Ruhun Arınması ve Yakinin Elde Edilmesi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Ruhun Arınması ve Yakinin Elde Edilmesi
Ruhun Arınması ve Yakinin Elde Edilmesi kaydında Yoksa mesela bura bir asırda devam eden mübarek bir yol. Kemeli Halıkı Lemyezel Celle Celalühü, onun emri ilahisi. Allah'ımızı tazarruan ve hufye yalvararak yakararak hafif bir sesle zikretmek, kalben zikretmek ruhen bu kitabı kerimimizde mevcuttur. Sonra Aleyhissalatü Vesselam efendimizin bu zikirleri emanet ettiği sıddık, azam, Vali…
Yoksa mesela bura bir asırda devam eden mübarek bir yol. Kemeli Halıkı Lemyezel Celle Celalühü, onun emri ilahisi. Allah'ımızı tazarruan ve hufye yalvararak yakararak hafif bir sesle zikretmek, kalben zikretmek ruhen bu kitabı kerimimizde mevcuttur. Sonra Aleyhissalatü Vesselam efendimizin bu zikirleri emanet ettiği sıddık, azam, Vali keremullah vechi efendimiz. Ta oralardan geliyor. Yani boşuna biz bir tarikata aliye intisap etmiyoruz. İşte anam girmiş, babam girmiş, arkadaşım girmiş, şu girmiş, bu girmiş. Eğer böyle giriliyorsa bu adet kabilinden olurum. Ama ben bu yol vasıtasıyla Rabb'ımı bulacağım dersek o zaman hakikati bulmuş oluruz. Neden? Şimdi diyelim ki mühendisliğe ait yüzlerce kitap okuyoruz mühendisliğe ait. Bize burada mühendis dinlemezler. Çünkü onun diplomasını almamız lazım.
Bu mühendislikte en ileri yönde olan, yani çok başarılı olan bu sahada uzman olan birisinin delaletiyle diplomamızı alacak olursak o zaman mühendis olur kişi. Biz diyoruz ki bu yol takva yolu, bu yol Ebrar'ın yolu, bu yol mukarre bu Allah'ımızın kendisine yaklaştırdığı kulların yolu. Burada yakin anlatılıyor kesin inanç. Bu nedir? Bu mektebine dahil olmak suretiyle önümüzde de yol gösteren bulunacak ki anlayabilelim. Yoksa bunu anlamamız mümkün değildir ve bilemeyiz. Öyle geniş şu güzel hareketlerle de olmaz. Yani bir bizim kapımızın önündeki bahçemizin ilgilenmeyecek olursak, mesela bir tohum atmışız veya bir fidan dikmişiz. Onun yok. İşlenmesi yok. İlaçlanması yok. Sulanması yok. Budanması yok. Bakımı yok. Bu nasıl gelişecek?
Şimdi biz eğer bu mübarek yola girmiş isek Cenabı Hakk'a kavuşma yoluna, nasıl ki biz bağımıza, bahçemize, işimize, gücümüze nasıl önem veriyorsa şu kalıcı olan, bitecek olan dünya işlerine, ahiret işleri ise ebedi bir hayattır. Ona ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini artık şuur suretiyle beynimizin çalışıp kalbimizle birlikte beynin hareketiyle olacak bir iştir bu yoksa kendi başına olmaz. Yoksa adet kabilinden olur. Mesela büyüklerimizden anlatılıyor. Diyorlar ki bir için su, bir lokma ile diyor erişeceği yerlere ilişti. Bak çok kısa bir zamanda demek. Çok kısa bir zamanda bu hakikati buldu diyor. Demek ki azmetmiş ki buluyor, gayret etmiş ki buluyor. Yoksa gelişi düzen. Bak mescide gelişimiz de öyle, taat yapışımız da öyle, gerçeğini bulmak. Mühim olan o. Bir fidandan beklenen nedir? Meyvesidir. Yaptıkta olduğu şekilde yürümüyor bu iş. Yakin kalplerin amelidir.
