Belki mülahaza bu alemde bir Ehad mevcut olmayıp, Hak Celle ve Ala'dan gayri Şii Şii değildir, Rabbime vasıta olan şeyh eder. Fesimdi mevcuda bir çeper hal baştan ayağı kendi ve şahadesinden madum olduğu için halk gendiye levhi halde cümle eşya kendi nazarında madın mesabesinde olduğunu binaen, binaen bir kimsenin ta velümünden tavaf etmeye Gayetini de Allah'tan rica ile daha Ya Rabbi fazla korkup beni efendim ben daha haşyete sürer olayım onun huzuruna vardır mı böyle? Rica ve temadan hali olmaya ve namundan, evladından, belki ruhundan, ziyadan, mürşidine muhabbet eyleye. Hasan hocamız derken nasıl muhabbetsiniz derler? Muhabbet ehli sizde mi yani o bir Allah'ın vergisi? Bizden soruyor ama bizde her ilaç var. İzninizle Kutbu cihan diyor ki bizim diyor, mağazamızda her şey bulunur diyor. Abdulkadir'in her şey bulunur. Rabbimin hazinesinde olmayan şeyde var bizde diyor.
Tövbe, tövbe, tövbe. Ne diyeyim bu ne demiş? Yani o da şeymiş, müflis biçarelik yokluk. Yani üç şeyi müflis, Allah müflis yani. Onun hazinesinde müflislik yok. Bol ama bizim hazine de bu da var demiş. Bir, bunu anlayamanız belki ya, anlaşılıyor değil mi şey yani müflislik, biçarelik, yokluk. Bu üç şey, Rabbimizin huzuruna geldim, senin hazinende de yok diyor Kabre Allah'ın Cebba insildi, Bestami Hazretleri. Neyle geldin de böyle övünüyorsun. Ya hiçbir şeyim yok, müflisiyim, biçare iyiyim, yokluyum. Fatıma mazhar oldum nasıl buldun bunu demiş. Yani onu olsun kardeş. Diyor ki, nasıl muhabbet edeyim diyor Hasan Hoca. Möhtübatı okumuyor mu rabıta tayinine kadar çoğu edersen muhabbetten o kadar çoğu olur. Kendimden demiyorum oğlum dedim. Bütün bizim şeyler var ya hep efendilerimizin yirmi beş tane kitabı, el yazısı kitabı yok. Şimdi onun kitabından okuyorum.
Onun için muhabbete sebep, rabıta çok enteresan ve kendini saadeti mürşidin rızasında. Bak bir şey geliyor, misal. Daha açıksa bütün insan diyor Ben Reşat-ı ayn-ı Hakk'ı. Allah bana üzülmüyor, Allah bana para ver Allah bana yaş üzüm ver. Doğru söyle, Allah duanızı kabul ederim diyor ya veriyor mu daha da üzüm para verir mi? Allah bir vesileye tabi olun. Yerinizi seksen santimlik kimse kastırın. Çivıkları oraya topuklu çubuk köklere istemez, derhal tutuverir. İzninle tutar, dibine kalsın. Üç seneye geldin mi gerek yok, yok ya. Bit değil mi böyle yüklene kalıyor şey yapıyorsun böyle yüklene kalıyor ama nasıl bakıyor, uzayıyor, yapıyor, görüyor, gözetiyor. Bak yüzümü çubuktan vasıtasıyla ispen oğlum veren benim ya diyor. Bak bu sene vermez bütün kül etti gitti. İlaç yapmayanı bize kendi oğlu dolu verdi Ya Allahu Ekber. Böyle yalvarma ile olmaz, şeyle olur kulum diyor. Bunu açın, bunu açın.
