Ruhun Arınması ve Hakikate Erişme Yolu kaydında Hakk'ı bulup Celle Celalühu, hakikate erebilmek, bir şeyin aslına erişmek. Mesela bahçemizde ağaçlar var. Bunları biz süs olsun diye dikmiyoruz. Bir meyve alabilmek için daha ziyade elma yetiştirildiği için elmanın fidanı sırf gölgelenmek için değil, ondan arzu edilen nedir? Meyvedir. Böyle misaller çoğaltılabilir. Mesela diyelim ki bir…
Hakk'ı bulup Celle Celalühu, hakikate erebilmek, bir şeyin aslına erişmek. Mesela bahçemizde ağaçlar var. Bunları biz süs olsun diye dikmiyoruz. Bir meyve alabilmek için daha ziyade elma yetiştirildiği için elmanın fidanı sırf gölgelenmek için değil, ondan arzu edilen nedir? Meyvedir. Böyle misaller çoğaltılabilir. Mesela diyelim ki bir fıstıktır. Kabuğunu kırmadan onun gözüne erişilmez. Mesela fındık, o da öyle kabını kıracağız, meyvesine ulaşacağız. Ceviz hakeza. Ceviz, o yeşil olan kabuğu var. O zehir gibidir aslında. Bazı rahatsızlıklar da kullanılır o. Hayvanlardaki, bunu ifadede haya ederiz, kurtlanma gibi hallerde ezilip onun suyuyla onu tedavi etme yollarına da gidilir. Mesela ceviz. Cevizin yeşil olan kısmı vardır, zehir gibi. İnsan ağzını alsa mümkün değil. Bunu evliyaullah buyuruyor ki cevizin o yeşil olan kabuğu şer-i şeriftir, dinimizin emirleridir.
Mesela Ashab-ı Güzin geliyor, Efendimiz onlara bazı şartlar koşuyor. Cihat, namaz, oruç, hac bunun gibi. Bazı sahabe-i Güzin efendilerimizin yanında, bir ne bir şartlar koşulduğu zaman Ashab-ı Güzin değil tabii bu, sonradan elhamdülillah kabul etmek suretiyle Sahabe-i Güzin efendilerimizin arasına da giriyorlar. Diyorlar ki Ya Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem biz namaz kılarız, oruçta tutarız ama cihat bize ağır gelir. Şimdi şeri emirler dinimizin emirleri ne geliyor? İnsana başta zor geliyor. Mesela diyor ki neden diyor oruç bir geçmiş tarihte de yapılmış bu. Demişler oruç yaz gününe geliyor çok uzun. Kış gününe geliyor kısa. Biz orta yolu bulalım. Bu Allah'ın emridir. Bizim böyle bir müdahalemiz katiyen olamaz. Şunu demek istiyorum. Mesela teravih namazı, bu günümüzle alakalı. Ene deniyor? Biz bunu devamlı yirmi rekat kılıyoruz.
Efendim bu sekiz rekatta kılınır, iki rekatta kılınır. Bunu demeye ne gerek var? Mesela oturuyoruz, oturmamızda bazen bu sahura kadar yapmayan kimseler bile var. Ebu ne kadar bir zaman sürüyor? Diyelim yarım saat. Yarım saatlik bir zamanı kim için? Cenabı hakk'ın emri ilahiyesine saygıdan dolayı yaptığımız bir taat. Bak bu zor geliyor. Bunun için diyorlar ki cevizin yeşil kabuğu şeriat diyorlar. Dinimizin emirlerinde zorlanmayacak. İşte buna gelebilmek için şartlar icap ediyor. Ondan sonra sert bir kabuğu var. Buna da Tarikatı Aliye diyorlar. Mesela bu hoca kesiminden bile oluyor. Diyor ki gireriz ama şartları çok mu ağır? Bu soruluyor. Diyor gireriz. Ama diyor şartları nasıl? Ağır mı acaba? Çünkü Tarikatı Aliyyede nefsimizin ıszağı için az yeme, az uyuma, az konuşma, yani yersiz konuşmama bu gibi esaslar getiriyor. Nefsimizin ıslahı için. Mesela bir kısım hayvanatta bu var.