Gönüllerin gönüllerin amelidir. Öyle sadece bedenin yatıp kalkması değildir. Mesela oruç taati anlatılır. Oruç yemekten içmekten, cinsi münasebetten uzak olmakla bundan ibaret değil. Takvadır önemli olan Cenabı Hakk'ın korkusunun bizim her yönümüzü işgal etmesidir. Bütün azalarımıza oruç tutturmaktır. Mühim olan bu. Mesela cihat dindiği zaman cihatdan gaye nedir? Dinimizin yücelilmesidir. İmanın artmasıyladır diyor. Aynen dediğim gibi bunu şekil şemail olarak tarif etmekle olmaz o. Bu bizzat yaşamakla elde edilecek. Yaşamakla bunu elde edeceğiz. Daha sonra izah buyurmuşlar. Başta diyor gönül gözlerinin açılmasıdır demişler. Gönüldeki perdelerin kalkmasıdır kalpteki. Şimdi biz anlamıyoruz gönülde kalpteki perdeler kalkacak ne anlıyoruz hiçbir şey anlayamadık. Bu nefsimizin arzu ve istekleri, hayvani duyguların ve şehevi isteklerin ortadan kalkması demek. Bunu nasıl kaldıracağız?
Ruhun Arınması ve Yakinin Elde Edilmesi ne anlatıyor?
Ruhun Arınması ve Yakinin Elde Edilmesi kaydında Yoksa mesela bura bir asırda devam eden mübarek bir yol. Kemeli Halıkı Lemyezel Celle Celalühü, onun emri ilahisi. Allah'ımızı tazarruan ve hufye yalvararak yakararak hafif bir sesle zikretmek, kalben zikretmek ruhen bu kitabı kerimimizde mevcuttur. Sonra Aleyhissalatü Vesselam efendimizin bu zikirleri emanet ettiği sıddık, azam, Vali…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Diyoruz ki evimiz kirlenmiş, tozlanmış. Ebu temizlenecek. Nasıl temizlenecek bu? Elbette ki onu temizleyecek aletlerle olacak bu. Gönlümüz arıla arınacak, durulacak, keskiyeyi nefis, nefsimiz kötülüklerden kurtulacak derken bu kendi başına demekle olmuyor. Bu mübarek dizinin dibine oturduğumuz ehliyeti bizzat Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizle tasdik buyururlar mürşid-i Kamil'in verdiği evrad, ezber ve tavsiyesiyle olacaktı. Artık görünmeyen alemlerin esrarının sırlarının belirlenmesidir, belirmesidir. Bunu nasıl göreceğiz? Şimdi bu gözümüz da görüyoruz. Birbirimizi görüyoruz. Baktığımız zaman pencereden dağı da görüyoruz. Dağdaki yeşilliği de görüyoruz. Bağı da görüyoruz. Vesair yolları da görüyoruz. Bunu ne görüyor? Bu göz görüyor. Had Suresi'nde kırk altıncı ayet içinde de kalp gözleriyle de görülmeyen alemler görülür. Ama o görünen de şahitlerle ispat edilir.
Öyle gördüm demekle olmuyor. Haydi gördük. Daha nefsimiz emmare. Azıcık iltifat görmeyecek olsa tamamen değişiyoruz. Halbuki bu yola adım atmanın birinci şartı methile zem. Övülmesiyle yerilmesi bir olacak. Yahut bana bir hoş baktılar yok. Tabii bunun gerçekleşmesi için iyi bir gayret, iyi bir çaba ister. Bize kıymetli hocalarımız derlerdi ki bu yol gerçekten ilim mehirlerinin yolu, işi idrak edenlerin yolu. Ve gayri Ebubekir bin Tahir Eğer kalbimiz mesela maaş zamlandı. Öyle bir seviniyoruz ki ona maaşım arttı diyoruz. Mesela arabamız en güzelindense buna seviniyoruz. Durmadan değişiyor telefonlar vesair kullandığımız eşya. Onlar mükemmel oldu mu biz zevke ayırıyoruz. Bu değil işte. Allah'ımızın gayrı bütün endişelerdeler gözünde hiç mesafesinde olacak ki bu haz zuhur edebilsin. Bu da ne olacak? Ancak bir kıyasla mümkündür. Kıyasını yapabilir miyiz?
