi değerlerimi, kutsi yönlerimi lütfunla ihsanınla geliştir. Mesela biz düşünerek Allah'ımızın kudretini görmektir. Semaya baktığımız zaman nasıl yükseltildiğini. Halıkımız Mülk Suresi bakın bir yarık var mı buyuruyor. Bir çatlak var mı? Yok. Ve o semada avizelerini uzatmış yıldızıyla, avizelerini ışığını bize sunmuş ayıyla. Yine çünkü biz o yıldızlarla, yıldızlarla kutup yıldızıyla yönümüzü tayin ediyoruz. Ayıyla vaktimizi tespit ediyoruz. Vakti ayarlıyor ve aydınlatıyor. Güneş yine de her tarafı aydınlatmakla birlikte ısıtıyor da bizi. Böyle bir tavan. Dağları birbirine nasıl yazsadı? Yeri nasıl döşemiş altımıza. Şimdi eve sergiler oluyor.
Ruhun Beslenmesi ve Manevi Rızık kaydında Efendimiz dua buyuruyorlar sallallahu aleyhi ve sellem. Ya Rabbi beni senin muhabbetinle rızıklandır. Biz rızık dindiği zaman ekmek deriz, peynir deriz, zeytin deriz, çorba deriz, türlü deriz, pilav deriz, hoşaf deriz, salata deriz, tatlı deriz, çay deriz, kahve deriz, meyve deriz, bu o değil. O maddi olan rızıklar. O rızkın yenme sebebi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir müddet sonra sergilerin rengi de değişiyor, eskiyoruz zaten. Hiç toprakta eskime var mı ve böyle bir sergi görülmüş mü? İçinden sular çıkıyor. Madende çık. Her taraf çayır çemen. Sonra fasulyesi, nohudu, domatesi, patlıcanı, biberi, salatalık, buğdayı, arpası, yulafılamayacak kadar nimetiyle de sofra acıyor bize. Dağ taşa gezmeye girenlerimiz bu gözle bakarsan ruhu güçlendirir. Yok. Şöyle bir güzel mangal yakalım. Şöyle bir biz de bir keyiflenelim. Evet bu mangalı yakarken bu nimete erişemeyen kulların da var. Sana hamdolsun ya Rab deyip iki kilo üç kilo götürmüş olduğumuz iki kişi için o yiyeceklerden artanını fakirlere hazırlayacak olsak ruhumuz güçlenecek, kuvvetlenecek. Yani bu anlayışla alakalı, bu tefekkürle alakalı bu büyüklerimizin hali. Bu şekilde bakmış ve kazanmış. Diyorsunuz ki adam çok kazanıyor. Niye işi bildiğinden kazanıyor. İşi biliyor. Hesap ediyor.
Alınacak zamanı biliyor. Satılacak zamanı biliyor. Her şeyi ayarlıyor. Alışıyla verişi birbirleriyle denkleştiriyor bunu. Yok canım çöp kazanalım deyip de değerini düşürdükçe küt aşağı geliyor. Küt aşağı geliyor. Şimdi değerini korumuyor. Ne alışını biliyor ne de satışını biliyor. Ama evliyaullah alışını da biliyor, satışını da biliyor. Bir abdesti alırken her azanın günahlarına tövbe ederek alıyor, son damlasına kadar küçük bir böyle. Ne alış belli, ne satış belli. Evliyaullah da aynı görevi yapıyor ama o kazanıyor. Rabbimizi görür gibi yapmak suretiyle mükafatı da sonsuz veriyor. İş bu. Bunu ayıramadığımızden, Allah'ımızın vermiş olduğu bu aklı çalıştıramadığımız, çalıştırsan hiçbir sıkıntımız yok. Vermiş Cenabı hak. Güç ve kuvvetiymiş bize. Sermayeyi vermiş. Sen oğluna diyorsun ki oğlun senin zarar edecek hiçbir durumun yoktu.