Allah, Razı ol Allah. Yemin diyor. Utku'l-i Cikanın kalbine, halifesinin kalbine sevilin diyor. Onlar razı oldu mu ben razı olurum. Askerlik yapmadınız, askerlik yapanla onlara var. Sen ben onun başı beğendin mi senin giyişini, dolağını, kopçaları vurduğunu, düğmelerini vurduğunu, kayışı güzel bağladığını, faturanın kabını, kütüklüğü ne güzel, oldu böyle tıraşı nerede olmuş ki beğenimi, çavuş da beğeniyor, geliyor başçavuş da beğeniyor öyle olmuyor Geliyor teğmen de beğeniyor, geliyor bin başına, yüz başına, halay kumandanı da beğeniyor, geliyor paşa teftişe paşa diyor, çok memnun oldum bu askerin bildiğin gibi değil. Bir kella sen efendine beğen, beğenil, sevil, için sevsin seni. Tak amma bir ırzı razı öderim. Çünkü oradan geliyor bu kapı, rızık oradan veriliyor. Onu iyice, oğlum iyice kafaya düştüm. Kendinin saadeti mürşidin tuzasında. İmamla ölmesi mürşidin razıysa, imamla ölür.
Şakaleti, kötülüğü, şakaveti, şakaveti biliyorsunuz değil mi? İmansız hürmet Allah korusun. Şakaveti mürşidin kendisini tartt etmesindedir. Ahmet'im iyice kafaya vurun. Adamın annene diyor. Efendimiz git diye yine Talstanbul'dan ziyaretçiler geliyor. Başka yer kuramadım diyor. Ankara'dan Rıza, Çölü, Bak Zehal'ı ne tembih ettim onun için. Şam Beyler Boyraz birader neler. Konyalı ikişer üçer taksiyle tam Muğla'dan neler. Şeytan, Van'dan, Ercişten geliyor. Bu köpeği bilemiyorlar da bu mezhebi alçağı da çünkü dışarıdan baktım yeşil türbe içinden vardım. Estağfurullah tövbe gibi. Ben kendimi böyle görmüyorsam sürünüyorum. Bir o kadar kötüyüm. Kötü görünüyorum gözüme ki yani öyle efendim ziyaret edince, forslanıyorum ne Varsa sürüm sürüm sürüneyim ben. Siz de amin canım, böyle bir şey varsa. Allah'ın en alçak kuluyum köpeklerden neden daha aşağı bir vaziyetim var ben biliyorum.
Size görünmüyorum ki iyi zannetsinler daha iyi irşad olsunlar diye bu sırlarımı kaldırıp da yapmıyorum. Sabaha dersimi okuyorum, estağfurullah, estağfurullah diyorum günahım tükenmiyor. Günahım affolundu mu olmadı mı bilmiyorum. Kaç defa hacca ettim, affolundu mu affolunmadı mı bilmiyorum. Şimdiye kadar babamın arında yedi yaşında namazla geldik bugüne. İmanla mı öleceğimi, nasıl öleceğimi bilemiyorum. Kamilla suara cevap verecek miyim bilemiyorum. E bilemeyince ne yapıyor kaygılanıp duyacaksınız ziyaret eden. Elimi öpene ne yapıyor? İftihar etmek o kendini bilmem ne olur. Nefsinin haddini bilmeyince Allah'ını bilemez, kendimde bir varlık var zanneder. Varlık var zanneder. Doğru söyle. Bugünkü sohbet bildiğiniz gibi değerli yani, hele bin bir bir geçer.
Kendi vücut gösterirse diyor Mevlana, tohumu attın da tohumu attın yere çift sürerken tohumun üstü toprağıyla kapanmadıysa verip de o süngüre verip de buğday vermez. O dışarıda vücut gösterdiği için şeytanlara nefis ko diyene yer. Misal bu bunun. Yani ben adamım diye bir vücut gösterdim mi şeytanla nefis o adamı yer koymaz ama topraklarla beraber olun da böyle. Üstün bastırlık toprağa rağmen bir efendimizi vasfettiler. Tek Ondan halk etti, onu da Mevla verdi. Aklım var, onu da Mevla verdi. Gözlerim var, onu da Mevla verdi. Kalbimle okudum, ezberlerim, hafız oldum, ona da Mevla verdi ve aklım olmasa neyi biliyordum ben? Çit kafamdan aklımı bozsa, gelin iyi gezmek lazım. E babam öyle derdi. Aklımıza geçici halel verse gülünce oluruz herkese. Onun için oğlum her şeyimiz Allah'ım, biz ne ki böyle boynumuzu bükelim Allah'ım. İmam Hazretleri kendimize bir falan vermesin.
