Ruhun Beslenmesi ve Kalbin Arınması kaydında Hadis-i şerifte üç şey vücudu rahatlatır ve ferah verir, huzur verir, sükunet verir, güzel koku. Yalnız bunda da gül esansını daha çok tercih ederler. Evrad ve ezkarımızı okumakta. Yumuşak libas, elbise olarak yumuşak libas. Bir de bal şerbeti. Hadis-i şerifte ifade buyruluyor. Yine Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in…
Hadis-i şerifte üç şey vücudu rahatlatır ve ferah verir, huzur verir, sükunet verir, güzel koku. Yalnız bunda da gül esansını daha çok tercih ederler. Evrad ve ezkarımızı okumakta. Yumuşak libas, elbise olarak yumuşak libas. Bir de bal şerbeti. Hadis-i şerifte ifade buyruluyor. Yine Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in mübarek sözleri var. Fahr-i Razi'nin beyanı vechi ile, bu da yeme hususunda dört tane hüküm var. İnsanın tattığı tahımda nefsini ölümden kurtarmak için yerse farzdır. İşte gaziyeyi görüyoruz susuz doğa, açlığa gittiklerini. Nefsini ziyafet gibi zarardan, böyle bir haram olan ziyafetlerden kendimizi koruyup zafiyete düşmemek için yemektir. Yani yemediği zaman zafiyete düşecek, hastalık meydana gelecek, tedavisi mümkün olmayacak, bu hale düşmemek için. Üçüncüsü misafirin utanmaması için misafirle birlikte yerse menduptur.
Dördüncüsü bunlardan salim ve ali olarak yerse mübahtır. Yediğimizde de Allah'ımıza şükrümüz, hamdimiz şu şekilde beyan buyuruluyor, kalple şükür. Nimeti ihsan eden hakiki mün'imi, nimet vereni bilmektir. İki, lisan ile şükürdür ki kalbinde olan Allah'ımızın nimet veren Rabbimizin marifetini lisanıyla izhar edip Rezzak-ı Hakiki olan veli nimetin hamdü senasında bulunmaktır. Tabii her şey ondan olduğu için bunu lisaninde ifade etmektir. Bir de azalarınızla şükür vardır. Mesela elin şükrü harama gitmemek, Allah yolunda sarf etmek, gözün şükrü yine hakeza bunun gibi. Hz. Ali, kerremallahü vechi Efendimiz buyuruyorlar, yemeğe tuzla başlayın ve tuzla bitirin. Eğer böyle yaparsanız Allahü Teala yetmiş türlü hastalıktan temizler, Yedi gün sabah vakitlerinde yirmi bir tane kızıl üzüm koru yerse bedenine sevmediği bir şey bırakmaz Cenabı Hak.
Ve güzel koku da dimağı kuvvetlendirir, gözü kuvvetlendirir. Kafir ve gül suyundan başka kokular kuruluk verir demiş. İmam Ali Efendimiz'in radıyallahu anh sözleri. Burada taam hususunda ruhun taamı ve kalbin taamı üzerinde durulmuştur. Bu yediklerimiz bedenimizin hayatta kalması için mideyi ne yapıyoruz? Takviye ediyoruz, yiyoruz, içiyoruz. Bir de ruhumuzun taati var, kalbimizin taati var. Eğer letaiflere geçersek her bir letaif Allah'ımızın sıfatlarının tecellisidir, eğer iyi yapabilirsek. Caferi Sadık Hazretleri bu taam hususunda şöyle bir izah yapmış. O da ruhun yiyecekleri hususunda az yemenin övülen bir vasıf olduğu ama diyor her vakit öyle olması lazım. Böyle olursa insanın zahiri de bedenen de rahat olur, kalben de rahat olur. Zarmüret olarak zaten ifade edildi, yenir.
Daha bu yemede öyle esaslar ele alınmış ki muttakilerde olan yeme, gönlü Cenab-ı Hakk'a açılanlarda yeme, bunlar tevekkül ehli kimselerdir. Vücuduma kuvvet olsun diye yemeler bu müminler için izahını yapmışlar. Bir de mümin için en zararlı husus iki şeydir, diyorlar. Bu da tıka basa yemek çünkü bu insanda iki tane kötü hasreti meydana getiriyor. Birisi gasretü'l-galp, kalbimizin kararması. İkincisi de ve heyecenüs şehve, hayvani duygusunun galebe çalması. Ruhun gıdası üzerinde, kalbin gıdası üzerinde ve bedenin de sıhhati üzerinde durulmuş. Abdülkadir Geylani Kaddesallahu Sırra eklüş şehevat, yüksil kalp. Eğer böyle kimin verdiğini düşünmeden abur cubur yenecek olursa Rabbimizin zikrini unutarak bunun kalbimizi siyahlaştırdığı, aynı zamanda sır alemine de zarar verdiği, insanın anlayışına da zarar verir buyuruyor ve çok uyumayı ve gafleti mucip olur.
