Bir iplik veya basit bir bez parçasını kaldırıyor. Benim diyor günahım belki bu kadar da yok. Ama o huzura nasıl varacak? Hazreti Hasan efendimiz de bunu söylüyor radiyallahu anh. Büyük bir huzura varacağım acaba nasıldır diyor. İnşallah bu cehaletlerden korkacağız. Siz gördüğüm kadarıyla elhamdülillah, üstadımızın samimi ama candan, candan evlatlarında bir başkalarında çekip götürebilme kabiliyeti var ama inancı sağlam. Bizim buradaki ipek hocamız gibi. Bazı meseleler olurdu da, Kendisi konuşurdu, işte şöyle olması gerekir, üstasından bir haber duydu mu, tamam. Evet önemli buyruldu. Bak şöyle, böyle, bunlar onlara da büyük bir sıkıntı. Bunun için İbrahim'de su kıyasetleri buyurdu ki bizim çevremizde dolaşmasın onlar diyor. Bizden diyor alacağımız bir kağıt parçası diye kırtuşu inceliyor. Dediğini tuttu. Ya o söylerken hikmetle söylüyor zaten. Yok canım akla niye uymuyor.
Hey sen bilirsin. Dinnel marife minel add ve tarife minel rabbitad. Çok güzel. İrfanın tarifi bu kadar güzel olamaz. Burada akıllıyı tarif ediyor. Bir kere Allah'ı tanıyacaksınız. Ama nasıl? Arafullah araftı billah. Ben Allah'ı diyor, büyüklerimiz Allah ile tanıdım. Bunu ifade ettim. Onun tanıtması ile olacak bizde bir azim, bizde bir çaba, bizde bir gayret olacak da öyle olacak. Akıllı kimselerin hali bu. Ve böyle bir vasıtıy. Onlar marifet hususunda konuşurken bakın ne diyorlar. En tatlı, taam, en lezzetli yiyecek nedir? Allah'ımızı anmaktan diyor daha tatlı. Ne yemek, ne tat, ne lezzet olabilir ki. Yeter ki alabilirim. Bazen alan, ballar diyor ki tiksiniyorum diyor. Sebebi ne safra var hasta. O safra hastalığından dolayı, yok ben yiyemem diyor. Bak acı acı diyor. Ağzının tadı bozulmuş, azdı.
Kalbimiz Allah korusun, şehevi hayvani duygularla dolarsak, zikirmiş, ibadetmiş, taatmış, Hiç zevk almaz. Yevcüc ve Mercüc, siz hem Elmalılı Hamdi Yazır Hocamıza bakın. Bilhassa ruhi derinliği olan kimselerin ifadelerine bakın. Hele işte bir dağın arkasından, usa usa boylu adamlar zayıf, kerimsiz çıkıp gelecek zannediyoruz. Çoğunun kafasında bu var. Yecüc mevcudu değil. Bu bir sıfattır. Bu bir ahlaktır. Yecüc ve Me'cüc namazda biraz imam fazla otursa daralır. Namazla durmayı, sohbette oturmayı, zikrullah'a katılmayı hiç istemez. Öğütmüş, nasihatmiş. O bunu istemez, arzu etmez, düşünür ol. Allah'ımız da buyuruyor onlara değer vermez. İtibar etmez onlara. Allah korusun öyle olursa zikrullah'tan tat lezzet almaz. Mesela uyku geliyor diyoruz. Olur yine yapalım ama terk etmeyeceğiz. Sonra bir üşenme geliyor, bir gaflet geliyor. Bununla sen üstadına bahane bulamazsın.
Bir tanesi Mürşid-i Kamil'imize gelmiş. Efendim ben sizin huzurunuzda çok ağlıyorum, hazbe lezzet duyuyorum. Bakın üstadınızın üstazı hakkında bu kadar olmuyor deyince öyle bir celallenir. Buyurur ki, evladım bir ceviz ağacı düşün. Ceviz ağacının gövdesinde küçük küçük fideler olur. Onlar da ceviz verir. Neden verir? O gövdeye bağlı olduğu için verir. Mesela oluyor. Ben haz duymuyorum canım ondan şundan daha çok haz duymuyorum. Bilmem filan. Boş sözdür. Orada bizim inanç penceremizi açma işini zannediyor. Yoksa tahammül edilmez. Onların konuşmasına, görüşmesine o perdeyi kaldıracak olsa tahammül edilmez. Yatsı namazını müteakip pek mürşid-i kamilimiz görüşmezdi. Efendimizin hep ahlakı üzere onlar. Çok oturmazlar. Çünkü vazifeleri var, görevleri var. Kendilerine mahsus durumları var. Oturdular bir dostuyla. Gerilerde oturuyorum. Manevi hallerden anlattılar. Evradtan, ezkarden.