Der ki Mürşid mürşidini şeyhinin şeyhinin şeyhi üzerine takdim eyleye. Eyleye. Başladı şeyhinin şeyhi üzerine takdim eyleye. Yani İslam'ın sultanı Hacı Esvedi tez üzerine takdim eyleye belki. Böyle bir hal bu. Zira mürşidi kendisini tart etmiş olsa şeyhinin şeyhinin şeyhi dahi anı tart etmiş onu. Öyleyse kendi şinikına sahip olsun. Müdeselsilen otuz bir pir reddettin mi Rasulullah'ta, Allah'ta reddettim diyor. Taş şıhından bahsediyor bu. Dedim ki ben size Mina'da Efendimiz'in dizinin dibinde otururken ana, hiç kimseyi reddettiniz mi Hasan Efendim dedi. Efendim belki şeyi reddettiniz. Çünkü direk köye gitmiş tarikatımızın aleyhinde kaz köye, yer köye gitmiş Osman Okçu'un tarikatımızı bu matemul edemeden bir tarikatımızın şerefini ihlal ettiği için ben de Yonis'i tart ettim dedi.
Yonis Efendimiz'in her gün edayasını, misafirini götüren, girdiler Yonis Baba, Yonis Baba herkes Yonis zannettiği ve yani o çünkü Yonis kırk yedi yıl hizmet etti. Diyor yani. Efendimiz dedi. Sebebi ne efendim? Diyemem dedi. Çok çirkinli olmam için diyemem, değil mi? Efendim geriye kabulunun da imkanı var mı? Yok yok yok aman bunları demedi. Demedi. Kabul edilemez içerimiz. Reddettik çünkü yattık dedi. Ya öyle ondan mı yok yok yok. Efendimiz efendimizden, halifelerimizden ondan korkuyorlar bir şey yapmasın, bize reddetmesin diye. Hizmetinde kölesi olacak.
Padişaha hizmetçisine nasıl hizmet verse ondan çınirsin, evrensin nasıl hizmet verdiniz diye samimi hizmetini padişaha kölelerinin ittiği hizmet gibi hizmet hileyebiliyor ve herkese Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem müteselsel olduğu anda hepsi reddedirdi ve Naim'in rızası, rızası yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in rızası mucib olur efendim razı olursa. Olursa. Bir vasıta Allah'ın rızasıdır. Gönderide durdum. Bak bunları yazdım oğlum. Mürşidin tart etmesi, Hakk Teala'nın tart etmesidir. Allah taht etmiş kulunu ondan. O malı diyor, yeniden yolunuz gibi bir paça oraya sarılıp böyle yatıp efendim üstuna bakınca kim bu deyince, kimin kimin bizim bizim bizim kabul eder demiş. Ailesi böyle kertivanmış, içgüdü içlerinden kaldırmış bu. Şu kapıyı yırtın oğlum bir. Bizim Yunus mi demiş. Ayağına sarılmış, öpmüş ayaklarına.
