Ruhun Arınması ve Cenabı Hakk'a Yakınlık kaydında Bismillahirrahmanirrahim Şeyh Muhammed mağribi Hazretleri buyurdular. Bir abd yani bir kul üç menzili, menzili deyince üç konağı geçmedikçe Allahu Zülcelal'in kapısına adımını atamaz buyuruyor. Şu üç şeyi gerçekleştirecek, rabbımızın kapısına ayağını koymuş olacak. Bu aynen şimdi kardeşlerimiz imtihana girdiler, Üniversite imtihanlar…
Ruhun Arınması ve Cenabı Hakk'a Yakınlık ne anlatıyor?
Ruhun Arınması ve Cenabı Hakk'a Yakınlık kaydında Bismillahirrahmanirrahim Şeyh Muhammed mağribi Hazretleri buyurdular. Bir abd yani bir kul üç menzili, menzili deyince üç konağı geçmedikçe Allahu Zülcelal'in kapısına adımını atamaz buyuruyor. Şu üç şeyi gerçekleştirecek, rabbımızın kapısına ayağını koymuş olacak. Bu aynen şimdi kardeşlerimiz imtihana girdiler, Üniversite imtihanlar…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bismillahirrahmanirrahim Şeyh Muhammed mağribi Hazretleri buyurdular. Bir abd yani bir kul üç menzili, menzili deyince üç konağı geçmedikçe Allahu Zülcelal'in kapısına adımını atamaz buyuruyor. Şu üç şeyi gerçekleştirecek, rabbımızın kapısına ayağını koymuş olacak. Bu aynen şimdi kardeşlerimiz imtihana girdiler, Üniversite imtihanlar oluyor vesaire. KBS'ler oluyor. Bunda bazı şartlar istiyorlar. Diyorlar ki şu evrakları getirin, biz sizi okula alırız. Diyelim bu başka sınıflarda da olur memuriyetten de. Memuriyet alımlarında şartlar isterler. Aynen bunun gibi Cenabı hakk'ın kapısına dahil olabilmek için şu üç esası bizden isterler. Birisi dünya nimetlerinden, ikincisi de ahiret nimetlerinden, üçüncüsü de kemiklerini kırarcasına bela ve musibete uğradığı zaman Cenabı Hak'tan razı olmaktır. Demek ki bu iş zehirle pişen aşı yemektir. Dünya nimetlerinden geçecek.
Yemeyecek değil, yiyecek içecek. Aynen İbrahim bin Edhem Gaddesallahu sırra buyuruyor. Dünya nimetleri hususunda hiç kimse diyor bu dünyada bir şey yemeden çıkıp geziyor. Diyorlar ki efendim bak sabah kahvaltı yapılır, öyle yapılır, yerine göre yatmadan evvel kahvaltılar yapılır. Hayır diyor, ben bunu demiyorum. Marifetullah'tan Cenabı Hakk'ı tanıma nimetlerinden insanlar tatmıyorlar diyor. Dünya nimetlerinin geçici olduğunu bilmek her tamamı yerken mevlamızın verdiğini bilerek, onun elli bin yıllık yoldan geldiğini bilerek bilmektir. Bu Adana'da Sami Efendi Hazretlerinin bir sofrasında değişik kimseler bulunmuş. Anlattıklarına göre büyüklerimizin yol memurları, bilmem falan varlar Yemek esnasında buyurmuş ki aman taamı huzurla yiyelim. Çünkü ibadet ve taatın lezzeti, huzuru, rızkımızın helal olmasına bakar. En önemli olan bu.
Onun için bakıyoruz sadatı kiram hazaratı, kendi ekmeklerini kendi elleriyle yapıyor. Hamurlarını hazırlıyor, hamurunu hazırlıyor. İşte o güne mahsus ocağın üzerine bırakıyorlar ve o yapmış oldukları ekmekleri de un haline getiriyorlar. Bir torbanın içerisine koyup çok acıktıkları zaman avuçlarının içerisine bırakıp onu su ile ekle diyorlar, yiyorlar. Böylece Cenabıhakk'a kavuşmayı murat ediyorlar. Bu kadar hassas, bu kadar dikkat etmişler. Dünya nimetlerinden geçecek diyor. Geçecek derken huzurla inecek. Orada buyurmuşlar ki huzurla yiyelim. O anda kalplere nazar buyurmuşlar. Kalplerin zikretmesini istiyorlar. Gönüller biiznillahi teala zikrullah'a geçince yemeye devam etmişler ve kendileri bu ağır gelmesin hiçbirimize yedi defa lafza-i celal çekerek yiyor. Yemiş olduğu taamdan zaten helal olacak denir. Helal olan taamı da huzurla yiyecek.
