Ruhun Arınması ve Allah'a Yakınlaşma Yolları kaydında Yani Habibim sadece sen çekmedin zahmet ve sıkıntı geçmişsin. Peygamberler de kardeşlerim ifadesi de var. Için. Bunun üzerinde çok mutluyum. Gördüğüm bütün diğer eserlerde de marifetullah Rabbimizi tanımak diyor orada. Şimdi bu nasiplerimiz biz artık her işimize bereket meydana gelir. Attığımız adımda da öyle olur. Gözümüzün görmesinde de…
Yani Habibim sadece sen çekmedin zahmet ve sıkıntı geçmişsin. Peygamberler de kardeşlerim ifadesi de var. Için. Bunun üzerinde çok mutluyum. Gördüğüm bütün diğer eserlerde de marifetullah Rabbimizi tanımak diyor orada. Şimdi bu nasiplerimiz biz artık her işimize bereket meydana gelir. Attığımız adımda da öyle olur. Gözümüzün görmesinde de öyle olur. Kulağımızın duymasında. Amelimiz müstesna olur. Hatta la yüz elli de buyruluyor. La yüz elli demek tartınamaz. Yani tartıya gelmiyor. Allah'ımız verdikçe veriyor. O zaman birincisi, azalarımıza dikkat edeceğiz. En çok bu bunu gördüm kitaplarını. Mesela Elümüz, diyelim, olan vesaire bunlara bozuluyor, iyi sahip olun. İyi sahip olun. İkincisi Rabbi Zülcelal'imizin yüceliğini tanıyın. İşte o da buraya geliyor. Kalbimizle muhafaza etmek, bunlar da mesela bir hastalık olur da tedavisi nedir denir? İnim olan hastalığı bilebilmek. Şu ilaçlar denir.
Aynen onun gibi bizim yapacağımız, aldığımız derse verdik. Bazen soruyorum, yirmi beş sene oturuyor. Mukaddime ders almıyor ilk ders. Halbuki ilk ders, keşke bir kayıt yapsaydım buraya. Aleyhüssalatü vesselamu alaemenla nebiyyebada. Aleyhüssalatü vesselamu alaemenla nebiyyebada. Aleyhüssalatü vesselamu alaemenla nebiyyebada. Aleyhüssalatü vesselamu alaemenla nebiyyebada. Aleyhüssalatü vesselamu alaemenla nebiyyebada. Aleyhüssalatü vesselamu alaemenla nebiyyebada. Aleyhüssalatü vesselamu ala rasul vazife, sorulduğu zaman yirmi beş sene oldu diyor. Halbuki bu altı ay iyi bir çalışmak suretiyle iyi bir çalışmayla, kaza namazlarımıza da dikkat ederek Cenabı hak ile aramızdaki vazifeler, kullar arasındaki görevler, bunlara dikkat ederek. Çünkü artık biz bir mektebin talebesi olmuş oluyoruz. İrfan mektebini. Şimdi üniversite imtihanı girdiler, açıklanıyor.
Hep bekleniyor acaba puanımız ne gelecek diye. Nereyi kazanacağız diye. Veya gireceğiz iyi bir çalışma. Çünkü ben diyorum tıp, tababet. Bunu istiyorum diyor. Mesela bir diğeri mühendislik istiyorum diyor ama iyi çalışıyor. Bunun gibi maddi olan çalışmalarımıza nasıl gayretimiz oluyorsa, bunda ölçülemeyecek şekilde. Bu bu dünyada sınırlı ama bura ebedi rabbımızın lütuf ve keremiyle birbirimize de çok yardımcı olmamız gerekiyor. Üzer öğütlerle, nasihatlerle, hayırlı sözlerime mühim olan bu. Daha mübarek zatın sözlerinden burası çok önemli. Hatta mühim diye kaydedmişiz. Oraya gelmeden önce şunu ifadelerim ve galip buyurdular ki, Hemen hemen evliyaullah'ın sözleri birbirlerine çok yakın. Vurguları hep aynı. Bir hocamızdı bizim. Bir kasabada oturuyordu. Oradan ilaç alıyor. Bir torba diyor ilaç veriyorlar diyor. Param da yetişmiyor diyor. Param da yetişmiyor, ilaç da çok diyor.
