Böyle çalışmayla da elde edilecek bir şey değil. Allah tarafından ona bu güzel sıfat verir gibi. Evet, buna layık olmuştur, buna iyileşmiştir. Bu nimet bahşolulmuştur. Şimdi diyoruz ya, bir talimle oluyor, öğretmek ve kitap hazretleri, bu Rabbimizi Zülcelalimizden ilahi bir yardım olun. Ona kalbine, gönlüne Cenabı hak indiriyor zaten. Gerçekten de bu. Şimdi, buna bir yol ulaşabilsek, şu anlattığımız, anlattığımız İmam Rabbani'ler, bunun yanında Muhammed masum gibi, ondan sonra Şeyh Şeyhüddin hazretleri gibi edemiyorum, o en gizli gerilerde bile çekinirdi. Mesela diyelim ki şurada Kuran-ı Kerim var. Kuran-ı Kerim'le Neyim isterseniz. Şimdi, Sami Efendi Hazretleri çok yakın bir dostu Adana'da Hasan Efendi, orada şunu anlatıyor. Hasan Efendi, ifvanın geceleri yapmış olduğu en gizli haller bana en kulu gibi görünüyor. Bu onlar için büyük zor değil.
Allah'ımızın bahsin sıfatı var görür Cenabı hak. Rabbi züldiyeli abimiz bu ahlak ile ahlaklandıkları için onlara da gösteririm. Görürler. Ne olur diyor siz söyleyin, ben söyleyemiyorum, işte kitabı alıyorum, ilk anda değil, şöyle bir orta kısımların önünde onu ifade etmeye çalışıyorum mu anlamıyorlar diyor. Şu yeryüzünde bu gibi insanların gönülleri Allah'ımızın hazinesidir. Bu hazineyi, şu dünya ile ölçmek Allah'ın sırrını onların gönlüne koyuyor, Allah'ın sırrını. Nasıl izah ediyorsa. Marifetinin emanetleri uygunüne iniyor. Böyle olduğu zaman onların sözlerine bakalım. Kalbi artık her şeyi anlat, kalbinin kulağıyla dinliyor. Başka nasıl diyeyim? Böyle olduğu zaman kalbinin kulağıyla dinliyor. Şöyle, hak suresinde buyuruyor ya, bu gözler kırılmadan, hak gözleri kırılır. Şimdi bu göz neyi görür? Su dünyayı görür. O kalpteki mümkün. Ilmin sırları onda meydana geliyor.
Şimdi sen dinleyin ki çok daha arıyorum. Şunu söyleyeyim. Yavrularını getirir, onların da tahrip doyurması lazım, tozun üstünde ne yapacak, üşüyecekler. Eski hocalarımız abdestlik değiller, çok büyük kütleleri olurmuş. Ne denir buna? Ona yağmur hapı doldurmuş. Köpeği de almış. Neredeyse peki, olası. Oda da ona sıcak suyun içerisine o onur, onu bu şekilde yaparlar, gözlemeş. Bu şekilde karıştırmıyor, iyi bir yağ yapıyor. Karnını öyle bir doyuyor ki o öğrenci onu, doyuyor. Ondan sonra da köpek nasıl olduysa ayaklarını yukarıya kaldırıyor, kitapta, kocasına müdahalede bulunuyor. Hocam orayı siz meftun değil de meftun okusanız, öyle okuyunca bakınıyordu ki ilmin sırları veriyor. Yirmi sene devam etmiş da kafası hiç çalışmazmış. Demiş ki oğlum beni bu kadar sıkıştırma. O köpek, o doyurmuş olduğun buzların üzerinden kaldırıp, kaldık.