Ruhun Beslenmesi ve Kalbin Arınması kaydında Hadis-i şerifte üç şey vücudu rahatlatır ve ferah verir, huzur verir, sükunet verir, güzel koku. Yalnız bunda da gül esansını daha çok tercih ederler. Evrad ve ezkarımızı okumakta. Yumuşak libas, elbise olarak yumuşak libas. Bir de bal şerbeti. Hadis-i şerifte ifade buyruluyor. Yine Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem'in…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Abdulkadir Geylani Hazretleri ve yakvil hırs, insanda hırsı da artırır ve uzun emel taşımasına da sebep olur. Yine Abdülhakide Geylani, kalpte Sallallahü Hazretleri buyuruyor ki benim işte alışa geldiğim budur diye yemeyin diyor. Resulullah nasıl buyuruyorsa öğle yiyin, zaten o da geliyor. O zaman buradan takip edelim. Bu canım istiyor şekliyle de yemeyin, işte daha canım arzu ediyor demeyin. Nefsinizin arzusuna göre yemeyin. Çünkü la te'kür illa bişahiteyni adley-i buyrulmuş, iki şahitle yiyin. Biz bu şahidi mahkemede davalılar gelir, şahit istenir, öğüne biliyorduk. Şahitler çok, sadece o değil. Sağımızda ve solumuzda olan melekler şahit değil mi? Cenabı Hak şahit, sonra Resulü şahit, melekler şahit, yürüdüğümüz, gezip dolaştığımız yer şahit, semavat şahit, dokuz tane sıralanır, şahit bunları. Konuya dönülecek olursa yemede ve içmede iki tane şahit.
Bu çok duymadığımız bir husus ama ehlullah konuştuğu zaman gerçekten işin hakikatini ortaya koyuyorlar. Yoksa kitaplarda mütalaa ediliyor, var. Mesela yeme hakkında hususen bir cilt eser hazırlanmış. İmamı Gazali Hazretleri müstesna, İmamı Gazali Hazretleri de bir eser hazırlamış. Bunlarda gördüğümüz bizim ahirette kurtuluşumuzu teminle esaslar, yani ölürken imanı kamille, kabirde suale cevap verme, insan simasında ayın on dördü gibi kalkmanın, hesabı, mizanı, suratı kolay geçirmenin esaslarını her konuda veriyorlar. Bunun için biz ulemau rasihin buna önem bileceğiz. Bu rasih alimler ulemai Rabbani de denir. Malumatını Cenabı Hak'tan alan kullar Abdülkadir Geylani Hazretleri ve emsali hiç şüphesiz okumamış değil, okumuşlar. Aynı zamanda Cenabı Hak onların kalplerindeki güzelliğe karşılık kendisinden de ilim vermiş. Ancak bununla rahat edilebiliyor. Yoksa bildim deyip geliyoruz.
Bakın hiç duymadığımız bir hususu nasıl haber veriyoruz. Yemekte iki şahit, el kitabu vesünne, Kuran-ı Kerim bize yeme hususunda rızkın helal ve temiz olanlarını yiyiniz buyuruyor. Mesela rızıkta helal yoldan kazanın, helal yerlere harc edin buyuruyor, aleyhisselatu vesselam efendimiz. Tabi bunlar Kuran-ı Azimüşşan'ın tefsiri, onun tebliğini, açıklaması durumunda olan hakikatlerdir. Doğru. Rabbimizin rızık hususunda ne demek? Tayyyib kelimesinin burada rızıktaki tayyib anlamlarını çok vermişler. Mesela haramdan sakınmak olarak vermişler, şüphelilerden kaçmak olarak vermişler, Bunun yanında masivaya kadar Allah'tan gayrı celle celalühü düşünceleri atmak, bir de vera hali var ki helalde bile dikkatli oluyor, haram değil ama helalde bile dikkatliler. Bu şekilde ele alınmış. Sonra sünneti Muhammediye'de Efendimiz yeme hususunda ne buyuruyor, kendilerinin tatbiki nasıldır?