Ben sana gençliğimden beri iğneyle kuyu kazarak bu nimeti elde ettim. Sana sermaye verdim ama sen orada eğlendin. Burada eğlentin. Canım dükkanı açmasak da olur bugün dedin. Müşteriye saygını da göstermedin. Sevgini de göstermedin. İşini de takip etmedin. Ah, sermayeyi bu hale getir. Dediler ya, sermayeyi kediye yükledi dediler. Kediye yüklemiş. Allah'ımız bize sermayesini verdi. Hem maddi hem de mani. Bize, Halifetullah yeryüzünde kendi namına hilafet görevini de verdi. Bu sermaye de verdi. Meleklere bile vermedi, nimeti verdi. Esmayı öğretti. İlim nimeti verdi, idrak verdi, akıl verdi, fikir verdi, anlayış verdi. El, ayak, göz, kulak boğazaları verdi. Şu dünyayı verdi bize. Bu dünya üzerindeki yiyecekleri verdi. Sermayeyi, bu sermayeyi yaşlanınca yaparız. Haydi yaşlanmadan ölüm geldi. Sermaye kül oldu. İbadet edenler ne yapıyor ki? İbadet, taat ediyorlar.
Onların yapmış oldukları hileler bildiğin gibi değil. Onlar gibi olacağımıza böyle gideriz. Sermayeyi kediye yükleriz. Evradımız ezkarımız öyle büyük bir sermaye veriliyor ki Sıddıkı azamla Ali Efendimize verilen sermaye veriliyor. O kağıt parçası dediğimizle. O yüz on bin istiğfar tevhid salat-ı selamlarda ölüm tefekkürü, rabıta ve zikirlerde Bunu hocası da söylüyor. Burada anlatacağım. Bunu yerine göre hocası da söylüyor. Diyor ki oğlum her zaman vazife yapacak değilsin ya diyor. O bir nimet, ilahi bir nimet o. Sıddik-ı Azam'a emanet edilen bir nimet o. 0. Öyle verildi ki, o nimet öyle ihsan buyruldu ki biz onun değerini anlayamıyoruz. Kıymetini bilemiyoruz biz onun. Allah subhanahu ve teala benim sadrıma ne doldurduysa onu olduğu gibi Ebubekir'in sadrına ilka ettim, doldurdum. Verdiği nimettir o bizim çekmiş olduğumuz evrad. Ali Efendimize vermiş olduğu sermayedir.
O sohbet büyük bir sermayedir. Zikir büyük bir sermayedir. Rabıtalar çok büyük bir sermayedir. Ölçülemez ama ne olmuş? Çünkü biz işini bilen, ticaretini en güzel şekilde yapan insanlarla olmamışız ki. Kuruşunun hesabını yapan, kuruşunun, hesabını yapan insanlarla olmamışız. Ya sen böyle yapıyorsun ama senin kuruş kuruş kuruş bunun önemi yok dediğin, ben senin eline el bilgisayarları neler de verdim, el hesap makinaları neler de verdim. Gramın da hesap ettiği, santimin de çıkar diye. O sene bundan ne olacak, şundan ne olacak dediğin buraya buraya takmış olduğun taka taka taka taka sermayenin yarısına varıyor neredeyse. O senin hiç saydığın elektriğin elektriğin parasını öder. Suyu öder, kirasını öder diyen insanlarla olmamışsın ki birisi çok harcarmış. Demişler ki oğlum bu sermaye nereden? Kendin mi kazandın yoksa başka yerden mi? Bu babamın sermayesi. Tabii sen çalışmadın.