Mesela yük çeken bir hayvan. Bu nedir? Üzerine biz görürdük bunu. Gözlerini ballarlar. Ondan sonra taşlar, bilmem filanlar o heybelere nelere koyarak böyle dönderirler onu. Dönderirler ki yük çekmeye alışsın diye. Bunun gibi insanda tarikatı adiye sayesinde bu zorlukları çekmeden mümkün değil. Derler ya, cefaiyi çekmeyen arif, sapanın kadrini bilmez. Bunu siz eserlerde görürüz biz. Baktığımız zaman nasıl bir zorluklar çektiklerini daha bir uzundur. Ondan sonra cevizin bakıyoruz biz, o görelere göre tabirleri var. Çenet de dinmiyor. Biz meyvesi isteyelim. Onun üzerinde çok ince bir kabuk var. Bu nedir? İslam'ın emirlerini takva boyutunda yürütebilmek. Mesela burada bir tarih medreselerde müderris bu görevi icra etmiş. Ulema-i Kiram'dan, Mustafa Efendi hazretleri Kayseri'den. Bu eskiler bilirlerdi. Mustafa Efendi hocamız, Mustafa Efendi hocamız diye. O yolda giderken kağıtları toplarmış.
Ruhun Arınması ve Hakikate Erişme Yolu ne anlatıyor?
Ruhun Arınması ve Hakikate Erişme Yolu kaydında Hakk'ı bulup Celle Celalühu, hakikate erebilmek, bir şeyin aslına erişmek. Mesela bahçemizde ağaçlar var. Bunları biz süs olsun diye dikmiyoruz. Bir meyve alabilmek için daha ziyade elma yetiştirildiği için elmanın fidanı sırf gölgelenmek için değil, ondan arzu edilen nedir? Meyvedir. Böyle misaller çoğaltılabilir. Mesela diyelim ki bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Böyle yazılı olmayan kağıtlar. Sonra kabakların böyle kabuğunu toplar. Demişler ki bu kadar da olmaz canım. Allah'ımıza olan saygısından Celle Celalühü böyle yapıyor. Mesela o ince kabuğu bakıyorsunuz herkes normal hareket ederken onda bir hassasiyet var. Mesela konuşurken yalanı, gıybeti, dedikodu, iftirası, bunlar hiçbiri yok. Ondan sonra lüzumlu olan söz onda bile çok az konuşuyor. Ya bu kadar da olmaz yani yanına geliyoruz, oturuyoruz. İnsan biraz kelam ile ama hayırlı kelam ediyor. Onu da öz olarak sunuyor. Bu cevizin kabuk kısmı çok ince olan zar buyur işte. Mesela namaza duruyor. Namaza dururken bizim bir hocamız vardı. O imamlık yapar. Bir odası var. Odasında elbisesini değiştirirdi. Hatta cemaatten onun hassasiyetine tahammül edemeyen oldu. İmza toplamışlar. Hocayı görevden almak için. Buradan müftülüğe dilekçe gönderiyorlar. Bunu görevden aldım. Neden?
İki secde arası duruşu biraz uzun oluyormuş. Semiallahu limen hamile deyince böyle hassas. Mesela oruç tutarken de çok hassas. Ne yapıyor? Ben yemeden içmeden kesiliyorum ama nefsimin arzularından da kesileceğim diyor. Mesela cennet midinden de kesileceğim diyor. Cehennem korkusundan da ben kesileceğim. Sırf Mevla için yapacağım. O işte ince kabuk odur. Ondan sonra nereye eriyor? Bu marifet. Hakikate ulaşıyor, onun gibi. Böyle olmadıkça zor. Bunları yerine getirmedikçe. Ama yerine getirdiğinde ne oluyor? İnşallah yeri gelince söylemeye çalışırız. Demek ki hakikate irkebilmek için kabuğu biz kıracağız. Kabuğu kırmadan meyveye ulaşamıyoruz. Bu kabuk nedir? Nefsimizin arzularıdır. Başka ne olacak? Esselamle Hem de tekitle geliyor. Bak tekit, şüphesiz nefis kötülükle emreder. Nefis, şüphesiz kötülükle emreder. Nefis bu, tabiatı bu. Siz yılana sokma diyebilir misiniz? Yılanın tabiatı sokacak.
