Ruhun Arınması ve Nefsin Terbiyesi kaydında Ölüler nasıl dirilteceğini bana göster demişti. Cenabı hak da yoksa buna inanmadın mı dedik de o da inandın. Fakat kalbimin mutmain olması için demişti. Cenabı hak buyurdu ki dört kuş tut, onları kendine alıştır, sonra onları kesip hamur gibi yapıp her parçasını bir dağın üzerine bırak sonra da onları çağırıp koşarak sana gelecek der…
Ruhun Arınması ve Nefsin Terbiyesi kaydında Ölüler nasıl dirilteceğini bana göster demişti. Cenabı hak da yoksa buna inanmadın mı dedik de o da inandın. Fakat kalbimin mutmain olması için demişti. Cenabı hak buyurdu ki dört kuş tut, onları kendine alıştır, sonra onları kesip hamur gibi yapıp her parçasını bir dağın üzerine bırak sonra da onları çağırıp koşarak sana gelecek der…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ölüler nasıl dirilteceğini bana göster demişti. Cenabı hak da yoksa buna inanmadın mı dedik de o da inandın. Fakat kalbimin mutmain olması için demişti. Cenabı hak buyurdu ki dört kuş tut, onları kendine alıştır, sonra onları kesip hamur gibi yapıp her parçasını bir dağın üzerine bırak sonra da onları çağırıp koşarak sana gelecek der diyor ve artık bil ki muhakkak ki Allah her şeye galiptir, her işinde bir hüküm ve hikmet sahibidir. Burada ele aldığımız konu şu. Acaba bu dört kuş nedir? Bundan maksat ve gaye onun kesilmesindeki murat nedir? Burada Allah'ınızı muhafaza buyursun, taustan gaye biliyorsunuz, taarruz kuşunu bunun kanatları çok müstesna, çok güzeldir. Allah'ımız kanatlarına bakıp da itikat etmesin Biz sorgulayanmayız ama yapmış olan tavrına Cenabı hakk'ın emrine uymayan harekete razı olmayız. Aksi halde şahsi için bir şey bilmez. Ancak tao ve hareket olarak.
Bunda taouz kuşu, dünyevi arzu istekler, dünyanın geçici süsü püsü ve hayvani duygulara işarettir. Essaniye, ikinci olarak buradaki Allah'ımızın zikrettiği hoş ettik horoztur. Bununla da bununla da insanın nefsani arzu ve istekleri onun insana olan hücumu bundan bahis olmaktır. Vesse ise bu üçüncü uğrak gargadan gaye ise emeldir diyor. İşte şunu yapacağım bunu edeceğim bitmeyen dünya endişeleri arzunları istekleri. Halbuki emel nedir? Baki olan nedir? Salih amellerdir. Rabbimiz katında sevapça ve asıl ümit edilecek gönül bağlanacak nedir? Allah'ımızın bizi mesbul kılacağı, ahirette bizimle yoldaş olacak salih amel ve taatler rızasını bulduğumuz ibadetlerdir. Bu kargadan misal nefsin uzun endişeler taşmasıdır. Dördüncü olarak güvercinden bahis buyuruluyor. Bu da bu da nefsin arzu ve istekleri. Nefiste böyle herkesten kendisini, insanın üstün görme arzu ve düşünceleri.
Bunların kesilmesi diyor, kesilmesi bu arzu ve isteklerin insanda mevcut olduğunu ve bitmesi gerektiği ifade buyruluyor. Burada yeniden İmamı Kuşeyli Rahmetullahi Hazretleri şu şekilde ele alıyor. İbrahim Aleyhisselam Cenabı Hak'tan bu hususta kalbinin ihyasını istemiş o da dört kuşun boğazlanmasını emir buyurmuştur büyükler tarafından bu dört kuşun taarruz, karga, horoz ve kaz koltukları rivayet olunur ki, taarruz ucbü, taarruz kişinin kendisini beğenmesi, karga tun-i emeli uzun endişeleri horoz şehevi bölgeyi kaz da burada hırsı temsil ederler. Mücaahede bıçağıyla bu dört kuşun yani bu dört kötü hasletin insandan kesilip temizlenmesi lazımdır, bunlar kalbi boğar, öldürürler. Kalbin dirilmesi bunların kesilip atılmasına bağlıdır. Müşahede bundan sonradır. Müşahede müstesna bir halde eşyanın hakikatini anlamalara doğru gider.