Onun için bu sana çok rahat geliyor. Bizzat sen bu işin altına girseydin görürdün. Bu gibi insanlarla değil de hevai gönül derler. Hep nefsinin arzusunda olanlarla ola ola ola iş de berbat olur. Nasıl o iş berbat oluyorsa, bizim ruhani ve manevi Allah'ımıza kulluk vazifemiz, görevimiz ve bu kulluk sermayesi de şeytanın yoluna uya uya, şeytan insanların arzularına göre hareket I de I de I de bu hareket olur. Ne bir tadımız var ne bir lezzetimiz. Haber amel sandığı buyrulur. O amel sandığına bir şey koymamışız ki. Kılmışız namazı, çekmişiz evrak ve ezkarı. Ondan sonra da başlamışız. Vay şunun yüzünden, vay bunun yüzünden, şu şöyle etti, bu böyle etti. Yahu diyor, boğuldu söylüyor. Yapma baba, bunun aslı yok, parası yok. Gördün mü sen bizzat yok, yok duydum. Öyle konuşuyorlardı diyor. İslam'ın esasında bilmiyor.
İnsanın her duyduğunu olur olmaz etrafa yayması kendisine günah olarak biter buyuruyor Allah'ın Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem. Böylece sermaye yoktur. Hasetlik, ateşin odunu yediği gibi amellerinizi yer, hasetlikle bitiyor. Gıybetle de bitiyor. Dedikoduyla da bitiyor. Bir başkasının namusuna bakarak da bitiyor. Ağzımızı yüzümüzü bozarak da çünkü biz kazancın esasını bile kimselerle olmamışız. Çok zengin birisine Türkiye'de en zengin sayılan birisi iş yerine girerken evine girerken biz iki lamba yakacak kadar zengin değiliz diyor. İşte bu kazanıyor. Yakacak kadar zengin değiliz diyor. İşte bu kazanıyor. Biz diyor iki lambayı yakacak kadar zengin değiliz. Şimdi böyle riayet eden insanlarla olmadığımızdan, saçıp savuranlar ile olduğumuzda her şey biçim. Biz ağzını saçıp savuruyor. Elini saçıp savuruyor. Eli nasıl saçıp savuruyor?
Eliyle bir başkasını arkasından işte şunu görüyor musun işte şu şu şu değil. Gözünü de saçıp savuruyor, Gözgaş işareti yapıyor. Ağzında ve eğleniyor. Demek ki mürşid-i kamillerimizin dağlar başında yalnız oturmasının sebebi buymuş. Diyelim ki evde yılan var akrep var. Oturamaz. Bizim ahlaklarımız Allah korusun yılan ve akrep gibi olduğundan veliler bizim oturursak de çok az. Bizim rızkımız manevi olmalı. Dağıtlerimiz olmalı. Allah'ın yolunda cihad olmalı. Gayret olmalı. Birbirilerimizi ıslah olmalı, irşad olmalı. Hakkı duyurmalı. Bir araya gelip en azından evimizi toplayıp, evimiz gelin kadınlı, erkekli, sünneti seniyyeye elimizden geldiği kadar yapışalım demeli. Sonra yakın bulduğumuz etrafımızı çağırmalı. Onları ziyaretimizle Gelin gayrı aklımızı başımıza alalım dünyayı görüyorsunuz. Her yer bambaşka bir halin içerisinde. Ölüp gideceğiz, tutup durmaz seni sıhhat. Gönül sana demedim mi?
Bu alem böyle geçip gitmez. Ne olacağı belirsiz gelin, Allah'ın kitabına ve sünnetine ve evliyaullahın yoluna ulema-yı kirama sımsıkı yapışalım, kurtulalım demedikçe bugün değil. Bunu demeyi sebebimiz de ortamdan, bulunduğumuz çevreden hep aynı. Şimdi biz taksiye bindik. Bir otobüse bindik. Bir trene bindik. Bir uçağa bindik fakat uçağa binenler hep aynı. Pilot yok. Gemide hattan yok. Arabada şoför yok. Ne olacak? Nasıl gidecek o araba? O tren nasıl yol alacak? O uçak nasıl seydu sever yapacak? Önümüzde Allah'ın kitabını, Rasulünün sünnetini, ehlullahın hayatını yaşayan insanlar olmadıkça, onlar da onun bunun yanlış sözleriyle sarssındıkça, sarstıkça, kafadan ve gönülden onların ihtişamı giderildikçe biz kime uyacağız? Gerçek alimler dünyanın ve ahiretin ışığıdır.