Kurban olduğum efendim, kurban olduğum efendim hadi Yunusisin güzeldi demiş yani. Oğlunun omzunda ya onun yazı yara olmuş da. Hizmeti dağdan odun getirmek idi dağdan mutlaka. Ancak hizmetler dediği sana hizmete katlanmadır. Bizim şoför Mehmet ne? Hicaz'dan yerde bana ders verdin, canım istemiyor. Bir mukaddime vereyim ya, olmaz oğlum sen hele espri getir hemen. İçerimden vura vermeyince olmuyor. Sonra buraya geldik küçücük bir tecrübe inelim, malum demek altı ay oluyor. Kapımız önüne gelip de efendim hizmetiniz ne var mı demez daha altı aydan beri. Belki daha sekiz aydan beri. Ben azıcık gözümden düşüyorum. Veteriner ihvan yüzünü çeviriverdi. Hiç bunun taksi falan kalmadı. Allah rızlan, herkesin kızgın evine başladı. Daha çoğuldu. Bu devin de yani bütün İhvan. Adama vaaz veriyorum Ecrina oteline vardım. Herife naz yapayım dedim. Hastaydım da bir nasıl oldum değil mi?
O hazda on beş bin kişi var. Üç bin kadın var. Üç bin kadın, beş et ezikler olsun görelim diyorlar. Üç bin, on beşliler darbe versin Allah'ım. On beş bin mi? On beş bin lirayı bir eteçik gün daha alıyorum. O gün de bin lira şimdinin elli bin lirası gibiyim. Kürsü de şöyle ağlayaraktan bu sene de öyle oldu ya. Sen para topluyorlarmış. Hiç daha Allah'a yemin etmedime de şimdi ediyorum dedi. Vallahi billahi tallahi kalından topladığı karayı alamam çünkü kocalarının parasıyla karışır haram geçer bana diye korkuyorum. Öteki erkek on beş bin bir şeymiş. Bir tek tek lira verse on beş bin lira, o mal akısından çıkmış. Fedaya alabilirim. Ispartası ya dalıp yiyemem. Bir teciyi hocaymış sonra altmış lira verdiydi. Efendimiz İstanbul'a var üzerine ne diyor altmış lirayı almadık bir yere verdi. Yani hep görüyormuş beni orta. Zaten köşeye çıkarken şu o kapıdan girerdim.
İnsan kitlenmiş de camiye, namaz atıldıktan sonra bin daha kitleniyor dışarıdaki. Yirmiden dışarı ta yüz metrelik yeğelerden görünüyor cemaat. Yeğenin ömründen neden beri? Hem Mersin geliyormuş, hem tersus geliyormuş, hem Karataş geliyormuş, hem Cihan geliyormuş, hem Kuzan geliyormuş, hem Osmaniye geliyor dört yıl geliyor ki Adana'nın yeri de var, gelen de var, kalma nefis hikmet edeceğim. Yahu işte fişe şu an sok veriyor Efendimizin şeyine. On beş gün şüpheye bakmadan vermişsin herhalde vaaz böyle. Yürürken Resulullah sağ kolumdan tutmuş da kutlu cihağımızdan sol kolumdan beni kürsüye çıkaran anlar onlara iletirlerdi. Öyle bir huzur gelirdi. Millet daha vaaza başlamadan, ne oldu olsun kardeşim, konuş ya bir şey söyleyeyim mi? Ondan sonra. Yürüyüşüme dayanamazlardı.
Efendimiz himmet ettiği zaman, toparlıktan oradan var ya da taşraya gir deyip geleceğim, yüzümüze gün suyu ve ara abdest sevişeceğim. Kaldım tacivat'ta kadın bizi görünce, bebe sus gibi bir şey yolunda böyle bir başka hal edip onlar. Yedirdim onları, malum kalmadı değişik çocuk şey etmişler, aşk yap yap yap mı yazmışlar. Ben doğru söylüyorum, yara oldu her yerim, ondan iletiversen geçer mi olan ne diye yazdım sonra. Daha var mı efendim? Buradaki mürşidin huzurunda ve gıyabında, huzurunda ve gıyabında kahr-i satratından ihtiras ve tebayüz üzere okutmak lazımdır. Bir köyde, Hacı Hasan-ı Hoca'nın evinde ben bir kendi üzerimde bir laf verirken Efendimize toplanıyor, içerinden maneviyat sıyrılıyorduk. Allah Allah tövbe tövbe tövbe Ya Rabbi. Varınca geldi efendim bir misal veriyordum size doğru gelmiş misal. İçerinden maneviyat sıyrılıyordu, gıyabında olsun.
