Böyle çalışmakla da elde edilecek bir şey değil. Allah tarafından ona bu güzel sıfat yeridir. Demek buna layık olmuştur, buna iyileşmiştir. Bu nimet bahşolulmuştur. Şimdi diyoruz ya, bir talimle oluyor, öğretmek ve kitap hazretleri, bu Rabb'im zülcelal'imizden ilahi bir yardım olun. Ona kalbine, gönlüne Cenabı hak indiriyor zaten. Gerçekten de bu. Şimdi, buna bir yol ulaşabilsek, şu anlattığımız, anlattığımız İmam Rabbani'de, bunun yanında Muhammed masum gibi, ondan sonra Şeyh Şeyhüddin hazretleri gibi edemiyorum, o en ciddi yerlerde bile çekinirdi. Mesela diyelim ki şurada Kuran-ı Kerim var, Kuran-ı Kerim'le ifvanın geceleri yapmış olduğu en gizli haller bana en kulu gibi görünüyor. Bu onlar için büyük zor değil. Allah'ımızın bahsin sıfatı var. Görür Cenabı hak. Rabbi Zuhli abimiz bu ahlak ile ahlaklandıkları için onlara da gösteririm. Görürler.
Ne olur diyor siz söyleyin, ben söyleyemiyorum, işte kitabı alıyorum, ilk anda değil, şöyle bir orta kısımların önünde onu ifade etmeye çalışıyorum mu anlamıyorlar diyor. Ona yaklaşmayla alakalı. Zaten o hasıl olduğu zaman her hali düzeniyor. Şu yeryüzünde bu gibi insanların gönülleri Allah'ımızın hazinesidir. Bu hazineyi, şu dünya ile ölçmek Allah'ın sırrını onların gönlüne koyuyor. Marifetinin emanetleri uygunüne iniyor. Böyle olduğu zaman onların sözlerine bakalım. Kalbi artık her şeyi anlat, kalbinin kulağıyla dinliyor. Başka nasıl? Böyle olduğu zaman kalbinin kulağıyla dinliyor. Şöyle diyeyim, Hak suresinde buyuruyor ya, bu gözler kırılmadan, hak gözleri kırılır. Şimdi bu göz neyi görür? Su dünyayı görür. O kalpteki ilmin sırları onda meydana geliyor. Şimdi sen dinleyin de çok daha arıyorum. Şunu söyleyeyim.
Yavrularını getirir, onların da tahrip doyurması lazım, tozun üstünde ne yapacak, üşüyecekler. Eski hocalarımız abdestlik değiller, çok büyük kütleleri olurmuş. Ne denir buna? Ona yavru akı doldurmuş. Köpeği de almış. Neredeyse peki, olası. Oda da ona sıcak suyun içerisine o onu, onu bu şekilde yaparlar, gözlemeşip. Bu şekilde karıştırılıyor. İyi bir yağ yapıyor. Karnını öyle bir doyuyor ki o öğrenci onu, doyuyor. Ondan sonra da köpek nasıl olduysa ayaklarını yukarıya kaldırıyor, Allah'ım da sanki bir niyazda bulunur gibi sese çıkar. Sabah oluyor, ürenvi burada hocasının önünde oturuyor. Hocasını okurken kitapta, kocasına müdahalede bulunuyor. Hocam orayı siz meftun değil de meftun okusanız, öyle okuyunca bakınıyordu ki ilmin sırları verin.
Şu dilimize bir sahip olsaydı, gözümüze sahip olsaydı, kendi derdimizi omuzlarımıza assaydı, amel mutmainne olmadıkça kabul olmaz sırrını Sami efendimizin eserlerine mütalaa edecektik, böyle kalmaz. Her sene biz de tahrik gelecek tamam. Hep zahiri işlerle uğraşa uğraşa uğraşa bunları demişler ki, bu sene evvel de can gözü çok sevdim. Yalnız şu köşe kısımlarında böyle yıldız gibi işaretler var, o altıgen buyurmuş. O altıgen doğru değil onu teker iniyor. Bir şey daha diyeyim. Birisi getirmişti, bir ilahi. Üstadımız da dinlemiş. Hasene dendi, o dinlediğin ilahi kadın sesiydi. Ikaz olunmamaktan Allah'a sığınırız, ikaz olunmamaktan. İnşallah efendim bu tarafa ne dönelim bu? Yoksa boşuna burayı çiğneyip eziniz. Akşam dedik ya, şimdi dağın yüzündeki ektiğimiz dik diklerinizle uğraşıp duruyoruz. Halbuki bir gazeteci olsa altından madenler çel. Ya insandaki maden o altınla o madenle ölçülemez.