Bizim mürşid-i kamililerimizden, silsilede okuduğumuz efendilerimizdendir. Daha ziyade haktan gayrının görülmemesi, bilinmemesi, seydi süluk, tarikat-ı abiyede yapılması gereken vazifeler, beşeriyetten ve onun gereği olan her şeyden kurtulmaya, yani kendinde fani olmaya gayret etme şeklinde mülasaya girmiştir. Kendinden fani olmak, yani suyu suya, havayı havaya, ateşe ateşe, toprağa toprağa verip kendini Mevla'ya teslim etmek. Yani insanın yaratılışı dört madde olduğu için böyle söylemişler. Ma'su dilek. İnsanda sulh vardır tabi. Hava nefes alıyoruz. Ateşte bir sıcaklık var. Toprak malum onlar mevcuttur. Bunları hep Rabbimize verebilmek. Kendimiz de Allah'a teslim etmek. Bu esnada bir mürid, kalbini bütün meşgalelerden temizlemeli ve himmetini teke irca ederek masivadan tamamıyla yüz çevirmelidir. Biz okuduğumuz bile anlatmakta zorluk çeker.
Çünkü konu önemli olduğu için bu mübarek yolda diyor ilerlerken kalbini bütün meşgalelerden temizlemeli. Yani hem dünyevi hem de uhrevi ve himmetini teke irca ederek, bütün arzusunu mebla'ya diyor havale ederek. Mesela yiyecek içecek, yediğinde içtiğinde teke irca etmek, teke dönmek. Nimet Rabbımızdandır demektir. Böyle evimizden veya iş yerinden yürüyüp geldik. Bastığımız toprağı Allah'ımızın bir nimeti olduğunu, bir gün bizi içine alacağını tefekkür etmek, Allah'tan gayrıden tamamıyla yüz çevirmektir. Her nefesinde uyanık olmaktır. Düşündüğümüz zaman tabi anlaşılacaktır bu. Her nefeste uyanık olmak. Böyle bir, Allah'ımızın sevgisinin dışında bir düşünceye dalmamak, kendindeki kötü hasretlerden iyi ahlaka doğru sefere çıkmalı. Hem zahiri hem de batıni seferlerinde gayretini tek noktaya cem etmelidir.
Yani gayretini tek Mevla'ya celbetmelidir, Mevla'ya yönlendirmelidir ve zor olacağını biliyoruz. İfadede bildiğimiz kadar, ya Rabbi, kendi vücutlarından tecerrüt, soyutlanmayı ve kurtulmayı nasip eyle deyin. Hani kendi vücudundan demek, yani el ise Rabbimizin bir nimeti, ayaksa, her şey ona ait olduğunu. Cenabı izzetine vuslat yolunu açtığım ve zati ibadetten ibaret olan hakiki ibadetlere varlıklarını kendi nazarlarından kaldırdığım bu taifenin izzete hakkı için biz fakirlere de o seçilmiş kulların hürmetine sana ibadet yolunu göster. Şöyle dedi, zati dedi, şu, Böyle ilimse zatından, Rabbımızdan almak, ilim sıfatından değil de bizzat kendinin ikramı olarak. Mesela görme dersek bu basar sıfatıyla gördüğümüz gibi asıl hakkın gözüyle görmek bak onu söylüyor bize. Bunu ifade ediyor. Böylece bir kol olmanın yolunu bize göster.
Böylece biz çaresizlere de bir nefeslik dahi olsa kendimizden yok olmanın lezzetini, zevkini tattırtıyor. Bu meczubinden mübarek bir zattı Cemil Baba. Elini öpmek isteyince bu hakkın eli diyordu. Yani bu büyük bir söz gibi görünür, bize bir kibir gibi görünür, öyle değil. Yani elim, benim elimde Allah'ın lütfettiği bir ikramıdır, şekliyle söylüyordu. Böyle bir ana erişmeyi diyor, bir nefes de olsa bize lütfetti, ihsan etti diyor müellif. Vücudumuzdan kurtulalım ve böylece İslam'ın hakikatinden bir koku da bize ulaşsın, demiştir. Şöyle, biz ancak yaklaşım olarak söyleyebiliriz. Mesela bir ağaçtır. Ağacı bir vücut olarak kabul edecek olursak o ağaçtan maksat nedir? O ağaçtan maksat meyvesinin toplanılmasıdır. Yani şu vücudumuzdan, maksattan Allah'ımıza kulluktur diyebiliriz ancak. O yüce taifenin itikadı, yani bunları yaşayanların inancı, imanı ehli sünnet ve cemaat akaididir.
