Bismillahirrahmanirrahim. Derviş her güzelliği yerde, her oturduğu mahalde, her işinde, kendisini Hakk'ın huzurunda bilir, Hakk'tan gayrı her şeyi kalbinden çıkarır ve oturup kalkması, uyuması, uyanması hep hak ile olur. Bir hadis-i kutside bilmiş olunuz ki her cesette bir kalp, her kalpte bir gönül, her gönülde bir sır, her sırada bir gizlilik vardır. Gizlilikte de daha büyük bir gizlilik vardır. İşte ben bu gizlilerin gizlisindeyim, buyurulmuştur. Fakat bu bitişiklilik varlıklardaki bitişiklikle kıyaslanamaz. Bunun özelliği mukayesesi olmayıp akla gelenin de gayrıdır. Çünkü aklı insana veren Allah'tır. Bu cüzi akıl ile insan ancak dünya geçimi ile ilgili şeyleri ve ahirete ait hususları kavrayabilir. Eşi benzeri olmayan Cenabı hak'ı anlayamaz. Ancak zatının künhünü yine kendi zatı bilir.
Böyle olunca da her bir ferdin vehimlerinde olan hakkın yaratıcı yaratıcısı yine hakk celle ve ala hazretlerdir. Allah'ın zatı Onun gayrıdır. Sözün özü, her bakımdan olgun ve mükemmel olan insanların vuslatı ilallah, Allah'a vasıl olma kavuşma buyurdukları söz olmayıp hal kabilinden olduğu bu durumda da peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yoluna girme zorunluluğu olup bütün yolların da birbirlerinden ayrı ve gayrı olmadığıdır. Ancak bazı ehlullahın yollarında irşad ehli olan mürşitler nefis yönünden taliplerini terbiye ederler, bazıları da ruh tarafından terbiye mesuluk gösterirler ki müritleri helak olmak tehlikesinden kurtulsunlar. Çünkü her fert vehimlerinde, düşüncesinde hakkı değişik şekilde tasavvur eden, haşa, tasavvur etmiş olduğu Hak celle ve ala Hazretlerinin tecellisinden hasıl olup o tecellinin yaratıcısı da haktır.
Bu yüzden düşüncesinde olan Hakk'a ibadet etmekten ehlullah beridir, uzaktır. Özellikle Nakşibendiye tarikatının terbiyecileri dervişlerini ruhun mertebesinden terbiye ve tasdik ederek ruhlarını asilleştirmek suretiyle tasfiye eylediklerinden, insanın ruhu dolayısıyla temizlenmiş ve aslına kavuşmuş olur. Diğer yollar nefsin mertebelerine itibar ederler fakat hepsinde de gözetilen gaye ve istenilen şey ruhu asli olgunluklarına kavuşturup böylece hakkı bildirmektir.
Takip edilen yolda seyr ü sülukte yedi latifeyi isteyen talip bilmiş olsun ki üstağzının izni, izni ve müsaadesi ile temiz bir yerde kıbleye yönelerek dizlerin üzerine oturup yukarıda anlatıldığı üzere üç çeşit teveccühten hangisi kolayına geliyorsa o şekilde teveccüh ederek, yönelerek en az bir çeyrek saat, ortalama yarım saat veren çok bir saat durduktan sonra teveccüü bozmazsın yüz istiğfar ve bu artık verilen evrad ve ezkara göre bütün dünyanın bütün maksat ve isteklerinin bağlarından uzak kalırsan ve sanki kalbinin üzerine nurdan bir Celal ismi yazılmış gibi olduğunu düşünürsen, her ne kadar gözün kapalı ise de görür gibi bakıp dilini damağına yapıştırıp dişlerini birbirinin üzerine koyup ve gözlerini yumup bütün organlarını hareket etmekten engelle ve bütün kuvvetlerinin hükümlerini tatil etmeye çalış.
Üstadının ruhaniyetinden yardım istediğinde sol memesinin iki parmak altında çam fıstığı kozalağı şeklindeki kalp üzerine yazılmış Celal ismini görür gibi tarif edildiği sayı kadar çekip sözün manası olan Cenab-ı Hakk'ın zatına öyle bir yönelirsin ki artık kendinden ve Cenabı Hak'tan başka her şeyi unuttuğunda, essayabilillah, unuttuğun zaman Allah'ın zikri, sırrı ortaya çıkar. Talip bu şekilde zikre devam ederek kalbinde rüsuh, sağlamlık bulur. Kalp asli şekline dönerek akit taşı gibi saf, kırmızı renkte nuru ortaya çıkar. İşte o zaman zikreden kimse kalbini zikirden alıkoyamaz. Kalp yavrusu, kalp çocuğu denen belediye kalp hasıl olur ki bu da kalbin kendi kendine zikretmesi demektir. Bazen doğan güneş gibi bir kırmızılık doğu yönünden görünür. Bazen de batan güneşin rengi gibi veya büyük bir kapı gibi akik renginde görünüyor. Bu ve buna benzer alametler de ortaya çıkabilir.