Daha biz nefsimizin arzu ve isteklerinin ilahi olmasına gayret edeceğiz. Yani size huzurumuzda demek zor oluyor, nefsi emmare yüzde sekseni hatta doksanı ateş diyor. Levvame kendisini kına ama yine kötülüğü yapar. Mülheme, mülheme'nin dört tane aşaması var. Kalbe güzel düşünceler gelir, ibadet ve saate düşkündür, insanın çamurunun yoğurulduğu dört unsur, anası ve erbaanın sıfatlarıdır bunlar toprak, ateş, su ve hevadır. Bunlardan her bir unsurun bir diğerleri ile izdivacından iki sıfat olmuştur. Toprakla suyu izdivacından hıfz ve cimrilik, birbirinin kardeşidirler, birinin ağına düşen ötekini de yanında bulur. Ateş ve havanın izdivacından gazap ve şehve doğmuşlardır. Her zaman bu iki kardeşle beraber bulunurlar ve sıfatlardan her birinin muhakkak bilgişi vardır birbirlerinden ayrılmazlar ve bu tür ve bütün kötü sıfatlar bunlardan doğarlar.
Hırs hasedin işidir, cimrilik kindarlığın işidir, gazab kibrin işidir, Şehvetin denildiği bir eşi yoktur. Bütün kötü sıfatların müşterek mahlukası gibidir. Hangi kötü sıfatlarsa muhakkak, şehvet orada hazırdır. Bunlar yedi kapıdırlar. Cehennemin yedi katına giden yedi kapıyı temsil ederler. Bu kötü sıfatlardan kurtulmayanlar derecelerine göre bu yedi kapıdan cehenneme gireceklerdir. Her bir kapı için taksim edilmiş bir cüz vardır. Kimde hangi sıpa sahiyse o kapıdan girecektir. Ayeti celilede estehül billah. Cehennemin yedi kapısı vardır, onun her bir kapısı için onlardan taksim oluşmuş bir zümre vardır. İşte Halil İbrahim aleyhisselam Allah ile dostluğunda sadakatin en yüksek örneklerini vererek bu kuşları boğazladı, kötü hasretlerden hep uzak ve temiz kaldı. Vücudunda ateşe açılan bir kapı bırakmadı.
Mancınıkla nevrudun ateşine atıldığı halde ateş unu Burada bugün sabah gelenlerimizle mütalaa ettik, yorulduğumuzu giriyorum. Bunu sonraya bırakacağız. Burada şu, sadece başlığını söyleyeyim. Sadıkların yirmi tane evrak ve ezkarı vardır. Bunun bir kısmını saydıktan sonra bu evrak ve ezkarı dört tane esası ifade ediliyor, bir de ayrıyeten bunun dört binasının olduğu ifade verilmiştir. Böyle acila okuyup geçeriz bundan bir şey anlayamayız. Şu bir dört kuşun hayvani duyguları bizim içimizden çıkıp karanlıklardan nura nasıl erişiriz bu deftere düşeceğiz. Bu derde düşerken biz zannediyoruz ki bu defter bizden ibadet yapacağız, taat yapacağız, zikrimiz artacak, namazlarımızda neden biraz daha fazlalık olacak, sırf bu şekilde değil. Bizim mürşidimiz gerçekten hakiki bir mürşidti.
