Fatiha'ya muhtaç olan din ve taşlarımızın ruhuna, mümin, müminatın ruhuna üç İhlas bir Fatiha. Ya Muhammed Mustafa Sen vaaz nasihhat et. Mümin olanlara menfaat verir. İmanlı olanlara menfaat verir. Üç gün insanın kulağı evi nasihat dinlemezse kalbinde kara meydana gelir. Sohbetsiz yaşayan, nasihatsiz yaşayan çorak arsa gibi olur, geometrisi bulunmaz. Din nasihattır. Din nasihattır. Din nasihattır. Kendimizden ölçeceğiz ve bileceğiz. İyice bildim, iyice okuduğum farziyetine iyice inandığım, günah olduğunu, delil-i kat'i ile sabit olduğunu bildiğin, sünneti seniyyeye baban da bana zıt olduğunu bildiğin bir kötülüğü işlememek elimizden gelmediği zamanlar oluyor. Şöyle düşünelim hele bir. Başlığımıza ineceğiz. Çocukluğumuzdan alacağız. Şimdi suyamıza kadar geleceğiz. Akşamki dediğimi aynı söylüyorum yüz on bir istiğfare, yüz on bir günahım sığmayı artık geliyor tekrar.
Estağfirullah Ya Rabbi diyorum, yine öteki birisi çıkıyor karşıma. Estağfirullah ya Rabbi bilmiyorum, öteki birisi çıkıyor karşıma. Böyle çok kusurumuz var. Tey koymak, toplanmak, meclisine oturmak şurada dursun. Tek günahım haber verirsen kolundan tutarlar da sen bize layık bir insan değilim diye dışarıya atarlardı bizi, atardınız bizi. Sizlerin ecne evliyaullah ve Peygamberani İsa'nın hürmetine, inliyenlerin hürmetine bizim de Rabbim günahımız, zaaf-ı mağfiret buyursun. Kendinize süs vermenin hiç yeri yok deyin arkadaşlarım. Allah'ınıza karşı çöp bütçe yok biz çok. Mahvolmuşuz. Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize, uymada yok olmuşuz. Bu bilgilerimizi, arifinden olan zat bile, Allah'ın dinini ihtiyacı hisseder. Herkesin dilinde, nüfusunda bir tesir olur.
Senin bildiğini sana söylerken, intibahın orada uyanır da sizin karşınızda konuşmaya liyakatınız yok ve hayır değiliz bu meseleye biz. Yarın olun, Abdül Hacı Bey kendi nutfeder de, halt ettiği udile ettiği esir nutfeder. Yine sizin bilginizi size haber verirken de, gayrasını görebilir mi? İki tarafa diye böyle gelmiş bulunuyor. Yoksa haşa ve kella hiç öyle bir şeyin yok, makamı yok, yok bir şey yok. İntibağımızı arttırmanın için Abdulhalife ve Nurcduani Kuddise sirahü'l aziz Efendimiz'le konuşturalım. Evlatlarını verdi. Evrit ve nasihati dinleyelim. Aynı bize veriyor gibi zannedelim, onunla amel edelim, kurtuluruz inşallah. Şeyh Ali Baba Kulal ettiği cihanı rüşenah cümlesinin ruhaniyetinden müstekit olmayı Rabbınız cümlemize nasib etsin.
Bu işte dulhalık ülküviani Yani, lefaike başlanan bu zat Nefi İspatı, Hızır Aleyhisselam'dan evlenen bu zat Nefi İspatı, evlenen bu zat Nefi İspat bid'at mıdır? Bid'atı hasene midir? Kitaplar mücadele ederken Hızır A. S.' ın tarif ettiğine bid'at denilmez. Irak Aleyhisselam tarif etti onu. Suya dalmasını emretti. Suya dalmıştı. İki hikmetini söylerler bu suya dalmanın. Birisi elbiselerinde belki şüphe olur hiç haram yememiş ama şu elbise aldığı mağla belki panga ile ne ile alakalı da parasını, pangalı kumaşa ne vermiş olur da elbisesinde de bir şüphe olursa o da olmasın diye suya dar işte. Yani elbisesi suydu, sosyetrediyordu kendini. İkinci manası, sulmememizin altında Salevveri şeklinde kalp çizilen bir yer var. Bunu herkes bilir ve keşfeder. Korktuğu zaman gırpüp atan yer ve gırpültüsünü de duyan.