Ruhun Arınması ve Allah'a Yakınlaşma Yolları ne anlatıyor?
Ruhun Arınması ve Allah'a Yakınlaşma Yolları kaydında Yani Habibim sadece sen çekmedin zahmet ve sıkıntı geçmişsin. Peygamberler de kardeşlerim ifadesi de var. Için. Bunun üzerinde çok mutluyum. Gördüğüm bütün diğer eserlerde de marifetullah Rabbimizi tanımak diyor orada. Şimdi bu nasiplerimiz biz artık her işimize bereket meydana gelir. Attığımız adımda da öyle olur. Gözümüzün görmesinde de…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sonra nasıl olduysa bir dış ülkede kalmış. Hastayı diyor yine götürdük. Fazla diyor, ilaç vermedi. İki tane verdi. Hem keseyim rahatladı diyor. Hem de hasta rahatladı diyor. Şu günah veriyor diyor. Şimdi bakıyoruz Evliyaullah'ın vermiş olduğu ilaçlar, dünya ve ahiretimizin kurtuluşuna ne der? Duyuyoruz. Duyuyoruz değil, bizzat dinleri gel elhamdülillah. Beş esassız Sami Efendi Hazretlerinin kalpte Sallallahuu Sırrı. İyice namaz kılmak. Mideyi helal lokma olsa bile fazla doldurulmak. Kuran-ı Kerim'in manasını düşünerek okumak. Seherde zarilik denir derler. Yani yalvarıp yakarmak Cenabı Hak'ta. Bu biraz değişir. Tazarru ve niyaz gönülden olur. O dilden olan değil bu. Bir de salihlerine hayırlı insanlarda oturmak var beş tane. Bir ömür bunu konuştular bir izinle ait tahini. Yine mürşid-i kamillerimizde de hep böyle. Diğer mevzulara ne kadar dalsa bile önemli olanları beyan buyuruluyorlardı.
Mesela bu derslere üç şey zarar. Bunu çok duydum. Bir şer-i şerife muhalif hali. İkincisi gafillerle bulunmak. Üçüncüsü de ziynet kabilinden. Yani bize yetecek kadar halımızda, bunun yanında oturma grupları da mutfak eşyası da buna benzer neyse, yettiği halde daha bir üstünde meydetmek. Bunlar evrak ve ezkarın zevkine mani diye. Aynen bunun gibi. Evliyaullah'ta da hep gördüğümüz bu. Okuyunca hemen hatırıma geldi bir izne. Buyuruyor ve galip. Yani insanları tamamen tek manasına değil bu. Mesela akrabam olur, ondan sonra diğer yönlerden arkadaşlık yaptığın kimseler olur, iş ortağı olur, askerde beraberdir vesaire. Eskiden beri komşuluk yapmış böyle arkadaşları var. Buyuruyor ki bunlarla görüşürken gönüllerimi alın, Onları memnun edin. Mesurur edin. Ama fazla durmayın. Böyle Saunur Efendi Hazretlerinin evlatlarından gördüm. Bir ilçeye geldiler. Yazın bir ilçe.
Orada geldikleri arkadaşlardan bir tanesinin, zannedilerim ağabiymiş. Geldiler. Oturdular. Bir kahve ikramıydı. Yalnız biraz oturduktan sonra dağılma başladı. Böyle oradan buradan sözler olacağı zaman, sizden bize müsaade gidin. Bir arzu isteğiniz varsa buyurun deyip ayrılılırdık. Bu kadar. Gönül alacak kadar Buyurdü. Yani tamamen tek manasında değil. Allah'ımızın yarattığı kullar. Şimdi peygamberlerimizi düşünelim. Onlar salih bir kavme gelmediler. Hep bir müşrik ortamın içerisine düştüler. Müşrik bir ortam. Ne yaptılar? Kediğide ve davette bulundular. Şimdi bunu biz nasıl geçeceğiz? Bu esası nasıl geçeceğiz biz? Buyuruyor ki, pelvet yalnız kalıyor. Yalnız kalırken işte buralar bizim yakalama çalıştığımız yer buralar olmadı. Buralar için gayret göstermeliyiz. Buyuruyor ya ey amel edenler asıl bu iş için amel edin, çalışın. Ey gayret gösterenler yine bu iş için. Ne için?