Dünyayla ahiretin yaparız, dünya geçicidir. Ahiret de ebedidir. Geçici olan dünya için çırpınıp durmayız. Yetecek kadar. Hayrola el hafi, hayrola maidmi. Ama ahiret için bebeği bir alem. On beş günlük tatillerimiz olur. O yerine göre değişir. Diyelim kaplıcalar vesaireler on beş günlük. Altı ay öncesinden hazırlık yapılıyor o on beş gün için. Sonu ve nihayeti olmayan ahiret hayatı için nasıl bir hazırlık yapacağız diyebilmek şuurla alakalı, idrakle alakalı. Aklın ilahi vahye müstenit dayalı olması suretiyle, kaynağın Rabbımızdan gelmesiyle alakalı. Hazreti Davud'un kalpte Sallallahü'l sırra Cenabı Hakkın ona bir vahyi var. Ya Davud, ben insanları davet ediyorum, insanlar kaçıyor. Eğer o davet ettiğimdeki nimeti bilseler, mafsalları diyor, azaları birbirinden ayrılır, şevkinden aşkından tahammül edemezler. Bu kaçanlar için geldiğinde vereceğin müdafaa.
Ama yönelmiş olsa onlara vereceğimi sen isabet ya Davud. Hiç düşündük mü? Çok dinledik mesela. Çoğumuz bilir. Deriz ki eğer biz bir karış gelecek olsa, biz zira geliyor Rabbimizin lütuf ve ihsanı. Bakın deyip geçiyoruz. Şimdi bazı böyle civatalar olur, göndeririz diyor onu. Gönderdiğimiz zaman buna pırtaratı, yalama yapmıştır, yalama yapmıştır. Bunu çeviririz biz. Halbuki tamamen hangi eşya için yapıyorsak onu tutması gerekir, tutmuyor. Birden cıvata atıyor. Yani cıvatayı attırmayacağız. Bu ne demek? Bu cıvata atması ne demek? Allah'ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ya Rabbi kalbimi dinin üzere sabit kıl buyuruyor. Bunu söyleyen, bunu buyuran Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Demek ki kalbin sebatı önemli. O cıvata diyoruz ve siz başka hususları da hatırlayarak buna misal verebilirsiniz. Böyle atıyor devamlı, yalama yapmış diyoruz ya. Ya.
Şu dinlediklerimiz yalama yapmayacağım. Ben bu denenleri nasıl yaşayabileceğim diye bir kararlılık içerisinde olmamız gerekiyor. Ancak onlar buna erişmiştir. Şimdi düşünmezsiniz, bilmiyorum, haya ederim. Allah'ıma haya ederim buna karşı. Fakat idrak istiyor. Bu kendiliğinden dolmuyor. O bir karış dediğim bir kulaç Rabbamızdan gelecek rahmet o ehrince malumdur. Neye eriştiği, nasıl kavuştu bunu anlatmazlar tabii. Evet. Diğerlerini geçiyorum artık uzun sürerim. Eğer imanda güç ve kuvvete girmişse, imanın tat ve lezzetini de almışsa, o kimsede ne olur? Endişe kalmaz. Mesela doğmayan çocuğuna elbise hazır diyor. Daha çocuk doğmamış. Ondan sonra daha ileride olacak işleri şimdiden ne yaparım, Liderim, hep bu düşüncelere, bunlar biter bunlar. Bunları en güzel şekilde de yaparım, en güzel şekilde. Bizim aklımız yetmeyecek şekilde dünyevi işlerini de düzenler bir intizama sokar.
Bu sadece derler ya bir lokma, bir hırka değil o. Onlar Lokman'ın da en güzelini tıyıp temiz olanını yerler ve yedirirler. Mürşidimiz bunu derdi, yerimde yediririm dedi. İkram ederdi, mühim misafirleri için hemen bir işte koyunu Boğazay'ı verin diyordu. Yani bununla kalmıyor. En güzelini de giyiyordu. Allah'ımız nimetini kulunun üstünde görmek istiyor. Yalnız bunu anlayabilmek için şuur istiyor, idrak istiyor. Yahu deyip duruyoruz, bu ne demek bu? Bu rabıtamızı çok güzel güçlü bir şekilde yapmak demek. Eğer böyle damlamaya başlamışsa o şarıl şarıl akıtmak demek. Sonra murakabelerde kendimizden geçmek demek, kendinden geçme Bu bunları anlatamayız. Şimdi yaşadığı bir hali kalkıp nasıl anlatacaksın ki? Cennetlerin üstünde bir cennet bu ifade eder. Bu yakine eğildiği zaman bu uzun endişeleri kalmaz.