Köpekse ısıracak. E tabiatı bu. Şimdi nefsin tabiatında isyan var. Çünkü biz buraya rahat etmek için gelmedik ki. Ta alemi ervahtan ana karnına ana karnına dünyaya gelmişiz. Dünyaya geldik diye rahat edeceğiz, istediğimiz gibi yaşayacağız. Hayır. Dari imtihan bura. Minnetdarı. Kolaylık yok. Ne var burada? Ana karnına nasıl çocuk azasını tamamlıyorsa biz de ruhani azamızı Allah'ımızın kitabındaki altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye ile tamamlayacağız. Esas bu. Kuran canlı. Böyle baktığımız zaman iki kapak arasında masanın üzerine de koyuyoruz. Güzel bir kap, onu en güzel bir yere de asıyoruz. Bu değil işte. Hayat bu. Biz bu hayat kitabına göre şu bedenimizi, şu hayatımızı tanzim edeceğiz. Hadis-i şeriflerde o şekilde. Bakın burada Rabbi zülcelal'imize ilticadan başka bir şey yok. Belki size de sorular gelebilir, bize çok gelir. Efendim bir türlü kurtulamıyoruz. Bu hep rahatlık.
Hep bu kolaylık. Bir türlü terk edemedim. Hep kolaylık bu. Bu zorluğa katlanmamaktan ileri gelir. Ne olacak? Öyle bir yalvaracağız ki Cenabıhakk'a ama tam, tam asılacağız. Asılacağız. O yardım etmemesi mümkün değil. O anda biz dileniyoruz işte. O içinden çıkamadığımız hepimiz yaşıyor bunu. Kötülüklerde Allah'ımız bizi deniyor, acaba kulum samimi mi, değil mi? Samimiyse kurtuluyor zaten. Allah'ımız ona yardımını derhal indiriyor. Çünkü istemesinde çok samimi, çok kararlı. Şimdi bazı meyveler oluyor. Biz bu meyvelerin kabuğunu soymadan da yiyemeyiz. Şimdi daha yeni karpuzlarda çıkıyor, kavunlarda çıkıyor. Kabuğuyla yiyecek değiliz. Kabuğunu ne yapacak? Soyacağız. Ondan sonra meyveyi yiyeceğiz. Efendim işte geçti. Ramazan-ı Şerif bitti sayılır. Bitti. E bizde ne bitti, bizde manevi olarak ne bitti? Ruhani olarak gönüllerimizde hangi irfan çiçeği bitti? Gözümüzde ibret bitti mi?
Kulağımızda hikmet, elimizde sakavet Bunlar da hasıl oldu mu? Yok olma anlamına söylemiyorum. Nasıl olacak bu? Bir kere biz, biz ruhumuzu tamamen örten o dünya kabuğunu bir kere kırmamız lazım. Ondan soyunacağız. Şimdi çocuk ana karnında neydedir? Böyle zarların içerisindedir. O zarı yırtmasaydı dünyaya gelemezdi. O zar dediğimiz nedir? Üç beş, o kadar bile değil, litrelik bir mayip bir suyun içerisinde göbek bağıyla hayatını devam ettiriyor. Ama dünyaya gelecek. Dünyaya gelmesi için buna eş tabirini kullanırlar. Onu terk edecek ki dünyaya gelebilsin. Bizim Allah'ımızın huzuruna tertemiz gelebilmemiz için bu dünya zarını koparmadıkça dünya muhabbet zarını mümkün değil ve dünyanın içindeki arzular, istekler. Ne arzusu? Mesela istediğimiz gibi rahat etme arzusu, giyme arzusu, yeme arzusu. Daha başka nedir? Hayvani duygular diyeyim, genel ifade edeyim. Genel.