Şu dinimize bir sahip olsaydı, gözümüze sahip olsaydı, kendi derdimizi omuzlarımıza assaydı, amel mutmainne olmadıkça kabul olmaz sırrını Sami bebeğimizin eserlerine mütalaa etseklik böyle kalmaz. Her sene bir detaylık gelecek tamam. Hep zahiri işlerle uğraşa uğraşa uğraşa, bunları demişler ki, Hasan Efendi, can bu dili çok sevdim. Yalnız şu köşe kısımlarında böyle yıldız gibi işaretler var, o altıgen buyurmuş. O altıgen doğru değil onu teke iniyor. Bir şey daha diyeyim. Birisi getirmişti, bir ilahi. Üstadımız da dinlemiş. Hasene dendi, o dinlediğin ilahi kadın sesiydi. Ikaz olunmamaktan Allah'a sığınırız, ikaz olunmamaktan. İnşallah efendim bu tarafa ne dönelim bu yoksa boşuna burayı çiğneyip eziniz. Akşam dedik ya, şimdi dağın kataca bulsak altından madenler çel. İnsandaki maden o altın da o madenle ölçülemez, O kalbin madeni kadar bir maden yok.
Çünkü Allah'ımız size aynı ülkede söyleyeyim, her zaman atıfta gelen olması. Mevlana'mız Şu gördüğünüz Kabe mecazidir, Allah yok. Allah'ın rızası var orada. Çünkü orayı ziyaret bizim gibi insan için Kürt şeklinde olan binaya görüyoruz. Hakikat etkinlikleri Rabbimizin, Rabbimizin Gelmiş haber vermiş, o kuş da gülmüş. Onun o belki canlanır diye pencereniz önüne koymuş, oradan uçmuş bir kuş. Mevlana'mız buyuruyor ki, şu beden kafesinde, nefsani kafesinden, şeytanın aldatma kafesinden, dünyanın geçici ziynet kafesinde, nefsin heva, ayrılma, ittisal birleşelim. Şimdi, biz Allah ile ittisal değiliz, Allah'ımızla birleşik değiliz. Niye? Esselam. Neyse kemis lihi şey olur. Allah hiçbir şey olmaz. Ama ondan kopuk da değiliz. Bir buz parçası su değildir. Bir buz parçası, ona siz su diyemezsiniz, tuz değilsiniz. Ama Mesela insan nefes anlıyor değil mi? Bu biz değiliz. Ama bu bize dair değil.
Onun için biz Allah'ımızın hakim sıfatının eseriyiz, bize ruhundan hur üflemiştir, şu anlattığımız esrarın hepsi üflenen ruhun içindir. Neden bu çalışmıyor, onu artık. Ha, bu şey diyor, yani bizi Rabbımızdan alıkoyan ham, nefis, dünya, bunları söyledi. Aklı kamil var ya, şimdi aklın şüphesi mahyeye dayanması gerekir. Yani Kuran'ın ülküleri içerisinde olan akıl ancak bunlar tanındı. Cedricedanın kitabı kerimine bakarsak, ulağımızla hayırlı sözler duyarsak, şimdi hayırlı sözü fırsat bulursak konuşuruz inşallah. Şeyh suresinde diye geçer. Yani gözün görmesi, kulağın duyması çok önemli. Allah'ımız öyle bir nimet bahşetmiş ki, bu nimetler boşa harcanmaz, çok müstesna bir nimet. Çünkü bu kula Rabbamızın kelamını verir. Şu dünyada da böyle der, tefsirlerden söylüyorum, şu iç kulaklarınızla Rabbımızın kelamını rica edersiniz.
Efendim, bu biraz şu ileri gitti derseniz, beni zikredin ki ben de sizi zikredin. Bunu algılayalım. Şu pas yanını pillerimizi artık çalışır hale getirdi. Şu çekmeyen telefonlarındaki aradaki dağlar vasıtasıyla nefsimizin dağlarını bir tarafa çekeceğiz, Rabbimize odak olacak. Burada bir şey hatıramıza geliyor. Buna işimiz gücümüz diyoruz, işimiz gücümüz dahil oluyor. Onun çünkü zikri daimdir bu. Oturuyorsun masanda ümmetin işini yapıyorsun, Ya Rabbi bununla rızkı helal olsun desek bu zikri daim olur.