Dergahı İshak'da Gaddesallahu sırra bir kısım kimseler dışarıya giriyorlar pazara. Evlatları Ali efendimiz rast geliyor. Diyor ki nereye gidiyorsunuz? Size demekten hicap ederiz, utanırız ama bizim karnımızda bir durgunluk oldu. Biz günlerdir dışarı çıkmıyoruz. Bizim bu halimizi, bu rahatsızlığımızı geçirecek bir ilaç almak için çıktık deyince dönün geri buyuruyor. Dönün geriye. Dergahın taamı cennet taamıdır. Helalinden lütfediyor, Cenabı hak ihsan ediyor ve huzurla da yenince böyle mideye inerken nur şeklinde iniyor. Bunu üstadımız haber vermişler. O haber verdiği cemaatten bir tanesi diyor ki efendim ben almış olduğum ta mideye inerken mor olarak indiğini gördüm. Birincisi dünya nimetlerinden, ikincisi de ahiret nimetlerinden geçecektir. İşte yarın ahirette hurisi var, Gılmanı var, köşkü var, sonsuz nimetleri var.
Bugün burada da imam olan kardeşimiz Vakıa Suresi'nde ayet-i celileler okudu. Orada cennet taamları var. Hatta ve fekihetün kesira. Böyle meyvelerden anlatılır da muzdan anlatılır, kirazdan şu vakıa suresinde bu geçiyor, kirazdan anlatılır. Ondan sonra da Cenabı Hak ve fekihetün kesira bitmez nimetler buyuruyor. Bitmez nimetler. Burada velahme tayrin mimma yeştehun canlarının istediği kuş etlerinden ikram olunacak ayet-i celilesine gelince Rabiatü'l Adeviyye annemiz Ya Rabbi beni kuş etleriyle oyalama demiştir. Neyi istiyorlar onlar? Cennet tarif edilirken bizim İpek hocamız Rahmetullah Ali cennete girdi mi çıkamazdı. Böyle cenneti anlatır, bir de Rabbimiz gönlüne herhalde nur ihsan buyurmuş ki onu anlatırken yaşıyor gibi olurdu insanlar. Bitmez oranın nimetleri ama asıl nimet Cennetü'l maarif'tir. Cennetü'l maarif bu dünyada yaşanır. Nasıl yaşanır? Es'amne.
Ve'limen hafe makama rabbihi cenneteen. Rabbi Zülcelal'imize büyük bir saygı içerisinde olan genel ifade ediyorum Ayet-i celîzn-neb cennet var. Bunu Esad Erbil-i Bine Hazretleri şu şekilde izah buyuruyor. Biri cenneti acile, bu dünyada olan, bir diğeri de ecile. Mesela denir ki askerliğini tecil etmiş. O tecil etmiş demek ileriye atmış demek, ileride verilecek olan nimet. Bu dünyadaki acele olan cennet nedir? İmam-ı Azamların yaşadığıdır. İmam Şafiilerin yaşadığıdır. İmam Malik hazretlerinin yaşadığıdır. Ne yaşadı İmam Malik Hazretleri? Diğerlerini belki biliyoruz. İmam Malik Hazretleri, Ehlullah'tan duyduğum sözleri hiçbir kimseden işitmedim, diyor. Bunun yanında Ahmed bin Hanbel Hazretleri öyle bir haz almışlar ki biz padişahlarımıza dönecek olursak, Hz. Fatiha, Rahmetullah Ali, Akşemseddin Veli, evrak vermemiş değil vermiştir.
