Ruhi Arınma ve İmani Derinleşme Yolları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Ruhi Arınma ve İmani Derinleşme Yolları
Ruhi Arınma ve İmani Derinleşme Yolları kaydında Hakk'ı bulup, celle celalühü, hakikate gelebilmek. Bir şeyin aslına erişimi. Mesela bahçemizde ağaçlar var, Bunları biz süs olsun diye gitmiyoruz. Bir meyve alabilmek için daha ziyade elma yetiştirildiği için elmanın fidan fidanı sırf gölgelenmek için değil, ondan arzu edilen nedir? Meynedir. Böyle misaller çoğaltılabilir. Mesela diyelim…
Hakk'ı bulup, celle celalühü, hakikate gelebilmek. Bir şeyin aslına erişimi. Mesela bahçemizde ağaçlar var, Bunları biz süs olsun diye gitmiyoruz. Bir meyve alabilmek için daha ziyade elma yetiştirildiği için elmanın fidan fidanı sırf gölgelenmek için değil, ondan arzu edilen nedir? Meynedir. Böyle misaller çoğaltılabilir. Mesela diyelim ki bir fıstıktır. Kabuğunu kırmadı onun gözüne erişilmez. Mesela fındık, o da öyle. Kabuğunu kıracağız, meyvesine ulaşacağız. Ceviz hak edeceğiz. Ceviz o yeşil olan kabuğu var, o zehir gibidir aslında Bazı rahatsızlıklar da kullanılır o. Hayvanlardaki bunu ifadede ayağı ederiz, kulplanma gibi hallerine ezilip onun suyuyla onu tedavi etme yollarına da edilir. Mesela ceviz, cevizin yeşil olan kısmı vardır, zehir gibi. İnsan ağzını açsa mümkün değil. Bunu Evliyaullah buyuruyor ki dinimizin o yeşil olan kabuğu şer'i şeriftir, dinimizin emirleridir.
Mesela Ashab-ı Güzin geliyor, Efendimiz onlara bazı şartlar koşmuyor. Cihat, namaz, oruç, hac, bunun gibi. Bazı sahabei hüzün efendilerimizin yanında, günde bir şartlar koşulduğu zaman asabi Güzin değil, tahmin bu. Sonra da elhamdülillah kabul etmek suretiyle sahabe-i Güzin efendilerimizin arasına da geliyorlar. Diyorlar ki ya Muhammed, Sallallahü Teala, biz namaz kılarız, oruç da kılarız ama cihat bize ağır gelir. Şimdi şer'i emirler dinimizin emirleri ne geliyor? İnsana başta soru geliyor. Mesela diyor ki neden diyor oruç? Bir geçmiş tarihte de yapılmış bu. Enişte oruç yaz gününe geliyor, çok uzun. Kış gününe geliyor kısa, biz orta yolu bulalım. O Allah'ın emridir. Bizim böyle bir müdahalelerimiz katiyen olamaz. Şunu demek istiyorum. Mesela Teravih namazı. Bu günümüzle alakalı ne deniyor? Biz bunu devamlı yirmi rekat kılıyoruz. Efendim bu sekiz rekatta kılınır, iki rekatta kılınır.
Bunu demeye ne gerek var? Mesela oturuyoruz, oturmamızda bazen bu sahura kadar yapmayan kimseler bile var. Ebu ne kadar bir zaman sürüyor? Diğer mi yarım saat? Yarım saatlik bir zamanı kim için? Cenabı hakk'ın emri ilahiyesine saygıdan dolayı yaptığımız bir taat. Bak bu zor geliyor. Bunun için diyorlar ki cevizin yeşil, kabuğu şeyi at diyorlar. Dinimizin emirlerinde zorlanmayacağız. İşte buna genel edilmek için şartları icap ediyor. Ondan sonra sert bir kabuğu var. Buna da tarikatı aliye diyorlar. Mesela bu hoca kesiminden bile oluyor. Diyor ki gireriz ama şartları çok mu ağır? Bu sorunu. Diyor gireriz ama diyor şartları nasıl? Ağır mı acaba? Çünkü tarikatı abi yerde nefsimizin ısrarı için az lime, az uyumak, az konuşma yani yersiz konuşmama bu gibi esaslar getiriyor. Nefsimizin ısrağı için mesela bir kısım hayvanatta bu var. Mesela yük çeken bir hayvan. Bu nedir?
Ruhi Arınma ve İmani Derinleşme Yolları ne anlatıyor?