Fakat öyle arzu ediyorum ki daha ötesini anlatsa, daha ötesini anlatsa, şunu şu dünyayı geçip hissediyorum. Hep kafam bu, gönlü şöyle şu dünyayı geçip hissediyorum. Hep kafam, gönlüm, hiç diyorum burada kalmasak, şu vücuttan bir çıksak, şu alemden de çıksak, la mekanı alemi uçsak, gönlüm boyunca. Anlattı bir yere bıraktım. Sabah oldu. Çünkü daha ötesini niye anlatmadınız evladım dedi. Evladım. Hali o kadardı. Sonra öğrendim ki, benim de gönlüme gelirdi ihtiras şeklinde değil, katiyen. Bu cem'ul cem makamında neden konuşmuyorlar değil kendi kendime. O çok önemli bir sıfat ama çok önemli bir terim, cem'ul ul Cem. Yani yetmiş iki milleti bir bölmek diyor ya Yunus Emre. Yine Yunus Emre'den söyleyeyim de, biz sözümüzü ve mevzumuzu olgunlaştırmış olalım. Bilirler o kop, haber vermezler. Bilirler ama haber verilmez. Biz kabiliyetimize göre, Anca bildiğimiz Nilsu.
Buyurdular ki evladım onun hali o kadardı. Sonreri öğrendim. Bir tanesi bize yıllar sonu geldi. Yıllar sonu geldi. Mahzup olmamam, üzülmemem. Dedi hiçbir şeye gör, ben üstadımız hazretleri ile halleşen bir insanım dedim. Bir de siyasetini anlattı üstadımızı. Şimdi üstadımız onu çok azarlıyordu. Bir gün bana bunu çıkart dedi. Millet dolu, nasıl çıkarayım? Ama emir bu. Şöyle hafifçe dokundun, çıkacaksın dedi. Çık dedi. Şimdi ona olan sevgisi dergahlarda bazen yaşanır. Mutmainne ispat olmayınca daralmalar başlamış. Yahu bu başımıza şevk mi olacak bilmem falan. Bu biraz sesler çoğalmış. Çünkü Üstadımız hazretleri haberde gönderiyor, aman, silsile yazsın, dersleri de tarif etsin. Sıkıntı başlamış. Fazla değil bir iki, bir kişi olabilir. Ona demiş ki evladım ben seni azarlayacağım onun yanında. Yalnız dikkat et, öyle alınıp mihdime. Çünkü adam yoldan da çıkacak.
Ne bileyim, şimdi o gayrı kahrolacak, yok olacak, başına da bir iş açması. Seni azarlayın da şunu rahatlattıralım demiş. Demiş bu bizim başımıza bela mı olacak? Üstadımızı atıp tutuyorum zaten anlaşmıştık. O gülmeye başlamış, sevinmeye başlamış. Elhamdülillah demiş. Halbuki bu bahçede herkes güller gibi açsın. Her fidan beyve versin. Ya bu bahçe hepimizin bahçesi. Sadece bir gülü sevmekle olmaz bahçeyi sevmektir. Onun için mutmain ne sıfatı ister. O bize cem ul, cem makamını, üstadınızın kendisine nasıl anlattığını ifade etti. Değil mi? Adamı söyleyemem. İki kişi sırdaşıydı, birisi derim. O Develi'nin tombak diye bir köyü var. Orada Hacı Ahmet Yalçın. Bunu söyleyemem ve muhafaza ediyorum. Çünkü üstadımız seni azarlayacağım demiş bir başkası yoksa oğlum seni yiyecekler demiş. Siz Şemsi Tebliğzi Hazretlerini biliyorsunuz. Dokuz tane gönlü kara insan, kanına giriyor.
Hasetlik çok kötü bir sıfattır. Çok kötü, şeytani bir sıfat. Ehlullahtan bir tanesi ben diyor hiç yeni elbise giymem diyor. Başkasının diyor gönlünü daraltmamak için diyor. Yeni elbiseyle giymem diyor. Bir gün şeytan yolunu şaşırmış bir kadına gelir. Der ki, sen bana çok iyilik yaptın. Çok erkeklerin ayağını kaydırdın. Şehevi yol vasıtası ile sana bir iyilik yapmak istiyorum, ne istiyorsun? O da demiş ki, karşı bir komşu var bir kadın, onun öyle bir ineği var, böyle seve seve getiriyor. Onun sütünü alıyor bir kaba, yavrularıyla, güle oynayan neşeli bir şekilde yiyor, içiyor. Ben artık tahammül edemiyorum. Bu ineği öldürdüm. Şeytan şeytan olduğu halde demiş ki, bak hocası da yok dul bir kadın. Onunla geçiniyor. Sana bir inek olalım. Ya o da onlarla geçinsin gitsin. Şeytan söylüyor bunu. Demek ki daha bir azgın mıymış. Öldürmüş. Ben anca öyle tahammül edeceğim.