Elini de koyunca Kuran'ın hareketini hisseden, sönmemenin altında an basıcını permiye eden bir kalp var. Herkes de var, bu yapınız de var. Burada Süveyda-i Derun denilen bir nokta var. İnsanın güz biber gibi siyah bir nokta. GÜS BÜBE ELEMENLER İÇİNDE ALLAH YAZIRILI Allah yazılı. Saliklere, Sıddıy-ı Azam Efendimizden beri Muhammed Aleyhisselam'dan tut. Şimdiki zamanımızda gelen umum kutuplara, kutupların da tarif ettiği ne kadar derv-i şanı halife varsa yaz olan reçete şimdi biz aynı reçeteyi kullanıyoruz. Buraları çalıştırmanın için aynı reçete bizde de var.
Allah'ın şu kahatlık günlerinde, kahatlık günlerinde, Vaktin son dililerinde, İslamiyet'in garip olarak gelip, yine garip de avdet edecek, Bediüzzaman'a geldiğimiz günde Daru'l Erkam'ın evinden başka yer bulamayıp da sığındıkları gün gibi tatlılarla boylu boyunca gelip yeni yapılmış tek bir bina belki kimse duymaz ki geldiğimiz bir binada böyle garip garip iller, kahvelerinde, kasinelerinde, sinemalarında keyif çarpılırken biz mahsun mahsun der ki bu tutmuyor yola böyle garip kalacaksınız, peygamber böyle garip. Bu Din-i Ali garip olarak geldi yine garipliğe hazzet edecek.
Garip ümmetlerime ne mutlu, ne mutluluğu o garip garip gelip de kimse duymasın işitmesin kendi meslekimizden olan gardaşlarımızdan daha haşır, lunu ve ahlak-ı zimimetesini öldüremeyen arkadaşımız bile bizimle reçeteyi umlanan bile duymasın deyip toplandığımız şu meclisinde Allah'ın kudhunu essanesi, Şamusun, Hafız Sübhaniyesinden mahrum buyurmasınlar. Bunlar fanlığından öpecek bilmek buyuruyor Peygamberimiz. O garip olanlara ne mutlu o garip olanlara? Biz garibur gardaşım! Hele bu gördüğün o kardeşimiz, garip! Dünyevi Mahvum olduğu gibi Tahirü'l-Hücanın boynunu bir kucaklayıp da gözlerinden öpmeyi iki buçuk senedir arzu ederim de Allah bir gün Muradına nail etti, o hasretle yaşar. Onun namına bütün bu Konyalı, canından 7 arkadaşlarının gözlerinden öper, ellerinden, hayatlarından öperim. Hani bu kadar canı olsun diye bir memlekette bulunuyorum şimdi.
Sevişliyim, ferahlıyım, Bayram hayatı yaşayın içimde de harfte yetmiyor. Kendi cinsimizden bir kanat batıp da şekbaya maruz kalmayalım diye korktuğumuz garip devirde yaşıyoruz. Allah'ımız şu garipliğimizi da mükellef eder. Başınıza dindar insanları hükümdar etmeyi nasip et. Yarabbim ya Rabbi! Büyük Doğu ve Necip Fazıl Kısakreyn yazdığı çıkan mecmualarda bile Allah resmi basılmış olduğunu kalbin üzerinde gören kardeşimiz çok. Gördünüz değil mi? Biri Elif, iki Lev-ül nehy kalbi Allah'ın kudreti ile basılmış o da Levh-sayı Celallar. Rutgene vurdu mu çıkıyor. Üstatlarımız bize reçete yerine suretiyle Allah, Allah, Allah, yalnız efendimiz diyor ki, gülüm tefekkürünü çok yakanı. Şu kalbiniz bir boşalsın, masivadan boşalsın, Sultan-ı Enbiya Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kalpten bünye muhabbetini sökücü yönünü çok çıkıyor. Bu, Sür çıkar ayarı dilden, Hıl, Haris-i kalp.