Bunun üzerinde çok durur. Fakat biz şu anda ne bilelim ehli sünnet vel cemaat? Sorsan cemaati mahcup etmek caiz değildir. Yani ehli sünnet vel cemaat nedir dese, bunu bir maluma sahibi insanımız bile zorlanır. Yani bir imama sorsanız zor. Bir imama müfettiş gelmiş, demiş ki, hadesten taharet, necasetten taharet nedir? Öyle bir cevap vermiş ki benim böyle demiş işlerle alakam yok, beni sorguya çekmeyin diye. Yani bir hadesten taharet, necasetten taharet, bunu dahi bilmekten yerine göre aciziz. Ondan dolayı ehli sünnet ve cemaat hep bunu söyler. Peygamberimiz ve ashabının yolunda olmak sallallahu teala aleyhi ve sellem. Medaimi kulluktur. Bir söz söylerler ya ölü evinde ağlanır, cenaze evinde ağlanır, düğünde oynanır. Böyle değil. Hem cenazesinde hem düğününde Allah'ımıza kulluğu ifade edebilmek emrinin haricinde çıkmamak. Tevhid nedir? Tevhid nedir?
Tevhid, la ilahe illallah, muhammeden resulullah. Ondan, şey çok güzeldi, telefonumuzu olsaydı kaydederdik. Neyse, sonra kaydedersiniz, eminim. Tevhid kalbi hakkın, gayrının farkında olmaktan tecrid etmek. Yani bu tabir yok işte. Getir de telefonun üçünü dursun. Bir faydamız olsun. Biz de faydanın tabiri bu eserinin, çok güzel dedi ama. Bu çok istifade edeceğimiz bir husus. Tevhid, kalbi, hakkın Sübhanehu ve tealanın gayrının farkında olmaktan tecrit etmek, yani Allah düşüncesinde uzak olmaktan kurtarmaktır. Bak, tabir ne diyor? Hakkın gayrının farkı. Yani Allah'ımızın muhabbete girince onun dışında hiçbir şey kalmayacak değil mi? O zaman ne olacak? Sen ne yiyip ne içeceksin? Hayvanın var, ekinin var, malın mülkün hep onları yerine getireceğiz de bu mal mülk Cenabı hakk'ın bize bir imtihan için lütfetmiş olduğu ikramdır.
Bunu dinimizin ölçüleri içerisinde nasıl yerine getirebiliriz düşüncesidir. Vahdet nedir? Vahdet kalbin, kalbin hakkın vücuduna dair ilimden, yani haktan başka bir vücut bilmekten kurtulmasıdır. Ne dedi burada şimdi? Gittirmek istedi ki Her şey yok olacak. Onun zatı müstesna. Allah'ımız da bunu bize gösteriyor. Bak her şey yok oluyor, her şey. Bitecek yani, her şey bitecek, bunun zatı müstesna vahdet budur diyor. Kalbin hakkın, hakkın gayrımın vücuduna dair ilimden kurtulmasıdır. Yani eşyaya baktığı zaman Ali efendimizin sözü hatıra geliyor radiyallahu anh, görmediğim Allah'a inanmam diyor. Bu ne demek? Semavata bakıyor. Allah'ımızı burada esrarını müşahede ediyor. Onun ancak bir eseridir diyor. Başkasının yapması mümkün değildir. Sırlarını da görür tabii. Tam anlaşılması zor olacak olsun bakın. İttihat nedir? İttihat birlik demek. İttihat hakkın, hakkın vücudundan istirahattır.