Bu arzuları biz üzerimizden atmadıkça mümkün değildir. Çünkü Bayezid-Bistami bundan dert yandı Rabbimize. Yani günümüz Bayezid'leri de öyle. Şöyle, demek ne kadar hassassa Mevla'yı bulmakta Celle Celalühu, zaten dünyaya geliş gayemiz o. Bizim yeme içme için gelmedik biz buraya. Anamızı düşünsek, babamızı düşünsek, geçmişlerimizi düşünsek, yakınlarımızı düşünsek bak kapımızın önünde, iltihal edenler öyle uzak değil. Kapımızın önünde, evimizin yerine göre içinde, kendi yüz evladımız bunları bir tefekkür etsek ne yaparız? Allah'ın izniyle bu dünya muhabbet zarını ve içindeki arzuları yırtıp hakikati buluruz. Yoksa yok. Bir körükle erişmek mümkün değil. Mesela şu anda namaz kılacağız. Bu zarı üzerimizden atmadıktan sonra mümkün değil. İşte anlatılır ya, babası demiş oğlum demiş namaz kılanları çağırdı, yemek vereceğiz. Çok da yemek hazırlamış. O da üç beş kişi çağırmış.
Demiş oğlum bu kadar yemek ne olacak, kime vereceğiz biz. Sana demedim bak cami kebirin önünde dur, dolu insan var, getir ben yemek vereceğim geçmişlerim için. Baba sen demedin mi namaz kılan mı? Evet oğlum namaz kılanlar dedim. Ben demiş kapıya durdum, sordum. İmam zammı sure olarak ne koştu? Bağdaydım, bahçedeydim, haberim yok. Amca neyi koştu? Bende alışveriş sıkıntısı vardı. Nasıl yetiştirirsen oradaydım. Bir diğeri, işte şu hastalık var ya, bu hastalığın derine düştük. On yedi günde kapandık. Nasıl vakit geçireceğim diye. Bu bir nimet aslında. Şimdi, buralardaydım demiş. Ben işte, güçte, ne bileyim, oğulda, kızda, bağda, bahçede, altumda, gümüşte, malda mürteydim ben. Ancak üç beş kişi demiş ki, birincisinde Kevser suresini ikincisinde İtilaf. Bu. Uzarı atmadıkça zor. İnşallah dua buyurun bizlere.
Şimdi Bayezid-i Bistami Sultanımız, Çok okuyalım, hayatlarını okuyalım, bizim üzerimize etkisi olurun. Okuyalım bunu adet haline getirsek çok güzel olur. Mesela, peygamberlerin hayatını okuyalım. Onlar bize önder olarak geldi. Rabbimiz bu Fatiha suresinde geçer zaten. Şimdi Allah'ım diyor, ben sana nasıl kavuşurum? Nefsek ve ta'al. Nefsiyim arzularını kaldır. Şimdi arabaya binmiş. Ben diyor, nereye gidecek mesela? Yeşilhisar'a gideceğim. İnce suya gideceğim. Neyse, bir yere gideceğim. Ad yolda sıkıntılar var. Ne var? Hem bu kontrol durumu da var. Onun dışında yol yapımı da var. Vesair engeller de var. Bu engelleri kaldırmadıkça biz kastettiğimiz yere ulaşmamız mümkün değil. Biz bu nefsin bizim için koymuş olduğu neler var? Engelle onları kaldırmadıkça yok zevk de alamayız zaten. Zor gelir. Nasıl olur? Adet kabilinden. Ya benim anam da yapardı babam da yapardı.
Geçmiş cettim ecdadım böyle yaparlardı. Bir böyle olur, adet kabilinden vazife yapma olur. Mesela çektiğimiz ders, benim amcam vardı da o da ders almıştı. Anam babam da derstiydi, böyle otururlardı seccaalenin üzerinde okurlardı istiğfarlarını. Bir böyle düşünme var. Bir de o istiğfarı okurken Rabbımızdan mağfiret talebiyle geçmişte yapmış olduğu hatalardan dolayı böyle neredeyse eline, yüzüne, vücuduna, güçlerine vuracak şekilde Eyvuvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvvv Siz deyin. Efendim bundan nasıl kurtulacağız biz? Muhakkak kurtulmamız lazım. Çok güzel Elhamdülillah beldemizde, Türkiye'de çok güzel madenler var. Mesela o Mazı Dağları, bilmem filan, petroller, o Adıyaman'ın bulunduğu bölgelerde vesaire, çok bunu saymaya gerek yok, dolu.