Bu yanlış değerlendirilmesin, fakat onun istikametini daha ziyade ideali noktada göstermiş ve diyor ki Hz. Fatih Rahmetullahi aleyh Sultanım, eğer ben size bu cihetten yol göstersem, siz padişahlığı terk edersiniz. Çünkü Yavuz Sultan Selim o söylemiştir Rahmetullah Ali. Padişahı alem olmak bir kuru sevda imiş, bir veliye bende olmak cümleden ala imiş. Es'adğer birliği Hazretleri'nin Beytine tahmis yapar. Muhammed Hamdi yazar büyük tefsir sahibi Rahmetullah Ali. O yapmış olduğu takmiste der ki, Ğam değilmiş hamdi olmak seyri gülşenden cüda, neşra var yadında devler bülfeda bülbülfeda, Şimdi şeyh-ı asırdan duydum şu yolda bir nida, Dergehi piri müvende hakima yol esada o zaman idrak edersin rütbei Bala nedir? Bu Pir-i Mugan edebiyatta çok önemli bunlar. Bunu değişik şekilde söylerler, onu demiyorum. Bak, Esad Erbili Hazretleri bunu mürşid-i kamil olarak ele alıyor.
Onun diyor kapısında bulunmak yüksek payelere erişmek demektir diyor. Sen bir kere o kapıya tam teslim ol çünkü Babullah'tır o kapı. Cenabı Hakk'a giden kapıdır. Eğer zamanın bir kutbu ise oradan geçmemiz lazım. Bizim bu Kayseri'de meşhur Osman Demirci diye bir vaiz vardı. Kendisine müderris Allahu alem, ilim sahibi ve kimseydi. Bu evrad ezkar almış ve istihareye de yatırılmış. İstihareye yattıktan sonra cemaatine şunu anlatmış, o manevi olan beraber zikrullah yaptığı arkadaşlarına demiş ki, bakın istiharemde öyle bir hal gösterildi ki Sami Efendi Hazretlerinin bu hususi bir cemaat için diyorum genellemeyelim bunu. Çünkü Allah'a giden yollar mahlukatın nefesleri adedincedir. Sami Efendi Hazretlerinin onun etbaı için söylüyorum, tabileri için. Onun gönlünden geçmeyen Resulullah kabul etmiyor diyor. Ne kadar mühim. Sen diyor o kapıda yoğurul ki o zaman göresin ulvi alemler nedir?
Biz okula müracaat etmesek, ilkokulu okumasak, ortaokul okumasak, liseyi geçmesek, üniversiteyi bitirmesek, sonra yüksek lisanstı, bunun yanında biz doçentliğe doğru gider, profilluğa doğru uzanır. Bunlar eğer o okula kaydolmayacak olursak gerçekleşmez. Bu okul irfan mektebidir. Bu okul ihsan mektebidir. Bu okul takva mektebidir. Bu okul Allah'ımıza kuru biat mektebidir. Bu okul ünsiyet mektebidir ona göre. Büyük insanların yoludur. Dikkat edelim burada zaten buna işaret etmişler. Dünya nimetlerinden geçecek. Nasıl geçer derseniz o nimeti taktığı zaman ilahi nimetlere gıdalar iki şekilde. Bir bedenimizin gıdası var, bir de ruhumuzun gıdası var. Bedenin gıdasına dikkat edelim, şimdi önümüzde süt var. Bu sütü biz şimdi içmesek zaten mevsimde sıcaklaşmaya başladı, dereceler yükseliyor.
Bunu biz buzdolabına da koymasak, açıkta bıraksak o süt birkaç gün içerisinde teaffün eder, kokmaya başlar. Kişi yiyemez onu, mümkün değil. Bu nedir? Bedenin gıdası. Beden nedir? Beden toprağa girecektir. Bu gıdalarda bitimi olan bir gıdadır. İnsanın vücudu da öyle ama Yunus Emre'nin de, Mevla anamızın da dediği gibi, bedenler ölür, ruhlar ölesi değil. Ruhun gıdası nedir? Ruh ölmediğine göre. Ruh, esselamü ve nefaktu fihimir ruhhi, ben ruhumdan ruh üfledim buyuruyor. Zaten burada anlatılan bu ruhun geliştirilmesidir. O üflenen ruhta akıl var, fikir var, tefekkür var, nasihat, üç, ibret almak var, tefekkür var dinimizin esaslarını en ince şekilde anlayabilme yeteneği var. Daha hilafet sırrı var. Çünkü Cenab-ı Hak insanları yeryüzünde kendi namına halife olarak yaratıyor. Sonra emanetlerin yüklenmesi var, o üflenen ruhun içerisinde. Daha ne var? Esma-i ilahiye var, tecelliler var.