Allah yolunda çok kötü bir sıfattır. Hepimizi Cenabı Hak kurtarsın. Şu taziye anın da insanın gönlünün de bir mesrur olması gerek. Bizim burada müderris derecesinde diyebileceğimiz bir hoca, Mustan hoca diye bir kimse. Cami iki vaaz ediyor. Her şeyi onar onar taksim etmiş. Hasetliği de anlatmış. Hasetlik ondur. Dokuzu hocalar da, bir diğeri de avam-ı nas da yani diğerlerinden. O anda bir tanesi ayağa kalkmış. Buyur evlat demiş. Çünkü cemaate oturuyor, o da ayağa kalkınca buyur bir şey mi var? Hocam hasetlik on sınıfmış. Dokuzu hocalar da birisi de bizlerde. Ne olur onu da alın da biz bu illetten kurtulalım. Allah hepimizi kurtarsın. Bizim dünyada iken bile ahirette olan anamızın güzelliğini anca buralarda bulabiliyor. Hepimizin anısı. Bak bir şey söyleyeyim. Dünyada ile ahirette olan. Nut-u gabre ente mutu. Yarın davet olacak. Cennette davetler olacak. Nasıl gireceğiz?
Davetiye ne yazmıyorum? Düğüne maaile, ailenizle beraber düğünümüzü onurlandınız. Şereflendirdiniz diyor. Oradaki maarif cennetindeki davetiyelerin üzerinde şunu yazar. Nutu kable ente mutu. Hepiniz cennete ehlisiniz ama cennetteki ruhani ve manevi gıdanın sofrasına ancak bunlar girebilir. Ölülmeden evvelüle. Bir hizmettir diyelim. Bir de hemen hizmet daha güzel olsun diye, bir yardımcı, bir daha gayret ve çaba olsun diye verildiğinde neşeyle karşılarsın. Aman ha ileri gitsinler, biz bir şirketiz, manevi şirketiz, daha üstün olsunlar diye elini kaldırıp dua eder. Bu yolun tarifini yaşarsak, mağdurunu tahkir etmez, muvafalının makamına göz dikmezse. Yani bizim gibi kırk olan insanları daha da bir kötü etmeye değil, iyi olması için elini kaldırıp dua edin. İyilerinde daha bir iyi olması için Allah'a yalvaran kimselerdir. Bunlar gidecekler oraya. Kötü ahlakını tamamen güldürmüş.
Zaten bunun esasları bize bildirilmiştir. Sözün arasında geçti ya, biz kendimiz kendimize faiz olacaksak, irtifakçı olacaksak, ruhi taatlere önem vereceğiz. Neyi yapacağız biz? Ne anlatılıyor şimdi? Biz hac yapıyoruz. Haccı yaparken, biz nefsimizin de mertebelerini Beytullah'ı her tarafta sadece Beytullah için söylüyorum. Geçmek. Ruhi olan yönü bu. Makam-ı İbrahim'de var, oraya da bakıyoruz. Makam-ı İbrahim, vasılı illallah olmak demek. O hale gelmek. Biz şimdi Safa Merve'de de koşuyoruz. Bunun huyu olan yönü ne? İsyandan da kaçacağız. Kötülükten de kaçacağız. Bu, Diğerine hep bunlara kıyas edin gitsin. Rabıta döneminde ise rabıta, murakabe döneminde ise murakabe. Öyle dikkat etmişler ki, murakabe dönemlerinde kaşığı dahi, biz demişler sofraya kurarken, bunlar asıl kaybettiğimiz bu noktalar bizim. Bunlardan çok büyük puanlar alırız biz. Mesela güreş yapılıyor.
Arabaya geçtiği zaman o zaman puanı alıyor. Rakibinin arkasına geçti mi puan alıyor. Bunlar bize puan getirir. Sofraya oturuyor elimizi yıkayıvermişiz puan getirir. Abdestle elimizi yıkarken Ya Rabbi elimizle yapmış olduğumuz hataları da bağıştaysa puan getir. Bunun gibi. Gözümüz bakarken boş yere bakmayıp ibretle bakma. Puan getir. Diyelim ki camiden çıkarken baktık ki yolda bir taş var. Onu kaldırıp atmışız. Ya Rabbi ben bu taşı attım ama gönlümde sana vasıl olmak için ayağıma takılan nefsin heva taşlarında at derse, daha çok puan kazanıyoruz. Hep bunlar. Kaybettiğimiz bunlar. Abdest alacağız, kıble edelim. Ve sonra azalarımızın işlemiş olduğu, azalarımızla işlemiş olduğumuz hatalara tövbe vererek, Abdest bildiğimiz gibi bir taat değil çok müstesna bir taat.