Yalnız kaldığımızda da insanlar içerisinde olduğu gibi yalnız kaldığımızda da daha bir Allah ile beraberliğin yoğunlaşması gerekir. Bak şu anda anlayamıyoruz bunu. Allah ile beraber olmanın zevkini anlayamıyoruz. Niye? Tatmamışız. Ama tadan kimseler bir an onlardan gafil olmayı cehennemde yanmaya yanmayı terzi ediyorlar. Ayrılmayalım Rabbımızdan diye artık duyduğu zevk. Bak şu anda bizde bir değişim olur inşallah, olmuyor ama. Olanları müstesna. Niye? Dinle ve bu bezle bir tarağımız olsa, şöyle derslerimizde, murakebemizde, her anımız bir murakabe halinde olduğunda o güzel düşünceler gelir aslında. Böyle kalbini açmış arşı azama. Bunu pek demezler ama biz söyleyelim size. Ne kadar yaşayamasak bile, kalbini açıyor. Orada Allah'ımızın nurundan içiyor. Arşın tarifi yoktur. Bir izaha göre sadece isim olarak var demiş büyüklerimiz. Görürler ki arşı azam bu diyorlar isim olarak var.
Ama künhüne ilmek herkese müyesser değildir, Onda yoğunlaşa yoğunlaşa artık kabı ne yapmış oluyor? Kabuğu gelmiş oluyor. Kabuktan çıkmış oluyor. Meyveye eriyor. O zaman işte bulmuş olur. Olur. Böyle arkadaşlarına beş şeyi tavsiye buyurmuşlar. Yine size bir hakaret varsa bu hepimizin başına gelen bir iş, hepimizin. Evde dolu, dışarıda da dolu, Her yerde olur. Hep güzel geçmez. Yani hayat hep böyle düzgün olarak yetmez. İnişli ve çıkışlı devam eder hayat. Bu da Rabbimizin bizi bir imtihanıdır. O inişli olan halde sabredecek miyiz? Çıkışlı her şeyin rahat olduğu bir zamanda da şükür gidebilecek miyim diyelim. Zulme uğradığınız zaman siz zulmetmeyin. Ama bir şeriatsizlik buna razı olunmaz. Onu gönülle kabul etmez zaten. Eğer nurlu bir gönle sahip olursak olmaz. Bir ayeti celileye, bir hatırlayabilsem İnşallah doğrudur. Allah'ımız arzı kendi nuruyla aydınlatıyor. Biraz önce gördüğüm ay kendi.
Diyoruz ki arzı Cenabı hak nuruyla aydınlatıyor da benim kaplarım kap. Kamil müminin gönülleridir diye buyurduğu kalplerimizi neden nurlandıramıyoruz? Bu geldi hatırıma. Ya Rabbi arzı şu toprağı nurunla aydınlatıyorsun da bizim kendi zatına ait kıldığın bir şahıs olarak bizi ve bu şahsımızda en önemli olan benim muhabbetim Kamil müminin kalbine girer diye buyurduğun mekanda bu nur neden yok? Bu nur olsa hakla batılı ayırmak çok kolay olur. Yolumuz aydınlanır. Artık ileriye adım atabilir. Karanlık olunca nasıl yürüyeceğiz ki? Etrafımızı hiç göremiyoruz. Günümüzde göremiyoruz. İnsan korkar. Acaba bir dere mi gelecek? Bir tepe mi gelecek? Bir çukur mudur? Allah korusun bir yırtıcı hayvan mıdır? Nedir bilemiyoruz. Ama aydınlandığında apaçık görüyoruz. Böyle. Kalbimiz ilahi nur ile aydınlanacak olursa Allah'ımızın emirlerini görürüz. Nehiyelerini görürüz. Bizim için faydalı olan nedir?
