Değerli dinecilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde isimli eserinden Oruç ve Açlığın Faziletleri konulu bir sohbetini aktarmaya kaldığımız yerden devam edeceğim inşallah. HAZ-i Ali radıyallahu anh, Ebu Bekir radıyallahu anha soruyor. Amel ve mücahede'de daima bize tekaddüm ettiğine, öne geçtiğine sebep olan amelin hangisidir? Beş şeyde, diyor Ebu Bekir radıyallahu anh. İnsanları iki kısım gördüm. Bir kısmı dünyayı ister, bir kısmı ukbayı. Ben Mevla'yı istedim. İslam'a girdiğim günden beri doyasıya yemek yemedim. Marifetullah, Allah'ı bilmek ve düşünmek zevki ve lezzeti, bu İslam'a girdiğim günden beri kanasıya su ve içecek içmedim. Muhabbetullah zevki bana dünya şerbetlerinden daha lezzetli geldi. İslam'a dahil olduğumdan beri iki amelden, yani dünya ve ahiret amellerinden evvela ahiret amelini tercih ettim. Ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ettim.
Sürekli onunla birlikte oldum. Ondan bir saat bile ayrılmamaya gayret eyledim. Hicret-i Seniyye'de Sevr Mağarası'nda beraber bulundum. Elhamdulillah. Haram lokmadan neşv ü nema bulan insan vücuduna cehennem ateşi evladır, diye rivayet edilmekte. Sevgili dinleyicilerim, haram lokma kalbi ve kanı bulandırdığı gibi, azaları da bozar. Fena amel işletir. Helal lokma ile beslenen kalp ve cesetten salih ameller sudur eder. Nitekim temiz ve münbit topraktan bereketli mahsul alınıp, çorak ve fena topraktan iyi mahsul alınamadığı gibi. Haram lokmadan da fena amel işlenir. Araf suresi elli sekiz ayeti kerimede yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor. Güzel memleketin bitkisi Rabbinin izniyle bol çıkar. Fena olandan ise faydası pek az bir şeyden başkası çıkmaz. İşte şükredecek bir kavim için ayetleri böyle çeşitli olarak açıklarız.
Toprağı verimli olan güzel memleket müminin misalidir ki o, hak sözü işitince kalbi onu kabul ederek faydalanır. Fena topraklı yerde münafığın benzeridir ki, o hak sözü işittiği halde kalbi onu kabul etmez ve dolayısı ile onunla faydalanmaz. Maraz-ı Kalbin bir misali Safra hastalığına müptela olan kimse taamın lezzetini tatmaktan mahrum olduğu gibi maraz-ı kalbisi olan kimse de iman-ı hakiki zevkini idrakten mahrum olacağından, zevki ruhaniye nail olması maraz-ı kalbisinin zail olmasına bağlıdır. Bu hakiki imanı suri olmuş olur. Bu, kalbime rıydın, yani hasta kalbin idrakine aklı mead yani ahiret aklı olmak lazımdır. Aklı meaşı ise dünyevi işlerini müdriktir. Onun endişesi dünyadır. Maras-ı kalbisinin afetini, tehlikesini idrak edip de ehemmiyet vermemekten, onun ıslahından gafil olup, bu sebeple evamir-i ilahiyeye imtisalden, ibadat ve taatten mahrum kalmış olur.
Kalbin hastalıkları hakkında ayet-i celilelerden birkaç tanesini sunmak istiyoruz sizlere. Kalplerinde bir maraz vardır onların. Allah da marazlarını, hastalıklarını arttırdı. Yalan söylemekte oldukları için de onlara bir azap vardır. Hayır, hakikat öyle değil. Bilakis onların işleye geldikleri masiyetler kalplerini yenmiş, paslandırmıştır. Sonra bunun arkasından yine kalpleri katılaştı. Şimdi taş gibi yahut daha da katı. Çünkü taşın öylesi vardır ki ondan ırmaklar kaynar. Öylesi vardır ki yarılıp ondan su fışkırır. Öylesi de vardır ki Allah yukarıdan açığa düşer. Allah ne yaparsanız hiçbirinden gafil değildir. Ehl-i hakikat, kalp beş kısımdır, demiştir. Ölü kalp, hasta kalp, Kalbin halası, ahlak-ı haseneye delalet eder. Akıllı olan, seher vakitlerinde farzı geçirmeden istiğfar eder. Zikrullah yapar.