Tecellinin sadece Esma isimler olan da değil. Hüsna'yı iyi çalışırsak o artık en yüksek payeye adım atan mübarek insanlar da olur ama bunu izahta zorlanırız. Çünkü izahı olun, o tadılır. Bunların hepsi tadılır ama o artık kıymeti ve değeri ölçülemeyecek şekilde Cenabı Hak'ın nimetidir. Sonra sıfatlarının tecellisi vardır, zati tecellisi vardır. İlim var ama aynı zamanda ilmin hakkalyakin olanı da var. O zaman bizim ruhumuzun gıdası nedir? Salih ameller. Salih amel nedir? Keyif suresinin son ayetine baktığımız zaman orada görürüz. Burada salih amel Kuran-ı Azimüşşan'a uygun olan amel demektir. Kuran-ı Kerim ne buyuruyor bize? Kuran-ı Kerim amel hususunda amelin ihlas olana haber veriliyor. Amelde ihlas haber veriliyor. İhlas katıksız bir amel. Öyle bir amel ki öyle bir amel ki ruhun gıdası bu. Gıdalar değişir. Şu yeter bize, şu bedenimiz için aldığımız gıdalar bunlar ne yapıyor?
Değişebiliyor. Yerine göre taafün ediyor diyoruz, kokuyor, bozuluyor. Beden de öyle ama ruhun gıdasında ne var? Salih ameller var. O saymış olduğumuz ilahi nimetler var. Onlarla beslenecek olsa kişi ne olur? Allah indinde Celle Celalühu makbul bir kul oluruz. Bayezid Bistami Hazretleri ve emsali bu gıdaya nail olmuştur. Bir gün diyor ben oturuyorum, otururken ruhum çıktı. Ben de seyrediyorum. Bir müddet sonra geldi. Ya Bayezid ben sana iki tane nimet getirdim. Biri muhabbet-i ilahi, biri de rızadır. İşte nimet. Bizim şu anda ruh gıdamız ne olacak? Bizim ruhumuzun gıdası, istiğfarımızı, günahlarımızı hatır diyerek böyle bir Rabbi Zülcelal'imize karşı nasıl yaptık? İnnel insan eli rabbihi lekenuh. Salakallahülazim. İnsan gerçekten Rabbine karşı çok nankör. Bu kadar nimet. Maddi nimeti demiyoruz biz. Manevi lütfetmiş olduğu nimet bizi insan olarak yarattı.
Şekil, şemail, biçim, bir hayvan ağzıyla yıl. Bir hayvan rızkının temizliğine bakmaz. Biz temiz olan rızıklardan gireriz. Şekil şemal olarak da öyle. Bir hayvanla insan şekil olarak hiç birbirine benzer mi? Bazen gre de ben, haya ediyorum o ismi söylemekten. Nasıl söyleyin ki? Maymun ama biz dilimize almayız bunları, bu kelimeleri. Bak onu giydiriyorlar, kuşandırıyorlar, banyo yaptırıyorlar. Bunun yanında bir de yeni doğan bir bebeğe bakalım. Hiç benzer mi birbirine? O yavrunun böyle kokladığınız zaman cennetin kokusu gelir o yavrudan. O hayvan olarak güzeldir. O da insan olarak Allah'ımız yaratmış, insan olarak güzeldir. Hiç benzemez ama ruhi yön olarak bizi yerin dibine çakan nefsimiz ve onun arzulardır. Öbür alemi düşünürsek ebedi olduğunu bu nefse de arzularına da hiç fırsat vermeyiz. Çok güzel bazı şiirler var.
