Doğan abi, gözüme al diyor, şuraya gelin istersen, şuradan şey yaparsan gelmez. Şuraya gelin, şuraya, şuraya, şuraya, Efendimiz aleyhissalatu vesselam buyurdular. Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Sohbetlerde hatırladığım bunu okurdu üstadımız. Dünyanızdan kelimesiyle sohbeti bitirirdi. Niye dünyamızdan demiyor da dünyanızdan diyor diye başlar. Çünkü dünya onlara yar olmaz diye. Nasıl anlatır? Nasıl anlatır? Tabii şuydu, bizim orada gördüğümüz tabii duyuyordum ve büyük insanlar geliyordu, gidiyordu. Onlarla görüşülüyordu. Mühim olan orada kalbimizin istifade etmesi. Yoksa bunu konuşuyorlar, görüşüyorlar. Kalbin ve ruhun faydalanması, mühim olan bu. Yoksa kulaklarımızdan çok doyduk biz. Fakat gönülümüzün doyması çok önemli. Ruhumuzun doyması çok önemli. Bunu da ancak onların sohbetleriyle, neleriyle istifade ediyorduk diyemem de ancak o şekilde alınabilecek bir husustur.
Bu Erenköy'deydi. Böyle yerler yoktu. Allah'ımıza çok şükretmemiz lazım. Yoktu. Böyle bir camide ne de görüşme hiç görmedim. Hep böyle büyük odası olan, herhalde villalar oluyor, neler oluyor, kökleri oluyor. Onların büyük de salonları oluyordu. Böyle üst üste, üst üste. Birinde şu dizimi koydum. Diğerini koyacak yer bulamadık. Böyle kalabalıktı. Allah'ımıza şükürler olsun, bakıyorum da her türlü imkan var. Böyle oturuyoruz. Sami efendimiz hadis sallallahuü sırra selamlayarak girdi. Girdi ama giren bir kere kim? Zamanın kutbul aktabı. Esselamü aleyküm diyor ama iki taraflı selam veriyor. Biz kendimizden geçiyoruz. Ne diyeyim? Bir sarhoş kelimesi hoş olmadığından diyemiyorum. Bambaşka bir hal olmuş. Otururlar, kitap okutturdular. Hatırladım Hazreti Halid radiyallahu anh, Hazreti Muaz radiyallahu anh, Darrar ibn Ezber, Allahu alem hata olmasın. Ebu Zer böyle Ashabı Güzin'den okuttular.
Kendileri oturuyor. Oturuyor ama o oturduğu anda gönüllerin artık faydası oluyor, istifadesi oluyor. Şey gibi düşünelim Beytullah'a vardık diyelim. Beytullah'a vardığımızda ne oluyor? Beytullah konuşacak değil bize. Siz sadece bakıyoruz biz. Buydu ya, yüz yirmi rahmetine, işte altmışı namaz kılan, kırkı tavaf eden, yirmisi de nazar eden diye geçelim. Şimdi ayrılışlarında da büyük oldu. Fatih-i Haram efendimiz ayrıldıktan sonra üstadımız bir dakika dedi, Biraz ayrıldı. Duymaları mümkün değildi onların. Bir dakika dedi ama böyle heyecanlı bir şekilde, bir dakika dedi böyle. Herkes durdu kaldı. İşte kim kim ne diye sormaya başladılar. Buyurdu ki zamanım kurt bu diye ifade etti. Elini saygıyla öpen kimselerin cesedini Cenabı hak yakmayacaktır. Artık nasıl bir tecelli oldu bilmiyoruz biz. Onların kendi arasındaki halleri, dinleşmeleri, Tabii birbirine karıştı cemaat.
Demek istediğim bir huzur halinin meydana gelmesi. Gelirlerdi böyle, gönülsüz derlerdi. Derler Hanım siz konuşmayın. Allah Allah. Şöyle oturun yeter dediler. Demek ki kalpleri faydalanıyor, istifade ediyor. Bu çok iyi bir müştümüzdü, vefat etti İbrahim Çelik diye. Bu Kayseri'de gerçekten çok iyi bir kimseydi. Hani iyiliğini nasıl söyleyeyim? Bize ders verdi, o dersimize geldi. Ama çok böyle pedaguk denir ya, Böyle ruh bilimcisi, böyle insanların halini çok iyi sezinliyor. Şunu anlattı üst ağzımıza. Bir diyor sınıfın önünden geçiyorum. Bayan bir öğretmen öğrencinin birini azarlamış. Genç diyor. Öğrenci on altı, on yedi yaşlarında. Rencide oldu çocuk diyor. Böyle diğer talebelerin yanında da diyor, ona hakaret edince, incindi diyor. Şöyle bir baktım diyor, benim diyor dersimden de zayıf o diyor. İçeri girdim diyor notları okurken, onun üç olan notunu yer edelim diyor.
Çocuk bir diyor şöyle tebessüm etti, şöyle bir neşelendi. E böyle çok güzeldi. Efendimize her şeyler dökerlerdi, anlatırlardı. Şimdi bu müştülüğün arabası var.