Elbet bir ezkar görüşülüyor, görüşülürken buyurdu ki yanımızda bulun da sonra arkadaşlarına anlatırsın dediği için bulunuyorum yanında bir kimse geldi. Efendim benim hiçbir ne kalp zikrim var, ne ruh zikrim var, yok dedi. Ona söylediği söz buyurdu ki adını da hatırladım, İbrahim Efendi, siz dedi burada imam hatip okulunun yapımında gayret gösterdiniz. Kuran kursunda gayret gösterdiniz. O tarihlerde bu hizmetler veriliyordu, buna benzer öğrencilerin yetişmesine vesaire gayret ediyorsunuz. Bu da ibadettir. Bu da taattir. Bu da terakkidir. Siz yaşadığınıza inanıyorum. Cenabı hak Kuran-ı Kerim'de onların mallarından zekat olarak, sadaka olarak al, ta ki onlar kalben ve ruhen temizleneler buyuruyor. Demek ki okuduğumuz istiğfarla, tevhidle, salatü selamla arındığımız gibi ama gerçek yapacağız. Bir tanesin diyeyim.
Üstadın, üstadına direkt efendim dedi, karınca kadar yapmış olduğum hata şimdi gözüme elçiye stağı gibi görünüyordu. Bunu deyince hadisi şerif hatıramıza geliyor. Kamil müminin günahı diyor. Aynen şuna benzer, bir dağın eteğine oturmuş, dağ tepesine düşecek gibi. Münafık da buyruluyor günahını, böyle burnunun üzerinde bir sinek. Şimdi elini kaldırmasa bile o çöp girecek, öyle mi? Evlat ve ezkarlarını mevli okudular. On dörtte vurdular manevi aşıyı durmadan akaradı gözümün yaşı. Böyle dikkatli evradında, eşkarında. Bizim de öyle olmamız gerekir. Bu işlerimiz, bu genç olacak. Üstadımızın evlatları, gayretiyle genç olacak. İşte biz buraya kadar getirdik, bundan sonra da bir başkası yapsın, yorulduk. Bu caiz değil, bu Allah'ımızın kitabına aykırıdır. Bütün bizim bu işlerimizde büyüklerimizin minyatiyle ehlullahın eli var. Hak dostlarının yeri var.
Eğer biz bazen celalli konuşuyorsak, tavırlarımızda neden böyle bir gerginlik oluyorsa sırf bu yönde çünkü emredeni müstesna. Diyorum ki iş ciddi, gayret ederdim ve görevlerimizde ciddi olalım. Biz bu noktayı kaçırıyoruz aslında. Namaz olsun, oruç olsun, hac olsun, zekat olsun, tesbihat olsun, cevraımız, ezkarımız bir evrad dendiği zaman bu bile değişik. Evrad demek gözle Allah'ın nurunun binmesidir. Tecelliyata mazhar olmak demek. Bunlarla dünya olacağız ki vazifelerimizde nelerimizde daha dikkatli olalım. Böyle yorulmakmış, bir başkası yapsın demek olur. Diğer iş becerisi yok, olabilir ama samimi. Der ki bana yardımcılar olsun veya bir başkası şey yapsın biz de elimizden gelen gayreti gösteririz. Bu müstesna ama yılma diye bir şey yok. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin mübarek sözü ya hak hakim olur ya da Muhammed ölür buyurdu.
Ya hak hakim olur, muamelatımız, muamelatımız bu muamelatımızla da terakki, ruhani ve manevi gelişmelerin olduğunu demek istiyorum. Artık ne hizmet olursa olsun sevindiğimiz hususlardan birisi de şudur. Çok şükür üstadımızın evlatları hiçbir zaman boş kalma. Vakıfsa vakıf kuruntu, der girse derilse, bunun yanındaki diğer çalışmaları, verene vesairleri bak şimdi sayamıyoruz biz. Biz biz ilk çıktığımızda konuştuğumuz bir kütüphaneydi, başka bir şey yoktu ve vakıf değil, kimse bir şey bildiği yoktu. Diyorlardı diğer kurumlar var, o kurumlar varken buna gerek yok. İslam'ın fıkhında vakıf kelimini bile anlayanlar aza düşüyor. Çok şükür bu hale geldi. Gittikçe ilerlemeydi. Daha da muttaki olduğumuz sürece, dikkat edelim, Allah'ımızın emrine koyduğumuz sürede işlerimiz rast gelir. Sebebi şu. Kalanın fethi için gelir. Kırk tane mücahit var. O mücahitlere bir soru sorar.
