Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İnsan Acıktığı zaman Adet üzere olması hasebiyle söylüyorum. Sabah kahvaltı yapıyor. Öğle ve akşam. Suya ihtiyacı olunca, susayınca su içiyorum. Bu maddi bünyemizin ihtiyacını gidermek için. Mutlak insan taamla vaktini geçiriyor. Çünkü melek değildir. Yemeğe ihtiyacı vardır. Açıkıyor çünkü. Ruhumuzun açlığı ise hiç bu maddi açlığa benzemez. Bunun için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Miraç hadisesinde elli vakit namaz müminlere farz olmuştu. Musa Aleyhisselam'ın ümmete zorluk olması hasebiyle beş vakte kadar indirildi. Ruhun gıdası manevidir, ruhanidir, yeme ve içme ile münasebeti yoktur. Beş vakit namaz bununla biter mi? Sünnetleri, işrak namazı sabah namazının bitiminden, güneşin doğuşunu bekleyip bir müddet sonra fıkhımıza göre güneşin her tarafa aldığı bir anda kılınan namaz.
Çenemizi göğsümüze dayadığımızda gözümüzü yukarıya doğru kaldırıp eğer ışıkları görebilirsek o anda kıldığımız işrak namazı. Kuşluk namazı, öğle namazına kırk beş dakika kalıncaya kadar kılmış olduğumuz namaz, akşamdan sonra kıldığımız evvabin namazı, yatsıdan sonra kılınan gece namazı, yatıp bir müddet istirahat ettikten sonra gece kalktığımız teheccüd namazı, vesair salatül havf ve diğer namazlar ruhun gıdası için gereklidir. Tuttuğumuz Ramazan-ı Şerif'teki oruç, Onun dışında pazartesi ve perşembe günleri tutulan oruç. Arabi ayların on üç, on dört, on beşinci günlerinde tutulan oruç. Eyyamu biils diyoruz.
Bunun dışında malımızdan verdiğimiz zekat Cenabı hakk'ın lütfetmiş olduğu maldan, dinimizin tespit etmiş olduğu ölçüde, muhtacına verilen zekat ve bunun dışında sadakalar, fakir ve yoksunun gözetilmesi, hayır kurumlarına yapılan infak, haccımız bunun yanında nafile olan vazifeler, umreler vesair zamanda yapmış olduğumuz hac görevleri. Okuduğumuz tesbihat, tebliğler, davetler, evimizin, parkımızın, çoluğumuzun, çocuğumuzun, eşimizin, dostumuzun, akrabamızın ve bütün insanlığın kurtuluşu için yapılan tebliğ ve davet. Allah'ın yoluna insanları çağırma. Yolda insanlara eza veren bir engeli kaldırma, ihtiyaç içerisinde olan bir müminin ihtiyacını giderme vesair bütün bu görevler ruhumuzun beslenmesi için. Ama bunu hiç yapmayan, buna aldırış etmeyen kimseler de görülebiliyor. Hayatının programını yapıyor. Çok varlıklı olmasına rağmen. Diyor ki, iki bin yedi yılında hac yapacağım diyor.
İki bin yılına iki sene kala ahirete göçüyor. Nasip olmuyor, çok varlıklı olmasına rağmen. Namaz denince şu Erciyes dağı üzerime konuyor adeta Elimi ayağımı kaldıramıyorum, diyor. Zekat deyince eli uzanmıyor, sanki etinden keser gibi oluyor. Evrad ve ezkar deyince bu hususta da oldukça tembel. Bu bizim işimiz değildir deyip geçiyor. Neden? İnsan acıktığı zaman yemeğe, susadığı zaman suya ihtiyaç duyuyor. Ruhunun açlığını eğer hissetmeyecek olursa onun alnı secdeye nasıl varsın? Onun vücudu, vücutla alakalı vücuduna hayatiyet veren Cenabı Hak'tan nefha olan, manevi nefes olan ruhuyla birlikte Kabe-i Muazzama'yı bu ihtiyacı hissetmezse nasıl dönsün? Safa Merve'de nasıl koşsun? Arafat'a nasıl çıksın? Müzdelife'ye nasıl insin? Şeytanı da nasıl taşlasın? İhrama da nasıl bürünsün? Eğer ruhunun açlığını hissetmeyecek olursa o evrad ve ezkarı da nasıl okuyacak? Tesbihatı nasıl yapacak?
İstiğfarı acaba diline getirmeyi nasıl tasarlayabilecek? Efendimizin bir mecliste sallallahu aleyhi ve sellem ashabı kiramın tespiti ile oturduğu bir mecliste en az yüz istiğfar okurlardı. İstiğfar okumadan kalkmazlardı. Tevhidi okumayı nasıl hatırına getirecek? Salatu selam getirmeyi nereden bilecek? Eğer ruhunun ihtiyacını bilmezse bu kimse nasıl ölümü tefekkür edebilsin? Bir gün bu dünyayı terk edip uhrevi aleme döneceğiz. Ana karnında nasıl çocuk azasını tamamlamazsa bu dünyada tamamlaması mümkün değildir diye bir tefekküre nasıl dalacak?
Ruhunun ihtiyacını bilmezse ana karnındaki çocuğun ebedi kalacağı yerin karın olmadığını, mutlak dünyaya doğacağını, orada bir azanın bu dünyada meydana gelmesinin isterse milyonlarca sene olsun telafi edilmeyeceğini, ebedi alem alem olan ahirete göçüşün hazırlığı olan bu dünyada altı bin altı yüz altmış altı ayet olan ayatı ilahiye ile manevi azamızı teşekkül ettirmeyi nereden bilsin? Eğer çocuk ana karnında kör ise burada görmesi mümkün değildir. Topalsa da mümkün değildir. Ayağı yoksa da bu dünyada ayağının gelmesi mümkün olmayacaktır. Eğer bu dünyada Allah'ımız korusun kör olacak olursak Kim de beni anmaktan yüz çevirirse şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O Rabbim beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben hakikaten görür idim der. Allah'ımız buyurur ki Celle Celalü işte böyle.
Çünkü sana ayetlerimiz geldi, peygamberlerimiz bunu sana haber verdi, İrşad ehilleri sana söyledi ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun. Demek burada kör olup hakikati görmezsek orada da görmemiz mümkün değil. Bu ruhun ihtiyacını anlamakla mümkün olacaktır. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.