Baktığımız zaman Aleyhisselatu Vesselam Efendimize dayanarak ast-katiyyen yemek yememişler. Dayanarak yemek yememişler, bunun gibi. Rızkın iki şeklinden bahis buyuruluyor. Fi aksamir rızk, evet. Rızgul ervah, rizgun lil ervahi belkulu. Ruhlarımızın ve kalbin rızkı. Bunu hiçbir görmedik. Fakat Allah'ımızın sevgili dostları demek ki gönüllerine inen ilimle bunları ortaya koyuyorlar. Bu kitap ve sünnetten ayrı zannetmeyelim, onun artık derin anlamları, ruhani, manevi hikmet yönü, ilimde hikmet, ilimde hikmet yönü bu işte, Faydalı ilim bu işte. Ve hüve, evet, el-ilmün nafi, faydalı olan ilimlerdir diyor, ruhun ve kalbin rızkı. Ben marifetü billahi teala, Cenabı Hakk'ı tanımak ve zikrru ve'l-fikru zikretmek, ayakta otururken, yanımız yerde herhalde Rabbimizi zikir ve tefekkür. Bu vehuve eşrafü'l erzak, rızkın en şereflisi de hiç şüphesiz budur.
Bu vücudumuzla ilgili bedenimizle alakalı midenin doyumuyla münasip olan rızık ise yediğimiz içtiğimiz, giydiğimiz kuşandığımız hususlerdir. Biz burada maddi olarak rızıktan faydalandığımızda bu bize neyi sağlar? Vücudumuzun kuvvetini sağlar. Ama biz bir mümin olarak hayırlı bir yolu da tutmak suretiyle dinimizin, dinimizin takva yönü olan bu mübarek yolda evradımız var, ezkarımız var, zikrimiz var, bize tarif edilen letaifler var, bunun yanında murakabeleri var. Bunları niçin yapıyoruz biz? Çünkü bizde insanda öyle bir esrar var ki halifetullah Allah'ımızın yeryüzünde halifesi olması, emanetlerin yüklenmesi, bütün isimlerin ona öğretilmesi ve Rabbimizin esmasına esma-i ilahiyyesine bu tecellilere mazhariyeti sıfatlarında daha bunun hülasa olan şekli bütün kainatı insanoğlunun hizmetine vermesi, bizi de zatına kulluk için yaratması şereflerin en büyüğüdür.
Böyle bir şerefe ermek için bunlara gayret göstereceğiz. Görürüz, eşyada bile sınıflamalar var. Yani bu kasabaya göre dineceb olursa döküntü elmalar da var, külah elmalar da var. Bizim bildiğimiz o kadar bu alanda bizim malumatımız olmasa dahi duyduğumuz. Bir de ekistira elmaları var. Bir kiraz dediğiniz zaman dolu çeşitleri var, aşırı olan da var fakat isimler çok yabancı kullanıldığı için onu demek istemiyorum. Her eşyada bir farklılık var. Şu toprakta bile farklılık var, havada bile farklılık var, içtiğimiz sularda farklılık var, yediğimiz taamlarda farklılık var, çok. Bunun gibi insanlar da çok farklı. Allah'ımızın ilk hitabı Ya yuhennes, bak umumi bir hitap. Ondan sonra iman edenler değişiyor, daha bir üstün.
Daha müttaki olanlar, Cenabı Hak'tan korkanlar, korkup hayatına düzen verenler, intizam verenler, aile hayatına düzen veriyor, evlatları hususunda düzen veriyor, çalıştığı, çabaladığı işinde gücünde, rızkını teminde düzen veriyor, hayatına düzen veriyor ömrünün nasıl geçirildiği hususunda, ilmine bir düzen veriyor, acaba okuduklarımızla amil olabiliyor muyuz, ihlasımız var mı, hep bu konularda. Bu hala nasıl geliyoruz biz? Büyüklerimizin Kuran-ı Azimüşşan ve sünneti seniyyeden çıkarmış olduğu esaslara riayet etmek suretiyle Der miydi İmam-ı Azam, Rahmetullahi Aliye Hazretleri? İki sene olmasaydı imam helakte idi. Bunu yanlış değerlendirmeyeceğiz, bu helak dediği şu, yoksa İmam-ı Azam efendimiz gibi Allah'ın sevgili bir kulu helali ifade ederken şu şekilde söylüyor.