Kahrimden kasabından sakının yavrum. Tecrübe ile. Hani hep yaşadım bunları da onun için seslenmiyor, efendim şu işi iyi bir yer oldu filan. Ne dedin mi? Mi? Buraya bir gün zefısla bir hız duyuluyor. İnançıyla, ulan vura dur, sus, sus bir kalpten geçen itiraz oldun mu o adamın ismini unutup geliyorsun. Niye filan anlardan bilmiyorum, kalbimde zar bir han oldu. Bunlar bütün oluyor. Olan şeylere haber verdim ben onu size. Zira Ehlullah Cesusul Kulüp'tür. Yaz bunu, Ehlullah Cesusul Kulüp'tür kalplerin içerisine girip çıkandır. Cesustan murat yani öyle cesurluk nerede? Hep evliliğedirler Cesusul Kulüp. Kalbi tecessüs eder, yani kalbi tecessüs eder. Kim, Lahanın kalp ile geldiğini güler yırır. Böyle bak. Bakmayan Ey hacet yoktur. Kalkının kalbinin direğini bir yana dirler. Onun için o hocanın yanına vardınız mı? Dışınıza sahip olun, Ehlullah'ın yanına vardınız mı? İşinize sahip olun diyor.
Niye diyorlar buna devam ediyorlar. Mutlu canım geldi Sami Sultanınız babam yanında beraber aha hastalandan sandansan diye öyle şey diyor. Efendimiz, izin dibine ben oturtuyor. O gencim daha yirmi yaşındayım. Gençler pek sevimli olur yavrum. O ameliyat var mı oğlum sende? Kavuştu birbirine şemsiyeler kadar. İşte en geç yaşındaki dediğimin biri o. Daha da evvelden hepyat çok söylerim de yani oluk gibi akardı ağzımdan. Babamın da öyle, öyle. Bu anca elin benim söylerkene kaptıkları kapısı katipine kaptıkları kaldı. Yanırsa birer böyle ciltlik kitap olurdu konuştuğumuzun hepsi şehit saydı. Efendimiz buna ehemmiyet vermesin deyince kesiliverdi. Yani ona riya verir sonra. Tamam değil mi? Kesindi gitti. Bin de bir kalemin Hakcelle ve ala anları Viridin ef'al ve havatına muttali etmiş. Allah'ımızmış yapan. Yani Hakcelle ve ala anları Viridin ef'am ve havatına muttali eyler.
Fiillerine niye muttali olurlar? Efendimiz oradan bize söyler çukurumuz, sakal-ı saçı da var, sünnete riayet etmiyor. Gece gusül ederken diyor, diyor. Kendi de alacaksın. Böyle gece Hasan Efendi diyor. Bu Adanalı Hacasın Efendi'ye buyur efendim diyor. İhvan'a söyleyin gecenin zift karanlıkında kusurları gözüme göre. Ne yapayım diyor. Utanıyorum, İhvan'dan ben utanıyorum diyor. Isman, İhvan'dan ben utanıyorum diyor. İyice zift karanlıktan usulların gözüme göre sever. Gerçi, vüde izharı nadir olur. Vüde diyor, ihsan edemez. Çünkü hayali olduğu için kitap bile okurken da anlasınlar diye duysunlar diye çalışıyorum görüyorum, yoksa diyor biz Salih'den al diyor. Salih, sen şöyle şöyle bir şey yap, biz diyemem diyor.