Sür çıkar ayanı dilden ta tecelli idi Hak padişah olmaz saraya, hana, mamurul adam. Onis, honis, o yalan devayı gel ortaya o siva. Temiz it gümr evini dost gelecek kondurmaya. Dost gelecek kondurmaya dost olan rabıta, rabıtadan sonra Tenafir rusül, fenafir rusül'nden sonra Tenafirlah gelmeni için kalbe onu bir boşalt. Bunun boşaltması da ifradimizi okuduktan sonra istiğfarınızdan başlayıp, yadırgımız olmadığı için konuşuyorum Rabıta-ı mevti böyle yakasını bırakmayacaksın. Yani, mutlaka öleceğini zannedecek yastığa başka koymuş, özüm tavana dikilmiş, yavruların boynunu bükmüş, halen hıçkırıyor yavruların boynunu büktüğünü unutmayacağız! Bu, kalbimizin önünde kat kat kat kat kalınlık Hristiyanlarımız olduğundan içeriye nüfuz etmiyor.
İyice tesir etmeli, ömründe gaflet perdeleri var da ondan, atlamayacak şeyimi bitireciğimize kerametim olsa da şurada arkadaşlar içimizden birisi bir sohbeti bitirmeye ölecek desem hepimize bir ürperem, büyük verme gelir. Allah ise Azrail A. S her gün üç, yedi, yetmiş defa herkesin şahsına bakıyormuş böyle geleceksin geliyorum hazırlan bir tanecik kişi burada içimizde yok ki efendim, ölmeden ben bu yerden çıkarım deyip senet veremez buraya bir tanecik imza atamaz. Şulamız bu kadar yani ağzı bağlanmalık bir torbanın içinde ruhumuz var. Çıkarsa dıkınırmalar, dıkılmazmalar. Biriniz bilmiyoruz şimdi. Allah iman ile kavuştursan ağızını orada. Ölüm Tefekkürü, ben evradını tarif etmiyorum. Çünkü memleketimizin memleketimiz diyor Allah. Bizim Yahya'ımızın sancağı de vilayeti Konya'ydı. Bizim dediğim biz eskiden beri Yahya'nın Konya'ya merbut birisi memlekettik elhamdülillah.
Onun için kalbimin ayrılmasına imkan olmuyor. O yollar, zarıl yollar memleketimize gelince ayrı izi hüz ediyor. Kendini rabıta ettiriyormuş diyecek kadar iftiraya maruz kalıyorum. Gene gelmeyen de hiç bur kalıyorum. Allah'ımız bizi sevdirmiş, ayırmasın. Böyle bir sevgi. Bu sevgiyle ölelim, bunu ola dirilelim, bunu ola haşrolalım, bunu ola cennete girelim inşallah. Arkadaşlarımızdan o ibretları tarif filan olduğu için onlara gitmeyeceğim. Ölüm tefekkürü on beş dakika kadar neden aşağı olursa olmaz. Sahale, kalbin açık, hacet kapılarını açık zamanında muhakkak öleceğimizi güleceğiz. Şahalet, Tevhid, iman nasip olacak mı, uymayacak mı korkusu, İçimizin tad diyar uğrunda düşecek. Gözlerimiz sim sim sakallarının arasından yaşlandığından. Ben rabıta amel lezzet alamıyorum, ben rabıta amel lezzet alamıyorum, kalbiniz sıkılıyor hep bundan oluyor. Bundan oluyor.
Yani hastalıklarınızı ortaya sileceğim, ben bölüşeceğiz. Yine bildiğiniz mikrofon var ya ağzımız mikrofon vazifesi yapıyor. Çalışan, çalışan motorumuz, fabrikamız üstazı arganımız oluyor. Buradan bir zanıyor, bu lüfer de buradan söylüyor biiznillahi Teala. Buradan mı söylüyor? Buradan da söylemiyor. Onu da kızdıran Halıku's-Sülcelal var. Rabıta'da yankılanan birçok hocalara güç gelen şey zannediyor ki bir mürşid-i kamile yapıyorlar. Biz Allah'ımıza yapıyoruz. Füyuhaf-ı ilahiye Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e döküldüğünü biliyoruz. Oradan, Sıddık'ı almam Efendimize geçtiğinden haberimiz oluyor. Polar gibi birbiriyle eklenmiş çimentolarla doğmuş Utlu Cihana bağlanarak Efendimizin kalbine gelen tüyolar Allah'ımızdan geldiğine inanıyoruz.