Madenler elhamdülillah altın bile işleniyor şu anda. Nereden çıkıyor? Yerin altından çıkıyor bu. Yerin yüzünden üstünden çıkanlar ekinler vesaireler. Ama altın madenini çıkaranın varlığı o mahsulatla meşgul olan bir çiftçi gibi değildir tabi. Şöyle, mesela günlük kırk gram çıkarabilse yine yetiyor. Bu neyde? Bu toprağın altında. Şimdi ruhumuz gibi bir maden olamaz. Çünkü rabbimiz'in huzuruna bu ruhumuzla varacağızmış. Beden değil. Bu ruhumuzu bizim bu kıymetli olan ruhu engelleyen nedir? Nefsin topraklarıdır. Nefsani arzu ve istek topraklarıdır. Şöyle bir intibah buyuruluyor intibah şöyle bir sıyrılıp Allah diyerek ne bu benim hayatım, o kadar nebiler o kadar veliler hak dostları bizim memleketimizden çıkan Allah'ımızın sevgili kulları onlara yapışsaydım kurtulmaz mıydım ne benim yani yok olacak değerlere sarıla sarıla sarıla helaka gittim deyip intibaha gelebilmektir.
Bakın nasıl sarılacağız. Allah'ımız kitabı keriminde sarılmamızı Kasas suresinde altmış. Ayet-i celleye, burada bir kelime var. Bu kelimeyi özellikle aldın. Şu esanu. Bu değilmiş ayet-i celîle bu diğer bir konuda işleyeceğimiz ayet-i celîle. Bu şu Şimdi biz kabuğu böyle üzerimizdeki dünya muhabbet kabuğunu yırtıp atacağız ya. Es-ı Size dünyada geçinmeniz için, istifade etmeniz için, vermiş olduğumuz şu dünya hayatı ve mautitum min şeyin ve metaul hayatit dünya ve zinetuve ve onun süsleri imrendiğimiz var şöyle bir evim olsa ondan sonra şöyle bir bahçem olsa şöyle bir ticaretim olsa şöyle şu olsa bu olsa dediklerimiz var ya, ve ma indelallahi hayrun ve ebka bunlar hep bitecek. Allah'ımızın artık indinde olun olan Onun kabul buyurdukları müstesnadır. Akletmezler mi buyuruyor. Yani şöyle bir düşünün dünyalara malik olan insanlar bundan hiçbir şeyi götüremedi mesela.
Kıymetli bir hocamız vaaz ederken duydum da çok hoşuma gitti. Hiç diyor böyle kasasının diyor, kasasının altına diyor böyle tekerlek takıp kabrine indireni gördünüz mü diyor. Ondan sonra giymiş olduğu kefene cep diktirip de parasını mümkün değil. Burada biz ne yapacağız? Ve ma indallillahi hayr. Çok uzun gider bu. Allah'ımızın razı olduğu ameller, onlar geçerlidir, diğerleri bak hep kalıyor burada, geçerli olan o. Akzetmez misiniz buyuruyor. Buna çok misaller verilebilir. Bir misal daha arz etmek istiyorum. Çünkü Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim'de de bizlere hakikatleri misallerle bildiriyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam misallerle, arifani ilahi hep misallerle. Bakıyoruz şimdi mevsimi geldiğinde göreceksiniz. Bugün de bile var. Mesela çilek mevsimi şimdi. Çileği ne yapıyoruz? Dalından koparıyoruz. Kopmasa nasıl yiyeceksin? Koparacaksın ki yiyebilelim.
