Altı zümre vardır ki bunlar hesaba çekilmeden ateşe girerler. Bu hadis-i şerifi çok aradım ve buldum bir zina-i teala. Bunu Efendimiz hazretleri çok okurlardı. Yalnız böyle şirin şeklimdi, demek ki, ezberlenmiş Şii balıkları içerisinde ifade buyururdu. Burada Arapçasında var ama bu şekilde geçiyor. Onlar kimlerdir ya Rasulallah diye sual edildiğinde Resulullah benden sonra gelip de zulmeden idareciler. İki, kavmiyet davasında bulunan Araplar. Üç, mütekebbir dehakanlar, ateşperestlerin köylerinin reisleri. Dört, hıyanet eden ticaret erbabı, yani aldatan, Hainlik yapan. Cehalette inat giden köylüler. Altı Haset eden Alimler. Resulullah şöyle buyurmuştur Üç şey vardır ki bütün günahların kaynağıdırlar. Bunlardan muhakkak sakınız. Birincisi kibirdir. İblis'i Adem aleyhisselama secde etmemeye sevk eden şey kibirdir. İkincisi hırstır. Adem aleyhisselamı yasak ağaçtan yemeye sevk eden hırstır.
Üçüncüsü hasettir. Adem'in aleyhisselam iki oğlunun birbiri ile kıtal edip, dövüşüp kardeşini öldürülmesine sebep olmuştur. Bir de burada Şeyh Şeyhüddin hazretlerini almış okuyun mürşidi kamillerimizden, bizim efendilerimizden. Bunu almamızın sebebi de şu mübarek sultanımız ve hepimizin de öyle olması lazım gönlü açık. Böyle kalbi hep Cenabı Hak'ta açık vaziyette. Okuyunca belli olacak. Boyu uzunca efendimiz hazretlerinin Şeyh Seküddin hazretleri levn-i esmer, mübarek renkleri esmer, yüzü böçek, bu böçek, yüzü güzel. Böyle insan gördüğü zaman içi ısınıyor. Böyle bağrına basası gelir. Gözlerini büyüyecek. Sakalının iki tarafı az seyrek bir zat idi. Evet. Zahir, batın ilimlerini canlı. Hem medreselerde okumuş hem de Allah tarafından o okuduklarının sırları belirmiş. Hem zahir hem batıl.
Züğürt, dünyaya muhabbet etmiyorlar ve takvayı Allah korkusunu kendi celali sünnete ittiba Efendimizin adeti Muhammediyelerine çok uyuyorlar. Kafir, fasık, facirden onu kim görürse tövbe ederdi. Öyle bir. Allah'ım nur ihsan buyurmuş ki, hidayete ererdi, daima asıl almamızın sebebi buydu. Daima varidatı ilahiyeye hazır dururlar. Allah'ımızdan gelecek bir Cenabı hak gülsek bunlar hep şunu deyin bedel karşılığı. Böyle kolayına hiçbir şey olmaz. Daha sonra kolaylaşın. Şey gibi böyle dağa çıkarken zorlanır insan ama düz yola eriştikten sonra diyelim ki orada tren raylar var. Vagonun üzerine koydu mu kolay gider. Biz mutmainne sıfatına erişinceye kadar tabi zorlanacağız. Nefis her türlü boyunla oynar, şeytan da oynar. Dünyada şeytan sıfatlı insanlarda aşağı kalmaz Fakat bunları aşabilmek. Çok şeyi de görüyoruz kendi hayatımızı. Eğer sabretsek her şey hayır olacak.