Hakkın diyor kalbimize onun muhabbetinin girmesinden dolayı o muhabbet denizinde kaybolmaktır. İyi ki koydun. Saadet nedir? Saadet kişinin hakkı müşahede etmekle kendinden kurtulmasıdır. Kendinden kurtulması nedir? İnsanı tarif ederler. Bir damla kan bin türlü endişe. İnsan bir damla kandan meydana gelmiş ama yeme arzusu var, içme arzusu var, çoluğu var, çocuğu var, işi var, gücü var, birçok arzu ve istekleri var. Bunlardan kurtulmaktır. Saadet bu kişinin hakkı müşahede etmekle, her şeyde hakkın nurunu görmekle kendinden kurtulması nefsani arzudan sıyrılmasıdır. Şekavet nedir? Günah nedir? Günah nedir? Hata nedir? Şekavet kişinin kendine müptela olup haktan gafil kalmasıdır. Vay işin ne olacak, gücüm ne olacak, çoluk çocuk vesaire bütün endişeler, kış geliyor işte yiyeceğimiz, içeceğimiz diyelim yakıtımız vesaire bu endişelerden kurtulmaktır.
Saadet, şekavette kişinin kendine müptela olup haktan kalmasıdır. Bu düşüncelerle haktan uzak olmasıdır. Şimdi endişe edilmez mi? Yedilir. Mesela kış günü için misal verilecek olursa hem yiyeceğinde hem içeceğinde hem yakıtında vesair hususta Bu nedir? Bu vesileyle Rabbime kulluğu yerine getireceğim demek. Ve sonra ailesine, çocuğuna, çoluğuna bu yönde faydalı olmanın Efendimizin mübarek dilleriyle Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sadaka olduğunu bilmektir. Vası nedir gelişen demek, kavuşan demek? Allah'ın Celle Celalühu vücudunun nurlarını müşahede ile kendini unutmasıdır. Allah'ın vücudunun nurlarını, varlığının nurlarını, varlığının nuru deyince bütün sıfatlar girer, isimler girer, fiiller girer. Zor oldu değil mi? Fasıl nedir diye sual edilirse, fasıl, sırrı hakkın gayrından ayırmak ve uzak tutmaktır. Sırrı, iç alemini diyelim, Allah'ın gayrından uzak tutmaktır.
Misal vermeyince anlaşılmaz. Birisi Bayezid-i Bistami Hazretleri'ne gelir, Der ki efendim ben bir mürşid-i kamile bağlıyım. O mürşidin kimdir der. Tarif eder. Sözlerindendir bana biraz naklet. Anlarım der sözlerinden. O da der ki efendim bizim mürşidimiz der ki, yeri demir gök demir olsa yine Allah'a tevekkül eder, teslim ederim şikayette bulunmam. Şeyhin der eksiltmiş. Yani şeyhin nakıs eksiltmiş. Neden deyince yeri göğü de hatırlamayacak, hep Allah'ı hatırlayacak der bunun gibi. Şimdi arada bul. Agahlık, Agahlık demek uyanıklık. Halini muhafaza etme gayretinde gaflette olmamak için alınan verilen her nefese vakıf olma vasfının bulunması gerekir ki huzur-u maallah Allah ile hazır olmak nispetinde herhangi bir noksanlık baş göstermesin. Şunu söylüyor, her alınıp verilen nefese vakıf uyma, yani aldığım ve verdiğim nefisten ben sorumluyum. Onun için ben yalan söyleyemem. Gıybet inemem.
Dedikoduyu hiç yapamam. Ben bu nefesi ancak Rabbımızı cikerle kullanırım. Kuran azimüşşanla, öğütle, nasihatle iyiliği emir kötülükten nehyetmek suretiyle diye düşünmek. İnkisar nedir? İnkisar, büyük bir tevazu bunu tarif edemeyiz. O yaşandığı için intisab şu demektir. Allah'ımız ben kalbi kırık olan kimselerle beraberim. Belki bu acziyetini bilmek gibi de düşünülebilir. Tevazu ve acziyetle Cenabı hakk'ın, Cenabı hakk'tan Suhhane Rüvvet Teala'ya sığınmak ve ancak ona muhtaç olduğunun farkında olarak farkını ona sunmak. Çok güzel tarif etti. Bu bazı böyle gayret gösteren riayet eden kimselerimizde rabıta-i müteakip, nefü, ispattan sonra murakabe halleri var. Birincisi murakabe-i ahadiyettir. İhlasın manasını düşünür, işte bu demektir. Allah'a muhtaç olduğunu bilmek, onun hiçbir şeye muhtaç olmadığını ama bizim ona her an ihtiyacımızın olduğunu bilmektir.