Ondan sonra elmayı dalından koparıyoruz. Böyle çekme ile değil o. Onun bir usulü var. Çünkü tırnağını da yaralarsam o da doğru değil. Neyse bu ayrı bir yerine göre ilim de sayılır. Ondan sonra armudu koparacaksın ki yiyebilesin. Üzümü biz çubuğundan, dalı diyelim biz, onunla koparacağız ki yiyebilelim. Bununla ne demek istiyoruz biz? Kendi irademizden kopup Allah'ımızın iradesine teslim olmadıkça ilahi güzelliklere eremeyiz. Şimdi niye eremeyiz biz? Mesela üstadlarımız sadat-ı kiram diyoruz. Onların himmetine eremeyiz. Kendi irademizden kurtulmadıkça, irademizi rabbımıza teslim etmedikçe yani hayatımda Allah'ımın hükmü geçerlidir demedikçe. İşte adet bu şekilde, bir diğerleri nedir ayıplarlar, bu şekilde gidersek işte evliyaullah'ın himmeti olmaz bizde. Eğer dikkat edersek efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem şefaat gibi ikramına mazhar oluruz.
Sonra Cenabı hakk'ın da her türlü nimetine erişilir. Şimdi irade çok önemli. Efendim ben bir türlü adetlerim var. Doğru bu aslında. Alışkın olduğumuz durumları terk etmek çok zor olur insana. Çok zor gelir. Mesela alışmışım diyorum. Bir türlü bırakamıyorum ben. Muzdaribimde diyorum. Şikayet de diyorum ama alışmışım ben buna diyorum. Bırakamıyorum diyorum. İrade ne demek? İrade yapıp yapmama da iktidardır. Külli irade Cenabı hakk'ın elinde. Cüzi olan bizim sorumluluk noktamız bu zaten. Mesela camiye gideceğim diyoruz, bak irademizi hayra kullanıp geliyoruz. Mesela bu hastalığı bahane edip teravih, nasıl olsa camide kılınmıyor evde de yapamıyorum demek şerre kullanınca da öyle oluyor işte. Bilgimiz bilgimiz amele dönmedikçe, okuduklarımız artık şahsiyete bürünmedikçe zor. O zaman hedefimizi tayin etmemiz gerek. Allah'ımız hedef tayin buyurmuş. Mesela el için hedef nedir?
Onlar Allah yolunda gerek fakir olsun, gerek zengin olsun. Onlar yoklukta da bollukta da hep Allah yolunda harc ederler. Bak elimize bir ölçü verilmiş, hedef tayin edilmiş. Ayağımıza onlar Saf suresinde geçer. Allah yolunda cihad etmek. Eğer bilirseniz bu daha hayırlı diye buyuruyor Cenabı Hak Saf suresinde geçer Mevla Zülcelalimiz. Ayağımızın ölçüsü de var. Ayağımızın ölçüsü isyana gitmemek. Nereye gideceğiz? Allah'ımıza ibadete bir fakir varsa onun gönlünü görmeye gideceğiz. Onun ihtiyacını gidermeye. Bir cenazeyse, tabii bugünlerde durum buna müsait değil. En azından bir telefon açılır. Hali sorulur, hatırı sorulur. Böyle bir tesellide bulunulur. Bir nasihat isteyen kimseye nasihat verilir. Karşılaştığına selam verilir. Hal hatır sorulur. Bunun gibi. Ayağın da ölçüsü var. Bütün. Ayet-i celileyi tam verebilmek için ashabına. Allah ve resulüne iman ediyor gerçekten.
Hem malıyla hem de canıyla Allah yolunda cihad ediyor. Bu her şeyin ölçüsü ne yapılmış verilmiştir. O zaman hedefimiz bütün vücut olarak zaten Allah'ımıza kulluk. Bak diyoruz ki kabuğunu kıralım dediğimiz bu. Allah'ımıza kulluk da İbni Abbas radiyallahu anhü Hazretleri liyarifun bul diyor. Nasıl tarikat-ı Ali'ye girilmez. Gerçek bir mürşidi bulup da intisab edilmez. Ancak bu bu şekilde olacak. Çünkü adap risalesinde hemen başında Ey marifetullah'a talip olan kişidir. Allah'ımızı tanımaya, tanımaya talip olan kişi diye. Bakın hedef nasıl güzel tespit edilmiş ve gösterilmiş. Ahirette kurtulacağımız hedef. Bunları biz anlayamadık ama anlatamadığımız için de bu şekilde kalmıyoruz. Eğer anlayabilsek gerçeği bulacağız. Hep böyle adet kabilinden. Sonra hedefe kilitlenmemiz gerekir. Hedefe kilitleneceğiz. Öyle hedef bu. Bulluktur. Biz Rabbimize saatte bulunacağız deyip geçmekle değil.