Dergi ey mücahitlere buraya niçin geldiniz? Hepsinin ağzından sadece su, şu söz duydu. Allah'ın dininin düzeltilmesi. Daha şafak sökmeden kalaf edin. Bizim başarımız, bunu kardeşlerimize de diyoruz, bu geminin dümeni takvadır. Müttaki olmadıkça elimizde bir şey geçmez misin? Müttaki olacağız, yolumuz belli. Öyle bir yol ki fasıla yol. Hadis kitaplarında nedir? Böyle an an an ravi silsilesi devam eder. Hiç eksik silselerde kimse bulunmaz. Eğer olursa o hadisi şerif sahih oluşunu kaybeder. Aynen bunun gibi sıddık ve azamdan beri üstadımıza kadar gelen bu yolda bir fasıla yok. Bundan dolayı biz dikkatli olacağız. Eğer bir başarısızlık varsa şuna dikkat edeceğiz. Olumsuzluklar olduğu zaman olumsuzluğu devamlı kendimize bulacağız. Ben hatalıyım ki bu işler sarpa sarıyor diyemeyeceğiz. Bunu dersek başarırız. İşte olumsuzlukları bir başkasına yükleyecek olursak bu çok yanlış olur.
Biz gayret göstereceğiz. Gayreti Cenabı hak üç noktada ifade buyuruyor. Birincisi Allah'tan korkun. Bu görevlerimizi yapmakta da ilahi bir görev olarak biz bunu görüyoruz. Bunları icra ederken de samimi bir şekilde bilebilmek. İkinci bir girişimiz nedir? İkinci girişimiz, gücümüz yettikçe gayret göstermek. Bir üçüncüsü, esenda. Geri çeken Cenabı Hak'tan korkacağız. İşlerimizi bu şekilde yaptığımız zaman, takva esasına dayandığı zaman başarının zuhur eder. Ayeti celileyi okuyamayacağım. Kuran-ı Kerim'de Tevbe suresinde Mevlai Zülcelal Kuba mescidi anlatılırken onun temelinin takvaya dayandığı bilinir. Bunun karşısında dırar da var. Dırar zarar verendirmek. O kötü niyetlerle yapıldı. İslam'ın aleyhine yapıldı ama Kova mescidi'nin temelinde takva var. Demek istiyoruz ki işlerimizin temelinde takva olursa başarı zuhur eder, Kim Allah'tan korkarsa Cenabı hak ona yollar açar.
Devamlı tıkandı diye bir şey yok, tıkanma bizim kendimizde. Allah'ımız devamlı yolu açıyor. Burada bazı kimselerin sözü var, onları size hatırlatmak istemiyorum. Bir Biz Kuran-ı Kerim'e bakalım, esenle. Ben beş sene sonra anlaşırım. Bunu biz büyüklerimizin hayatında görüyoruz. Kuran-ı Kerim'den söyleyeceğim. Keşke Kuran-ı Kerim şu dursaydı. Yunus suresinde değil Hud suresinde. Nuh aleyhisselam, Nuh aleyhisselam gemya. Nuh aleyhisselam gemi yap. Bu gemiyi yaparken her kim oradan geçse alay yapıyorlar. Mürmeti burada deniz yok. Bir ırmak dahi yok. Bu hadise oluyor, o gemiye inenler kurtarıyor. Bir anda bize şöyle aklımıza bu beşeri olan diyeyim, Aklımıza biraz zor geliyor ya, bu ne demek istiyorum, bu ne olacak gibi geliyor. Bir defasında Sami Efendi hazretleri Şam'ı Şerif eder.