Şu nefsimize dur diyebilsek fırsat vermesek Şeytanlara katiyen yol açmasak, ona aldanmasak hallolacak. Bunlar hep halletmiş. Değil mi? Çoğu anlatıyorum Efendimizden. Çok diyorum, müstesna zaten böyle sıkıntılar olduğu zaman boynunu büken iki damla gözyaşı buyuruyordu bize. Bu dağları açtıktan sonra vagon artık rayların üzerine konduğunda, maymun sıfatı korku, her şey kolaylaşır. Bazen okuruz velilerin hayatını, insan düşünür diyor ki bunları nasıl yapmışlar? Nasıl yapmışlar değil onlara o bambaşka ilahi bir zevk Kuran-ı Kerim'i bir gecede hadbedenler var. Onlara bir şey değil onur o nur. Biz bazen üstünden geçiyoruz yapamıyoruz diye beş bin tevhidi okuyorlar, on bin tevhidi okuyorlar. Daha sonra ne şu ispat dersi var, böyle kitaplarda yazıyor. O tevhidi bin defa yapıyorlar. Şimdi bize bu nasıl olacak, nasıl olur denir. Bunların bir tarlasında üç bin işçi çalışıyor bunu yapanlar.
Bir tarlasında. O kadar da işleri çok. Burda mühim olan beynimizi çalıştırabilmek. Ondan kolay gelir. Esamel yesiyruhude lüsra ayeti celilesiyle. Çok kolay gelir o. 0. Doyamaz o zaten. İşi oraya döndürmek mühim olan hepimizin sıkıntısı bu noktada aynı ama çok kolayı zorlaştırdık. Çok kolay asın. Onları bir dinlesen. Efendimiz öyle bir güzelmiş ki nurani bir ve şeye sahip. Diyor ki kafir, fasık, facir onu kim görse tövbe eder hidayete inerdi. Daima validat-ı ilahiyeye hazır dururlar. Allah'tan gelen nimetler ona doyulmaz, o Allah'tan gelir. O, yemeye içmeye benzemez dedik. Dinlerdim büyüklerimizden de on beş gün diyordu Efendimiz bir şey yemedik diye. Çok az böyle bir bardak süt gibi ve hayran hayran bakarlardı. Ölmüş olduğu o esrar, bu ilahi sırlar.
İmam-ı Rabbani, Ameli Faruk Hazretlerinin torunu ve Muhammed Masum Hazretlerinin oğlu olmakla küçüklüğünden beri büyük bir lütfa mazhar ve manevi hava ile muattar idi ilahi havalarla. O kokularla kokulanmakta idi. Ehli dünya ile görüşmekten şiddetle kal. Zaten o hale geldi mi? Onda bunlar hep kendiliğinden zuhur ederdi. Ehli dünya ile görüşmezdi. Ehli din ve sadık ve hakikat dostları ile gülletten zevk alırdı. Efendimizin bu şiirlerinde geçiyor şiirlerinde. Okuyorsunuz muhakkak bilmiyorum okuyorsunuz. O murakabe halinde diyor ki ne diyor? Dostlarla sohbet gerek diyor. Gerçekten ihtiyaç duyanlar o zaman. Böyle hayırlı kimselerle sohbet ederdi. Haydi bulamadı. Anlatayım ama ben nasıl anlatayım bunu? Şeyh Seyfüddin hazretleri diyoruz ki onlar gelir onunla oturur, konuşur, görüşür daha size anlatmadığım neler var? Anlatamıyorum bir türlü. Kafiye ters düşecek.
Dağın aslanları diyeceğim gelir yanlarında oturur konuşurlar. Biz şimdi bu hallere giremediğimiz için bize çok acayip gelir. Kaynağımda deyim size. Sami Efendi hazretleri Gaddisallahu ve sellem bu buharatı idi. Yedi yaşından ileri rahat etti. Sami Efendimiz cübbelerinde hediye buyurmuşlar. Onu böyle naylonlamış. Dedi ki ben bunun içine giremem. Bunun içindeki ilim, irfan, hikmet, marifet sahibi efendi hazretlerinin cübbesini nasıl giyebilirim diyordu. Mahmut Efendi'nin de ismi çok bahiret bir kimse Taif'te duruyor. Mahmutcan hazretleri buna selam göndermiş Sami efendimiz. Ben onun selamını burda alamam, huzuruna varmam lazım demiş. Ta Taif de efendimiz hazretlerinin huzuruna gelmiş. Oradan bir kimse daha gelmiş tek ayağının üzerinde duruyor. Bunu torunları anlattı yoksa anlatmazdım. Siz de muhafaz edin herkese anlatmayın.