Çünkü aleyhissalatu vesselam efendimiz hedefe kilitlenmeyi haber verirken, kimin neye niyet ederse, kim neye niyet ederse ona kavuşur diye buyruluyor. Mesela tarikat-ı aliye dedik. Ben bu girdiğim yol vasıtasıyla amcam, dayım, annem, babam işte bir adet şekli değil de ben Mevla'yı bulacağım bu yol vasıtasıyla kıldığım namazda haşyetullahı bulacağım. Yaptığım cihatta ilam kelimetillah olacak. Baktığım zaman benim gözüm gözümün yaşı durmayacak eşyanın esrarını artık seyredeceğim. Olabilirse eğer. Daha sonra iradeyi keskinleştirmek, hedefe kavuşmak ve ciddiyet isterim. Hedefi belirlemek nedir? Rabbımızdan Rabbimize olan sorumluluğumuzu bilmektir. Hedefe kilitlenmek bu. Sorumluluğumuzu bilmek. Allah'ımız hayvana hitap etmiyor, semaya, arza, insana hitap. O zaman bir değer veriyor Cenabı hak.
Sonra insanın sağ tarafında Allah'ımızın hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret, kelam, tekvin sıfatlarının tecellisi var. Sol tarafında zati sıfatlarının tecellisi var. Bunu bundan sonra ne diyor yani ne diyor? Bundan sonra şu kafayı kırmak gerekir. Alıp duvara çarpmak gerekir. Böyle mi? Hayır. Tefekkür taşına vurmamız gerekir. Düşünmemiz gerekir. Ama başta bileceğiz, okuyacağız, göreceğiz. Ondan sonra düşüneceğiz. Diyeceğiz ki ya büyüklerimiz neler söylüyorlar bize, tavsiyelerde bulunuyorlar. Bu nedir, bir okuyalım hayatlarını deyip onu okuduğumuzda biz böyle yaşayabiliyor muyuz diye bir düşünmek. Yani biz başka yerden arayacağımız bir şey de yok. Bizim Sami efendimiz, Kadı Sallallahü Sırrı hazretleri yazmış olduğu kitapların adedi belirsiz. Anlayamıyorum efendim. Anlayamayalım. Onu yazan el Allah'ın nuruyla yazmıştır. Bu bir rabıtadır, bağlılıktır.
Sonra arkasında lügatçeler var bakarız. Hep anlaşılmayan değil, anlaşılan yerler de var. Öyle noktalara temas etmiş ki, öyle noktalara temas etmiş gerçekten hayran kalmamak mümkün değil. Elimizdeki eserde de biz bunu görüyoruz. Yani bizi yönlendirmiş oldukları husus Mevla'yı bulacağız. Bak zenginlik diyoruz. Bu zenginliğin hepsi bitiyor zaten. Öldükten sonra her şey biter. Bir tanesini bile size vermezler, mümkün değil. Adamın kabirde dişini söktüler, kaplaması altın diye. Hiçbir şey fayda vermez. Ancak fayda verecek olan nedir? Rabbi zülcelal'imize olan son derece bağlılığımızdır. Burada onların sözlerinden bir cümle idi mesela. Bir cümle, biz gönlümüze bu marifetullah diyoruz. Ondan bir nur aksedecek olsa fıtratımızdaki muhabbet ortaya çıkar. Çünkü yaratılış sebebi yaratılış sebebi insanın kainatın muhabbetten neş'et etmiştir.