Hep her meselelerin bildirmeden girer, yalnız kitap okusana iyi anlasınlar ne kitap okuyorsa o hal videolarda var da o gün efendimiz bile diyor, sende diyor ne zuhur olursa diyor o bizden varır diyor. O gün ne kitap okur, ne diyeyim, Thorlar orda diyor. Orada var diyor öyle davran. Allah, Eva'nın müritte onlara ifade değildir. Mürşidin gülmesine ve zahirde fusnüm muamele kılmasına mağrur olmaya. Zahirle hürmet ettiğine mağrur olmaya, der ki zahir muamelesini kendisinden kat eylemesini şirkin ben nice eyleye. Efendim zahire bize hürmet etmeyin nefsim kanıyor da ben iyiyim zannediyor. Kurban olayım ha böyle yapma diye seviyor daha iyi olur diyor. Yani kapımızdan gitmesin, yazık şöyle hürmetle yaşasınlar. Amma kalplerini sevmiyor falan ama güleriyor, tatlı dil gösteriyor. O zaman bazı Muhammed Abdullah Tatlı'nın bir hikayesini veriyorum, bitiriyorum.
Babam diyor bir ihvan daha diyor, bir daha diyor babası kutlu cihanı da Arap bir şey yok, uzağında oğlu da halifesi şimdi. Şazani tarikatını yaşatıyorlar. Adam İstanbul'a varıyorum da Efendimiz'le görüşmüyor mu? Görüşmüyorum dedi. Sevmiyor musun? Sevdiğim için görüşmüyorum dedi anam. Ne diyeyim? Yazı hanesinin karşısına geçiyorum dedi. O yazı hanesini ziyaret ediyor, dönüp geliyor dedi. Ne diyor dedi yalnız dedim görüşsanız feyzini aslanım. Babamdan da ana varis diyor bu dedi. Babam bir ihvan bir daha, üç bin şıhına gitmişler. Oğlum, gittiğin zaman birisi varmış kapıyı çat çat çat kurmuş, Erdoğan'dan çıkmış, efendisinin elini öpmüş oraya oturmuş halen öğlen yemeğini orada yemiş. Efendisi de gülmüş halletmiş. Birisi benim efendimi evine varıp oturup da beraber kahvaltı yemeye layık mı ben insan mıyım de öyle diyeyim.
Havlu kapısına girince orada kalmış, şeyhin dışarıya o müriyeti çıkarır sana yüzlerini bir ziyaret etmiş, yüzünü görmüş, anladın mı? O kadar şey etmiş. Benim babam diyor, şeyhımızın evi görününce diyor, orada dinlere kalmış edebinden oradan evin binasını ziyaret etmiş böyle içindeki zat. Onun bizden ıslahaları var, bizim yanında var mı ne halimiz var demiş. Orada birisi dinerli kaldı onu şeyinden denmiş. Sen de gel oğlum demiş havadakine. O da gelmiş, üçe de gelmişler. Ben vefat ederken o yerime mürşitsin sen demiş. Sen de halifemsin demiş. Sen hiçbir şey yap. Efendim benimle beraber oğlum sen geldin kırdın yemek yedin onu istiyordun sana yemeğini mi yedik geldin hepsi tamam demiş. Öteki sırf yüzünü görmeye kanaat etti, halife oldu demiş. Öteki hiç görmediği edebinden bu tarikat edep tarik oldu.
Edep tarikatı, evi görünce, sihm sihm ağlatmış, onun pantolon gelin dedi ki efendim, oraya Kardeşlerim, İstanbul'dan bunlar hidayete gönderiyor. Kalp yerde onlarla meşgul. Üstadımıza yoğurt saplı da şimdi Hacı Esad efendimizin ateştiği okundan şeyi okuyor, aşık Menemen de şehit ettiler ya. Kefin devrimizi ne yapıp arkadaşlarının oldu yani. Manevi afaş beyzat bir zatla doldurduktik diye ve ölmeden evvel kendilerine şehit olacaklarını söylemiş.