Bu her kalbin kabul edeceği gibi değil ancak mor olan kalpleri kabul eder onu. Çocuk gibi diyor o yüz altı yaşındaki kimse ağladı. Sami efendimiz bir çocuğu susturur gibi okşaya okşaya okşaya susturdu. Demesem olurdu ama derin bir kere. Aslan da geldi oturdu dedi, aslan da oturdu. Bunu demişken yılanı da değilmiş size. Yılanlar neler Sami Efendimizin yüzüne bakmaya hayran kalkmış. Eve girdi diyor. Bütün aile pedleri korkuyor. Sami benimiz o bizi ziyarete geldi, kapıyı açmadı, kimseye bunu duyurmaz. Çünkü kalpler şey yapar, kabul etmez. Açtı büyür birbirlerine nazar etti der. Sami Efendimizin kapısında bulunan altmış üç yaşındaydı o zaman, onyalı bir kimseydi, buraya da geldi. O Sami Efendimiz'den anlattı. Dedi, hanelerinde hizmet için kalırdım, biz dedik kütük yarıyoruz dedi. Bir türlü yaramıyor kütüğü dedi. Bu balkondan da Sami Efendimiz nazar buyuruyorlarmış.
Kütüğü döndür evladım buyurmuş. Dön derdi ki diyor, bir yılan. Nazar buyurdular diyor. Mezunen aşık diye bir zat var. Bu mevzuya girmesem demezdim, mecbur kaldım. Bu sohbet edecek ve millet, delil bize vaaz edecek diye kaçışmaya başlamışlar. Kaçışıyor. Bu diyelim birden bize vaiz oldu diye bakmış herkes kaçıyor. Ey mescidin kandilleri gelin demiş. Kandiller olduğu gibi gelmiş huzuruna. Sevgili kardeşlerim. Bu kardeşlerim demekten bile sizi haya ediyor. Bak buna göre gayret gösterelim. Çama gösterelim. Beslerimiz üzerine de dikkatli olalım. İşte biz o alemi göremediğimiz için namazda da onu tefekkür ediyoruz. Gelin de zaten. Dedim biz kabri görüp görmedik, kabirdeki hallerden haberimiz yok. Onun için dedik bize her şey zor gelir. Eğer bir görsek oradaki bağrışmaları, çağrışmaları kendilerini duvardan duvara nasıl bulduklarını verir.
Evliydı figan koparıp eyvah dediklerini hiç gaflet olmaz. Mümkün mü gafleti, demiş. Dedemi ziyarete gelmiş. Çok ağlamış. Hafız niye ağlıyorsun deyince efendim demiş kabristandan geçerken okuyayım dedim kabir eklerim hali malum oldu demiş. Nasıl felyadı figan koparıyorlar demiş. Dayanamadım efendim. Onun için burda felyadı figan koparalım, ağlayalım, sızlayalım ki orda işimiz kolaylaşsın. Bedir Muharibesiydi aleyhissalatü vesselam efendimiz. O kahrolan müşriklerin başlarına geçtiler. Buyurdular ki Ashab-ı Güzin efendilerimiz de var. Hakikat hala vakıf oldunuz mu? Dediler Ya Rasulallah duyuyorlar mı? Sizden daha iyi duyuyorlar. Dizlerine, yakalarına, paçalarına böyle vuruyorlar. Eyvah bilememişiz seni Ya Rasulallah diyor. Ona göre gayretimiz olsun, çabamız olsun. Şeyh Seyyidüddin Hazretleri denince bunları apaçık gören kimsede.
Bir Rabir hali, bir velinin en küçük halidir Ehli dünya ile görüşmekten şiddet ve kaçınır. Ehli din ve astıga sadık ve hakiki Ruslar ile ülfetten zevk alırdı. Çünkü dostunu görüyordu. İnsan kendisine yakın bir kimseyi buldu mu çok sevdi. Bunlar o kimseleri bulununca çok neşelendilerdi. Öyle ki, sadık İhvan meclisinde aşkın maşukuna gelmesini intizar ettiği gibi her an tetikte varidatı ilahiyeyi bekler, Biri mecliste ismi Celal-i Mevla'yı zikretse boşlar gibi çırpınır vecde gelirdi. Bu varidat dediğimiz ta bunun cennette bile yok. Onun tarifi yok cennette de yok. Cennetü'l maarif olursa var. Cennetin öyle yemesi, içmesi, hurisi, kılmanı, köşkü. Bunlarda yok mu senin? Cennetü'l maarif de var. Onu da burada yaşayabilirsek var. Bu nurun içerisinde bunu bekliyorlar. Cennetlerin üstünde bir nimet ol.