O muhabbet zuhur ederek ibadet ve taat de çok kolay olacaktır. Evet, o dediğim Ayet-i Celileyi inşallah bırakamayacağım. Okuyun bu Ayet-i Celileyi Hud suresinde yirmi üç es-Sami-. Burada iman ve salih ameli işlemek ayrı bir zaman ister. Öyle iman deyince gelişigüzel bir iman değil o. Allah korusun, Sufyani Sevri Allahu alem beli bükülmüş de gençsin demişler. Nasıl belim bükülmesin demiş, benim hocam müttakiydi, çok riayetkardı, imansız gitti diyor. Yoksa Esad El Bida hazretleri der mi zamanın kutbu azamı iki aydır diyor iman derdindeyim, dua edin diyor. Bizim mürşidimiz efendimiz hutbiyet halinde bile on yaşındaydım diyor bir kardeşimiz, on yaşında. Şimdi ziyaret ettim. Ayrılırken hala unutamıyorum diyor. Yavrum imanıma dua ettirirken diyor, o deyişinde diyor kendimden geçtim.
Böyle her şey kolay, basit, azıcık bir çekiverdiğimiz tesbihat, namazı böyle ne şartı var ne şeyi var ne artık ruhani boyutunu da yitirmeyelim. Bunlar da yok. Nasıl olacak bu? Olmaz mı öyle? Gayret ister, çaba ister. Ben efendimizi çok haklı görüyorum. Yani o feryadı figan koparmaları çok kağıtlar gelirdi, biliyorum. Yazılar geliyordu. Vaiz misin? İzinli misin? Ona Allah izin vermiş. Ona Rasulullah izin vermiş. Ona zamanın kutbul aktab-ı Samir, Ramazan oğlu. Gaddes Allahü sırrı Hazretleri izin vermiş. Neden? Çırpınıyor böyle. Şu diyor dere, veliler deresi olması gerekirken diyor, zina deresi mi olacak diyor. Ama feryadı filan koparıyor. Bir tanesi ben camiye geldim diyor. Bu kötü fiili yapmak için geldim diyor. Camide namaz kılacağıma bir de namaz kılacak. Ondan sonra da diyor bu kötü fiil için diyor gidecektim. Fatiha'yı çekti tekrar başladı diyor. Bir dakika diyor. Bir dakika.
Biz böylelerini istiyoruz. Böyle olmak için gayret gösterelim diyoruz. O senin namaz kıldıktan sonra güveceğin yer Allah'ın huzuruna çoklu olarak varacaksın. O azadan meydana gelen kokudan mahşer ehli sinecektir. Böyle feryadı filan kopardılar. Gözünü niye kaybetti Sami Efendi hazretleri bu eserleri yazacağım diye. Dil deri bir kemik. Kemiği de müstesna, deriz de müstesna. Öyle basit bir ifade ile söylemiyorum. Allah'ın ruhunda, zikrin de, hatta bunu Suud'da mezar kazıcılar müşahede ediyorlar, üzerine onların saç koyuyorlar. Bakmışlar vücudunun hiç bozulmadığını. Çünkü onlar altı senedir değiştiriyorlar, demişler ki bu Allah'ın büyük bir velisi. Öyle bizden. Bak bizi nerelere kılavuzluyorlar. Ayet celleye deyi vereyim, eshamü'l-salihat, iman eden ve salih amel işleyenler ve Rablerine candan dönenler Onlar cennet yarağandır. Orada ebedi kalacaklar. Bu kelimenin anlamı habete, şiiri bakın.
El-Haşşi, El-Mütevazi, El-Mutmeim. Bu şekilde izah etmişler. Tamamen gönül huzuru. Zaten amelin kabul noktası o. Hitaba mazhar olan. Mütevazi, alçakgönüllü, haşi, Allah'ımızın azametinden gönlünde bir titreme var. Böyle kabukta kalırsa anlayamayız. Ama bunu nefsimizin istekleri değil de Rabbimizin istekleri, galip derisi olur. Bak vücudumuza bakalım, halimize bakalım. Hani bir mürid tarifinde öyle diyor bir yerde görmüştüm. Mürşidi diyor sevecek onu diyor, candan. O da diyor mürşidini sevecek de olabilsin. Misaller veririm ama yanlış anlaşılır, diye misal de veremem.
Kaynak: Genel
Ruhun Arınması ve Hakikate Erişme Yolu | Mihmandar