Bıktım sana geliyorum diyor ya, artık bu nefsimizin, şeytanın ve dünyanın, şeytan sıfatlı insanların arzu ve isteklerinden bıkmalıyız biz. Ondan kesilelim, bir yavruyu anası sütten kesiyor, Onda bazı uygulamalar var, söyleyemem siz hatırlarsınız. Anası onu sütten kesmek için bazı tavırlar içerisinde bulunuyor ve yavruyu sütten kesiyor. Kesmese ne olur? Kesmese şu dünya nimetlerinden bedeninin gelişimi için icap eden gıdayı yiyemezsin. Bir kere biz nefsimizin arzu ve isteklerinden kesileceğiz. Şeytanın aldatmasından kesileceğiz. Dua edin Allah'ımız kurtarsın bizi. Böyle nefsin arzularından da dünyadan da dünyanın geçici isteklerinden de kesilmedikçe yok. Çünkü Bayezid Bistami Hazretleri Allah'ım sana nasıl vasıl olurum deyince da nefsek ve teal, nefsin arzularını bırak ve gel buyurdu. Ama bu tamamen sıyrırdı. Bazen hastalıklar görüyoruz.
Cenabı Hak korusun bu kanser rahatsızlığında, diğer başka rahatsızlıklar da var. Tamamen geçmiyor. Eğer tedavi tam olmazsa, tedavi tam olmazsa şu günümüzdeki hastalıkları görüyoruz biz. Bu maddi hastalıkların yanında manevi hastalıklar da var. O manevi hastalıklar insanı intihara götürüyor. Öyle ki teknoloji artık son noktaya doğru gelmiştir. Diyor, ben hayatımın bütün arzu ve isteklerini yerine getirdim. Teknoloji olarak da en ileri noktadayım, sıkılıyorum, daraldım, bunaldım diyor. Neden diyor bunu? O teknolojiyi ruhun gelişimi için kullanmayınca böyle oluyor işte. Nasıl ruhun gelişimi için kullanmıyor? O teknolojiyi kuvvet olarak kullanıyor, bir başkasına karşı kuvvet olarak ama İslam'da teknoloji bir başkasının faydasına kullanıldığı için insan huzur içerisinde ibadeti var, taati var, ruhun doyumu yok. Şimdi nefsi doyurduğunda diyelim çok tatlı bir gıda, iştiha duyduğumuz bir gıda.
Onun için adeta insan ölüyor o gıdaya erişmek için. Ne kadar yiyebilir? Önüne bir porsiyon konmuş, belki ikincisinde ister ama üçüncüsünde tıkandım der. Yemem ama ruhun gıdasında öyle değil. Yedikçe acıkır, yedikçe acıkır, öyle olur ki öyle olur ki doyamıyorum Ya Rab, demeye başlar. Öyle bir hale gelir Hacı Hasan Efendi Hazretleri gibi Kabir bana kavurma gibi kokuyor, der. Aslında vücudu kendisine kabir olmuş ama i'ranen Cenabı Hak'ı müşahede istiyor, görmüyor değil, görüyor ki izni-i Teala. İşte teknoloji insanı doyurmuyor ama bir müminde doyuruyor. Hazreti Fatih Rahmetullah Ali devrinde o topları dökerken en ileri noktada, fen ve teknolojide. Neden çılgınlar gibi bir intiharı düşünmüyor? Çünkü öyle ki o Avrupa'da intiharın nasıl yapılacağına dair kurslar açıyorlar. Bir insan rahat nasıl intihar eder de önüne geçilemiyor bunun. Bizim intiharımız nedir?
Bizim intiharımız Mutu kablente Mutu, ölmeden evvel ölmek. Bitmiş yani, onlarda hayat diye bir şey yok çünkü ruhunun gıdasını almıyor. Bakın biz layık olmayarak girmişiz bu yola, Ne diyorlar? Sadat-ı Kiram Hazeratının Sinsile-i Şerife'de ismini anıyoruz. Bu ismini anmak nasıl oluyor? Bak künhüne vakıf olamadığımız halde yine bir huzur var. Onun gerçeğine erişsek ne var? Gerçeğine erişsek şu var. Suları görüyorsunuz. Sular çok çeşitli. Bazı sular var kireçli, bazıları çorak, bazıları ise mineral değerler olarak çok yüksek. Böbreğin kumlarına kadar döküyor, öyle ki hayat oluyor. Sebebini? Bu sular uğradığı madenlere göre kıymet kazanıyor. Bizim gönül suyumuz Sıddık-ı Azam'dan başlarken ta en sonuna kadar ila ahirihi üstadımıza kadar o madenlerin ruh cihetine uğrayabilsek tat ve lezzetine doyulmaz. Niye doyulmaz? Doyulmama sebebi şu, ideahruuzu kirallah.