Kendilerinden acayip kerametler ve harikalar zuhur ederdi, Efendimizin sünnetine o kadar riayet ederdi ki kendisine sünneti ihya edici denilirmiş, O kadar müstesna bir Efendimiz. Bir seher vakti bir dam üstünde otururken, kulaklarına bir ney sadası gelir. Bu yanık sada tesiri ile bayılmış. İhtiyari elden giden, damdan düşer, elleri incinir. O iştirak hallerinden, ayrıldıklarında birtakım kimseler bize neyi dinlemek terk ettiğimiz için dertsiz diyorlar. Halbuki esas dertsizden neyi dinleyip de kendini zapt edenlerdir. O ney de o bildiğimiz sesi dinlemiyor. Onu. Orada Cikrullah'ı dinliyor. Sadece o birliği her şeyde onu dinliyorlar. Hazreti'in misli öğrencilerinden biri bir gün ney ve sema meclisine tesadüf eder öyle güzel nağmeler duyar ve uçar gibi sema seyrederler ki deruni duygularını zapt edemeyerek, edebinden nara ve ses çıkaramayarak oracıkta can görür.
Bu haber hazrete ulaştığı zaman ney ve sema duygulu hassas gönüller için tehlikedir buyurmuş. Bunu da almışız. Bir de zikri kül almışız. Onu dilimle diyeyim, görünmeyin. Bu zikri kül, bütün vücut zikre geçiyor. Yalnız bu zikir tarif edilirken Allah'a sa'y celalini sadece dili söylemiyor. Bak hele söyleyeyim. Dili söylemiyor. Bütün vücut olarak, galibiyle, galibiyle ve bütün azalarıyla zikreden, Allah. Öyle olur ki diyor, bir yere gideceği zaman yürüdüğünde, yürüdüğünde onun o yürümesi Allah'ımızı men ettiğinden yasakladıklarından kaçınırlar diyor. Eğer yürüdüklerinde diyor Allah'ımızın rızasını talep ederler. Bir şeye baktıkları zaman Allah'ımızın haram kıldıklarından gözlerini korurlar, kulaklarında da öyle demiş. Dillerinde de öyle. Bir murakabetillahi teala. Her zaman Cenabı hakk'ın gözetlediği düşüncesi içerisindeymiş. Böyle bir şeye el uzattıkları zaman harama el uzatmazlarmış.
Kat'iyyen. Zikri daimi, zikri külü böyle tahrip ediyor bütün zikri. Yürüdükleri zaman da Rıza-yı İlahiyi kastederek gelirlenmiş. Sonra diyor ki gözleri de öyle, kulakları da öyle, her zaman Allah'ımızın kendilerini gördüğünü bilirler. Emri ilahiyeyi gözetirler. Allah'ımızın her an kendilerini gördüklerini bildikleri için utanırlar mı? Allah'ımızdan çok hayailerle yanlış bir iş yapmaktan. İşte çok zikir budur. Hani biz çok zikir deyince illa on bin olacak, yirmi bin olacak değil. Onların çok olması bizde bunları gerçekleştirmek için. Ve zikrul Ganiyy, zikrul münafeti. Az zikretmek, böyle usanıyor. Bırakın. Bu da münafıkların halidir. Zikri derler ama yaptıkları taatler de öğretiyor, gösteriş için yaparlar. Kalplerinde zikrin eseri yok. Dillerinde ama kalpte yok. İnsanlara gösterir için yaparlar Allah'ı da çok az zikrederler buyurmuş.