İmdeki akan şırıl şırıl şırıl şırıl şırıl şırıl şırıl şırıl sular onun depoundan geldiğini biliyoruz, buradaki ev sahibi yemin etsin inanmıyoruz. Yok bu oradan geliyor. Sen yüz defa yemin İslam ver, inan bana. Bahruları bilmediği için kul, una tapıyormuş manasını verecek kadar çığ dönüyoruz. Hiç böyle bir şey yok, yakalandı. Hem ben şükbe gelen şey mecmuana yazıyorlar, cevap vermiyorlar, şahsını da düşünürmüş, şahsını da üstadını düşünür o zaman havatır kalbe yol bulan şahsını düşününce üstadın şahsı da şükür olur. Ya şirk olmaz, günah olmaz mı? Namazın içerisinde, umulun hatırına geliyor, ailen hatırına geliyor, namazın içinde geliyor günah olmuyor, şirk kılmıyor demek işte bir evliyaullahi ve kulünu'l-assali değil, kaldı burada ihtiyar çok ki beni buraya çok çekiyorlar şimdi, Sufbe.
Siz, Salikin'le beraber kulunun manasını veren Salikin İstanbul'du, biz de buradayım, beraber nasıl olalım teklifi malayiyyta konmaz mı efendim? Yani illa Sadetin ile beraber ol deyip yine Allah'a yöneliyor. E biz nasıl olacağız? Evet, ve ruhaniyeti ile beraber olduğumuz müddetçe, biz bize beraber gel, amin şimdi. Büyük Üstadımız Hacı EFFENİ Erbili Kuddse sirruh Aziz Efendim, Allah şefaatine nail, Suzan olduğum Allah Habibi'ye hürmetine. Neyse akşam arkadaşımızın dibi, talipi verelim Efendim diyor, sizin dizimizin dibine oturacak evimize varacak kalbimi açacak Ya Rabbi füyuzat-ı ilahiyyenin müteselsilen Efendimiz'in kalbine vererek benim halime de lütfet mi diyeceğiz? Kendi evimizde oturacağız, seni dizimizin dibine getireceğiz, böyle tasavvur edip de böyle mi alacağız? Ben şaştım bu işi de nasıl edeceğiz efendim diyor. Yine o üstat cevap veriyor bunların birine hacat yok Yavuzcuğum!
Zamanın kutlayacakanı şahtan doğmuş güneş gibi, bütün dünyayı doldurmuşsun yağları. Yeter ki o haneye, kalp hanesine pencereniz açık olsun. Pencereniz açık olsun içerisine muhakkak güneş vuracak. Pencere kapalı olur, inanç kapalı olursa içeriye nüfuz etmez. Raufadan bel lenst alıkmıyorum şüpheleniyorum diyen boşuna değil. Nellemi Yerzukil'den yarif olduğundan. Felim tabiriyle, tadına bakmadığı için lezzet alamadığı için ben alamıyorum diyor. Nebi'sün dadını anın asel göster, besal göster. Soğan göster, bal göster. Hiç hayatında soğanı ısırmamış, balı yalamamış adam soğanın günü beyaz, gerisi yemyeşil, daha yakışıklı. Bal çok çokur, kar sakıldı gibi. Lakin onu çiğnerim mi acı, berikini yalalım mı badamayı üzerine koydun mu bal olduğunu bilin. Hele rabıtadan şöyle görünmez tefeşirünü on beş dakika nasıl öleceğim Ya Rabbi, iman nasıl bulacak ki Ya Rabbi!
Düşünceleri kabir ve sual'a cevap verebilecek miyim Ya Rabbi? Kabirden kalktığım zaman suratın başka surata nesk olacak mı Ya Rabbi? Defterimi sağdan mı bileceğiz soldan mı bilemiyorum Ya Rabbi. İzanı, adalette günahım mı ağır gelecek sevabım mı bilemiyorum Ya Rabbi. Hangi fırkaya ayrılacağım? Rasulullah fırgasına mı? Şeytan fırgasına mı? Bilemiyorum Ya Rabbi! Bu düşünce, kalbi bir dırabın içinde hiçbir şey koymayacak, yavşaksız! Dünya muhabbetinden eser kalmayacak, koymayacak. Ondan sonra Rabıta-i Şerife başladın mı derhal Musluğun ağzı kapanmadığı için iyice kalbini temizlediğin için Rabıta kalpte tecelli edecek ve Rağutan'dan gelen Füyuzat-ı ilahiyyenin Şığıl Şığıl arttığını duymaya, Sol Möneğin altı, sıcağın içinde kalalım Allah'ım, Allah'ım şu lezzetleri canımı al diyecek kadar ferahın içinde kalıp, tostun üstüne bazı gün yıkılıp ailene kaldım. Ne oldun sen ya?