Onlar hatırlandığı zaman Allah'ın rahmeti yağıyor, gördüğün zaman Allah'ı hatırlıyorsun, İnde zikris Salihim tenzilürrahme. Salihler hatırlandığı zaman Allah'ın rahmeti yağıyor. Eğer erişebilirsek doyulamayan bir yol sadece isim olarak bile bir delikanlı düşünün, bir delikanlı düşünelim. Aşık olduğu haram derler. Bu aşkın ileri noktası. Hatta Sure-i Yusuf da geçer. Neredeyse Zeliha'nın aşkından dolayı kalbinin zarı böyle yarılacaktı, zarı sıyrılacaktı buyuruyor sevgisinden dolayı. Hiç şahit olmadık mı aşkından dolayı bir dünya değerine, o ismi vermemişsin, bir dünya değerinden dolayı, e vardır burada biz görürdük, Caddede bir sağa bir sola gider gelir. Bu maddi olanıdır. Eğer biz Allah'ımızın aşkına, Resulü'nün muhabbetine ve yolundan gidenlerin izine dikkat edecek olsak bu doyacak bir nimet değildir. Ruhumuzu doyurmadığımız için hep nefsani arzulara düşmenin tek sebebi budur.
Baktörün o insanları böyle her türlü rahatı yerinde, onların böyle yatları da var, hatta dünya seferleri var gemiyle, dünya seferleri de yapıyor. İstediği bütün maddi nimetler ayağında, Fatih huzuru yok. Bunun tek sebebi böyle ruh doymadığı için artık nefis, nefsani arzu ve isteklere düşüyor. Bunların bir gayesi var. Bunların gayesi, acaba nerede yemek yiyeceğiz, nerede eğleneceğiz? Bak buna erişenler bile, onu demek istemiyorum, her türlü nefsani arzu ve isteklerini yerine getirseler bile intihara başvuruyorlar. Çünkü ruh gıdasını almıyor. Bak ne güzel Allah'ımız lütfetmiş, girmişiz Sisile-i Şerife bunu bile güzel okusak ne nimetler var bize? Ne nimetler var? Bazen siz de okullardan geçtiniz, biz de teneffüste öğretmenler odasında muallimler toplanır. O muallimler toplandığında birisi der ki, ben İngilizce dersine giriyorum.
İngilizce dersinde şu isimdeki öğrencim çok başarılı, edepli de görünüyor. Böyle vaktinde geliyor, derslerine gün ne gün çalışıyor, istikbalde vaat ediyor. Bir diğer öğretmen kulak kabartıyor. Diyor ki kimi dedin? İşte şu isim. Ben onun şu dersine giriyorum, matematik dersine giriyorum veya fen dersine giriyorum, biyolojiye giriyorum, psikolojiye giriyorum. Giriyorum işte dolu dersler var. Evet, son zamanda birçok bunların türleri meydana geldi. Ben de bu da başarılı, ben de takdir ediyorum diyor. Ondan sonra bir diğer muallim bizde de başarılı diyor. Aynen bunun gibi divan heyetinde pazartesi ve cuma gecelerinde Ehlullah'ın toplandığında hakikaten riayet eden evlatlarını orada zikrediyorlar. Ötesine geçmiyorum, bu kadarını diyeceğim. O zaman o kimsenin ruhunda bir başkalık meydana geldi. Oturduğunda gezdiğinde bile bir manevi hayatı yaşıyor.
Allah'ımız böyle bir nimet lütetmişken, bundan kana kana tatmaya çalışalım, tadamıyorsak, bak pandemi devrini geçirdik. Hala yediği yemeğin tadını alamayan o koku hissedemeyen kimseler var. Kok almıyor, faksisineği okuyoruz, orada onlarca Meşşai İzamın kokusunu almamız lazım bizim. İstifarın tadını almamız lazım. Nedir? Nedamet, Tevhidin şuhud tadını alacağız. Sallallahü's-selam'ın ruhaniyetiyle alaka kurma tadını alacağız. Zikrullah'ta zikrettiğimiz Mevla ile mezkur. Allah derken Mevla'mız da olabilme tadına erişeceğiz. Alamıyoruz, alamıyorsak bununla tamamlayayım. O da şudur. Dinimize uygun olmayan tavır ve hareketler. İki ziynet kabilinden yetecek kadar yiyeceğimiz, yiyeceğimiz, içeceğimiz, evimiz, barkımız, her şeyimiz varken daha bir fazlasını meyil etmek. Bir de gafillerle bir araya gelmek. O zaman biz ruhaniyet zırhına bürüneceğiz inşallah.