Böyle emeli kalmadığı zaman, böyle dünyadan sadece eli kasa ve kesesinde cahil görülüyor ya, gönlüne girdirmez. Zaten girmez de. Şimdi düşünelim, tertemiz bir yerde, tertemiz bir yerde bir sineği bile bulamazsınız. Çünkü temizdir. Mekan temiz olacak olursa sinek bile konmuyor oraya. Ye temiz. Ama çocuk dizlerine at. Yiyeceği ve içeceğin arta kalanını at. Ondan sonra etiydi bilmem filandı, onları dök, ne olacaktır? Tabii ki haşereler meydana gelecektir. Gönlümüz bir kere okuduğumuz istiğfarla nur üstüne nur olursa, istiğfar dediğimiz estağfurullah dediğimizde üç lafzai celal var. Allah'ımızın üç esması var burada Celle Celalühü. Biz okuyoruz ama onları da okuyor. Bu yakin dediğimiz kesin inanca ermiş kimseler okurken bu hazzı ve bu lezzeti duyuyor. Daha bir güzelliğe nail oluyor. Tertemiz olunca ona nefsani bir haşerenin, eva arzu ve isteklerin girmesi mümkün değildir. Çünkü temiz.
Bak biliyoruz Allah'ımız bize şu misal aleminde her şeyi gösteriyor. Bak burada sinek yok. Ama gidiyorsunuz böyle bir piknik alanları bilmem falanları, Allah Allah bu dağın başında bu sinek ne geziyor diyorsun. Üç bin metrelik rakım olarak daha yüksek bir yere çıktığın halde orada sinekleri görüyorsun. Yani burada olması mümkün değil, Allah'a çok güzel. Esintiler var Ama neler var bunun yanında? Gübreler var. Bunun yanında af buyurun leşler var. Onlara geliyor. Gönlümüzde şehevi ve hayvani duygu leşleri olmadığı zaman yakin meydana gelir. Evvela bir arıtılacak, bunu çok dediğim için dinliyorum. Mürşid-i Kamilimizin bir kimseye çay demle dediğini, çaydanlığını nasıl temizlediğini, içine temizlik aletinden koyup böyle fokur fokur kaynatarak ayine haline getirdiğini, Yani şundan düşünelim, diyelim ki biz çay içeceğiz, çay bardağı kirli, çayı koymazsın içine. Dersin ki bunu bir temizleyelim.
Yok, öyle temizlik de değil. Kırrak paranız olacak. Böyle bir ağız kısmında ne de bir sarı renk görse insan yine içi atmıyor, tertemiz olacak. Dip kısımlarında yok, tertemiz ki o zaman çayımız. Allah'ımızın isimlerinin, sıfatlarının, zatının tecellisi bunları bize büyüklerimiz devamlı anlatıyorlar, dinliyoruz biz. Yayınlardan da dinliyoruz. Anlatıyorlar bu güzellikleri. Dinliyoruz ama asıl bu nasıl olacak? Bu kalbimizin ruhumuzun temizliğiyle olacak. Temiz et gönül levini dost gelecek kondurmaya. Hemen telefon atıyorlar, diyorlar ki biz size gelmek istiyoruz. Şimdi birkaç saat müsaade eder misiniz diyor ev sahibi. Neden? Ev onların geleceği misafirin konacağı şekilde bir düzende, bir intizamda değil onun için. Hemen ev süpürülmüş, temiz, sehpalar temizleniyor, pencerenin ürünleri temizleniyor, camlar temizleniyor, tüm misafir gecesi.
Rabıtada misafirimiz mürşidi Kamilimiz Nasıl girsin temiz olmayınca? Ya ben yapıyorum hiçbir ne tat geliyor ne lezzet geliyor. Bundan işte. Temiz olmadı için. Sonra, sonra ne oluyor? Habibullah'ın muhabbeti Sallallahu Aleyhi ve Sellem, daha başka ne zuhur ediyor? Cenabı hakk'ın muhabbeti ve ikramı. O ikramı ikramı verebilmek için kabımızın temiz olması gerekiyor, gönlümüzün temiz olması gerekiyor. Eğer dünya muhabbetiyle kalmamışsa, aşı artık eşyanın sırrı diyelim. Hikmet bir nurdur beyanı yok. Bunlar turizm. Artık işin neticelerine bakıyor. Güzel sonuç Allah'ımızdan korkmaya bağlıdır. Böyle yalnız duramıyor, duramıyoruz. Görsün üç beş kişi olalım, bir oturalım. Başlıyoruz askerliğimizden anlatmaya. Ondan sonra nedir? Bir iş ortaklığınız veya bir yolculuğumuz bu mu anlatılır? Yoksa Allah'ımızın Kitabı Keriminden kaç ayet beynimizde mevcut? Kaç hadisi şerif ezberimizde?