O şeyi buldum eğer varsa, yarenlerle sohbet gerek diye yine bulamadım. Bu, Evradi Ezkarı tarif ederken Efendimiz orada zikretmişler. Doğru Akabe halinde, ehil olan kimselerle sohbet ediyor. Birkaç seneye gittiğimizde bunları dedim hiç dedim konuşmayayım dedim. Yanlış mı yaptım, Yiğittim otururken. Dedim ki, şu eserlerden okuyayım dedim. Şunu gördüm dedi, bunu gördüm dedi demeyin mi? Mecbur oldum. Var mı, orada cami kibirin karşısında bir yerde gelenleri anlatacağım size. Zaten cami kibirden çıkarken bir kimse denk geldi. Denk geldi. Siz görseniz onu, şu meclisini almazsınız. Öyle bir konuştular ki manen görüştüklerini şey yaptılar. Ondan sonra bir yere varıldı. O durmadı efendim dedi biz dördüncü kat semada Resulullah'la başladık konuşmaya Efendimizin güzelliklerini. Efendimiz cemaati çıkarıverdi. Böyle Hacı Hasan Efendiydi o.
Onların rabıtasından neden doymayalım Allah emaneti ona vermiştir. Açalım kalbimizi, doyalım böyle. O bir yere geldiğimizde birkaç kimse geldi. O zaman telefon ne de olmadığı için biri dedi ki efendim dedi bugün sabah zaten dedi geleceğinizi biliyordum dedi. Hiç telefon ne yok. Ondan dedi, evvel dedim ben gelmezsem kusura bakmayın. Ben bir Allah dostuyla görüşeceğim diye. Onlar da orada sohbet etti. Şuraya mühim demişim. Elhamdülillah. Ebunun evradını çekiyoruz ikindiden sonra çekerler. Başka zaman da olur ama ikindiden sonra o zaman tadından lezzetinden istifade ederim diye. Şimdi Sami Efendimiz hazretlerinin esasları Rabbamızın izniyle çok iyi biliyorlar.
Sabahın derken vakti, akşama doğru da zikirle ibadette tavsiye geçerse Zaten insan kendisini korumuş oluyor o zaman İkisi arasındaki hatalar bağışlanır Eğer buyuruyor kişinin kalbi Allah'tan gayrı bütün düşüncelerden temizlenirse, o olmaz zaten başka düşünce girmez. Işık olduğunda karanlıktan bir eser olmadığı için onlar imanda kemali bulduklarından kalpleri nur oluyor. Taklidi değil, imanları, tahkik. Sonra ibadetleri de, ihlasla, ihsanla, takva ile olduğundan karanlık diye bir şey yok zaten nur oluyor. Nur üstüne nur oluyor. Böyle kalp burulduğu zaman buyuruluyor bir başkasına dönmezler diyor. Allah'tan başka hiçbir şeye dönmez döner. İyi olur, barkolur, çocuğu, işi güç olur da hep ilahi nurla döner. İlahi nurla döner. Bir Sami Bendi hazretlerinin bir yerde bulunuyor da o ev sahibi bırakmıyor. Diyor ki efendim yemeği burada yersiniz, hemen telefonlaştırıyor, açıyor.
Buyuruyor ki öyle diyor ifadelerde bulundu ki beni mazur görün, ev sahibi bırakmadı, yoksa beraber giymek yiyecektik. Böyle aile münasebetlerinin çok müstesna olduğu anlatılır. Bak böyle temiz olduğu zaman farzlara dikkat geliyorlar. Sonra haramlardan ve şüpheli olanlardan kaçınıyorlar. Evet. Helal olanda bile demiş burada çok dikkat ediyorlar. Evet. Ve istiemalü verayiş, vera. Vera, helalde bile çok dikkatli ve zühtü kamil tamamen gönül artık dünya muhabbeti değil ilahi muhabbet girmiş Allah'tan gayrı gönüllerinde hiçbir şey kalmıyor Ve muhalekatü'n nefs ve'l-heva ve ve şeytan. Şeytan, nefsin arzu ve isteklerine tamamen muhaliptirler. Artık diyor kalbi Allah'tan başka her şeyden arınmış, durulmuş ve temizlenmiştir. Cenabı Hak cümlemize nasibi müyesser buyursun.