Dua buyurun biz de o zırha bürünebilelim. Bunun yanında seraları biliyorsunuz, havanın muhalefetinden sera ile o meyveler korunmuş oluyor. Çünkü çünkü ibadet etmiyor değiliz, ibadet yapıyoruz ama ibadet ve taatimiz bir anda yoktu olabiliyor. Koskoca ormanı bir ateşin şeraresi, bir kıvılcımı mahvedebiliyor. Bir hasetliğin kıvılcımı, bir gıybetin kıvılcımı, bir gözümüzün harama bakma kıvılcımı, kulağımızın uygunsuz sözleri duyma kıvılcımı yok edebiliyor. Diyorlar ki bir kimseye gıybet hususunda konuşuluyor, görüşülüyor. Ben gıybet etsem annemle babamı gıybet ederim. Neden? Çünkü diyor o güzelim taatleri başkasına değil annemle babama veririm. Bunlardan korunacağız, o zaman tat ve lezzet gelmiyor, bidonu delmeyeceğiz, bidonu delersek o zaman içindeki su kaybolur. Biz Mevla'mızın ifadesiyle, Katdise Allahu alem, Ambarın içerisine fareyi girdirmeyeceğiz, haşarat girdirmeyeceğiz.
Ambar delik olmayacak, delik olursa mahsulat yok olur, haşereler bulunursa o zaman oradaki mahsulün hayrını koymaz. Allah'ımız bize bunu Şems Suresi'nde esselamü feelhemeha fücuraha ve takva evvela temizliği haber veriyor. Ondan sonra gönle onur konuyor. E biz görüyoruz böyle evimizde de oluyor, başka yerlerde de oluyor. Geliyor adam çay içmek için. Bu çayı ikram eden kimse hiç gördünüz mü veya biz evimizde hiç oluyor mu? Kirlenmiş bir bardağa çay konmuyor. Kirlenmiş bir tabağa yemek bulaşıkları bilmem falan bunun içerisine yemek konmuyor. Neden? Temiz değil, temiz olursa konuyor. Temiz et, gönül evini dost gelecek, kondurmaya diyor Yunus Emre. Kalbimiz onun için bir silsile ile temizlenecek, istiğfarla temizlenecek. Tevhid-i Şerif'le, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'la, ölüm tefekkürüyle, o zaman rabıta da Mürşid-i Kamil teşrif buyuracak.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz teşrif buyuracak, Cenab-ı Hakk'ın beni ne yer aldı ne sema, kamil müminlerin kalbi aldı buyuruyor. Bu gidecek. İnşallah dikkat edelim bize de dua edeceğinize inanıyorum. Bir bu kapıda başta yapacağımız dünya nimetlerinden geçeceğiz, Yemeyeceğiz değil ama bu nimetlerin bir gün biteceğini düşüneceğiz. İkinci olarak ahiret nimetlerine göz dikmeyeceğiz. Biz oradaki cennetü'l maarif dedik ilahi nimetlere Es'ade Erbili Hazretlerinin iki cennet tabirinden birisi neydi? O da Evrad ve Ezkarımızda, ibadet ve taatimizde duyduğumuz ilahi zevktir. Secde Cenabı Hakk'a kulun en yakın olduğu bir zamandır. Hissedebiliyorsak ne ala, o yakınlığı. O yakınlığı hissediyorsak o zaman biz Cennetü'l maarif, cennetin maddi değil, manevi nimetlerin içerisine girmiş oluyoruz.
Üçüncü olarak kemiklerini kırar derecede bela ile darp olunduğu vakitte Cenab-ı Hak'tan razı olmak, ondan sonra bir salik mübtedi bu yolda adım atmış olur. Velhamdülillahi Rabbil alemin Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine eh-n ahşabına, peygambere nizam ve piran-i nizamı bütün geçmişlerimizin mümin ve münminatın ervahını El Fatiha
Kaynak: Genel
Ruhun Arınması ve Cenabı Hakk'a Yakınlık | Mihmandar