Şu karanlık alemde güpegündüz aydınlık da olsa nefsani arzularımızla kararan dünyaya gelin ticareti helal yolla yapalım diye Allah'ın kitabından ayetler okuyarak bize ışık saçan evliyayı ve ulemayı takip etmedikçe nasıl biz aydınlığa kavuşacağız? Gelin şu düğünlerimiz Rabbimizin istediği şekilde Habibullah'ın ve ehlullah'ın arzu ettiği biçimde olsun sözüne uymadıkça nasıl bir ruhi, manevi aydınlığa kavuşacağız? Her tavrımız da öyle. Evimizde, bartımızla, işimizde, gücümüzle, bütün yaşantımızla gelin üsvetün hasene en güzel örnek Rasulullah'tır. Ona uyalım diyen insanların sözünü dinlemedikçe nasıl bir aydınlık olacak bizim karanlık olan kabrimiz nasıl olmaktan bir cennet bahçesine nasıl dönecek cehennem çukurundan cennet bahçesine? Burada eğer hesabımızı yapmazsak yarın Habirdeki hesap ne olacak? Kalkışımız ne olacak? Sıfatımız ne olacak?
Asır rızık bu ilahi rızık, manevi rızık, taatlerimiz bunu tadacağız. Demek ki şu vücudumuzu beslememizin sebebi nasıl ki bir misafire evimize hazırlıyoruz, yediriyoruz, içiriyoruz, o misafir rahat etsin diye. Sonra misafir geldiğinde on, kısmetle geliyor, birini yiyor, dokuzunu bırakıyor, ev sahibinin günahlarını da bağışlattırıyor. Biz vücudumuzdaki ilahi güçlere değer verdikçe bedenimize öyle bir öyle bir sermaye, öyle bir nimet kazandırıyor ki tahrip edemezsiniz. Ne kazandırıyor? En azından secde eserinden müminleri tanırsın. Bakıldığı zaman şu ne güzel insandır dedirttirecek elsaf hasıl oluyor. Parmakla gösterilecek örnek insan oluyor. Ruhumuza yapılan ikram ile ne oluyor? Hep kendisine dua ettirecek bir kimse haline geliyor. Öyle oluyor ki öldükten sonra amel defterini kapatmayacak hale geliyor. Şu vücuda bile. Bu vücuda nasıl faydası oluyor? Bu toprak olup gidiyor, olmuyor toprak.
Mevlana'mızın buyurduğu gibi demir cilalanıyor. Nasıl? Necmettin I İrraki diye bir zat var. Bir cenazede hoca telkin veriyor. Bu evliyaullah da tebessüm ediyor. Hatta kabirde tebessüm de de pek caiz değildir. Ölüm unutulduğu için ona yakın olan bizzat diyor ki efendim bu tebessümünüzün sebebi nedir? Ölü diriye telkin veriyor da onun için, bu zat Rabbimizi zikredeydi, almış olduğu o ilale efendimizden onu öyle çalıştırdı ki, çarçur etmedi onu. Çok iyi bir şekilde kullandı sermayeyi. Teheccüdlerde seherleri ihya etti. Seherlerde ihya oldu. Kuran üzerine gözlerini dikti. Başkasının namusuna dikmedi. Elini ayağını hep hayır yolda kullandı. Yapmış olduğu zikirle gönlü Mevla'yı anar hale geldi. Azameti ilahiyeyi tefekkürle sadece kalbi değil bütün vücudu zikre geçti. Murakebelere ulaştı. Namazını kılarken huzura ve huşua erdi. Orucunda takvayı buldu. Cihadında niyeti I ilahi kelimetillah oldu.