Hep bunları görürüz, adım atmış oluruz. O zaman insan oluruz. Mesela bizi methediyorlar. Şimdi hayatımız değişti. Bir kısım kimseler olarak böyle bir medih, bir öldürür. Aman ha sen şöylesin, aman ha sen böylesin. Size bir tanesin deyin, bilemezsiniz. Ravzai Paki Nebi'de Sallallahü Teala Aleyhisselam bu kadar olmaz. Bir kimseye bu şahitlik ispatlı olduğu için diyor. Diyor kimsenin şöyle yüzüne baktın, aynen ravza-i mutahharadaki direkler gibi. Hey Allah. Oturalım da, indi ilahi de bu söylediğimiz sözün acaba vebali nedir? Haydi o yüz öyle değilse, oranın bir taşı dahi alınıp getirilemez, Taş feryat eder. Beni buradan neden ayırdınız diye feryat eder o taş. O Cemil Baba Rahmetullah Ali şoförün birisine demiş ki Medine'nin taşından bana getir. Bu unutmuş. Yolda gelirken artık Suriye tarafı mıdır, neresi, oradan birkaç çakıl taşlarından almış, ne bilecek demiş. Bunu Cemil Baba'ya götürmüş.
Gelmiş, Cemil Baba emanetini getirdim. Ne demiş? Şöyle bir koklamış. Öyle bir atmış ki, sen kimi aldatıyorsun demiş. Bu Medine kokmuyor. Oranın her sokağından nur, yani medih'te böyle aşırıya girip bu kelimeleri kullanmak istemiyorum ama kelimesini söyleyebilirim. Mi? Normal şekilde. Biraz önce aleyhinde bulunduğun bir kimsenin yüzüne karşı Doğru oturup doğru bakıyorsunuz. Böyle metholunduğunuz zaman sevinmeyin. Bu hal ister bunlar makam ister. Mesela bizim üstadımız methedildiği zaman bir kimsenin buyuruyordu adı Ahmet olsa, ona Mehmet deseler şöyle dönüp bakmaz. Bana evliya deseler, bana ne bileyim en yüksek makamda kurbiyette deseler, ünsiyette deseler dönüp bakmam çünkü öyle bir halde değilim diyordu bize, yol gösteriyor. Vein ve mimtum, fela teczau. Sana konuşur aleyhinde sözler söylüyor, sevmeyecek. Ondan dolayı da şikayet etmeyin. Sizi yalanmıyor. Yalanıyor.
Siz de kalkıp ona buğz etmeyin. Size ihanet ediyorlarsa sen böyle mi yaptın? Ben de böyle yapacağım demezsiniz. Şimdi şunun üzerinde çok duralım. Biz tarikatı Aliyyedeyiz, bunları açtık dinleyelim. Buna evliyaullah inanmaz. Çünkü bizzat gördüm onlardan. Diğerleri bu nefsin oyunlarını biz biliriz diye. Bu ancak kamil insanlarda oluyor. Mesela bir söz söylendi hazmedemiyoruz. Onu illa illa bu kelimeyle kullanmak istemem, ifade edeceğiz. Onun beş katı veya on katı demedikçe rahat edemiyoruz. Çünkü bize bir söz söylemiş. Bu içimizden çıkmıyor. Neden? Biz Rabbimizin muhabbetine ve marifetullah'a eremediğimiz için oluyor. Çok genç yaşta hacca gitmiş. Efendim bak başka kimseden pek misal de verilemiyoruz. Alıyoruz alıyoruz onlardan misal veriyoruz. Alıyoruz alıyoruz onlardan misalmiyoruz. Memleketimizde halı bir tarih çok iyi giderdi ve kabul de görürdük. Bak örnek halıları ararlardı.
O kasabanın Harry bir evinde örnek halı olmaz. Ya bir ya iki kişi. Örnek olan kimseler çok olmuyor, Az olmuyor ve ele de geçmiyor. İnsanlar çok. Hocalar da çok, hacılar da çok. Fakat biz aradığımız bir cemal var, aradığımız bir yüz var, aradığımız bir öz var. Aradığımız bir hikmetli söz var. Onu bulamıyoruz işte. Bu, mühim olan bu. Bunlardan, işte aç yolculuğu dedim ya münasebetsizlik yapar birisi. Efendimiz genç olmasına rağmen, demiş zaten ben de o söylediği de sözler saydıysan kendisini saymıştır o da. Ben de bunlardan tevbe etmek için bu sefere çıktım bu hat yolculuğunda diyor. Sonradan nedamet ediyor? Bu bir tanesi var. Binlerce. Keşke hepimiz için bu güzellikler zuhur etse, keşke. Ebu Süleyman ya Ahmet Diyor ki sabırdan daha üstün bir hal var mı? Gerçekten sabır müstesna. İğnimizin iki yanında müteşekkil bir bütün bulunur birisi şükür birisi de sabır. Sabır çok önemli.