Bu makamda gönülde bir dinginlik ve sakinlik hali hasıl olur. Bir huzur hali meydana gelir kalbinde. Böyle olduğu zaman, her an ona muhtaç olduğumuzu bildiğimizde. Sevgilinle ebedi saadeti elde et. Yani Allah ile diyor celle celalühü ebedi saadeti elde et. Et. Öyle ki böl gibi için içine sığmasın. Şimdi şu, mesela bir dışarı çıksa şöyle bir baksak. Ayağımızı bastığımız o toprak olsun, etrafımız olsun, ay, güneş, yıldız hep onun eseri. Bunu bir kimsenin yapması mümkün değil. Yani bunu düşünebilsek yeterli. Bunu düşününce ne der ki şimdi? Böyle bir azamet sahibi Cenabı Hakk'a karşı gafil olmak insana yakışır mı demeye başlar. Bunu çok güzel bir beyitti hatırlayabilirsem. Rüzgar, su, yiyecek ve içecek böyle bir nimeti lütfeden Mevla'ya karşı şükür icap etmez mi diye güzel bir tabirdi. Ancak bu kadar söyleyebildim. Ne yapacağız diyorsanız, dersimizi giy çekeceğiz. Bitti. El Fatiha.
Bu ancak üçlere, yedilere, kırklar. E bize değil mi? Herhalde üçlere, yediler, ırklar dağdan gelmiyor. Semaden demiyor. Bunları bizim gibi insanlar nefsine fırsat vermemiş. İyi gayret göstermiş. Efendimizin dediği gibi bir gün yakındı efendimiz. Hep yakınmakla geçti zaten vakit. Dedi ki babamın ihvanların dedi, hep rica halinde olacak zannettim dedi. Belki de olmuştur diyemem şimdi, bilmediğim için, hep şey diyemem. Bana dedi çok sinirli çıktı dedi, üzüldü yani. Bak ne beklemiş biz üzerine neler beklemiş. Efendim, velhasıl biz dediğim gibi başka çıkış yolu yok. Azalarımıza sahip oluruz. Onu Allah'ımızı boşuna lütfetmedi. Kiramımız çok güzel bir esas kur. Var. Azalar, bu nasıl iyidir, neyse, kafanıza öpersiniz, sohbet ediyorsunuz. Azalarımız ne için yaratılmışsa onu oy olarak kullanmak, sahip oluruz. Bu sahip olma şunun gibi, diyelim ki bir havuz var veya bir baraj.
Eğer deliyi deşiği varsa ne yapar? Sular oradan kaçmak suretiyle baraj boşalacaktır. Kalbimizi böyle Allah'ımızın bir hazinesi olarak görürsek orada öz bir deliktir o hazinenin. Kulakta, elde, ayakta, gönülde, kapana. Mesela beynimiz Rabbimizin muhabbetinin dışında bir muhabbete meylettiği zaman şehevi, hayvani duygulara o kalp barajından, o kalp denizinden bir delik açılıp oradaki muhabbet suyu, aşk suyu, barida suyu, tecelliyat suyu, suyun zatı ilahiye suyu akıp gidiyor demek. Yazık değil mi? Yani öyle bir gönle yara acıyor. Bak ne kadar büyümüş. Bak, burada bir şey daha söyledi. Allah'ımıza dedi olan vazifede her şeyi unutup, onun zatıyla olmak. Orada bir huzur meydana gelir kalpte, tarif edemem. Bazen bize bunu soranlar oluyor. Onu bile yere geçecek bu. Efendim diyor, böyle siz dediniz ki arşı ağzıma kalbini aç. Aat diyor arşı ağzından öteler bana görünüyor diyor.