Ancak talip bu gibi şeylerin görünmesinde şaşkınlığa düşmeden zikirden ve fikirden geri kalmamalı. Kendisine ihsan olunan bu zuhuratı ortaya çıkan şeyleri üstasından başkasına söylememeli. Bunun eserlerini de gözünden kaybetmemek için büyük bir gayret göstermelidir. Kalp bu şekilde asli şekline dönünce mürşidinin izni ile salik zikrini ruha nakletmelidir. Ruh sağ memenin altında ve iki parmak aşağıdadır. Yukarıda da belirtildiği gibi aralıksız alıştığı üzere teveccühte bulunmalı, ondan önceki yönelişte kalbin zikri olan tarif edilen Allah'ımızın ismini kalbe verip daha sonra o yönelişi bozmaksın zikri sağ meme altındaki ruha nakletmeli ve bir müddet Allah Celle Celalühü, ismini de ruhta okuyup ruhun açık sarı rengi belirmelidir.
Yukarıda anlatıldığı üzere devam edilirse ruh da asli şekline dönerek nurunun ortaya çıkmasıyla safileşince bunu mürşidine anlatıp yine mürşidinin izniyle salik zikri ruhtan sırra nakletmelidir. Sır sol memenin üzerinde iki parmak yukarıda bulunur, Sırrın Nuri ise beyazdır. Yöneliş üzere vakti geldiğinde kalp için tarif edilen ve ruh için tarif edilen zikri okumalı, sırada gerçek zikre ulaştığında asli şekline döneceğinden sırrın eserleri ortaya çıkıncaya kadar zikre devam etmeli. Bunları sadece üstadine anlatıp mürşidinin izniyle derviş zikrini hafiye gizlice aktarmalıdır. Hafi zikrin yeri ise sağ meme üzerinde ve iki parmak yukarıdadır. Nuru da zümrüt yeşil rengindedir.
Zikreden derviş alışık olduğu ve devam ettiği teveccüh şekliyle kalbin ruhun ve sırrın celal isimlerini eda ettikten sonra tarif edilen zikri hafiye gizlice bakarak okur ve bu şekilde zikrine devam ederek hafinin de nurunun ortaya çıkmasına kadar devam eder, nuru ortaya çıktıktan sonra hafi de asli şekline döner. Bundan sonra talip durumu, üst ağzına anlatır, onun izniyle zikrini akvaya, gizlinin gizlisine aktarır. Böylece yönelişini bozmaksızın kalbin, ruhun, sırrın ve hafinin açıklandığı üzere hakları olan ismi celali okuyup ahfa'ya, gizlinin gizlisine bakarak okumalıdır. Ahfa'nın yeri iki meme arasındadır, Nuri ise şiddetli beyaz veya şiddetli siyah olarak ortaya çıkar. Bu ikisinden hangisi ortaya çıkarsa çıksın ahvada asli şekline dönmüştür. Talibine bunları mürşidine anlatıp onun izni ve icazeti ile zikrini latifeyi nefse nefsin latifelerine güzelliklerine aktarır.
Letaif-i nefsin yeri iki kaş ortasındadır, nuru ise turuncu sarısı renginde olur, Anlatılan usule göre zikreden talip hepsinin hakları olan ismi celali okuduktan sonra nefsin güzelliklerine bakarak orada da zikrini devam ettirirse o da asli şekline döner ve eserleri belirir. Talip bu durumda daha öncekilerde de olduğu gibi üstadına haber verir, onun izni ve icazeti ile latifei külle bütün letaiflere güzelliklere geçer. Letaifi külliyinin yeri olarak kakül üzerine nurdan bir kalemle alnında, İsmi Celal'in yazıldığı yer diye düşünerek talip daha önceden alıştığı ve sürdürdüğü teveccühle kalbin, ruhun, sırrın, hafinin, ahbaanın ve letaifi nefsin hakları olan celal isimlerini okuduktan sonra tarif olunan zikri kül için de zikrini yapar, kendini tıpkı aynada görür gibi baştan ayağa bütün azalarına bakarak okur.
Zikre bu şekilde devam ederek yerli yerince gayretle çalışırsa yakın zamanda Allah'ın ihsanına kavuşur ve bütün organları Allah'ımızın ismini zikreder. Hareketini duyar ve vücudunun hangi parçasıyla zikretmek isterse onunla zikreder. 10 kulağı ile organlarının zikr edişinin seslerini duyar. Bundan sonra artık Hakk'a şükredip her gün zikr edişinin seslerini duyar, Hakk'a şükredip dersini her gün okumalı, dışarıdaki eşyaların zikirlerini de dinlemelidir. Sonra nefy-i ispat gelir. O da vakti geldiğinde güzelce tarif olunur. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.