Sabırdan dedi daha bir üstün olan var mı? Süleyman-ı Darani hazretlerine Allah'tan gelen celle celalühü her şeye razı olmak. Sonra dedi hayırlı kimseleri nasıl tanırız? Buyuruyor. Böyle başına sıkıntılar gelir. Bu sıkıntıları anlatmaz. Onu devamlı gizler. Biz buyurdu hayırlı kimseleri başına gelen o derd ü belayı, sıkıntıyı gizleyen kimseler olarak biliriz. Sonra tekrar ifade buyuruluyor, bununla da tamamlanmış oluruz Allah'ın izniyle. Hepsi birbirinden güzel. Hepsi bir İncil. Böyle terazilerin tartamayacağı İncil sanki. Her şeyin bir tili, bir pası vardır. Olur. Mesela burada bu rahle diyelim ne kadar temizlense bize birkaç gün üstü silinmese tozlanıyor. Dönüyor. Bakıyorsun demir paslanıyor. Demir dövüyor. Vesaire. Hepsinde bir iki oluyor temizlenmeyince. Şimdi kalbin nurunun kalp artık nurun merkezi olması gerektiğinde beyan buyuruyor.
Yani kalbe Allah'ımızın muhabbeti en oraya gidecek olan nedir? İlahi muhabbettir. Bazen yerler hazırlarlar ya, bu uçakta da hazırlarlar. Ondan sonra trende de hazırlarlar, mekan olarak da hazırlarlar. En güzel yer hazırlarlar. Kim için? En yüksek derecede olan, en yüksek makamda olan kimseler için hazırlarlar. Geldiğinde istirahat edecek. Geldiğinde buraya oturacak diye. Bunu Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'le celilesiyle haber veriyor. Onlar sıddıkıklar koltuğunda Rabbimizin katındadırlar, dünyada da yönel. Şu bazen bizi taaccübe götürür. Yanlış yapıyorsak Rabbimiz bizi bağışlasın. Diyorum ki işte biz öldükten sonra cehennemmiş, cennetmiş. Niyeymiş diyorsun ki? Cennet de var cehennem de var. Ölen kimseye biz telkinde demiyor muyuz? Cennete hakkın, diye başlıyoruz. Cennette hak cehennemde aslında hepsi burada. Hepsi burada. Cennette tabi kademeler var. Yüz tane derece var cennette.
Bunu Rabbi zülcelal'imizin esması olarak haber verirler. Cennetin kapısını sıfat-ı sübutiye olarak haber verirler. Hepsi burada. Eğer burada oraya layık, oraya girecek, ahlakı temin etmişse ama tam manasıyla bir odadan diğer bir odaya geçer gibi haberi bile yok. Bilmiyorum. Hatta ruhu soruyor da cisim olmadığı için bilinmiyor. Ruhu soruyor. Bak kimse anlamıyor ki, dokunuyor bile. Bu cenaze kimin diyor mesela. Bak ruhu olduğu için cisim olmadığından bilinmiyor. Kendi cenazesini de kılıyor. Olur mu bunlar? Neden olmasın? Bu memleket onları çokça yaşayan bir yer. İşte bir geriden bakmak gerekiyor. Böyle ışığın altında karanlık bir halde değil de şöyle bir geriden seyretmek. Şunun sözü bunun sözüyle değil. Şunun gözü bunun gözüyle de değil. Hakikat gözüyle. Demişler ya Mecnun'e, ya Leyla kuru yağız bir kız, bu senin ne için? Bir iğne bir ipliğe döndüm, aşkından zayıfladın, bu hale döndüm.
Nedir o kara yağız kız? Onu görmek için Mecnun gözü gerek diyor. Bu hakikatleri görmek için, o hakikatleri görmek için basar değil basiret gerekiyor. İlim var ama ilmin yanında hikmet gerekiyor.
Kaynak: Genel
Ruhun Arınması ve Allah'a Yakınlaşma Yolları | Mihmandar