Efendime dalgın şehirde rabıta yatmıştım, ben kendimi Rahip ettim, yiyemez ailesine de herkesten saklar, ders çekeceği yer yalınız olsun diyor. Yalınız yerde temiz seccade olsun. Üzerine ispata karışmayan gülyaları sürülsün, kıbleye karşı gözleri yumlu otursun, gözleri yumlu otursun tespihini nur gibi eline alsın, ailesin bile soluğu gelmesin. Hiç kimse olmadığı yerde rabıta da hiç değil mi ise on beş dakikada, otuz dakikada, kırk beş dakikada bir saat olsun dört, favuta ile kalsın. Efendimiz buyurdular ki mangalın üzerine cenbeyi koyuyorlar, kuşatıyorlar, kaldırıyorlar, buyururlar efendim'den de bir terakki hali olmuyor diyor diyor. Anca bir tarikatın bıçaklığı var diyor. Hele onu, on beş dakika nuto'nun cezbeyi, o mangalın apaşının, hava gazının üstünde kaynaması, sonu, hava gazının üstünde tencereler gibi, hışırtısı dışarıya vurmaya başlayacak ama unutmayın diyor, yıkan diyor.
Etsinler, dillerindeki zikir, söz emmenin altından dik dikkat etmeye başlayacak diyor. Kendileri, bilirler mangala koyduğu bir gezdenin ince noktaları, zayıf noktaları, başlayıcıdurunca cilt, cilt, çift atmaya. Hem misallı söylüyor, hem derslü tarif ediyoruz. İyice dinleyelim, anlayalım. Şimdi bu civciv derken çektin ne? Kalp, Ruh, Sınır, Hafa, Takva çalışmış oluyor. Biraz daha uzaydın kaynayacağınız iki kül olacak, ısır. Yani, ısıtmışsın bütün ihmana bakıyorsun bir sıcaklık var. Zaten kaynayı çöker! Kaynamadığımızın sebebi, dersi şeyi çekemiyoruz, hiç kusur kalmayacağız şu an! Efendimiz diyorsun neleri varsa yüz de söyleyeceğiz, bize müsaade ettiler, ya söyle, hafle yaşamasınlar, yani namaz bulduklarına gönderme sığlar, görür yollarda. A'raf! Acele! Yarısı vesveseyle! Dükkande, dizgahda vesairde Esselamu, Esselamu Aleykullah! Oğlum, namaza gidenleri devatınıza getirin diyor.
Çok dinlerin suculardan. Namaz kılanları kendimize getirin ziyade çok yemek hazırlanmış adam Çocuk kapının nuruna hariç bir çocuk diyor arşın namazı amca, Arslan namazında hoca ilk hangi sürahi o? Maaşlar okumuş? Oğlum, hiç aklımda kalmamış. Amca hangi sürahi okudu arşın namazında hangısında o zaman? Benat vasfını bilemiyorum. Böyle bin tane cemaatten on kişiyi bilmiş. Yani eyversinde bin dört yüz ile okudu. İkincide ihası okudu Namazın içinde kalan on kişiymiş. On dişini getirmiştir. Oğlum Namazdan kılanları getirip tamam kılmamışlar baba dedi hiç kimse dedi akşam namazındaki okunan surayı bilemiyor bilemiyor on kişi bildi on kişi namaz kılmış onları getirdim başkaları kılmamış dedi. Yani camiye girmişler, geriye çıkmışlar diyor. Efendimiz bunun gibiiyetler oluyor.
Bu Tarikatı Aliye tedavi edecek E-Tarikatu'zel hakikat, hadımar-ı şeriat tarikatla hakikat şeriatın Hırvatçısı, namazı huzurla kılsınlar diye Allah bunları koydu. Taharetla, abdest nasıl hazırlanıyor da namaza giriyorsa insan tarikatla hakikat şöyle