Ehlullah'tan, Allah'ımızın yüce kudretinden, haber verilmeyen meclislerde genişigüzel, böyle indi mütalaada bulunan, indi mütalaa dediğimiz kendi fikirlerini ifade ediyor. Kendi fikirlerimizden önce Cenabı hakk'ın bizim için ayarlanmış ve tespit etmiş olduğu esaslar önemli. Yani Bence ve Sencer üretmekle bu iş yürümüyor. Allah'ımıza göre nasıl Celle Celaluhu kitabına, Efendimize göre nasıl Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle yürüyordu. Ve Telful Medhehlehun filatiyye. Böyle kendisine ikram ediliyor, vasfediliyor. Hep bunlara meyil. Bunlar terk edilmedike erişilemez diyor. Hani dem mühim angel me. Diyelim ki istediği verilmiyor. İstediği bir nimete mazhar değil. Mesela iltifat görmüyor. Bundan dolayı da diyor üzülmeyecek, bunlardan da kurtulacak. Yahu buna niye böyle muamele iste? Yüzüme bakmadı bilmem filan bunlar kalmayacak diyorum. Hiç kalmayacak. Bu olursa onu yapabilir mi?
Her şeyde Rabbimizin nurunu görüyorum. Ya bir evvelki geldiğimde çok yakındı, şimdi öyle görmedim. Mümkün değil yapılmaz bunu. Sami Efendi Hazretleri seksen sene önce üstadımıza söylüyor. Diyor ki Hasan Efendi imtihan edilecek ihvan kalmadı, imtihan etme, kalmadı. Hakiki olan evladımız çok az buyuruyor. Ancak kalben imtihan et buyurmuşlar. Aman ha, o dirgahlardaki yapıldığı gibi İbrahim bin Edhem'in elinden ne bileyim ipi baltayı aldıkları gibi, hoh dışarı attıkları gibi, Yunus Emre'yi terk edip ey başım taşraya atılmadın diye, kapıya kıstırılmış başı aman ha sakın ha buyuruyor. Yok. Bu şekilde insan yok, anca idare edeceksin. Yani öyle bir durum arz eder ki eskiden müridan şeyhinin etrafında dönerdi, şimdi şehlar müridanın etrafında dönüyor. Aman ha evladım kusura bakma, bir şey yapamadık gidemedik. Hep bunu söylüyor. Halimiz fotoğraf bu.
Tabii üst ezneler olmakla birlikte Bu halin zuhuru için. Her hususta Rabbimize yöneliyor. Şimdi diyorlar ya tek vuruş nokta vuruş, nokta vuruş bu işte. Allah'ımıza ilişeceksek nokta vuruş bu. Nedir? Tekrar söyleyeyim. Her şeyde Rabbimizin yüce kudretini görmek, yerken de içerken de oturup kalkarken, duyarken, gözerken, gözümüz bir şeye ilişirken elimiz tutarken, ayağımız yürürken herhalde kalbimiz ve ruhumuzla. Ve ruhumuzda. Her işte Rabbimize yönelmek. Ve herhalde Rabbimize güvenip dayanmaz. Sırra biraz uzun sürdüğünü biliyorum. Öyle ki, değişme yok. Yani bir dağı ne sel alıp götürebiliyor ne de yel alıp götürebiliyor. Öyle bir iman ki nefsin seni, şeytanın yeri onu hakkı yen değiştirmeyecek ve onlar ilişemez de zaten. Bunu söylüyordu. Bir de su yarım kaldı. Mesela güneş doğdu diyelim, her taraf aydınlık. İlla bir karanlık arasan bulamazsın.