Bak bu zatına yaklaşıyor. Onlar bize hep üzüldüler onlar. Yani Efendimize hatırlıyorsunuz da bize anlatmıyorsunuz. Biz de uyanmak istiyoruz. Hiç duymadınız mı? Bilirsiniz. Bize anlatsanız da biz de ıslah olsak diyor. Hangayı, Konya'yı bilmeden çıkıp gidiyoruz diyor da benden. Hangi yayı, Konya'yı bilmeden dediği bunlardı işte. Ne olurdu bir o 0 çam Mehmet kadar ustaydık babanız neydi şey? Uzun. Bozoğlu kadar ustaydı Rahmetullah Ali'yi bir bozoğlu kadar ustaydık. Çarşıya inermiş, Tayfa örsen bana efendimden haber ver. Öyle bir aşk. Bak dünya işlerini de görürdün. Adamın şedi şemali bir hoştu ama Allah'ım, bizi öyle yaratmış. Sonra da bir kul oldu, gül. Sonra ihvanın eski olanları da beğenmemeye başladı. Dedi ki, ne bu hareketleri bunların? Kendi yakasına küstün, hiç alemine döndü. Çünkü ona teselli bir kimse yoktu ki.
Belki o isimlerini bilmiyordu yaşadığı hallerin ama o yaşadığı halleri ancak efendimizle, onun huzuruyla yerine getirebiliyor. Onunla bir rahata, bir huzura, bir şehre, bir aşka muhabbete gelir. Şahımız Menüde Mevmizin öyle bir evladı varmış. Böyle bu halleri yaşayan zatına kavuşmuş. Öyle değil mi artık? Bir gün demiş ki evladım Ben seni kalben görüyorum ama gözümle demiş hakkını istiyor. Bir de görüşelim oturalım demiş. Hep konuştuklarım bu olur. Yunus Emre diyor ya beni kandıracak ummam bulunmaz mı? İşte bu hallerden diyor. Beni kandıracak ummam bulunmaz. Ne yapalım? Bize böyle ben hatırlıyorum. Biz hatırlıyoruz üstadımızın sohbetini Anlatırdı bakar bizde hiçbir şey yok. Aman şunları mahrum kaldırmayayım diye. Bazen böyle toplayıcılar olur. Bir yardım için bir yere giderler. Adam yardım bitmez. Ya yorulmasın uzaktan gelmiş. Şimdi bir cip harçlığı olsun vereyim der.
Onun gibi etti Efendimiz biz. Alacak bizde bir hal olmayınca buyuruyor ya Muhabbet harçlığı azsam, o zatın dairesine varsan diyor. Onların El merul mamenabe Kişi sevdiğiyle beraberdir. Mesela şimdi Efendimizin doğduğu aydayız. Niye yoğunlaşacağız? Onun ruhaniyeti ile buluşmaya. Şeklimiz olsun biraz güzelleşsin yani rabıtalı insan şekli güzelleşsin. Hep bize dümdüz. Efendimiz bil dedik oğlum dedi simam değişmiş gitmiş istiğfar oku dedi. Adam gitti istiğfar okudu rabıtaları yaptı. Elhamdülillah dedim bak güzelleşti. İnşallah tarikatımızın güzel bir yanı boyası olsun. Bu kablolar da neden yapıyorlar ya bakır kaplarda neden, nişadır diye biliyorum. Onu sürdükleri zaman kap ayna gibi oluyor. Yani tarikatımızın istiğfar, nişadır, tevhid, salahü vesselam rabıta, bunlar bizim kalbimizi nurlandırır inşallah. Çünkü kalbimizle Allah'ımızın huzuruna vereceğiz. Yani şu vücutta vermeyeceğiz.
Bu vücudu siz bakın şimdi ölen bir kimseyi açın kabrini burnumuzu tıkarsınız, kokmaya başlar. Bir gün beklese kokar zaten. Ruhumuz ve ruhumuzu güçlendirilir. Ruh güzelleşince vücuda da sirayet gider zaten. Öyle olmasaydı Cenabı Hak Onları secde eserlerinden tanırsınız buyuruyor. İnşallah dualarınızla bize de himmet edersiniz. Biz de iyi olmaya çalışırız. Biraz da rahatsızım dua edin.