Rabıta döneminde, rabıtaya, murakabe döneminde murakabe bir kaşığı dahi böyle ağzı açık bir vaziyette bıraktıkları zaman arşı alaya, kalbin açık yüzüstü bırakıldığında da o zaman da secde şeklini düşünmüşler. Bu kadar hassas da olurmuş. Allah'ın kendisine mahsus özel kulları vardır. Ve ibadurrahman var ya bu izafetle ifade edilirse, izafetle, bu has kullar demek. Özel kullar demek. Yüskinuhum rafiad derecet. Liyennehum kenu fi dünya agalennahes. Konumuzla da alakalı olmuş oldu. Bunlar yüksek makam ve derecelerdedir. Mesela ezan okundu ya. Anamızdaki en mühim hususiyetlerden birisi vaktinde kılma. Buyur hiç girmeden vaktinde kılma. Derece ve makam kazanma. Onlar dünyada en akıllı insanlardır. Onların düşüncesi, arzusu, isteği, kaygısı, kederi İbadet ve taatde azami bir gayret var. Dünya ve onun süslerine hiç gönüllerini kaptırıyor. Başın onlar için. Vay dev şöyle imiş.
Vay arama şöyle imiş. Bunu hiç düşünmüyorum. Yarın huzur-i ilahiye varacağız, bunun suali bizden sorulacak. Acaba verebilir miyim? Veremez miyim? Said I Nursu hazretlerinin evlatlarından birisi. Yaşadığını zannediyorum. Ben diyor onun huzurunda idim. Dedi ki sen gençsin. Bana dua et. Şu dünyalıklar yüzünden Allah beni mesul tutmasın. Dünyalık da orada bir leğen, bir ibrik, bir havlu, bir de post, bir de narin gibi. Tak o geriye. Beni bunlardan mesul tutmasın, ha ne olur dua et diye yakındı diyor. Biliyorsunuz iki mübarek zat. Cenneti evvel gidiyor. Diyorlar ki neden o evvel girdi de o bir adım geri kaldı. Onun bir gömleği vardı, onun da iki gömleği vardı. Ve temennne alellah olur mu öyle? Ben kurtulurum denir mi öyle? Bu bile yanlış olur. İnşallah. Beyinel halk ve reca korku ile ümit arasında olacağız. Bunun dinmesinin sebebi de şu aslında, haşyet yok, haşyet.
Haşyetin daha da bir ötesi var Allah. Haşyet-i kamide de var. Yok, boyu. Üstazımızın, üstazının boyu hakikaten uzun Ama bir çocuk gibi kaldı. Bizim anamız bir diyelim bir kemik. Bir beşer olarak ağladı biz. Biliyoruz zaten zafiyetinde de ölünce tamamen kemikler çıkmış vaziyette böylece. Zaten buyururdu beni, hukukların yiyeceği bir şey yok ki. Allah benim canımı öyle alacak ki, esaret tevefet mülme lahiketu tayyibi, Uçu verip gideceğim diye bize söyledi. Bu fakir duydu. Ve bir de vasiyeti var, size duyulur. O da üstadımızdan sonra dikkat edilecek yere, azami dikkat edilmesini, mersindeki kardeşinizden duyacaksınız. Bunda vasiyet ederek gitmiştir. İnşallah dualarınızla bizde dikkat etmeye çalışırız. Dünyada onların zeyu duyacağı hiçbir şey yok. Hazreti Ömer'in de radiyallahu anh bir sözü var. Bunun yanında diğer Meşşai zanında sözleri var. Bir rivayette dört, Hz.
Ömer efendimiz radiyallahu anh dört madde halinde, diğerleri üç madde halinde ifade ediyor. Buyuruyorlar ki cemaatle namaz kılınma olmasaydı biz dünyada yaşamazdık. İkinci olarak iyice taatleri olmasaydı. Üçüncüsü Allah için böyle sizin gibi sevdiğimiz kardeşler olmasaydı. Bizi hem üstadımızın mübarek yolculuğunda, hem de bu yolculukta teselli eden sizin şu mübarek vecheleriniz, şu mübarek dilleriniz, gönüllerinizin şefkat ve merhametle dolu olarak gelmeniz. Biliyorum çoğunuz hep uykusuz gelmez. Akşamdan bindiniz. Sabaha indiniz. Siz kazandınız. Allah'ımız bizi de sizin gibi hayırlı insanlardan ayırmasın. Velhamdülillahi rabbil alemin.