Çünkü her taraf o güneşin ziyasının altındadır. Gönlümüzde iman güneşinin. Ya bu delip durup değil değil işte idrak dediğimiz bu, anlayış dediğimiz bu. Ehlullahın gözü denilen bu işte. Şu gözle değil görünmeyenleri bazen gözlük takıp görüyoruz. Ya göremedim ben seçemiyorum, gözlüğü takıp görüyoruz. Daha da bir görmek istiyorum, dürbünü aldığımız zaman en uzak yerler gözümüzün önünde gibi oluyor. Mesela gök cisimlerini görmek istiyoruz, teleskop istiyorum. Daha neler çıktı kim bilsin? Böyle bir göz istiyor efendim. Bu da bizde. Vermiş Cenabı Hak sormayacak bunu bizden. Kulum ben sana bu değerleri verdim. Sana senden yakın olduğumu Kaf Suresindeki Ayet-i Celile'yle bildirdim. Ben kuluma kulumdan daha yakınım diye. Dua ettiği zaman ben ona yakınım. Ben sana bütün bu nimetleri verdim. İsimlerin küllisini Adem'e öğrettim. Ne yaptın sen bunu?
Biz boşuna mı bir Mürşid-i Kamilin eteğini tutuyoruz? O etek de tutturmaz zaten. Şekli hiçbir şeyi kabul etmezler. Şekle dönüştürmek kadar yanlış bir hareket yok, o putlaştırmaya doğru gider. Sözüm hiç yabana Allah'ın izniyle atılacak gibi değil, Böyle surette kalmak insanı yanlışa götürür. Biz hakikatine seyredeceğiz. Nasrettin Hoca demiş ya, hocam iyi eğer kendin tutunsaydın attan veya merkepten düşmezdin. Yahu demiş ben killarına sarıldım yine düştüm demiş. Şimdi işin esasına sarınacağız. Yakin dilimiz boşuna değil, imanın meyveleri bunlar. İmanın tat ve lezzetini almak, uyuduğumuzda da lezzet almak, kalktığımızda da lezzet almak, gördüğümüzde de. Bak huzursuzdur. Insanlık bugün alemde huzursuz. Çırpınıyor böyle. Derdi eleminden kalbindeki sıkıntıdan uyuyamıyor bile. Sıkıntılı. Uyku haplarıyla uyuyor. Neden mesela biz gayrimüslim ülkelerde intiharı çokça duyuyoruz?
Müslüman ülkelerde de görünüyor. Neden intihar ediyor bu insanların sebebi ne? İkiyle barışık olmadığı için. İkimizle barışık değiliz. Daha kalbimizde Allah'ımız beni ne yer aldı, ne sema, ne şura, ne bura, kamil müminin kalbi aldı buyurduğu bu nimetle barışık değiliz onda. Kuluna her an nazar etmektedir. Allah'ımızın o nazarını bilmediğimiz için huzursuzuz biz. Bilirsek o cennetlerin içinde. İnşallah nail oluruz. Yuvalarınızla Allah'ımız bizi de mahrum buyurmasın. Kalbi hiç bozulmuyor. Müttaki oldukça Cenabı Hak'tan korkdukça bu yakin hali elde edilir, o korku temin edildiği sürece. Ve asrı takva, takva nasıl nedir? Neh yolundan kaçmak, nefsin arzu ve isteklerine düşmemek, nefisten açıldığı derecede Nefs ve salu ilel yakı. Nefsani arzulardan uzaklaştıkça yakın hali meydana gelir. İmanın artık kamil hali nedir? İhsan makamının Rabbimizi görür gibi taat yapmanın vesilesidir.
Gönülünde öyle bir alemler var ki bu alem o alemin yanında bir buğday tanesi kadar bir zerre kadar kalmıyor. Bir damla bile kalmıyor. Bir damla şu derya bütün derya denizler diyor bu okyanusta bir damla kadar kalmıyor. Dünyalar da kalıyor. Öyle bir gönlünde ilahi güzellikler ve doğuşlar vardır ki bunun ile sütuna ermiş, huzura ermiş. O yakalamış yani. Onun geliri bildiğiniz gibi değil. Çünkü dağlarda bazen çerçidirler. Böyle heybenin içerisine koymuş olduğu eşyayı satmakla geçinen birisi değil o. Bakkal da değil, market de değil, daha büyük Gaffur diye ifad ederler yabancı ülkelerde neden? O da değil. Öyle bir zenginlik var ki onun bir anı bütün dünyaları dolduracak kadar nimete mazhar ol. Yani gönlü Cenabı Hak'la olan kimselerin göz açıp yumuncaya kadar ki amelleri insanların ve cinlerin ameline denktir diye buyruluyor.