Buyuruyor ki akşam yanında bulunanlara çay alın şeker alın peynir alın zeytin alın böyle yiyecekleri tembih ediyor Yanındakiler diyorlar ki zaten biz orada Hamidiye çarşısı var, meşhur. İndiğimiz zaman her şey var. Sabah bunu Adalet efendimiz hazretlerinin diyor. Kırklı yıllarda Erzincan'da büyük bir deprem oldu. O depremin orada Allah'ın ortası bağlı, etrafında dağlık denilir. O dağın yüzünden ağlaya ağlaya dağılaşıp ilerilere gelir ve kırk altı bin kişinin helakine sebep olan hadise ruhunu geliyor. Bu sebeple büyüklerimizin sözlerine dikkat edin. Onu bizim indiği mütalaalarımız da ya bu olacak gibi değil, bilmem falan dediğimizde hep sekteye uğrar, hep sıkıntılara düşeriz. Meşşaili kiramdan bir zat, diyor ki evlatlarını şu yarı, yani orada balyeler var, o balyaları bu tarafa geçelim. O balyaları oradan çıkarıyorlardı. Bir de ne görsünler, haramiler, hırsızlar oraya geliyor.
O balyelerden haberdar olmuşlar. Efendi Hazretleri hiçse kalbleri vuku dediler. Bir iş zuhur etmeden indir Cenabı hak onlara isterse malum ediyor. Bu şimdiki aletlerde bile var. Ne yapıyor? O uydu vasıtasıyla adamın evini de göstermiyor. Buna bile gerek kalmadan gösteriyor. Bahçesinin içerisindeki havuza kadar, sokaklarına kadar göstermiyor. Bu maddi olan cisim. Allah'ımızın bunlara vermiş olduğu neler olduğunu biliyorum. O esnada gelen telefonları da biliyorum. Neler ayarlandığını da, ayarlandığını da biliyorum. Bütün kardeşlerimize teşekkür etmekle birlikte, keşke o gün de tutulsaydı, daha ilk gün de tutulsaydı, bura yapılıyor. Buranın yapılmasında tabii bulmuyoruz, konuştuğumda birini hatırlıyorum, Ak saçlı Erdiyesin eteğinde diye başladık. Temelini kırklardan olan kimse attı buranın. İçimizin yandığı bu. Eline, eline küreyi aldı, harcı o kırklardan olan zat attı buraya.
İçimizin yandığı bu bizim. Onların elhamdülillah harcıyla bina tanınan sadece bura değil, inşallah her içimizde onların eli olmaz. Olmazsa zaten başarınız Hazreti Fatih'in dediği gibi var benim de. Nebilere, velilere, padişahlarımıza baktığımız zaman ölülerinde veli götürüyorlar, velilerle başlıyorlar. Edep bildirilir. Hadaikul hakaik diye kıymetli bir eser var. Sevgili hocam. Hadaikul hakaik. Bu eserde bir mürşid-i kamile dikkat edeceğimiz hususlar anlatılırken, lime tarifini kullanmayın der. İşte niçin? Neden? Allah'ımız ona biliyoruz zaten. Bizim memleketimizde Tombank'ta Ahmet Eden biri diye kıymetli bir insan vardı. Bak Ahmet Yalçın unsuru için. Ümmiye gibi bir insandır. Bağında bahçesinde çalışır. Üstadımız buyurdu ki manevi ilk haberler ona, buna geliyor. Allah'ımızın gönlüne nur verdiği kimseler bunu müşahede eder.
Furkan suresinde, Enfal suresinde yirmi dokuzuncu ayeti bu ayeti celilede Cenabı hakk'ın gönlüne nur verdiği insanlar için gizli kapaklı, biiznillahi teala bir şey yoktur. Dünyayı nasıl görüyorlarsa, ahireti levile görürler, Cenabı hakk'ın büyük bir iktisanıdır bu. Rabbim vermiş onlara biz asıl dikkat edeceğimiz yön takvadır. Allah'ımızın korkusu bizim bütün vücudumuzu saracak. Ev, ayak, göz, kulak Bütün vücudumuzu sardığı gibi etrafımızı da saracak. Bütün işlerimizi saracak, yaptığımız her vazifede, attığımız her adım, her nefeste Allah'ımızın korkusu