Ben diyor dilmen malumatım vardı, bir gördüm Kuran azimüşşanı, bunun yanında ehadısi Muhammediye, fıkhi konuları, bunları hep biliyordum, hadis-i şerifleri. Ama diyor aynel yakin oluşunu ancak diyor ehlullahın sohbetlerinde öğrendim. Hakk'a yakın ilmi de onlardan öğrendim diyor. Bu noktada söylüyor. Yoksa alıp vazifeyle bir tarafa çekilmek değil. Bunu bizzat yaşamak. Nasıl yaşamak? Diyelim ki gözümüz bakarken de aldığımız o çektiğimiz artık ne kadar verilmiş ise o evrad ve ezkar ile ibretle baktırır bize. Daha nasıl baktırır? Eşyanın hakikatini de göstermeye doğru gider. Daha bize gayb alemini de göster. Çünkü o gönül gözleriyle görülür. Görünmeyenlerin görünür hale gelmesi gayb, gaybe imanı da bize ifade eder. Diğer hususlarda hep öyle. Şu şekilde düşünürsek daha iyi anlaşılır. Diyelim bir yavru sütten istifade ederken anasından ne yapıyor? O süt sadece midesine inmiyor.
Midesine inen bu süt, bu gıda ayağına güç oluyor, onun yürümesini temin ediyor. Eline de fayda veriyor, eli tutuyor. Gözüne fayda veriyor, görüyor. Kulağına fayda veriyor, duyuyor. Onun zekasına kadar, aklına kadar bütün ne veriyor? Fayda sağlıyor. İşte füyuzat-ı ilahiye diyoruz bu gıdalardan anlatınca, kalbin gıdasından füyuzat manevi bir coşkunluktur. Nedir bu? Hadis-i Şerif'tir. Kalbi genişledikçe genişle, dünya gözünde iç mesafesinde kalır, ahirete yönelir. Dünya işlerinde haksız kazanç değil, helal yoldan temin etmeye gayret edin. Bu cihetlerini bilirsek o zaman sımsıkı tutunuruz. Daha neyi sağlar? Çocuğun içmiş olduğu süt beynine güç veriyorsa, alınan evrad ve ezkar beyninde öyle bir değişim meydana getirir ki tefekkür, tefekkürün kısımları var. Bir yıllık taate de bedel, yetmiş yıllık taate de bedel, bin yıllık taate de bedel.
O aldığımız ders, istiğfarımız, tevhidimiz, salatü selam, ölüm tefekkürü, rabıta, zikirler, letaifler, alemi emir ve alemi halk. Alemi halk bedenle alakalı su, hava, ateş, toprak menet. Bakın ne yapıyor, Mevlana'mızın buyurduğu gibi demiri ayineleştiriyor. Madenler kömürden oluyorsa kömür zümrüt haline geliyor, yakut haline geliyor, şu beden dahi. Çünkü bedenlerini toprak yiyemiyor. Sonra alemi emir denen, elle tutulup gözle görülen değil, manevi, ruhani, latif olan yönleri kalbi, ruhu, sırrı, hafi, ahvası, bunlar neyi sağlıyor? Bunların mükafatını melekler bile yazamıyor. Daha anlatalım mı, layık olmayarak? Büyüklerimizin himmetiyle o murakebedeki tamamını söyleyemezsin. Söylediyseniz müşahadedir. Müşahede hali artık dünya imiş, ahiretmiş, baktığı eşyadaki esrarı görmek. Efendimizin duası sallallahu teala aleyhi ve sellem, ya Rabbi beni eşyanın hakikatine eriştir diye dua buyuruyorlar.
O zaman insan sulh oluyor. Ve sulhü hayy, Kuran-ı Kerim'de sulh dendiği zaman iki kişinin arasını ıslah olarak sadece düşünmemeliyiz. Nefisle ruhun arasını da ıslah etmektir. İşte onların bize vermiş olduğu evrad ve ezkarın esrarından birisi budur. Ruha sırrı, ruha nefse arkadaş etmek. Ne zaman arkadaş olur? Esanne. Ya yetuen nefsül mutma inne ircian ile rabbike radu yeten merdiye, fethuli cenneti o zaman yoldaş olur, Allah'ımızın hitabına erer ve amellerin kabul noktası da burasıdır. Sonra rabiyeten merzuiye, nefsi kamile ve nefsi safiye hasıl olur. Bunların hepsi Kuran-ı Kerim'de mevcuttur. Bunun dışında hiçbir şey yoktur. İnşallah dua buyurun, biz de bunları anlamaya çalışalım. El Fatiha.