Velhasıl bütün taatlerinde gösterilen hedefi yakaladı. Allah'ın izni ile on ikiden vurdu. Hedefini şaşmadı. Onun vücudunu toprak bile yiyemez. O sadır ve diridir. Ruhani hayatladır. Bedenimize bile onun ruhumuza olan ikramın ilahi güçlere faydası hesap edilemez. O zaman bir nimeti yiyor dokuzu kalıyor. Ne kalıyor? O kimse öyle bir hizmet ediyor ki ruhuna ilahi değerlere vermiş olduğu kıymetle, Kişi önden gönderdiğini de geride de bıraktığını bilecek. Allah'ımıza yönelme sebebiyle celle celalühü açmış olduğu hayırlı bir çığır. O çığırdan insanlar yürüdükçe kendisine ecir ve mükafat kalıyor. Birini yiyor, dokuzu kalkmıyor. Allahümme erzukni hubbek Ya Rabbi beni senin sevginle rızıklandır. Seni sevenlerin rızkıyla, muhabbetiyle. O da rabıtayı şerifeyle. Senin sevgine geliştirecek amelle Sana olan sevgimi her şeyden hazra kıl ya Rab.
Ya Davut, seninle benim arama dünyanın aşığı, ilmiyle iftihar eden, övünen kimseleri bırakma. Çünkü Allah'ın yolunda insanları saptıran kimselerdir. Der ki Evrak ve Ezker her zaman okunmaz. Artık evliya menkıbesiymiş. Bırakın bunu. Evliyanın kerametiymiş, bırakın bunu. Çok gizli bir Allah korusun girişle, girişle canım enbiyanın hayatından verelim, Evliyaullah'ın hayatından verene kadar. Evet enbiyanın hayatından da verelim, evliyaullah'ın hayatından da verelim. Anlatılmasın bu gibi işler. Bizim sevgili üstadımız, him ehli olan üstadımız, enafil fil ihvan durumunda olan kişi, daha ziyade evliya menkıbesi ile kendisine yön bulur. Fena çok iyi hesap etmemiz gerekir. Bunları ilmi esaslara göre vermemiz icap ediyor. Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem sana peygamberlerin kıssalarını, kıssalarını anlatıyoruz buyuruyor.
Mevla yüz celalimiz sana geçmiş peygamberlerin kıssalarını Onunla gönlün, sebata ersin, hakikati bulsun, huzura ersin diye. Şimdi evliyaullah nedir? Ulema-i Kiram, nebilerin varisidir. El ulema ve rekatul enbiya. Evliya olduğu zaman o da ilimde rusuk sahibidir. İlimde derinleşmiş, ilmin esrarını hikmetle çözen kimseler demektir. Onların da menkıbesi başımızın tacıdır. Peygamberlerde mucize, Evliyaullah'ta da keramet olur. Mucizenin ifşası mucizenin ortaya çıkartılması vaciptir. Çünkü bir dinden diğer bir dine, bir kitaptan bir kitaba geçiliyor. Bir peygamberden diğer bir peygambere. Evliyada ise keramette böyle bir durum yok. İcab ettiği zaman. Çünkü bir din değişimi yok. Yani bir peygamberden din deyince anlaşılsın diye. Yoksa Adem aleyhisselamdan iki cihan güneşine kadar dinlerin hepsinin adı İslam'dır. İslam'dır.
Yani bir peygamberden diğer bir peygambere, Musa aleyhisselamdan İsa aleyhisselam'a, İsa aleyhisselamdan Efendimiz aleyhisselama geçiş gibi bir durum olmadığı için veliler kerametini gizlerler. Gizlemeleri de vaciptir. Çok nadir. O da icap ettiği zaman. O kimsenin irşadı ona bakıyorsa yoksa bununla ölçülmez. Zaten keramet müstakim olan insanlarda zuhur eder. Müstakim olan nebilerin, sıddıkların, şehitlerin ve salilerin yoluna uyanlardır. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. Bu sermayeyi kedilere yüklettirmesin. Yarın inşallah huzur-u ilahide birine en az on yedi yüz ve sonsuz bir şekilde mükafatla, hatta mükafat beklentisi içerisinde