Ruhi Arınma ve İmani Derinleşme Yolları kaydında Hakk'ı bulup, celle celalühü, hakikate gelebilmek. Bir şeyin aslına erişimi. Mesela bahçemizde ağaçlar var, Bunları biz süs olsun diye gitmiyoruz. Bir meyve alabilmek için daha ziyade elma yetiştirildiği için elmanın fidan fidanı sırf gölgelenmek için değil, ondan arzu edilen nedir? Meynedir. Böyle misaller çoğaltılabilir. Mesela diyelim…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Üzerine biz böyle tut bunu. Üzerini bal ballar, ondan sonra taşlar bilmem filanlar o heybelere nelere koyarak böyle dün denirler bunu. Dün denirler ki küçük çekmeye alışsın diye. Bunun gibi insan da tarikatı abiye sayesinde bu zorlukları çekmeden mümkün değil. Deliriyor mi? Cefaiyi çekmeyen alim sapağının katlini bilmez. Bunu siz eserlerde görürüz biz. Baktığımız zaman nasıl bir zorluklar çektiklerini tabii uzunluyor. Ondan sonra çevirisini bakıyoruz biz o görevlere göre tabirler var, çene dediğin diyor, biz meyve isteyelim. Onun üzerinde çok ince bir kabuk var. Bu nedir? İslam'ın emirlerini takva boyutunda yürütebilmek. Mesela burada bir tane medreselerde müdelris bu görevi icra etmiş. Ulemai Kiram da Mustafa Efendi hazretlerinin Kayseri'den. O eskiler bilirlerdi. Mustafa Efendi hocamız, Mustafa Efendi hocamız diye. O burada giderken kağıtları toplarmış.
Öyle yazılı olmayan kağıtlar sonra kabakların böyle kabuğunu toplar. Demişler ki bu kadar da olmaz canım. Allah'ımıza olan saygısından celde Celalüh, böyle yapıyor. Mesela o ince kanunu, aklıyorsunuz, herkes normal hareket ederken onda bir hassasiyet var. Mesela konuşurken yalanı, gıybeti, dili, bunu, ihtirası, bunlar hiç veriyor. Ondan sonra lüzumlu olan söz onda bile çok az konuşur. Ya bu kadar tozmadı yani yanına geliyoruz, oturuyoruz. İnsan biraz kelam bile ama hayırlı kelam ediyor, onu da öz olarak sunuyor. Bu genizin hava kısmı çok ince olan zat budur işte. Mesela namaza kırıyor, namaza dururken bizim bir hocamız vardı. O imam Mikrofon. Bir odası var. Odasında elbisesini değiştirirdi. Hatta cemaatten onun hassasiyetine tahammül edemeyen oldu. İmza toplamışlar, hocayı Ören'den almak için burada Mürklülüğe dilekçe gönderiyorlar. Bunu Ören'den aldım. Neden?
İki secde arası duruşu biraz uzun oluyormuş. Seni Allah'a uymayan hamle deyince böyle hassas. Mesela oruç tutarken de çok hassas. Ne yapıyor? Ben yemeden içmeden kesiliyorum ama nefsinin arzularından da kesileceğim bir tür. Mesela cennet ümidinden de kesileceğin gücü. Cehennem korkusundan da ben kesileceğim. Sırf meblağ için yapacağım. O işte ince kalıp odur. Ondan sonra nereye geliyor? Bu marifet, hakikate ulaşıyor. Onun gibi. Öyle olmadıkça zor. Bunları yerine getirmedikçe ama yerine getirdiğinde ne oluyor? İnşallah yeri geldikçe söylemeye çalışırız. Demek ki hakikaten girebilmek için kabloyu biz kıracağız. Kabluğu kırmadan meyveye ulaşamıyoruz. Bu kamu nedir? Nefsinizi mahkumlardır. Başka ne olacak? Essah'de. Hem de tehditle geliyor. Şüphesiz kötülük değildir. E nefis bu, tabiatı bu. Siz yılana sokma diyebilir misiniz? Yılanın tabiatı sokacak, köpekse ısıracak. Tabiatı bu.
Şimdi nefsin tabiatında isyan var çünkü biz buraya rahat etmek için gelmedik diye ta alem-i ervahtan ana karnına ana karnına dünyaya gelmişiz. Dünyaya geldik diye rahat değiliz, istediğimizi bir şey yok. Hayır, dahi imtihan bırak, minnet dahi. Kolaylık yok. Ne var burada? Ana karnında nasıl çocuk gazasını tamamlıyorsa biz de ruhani azamızı Allah'ımızın kitabıyla bin altı yüz altmış altı ayatu ilahiye ile tamamlayacağız. Esas bu, Kuran canlı. Böyle baktığımız zaman iki kapak arasında masanın üzerini de koyuyoruz, güzel bir kap, onu en güzel bir yerine asıyoruz. Bu değil işte, hayat bu. Biz bu Hayat kitabına göre şu bedenimizi şu hayatımızı tavsiye edeceğiz. Hadi siyerler de o şekilde. Bakın, burada Rabbi Zülcelalimize ilticadan başka bir şey yok. Belki size de sorular gelenleri bize çok gelir. Efendim, bir türlü kurtulamıyoruz. Bu hep rahat, hep bu kolaydır.
Bir türlü terk edemem, hep kolaydır bu. Bu zorluğa katlanmamaktan ileri gelir. Ne olacak? İlama hime hakmi. Öyle bir yalvaracağız ki Cenabıhakk'tan ama tam tam asılacağız. Asılacağız. O yardım gitmemesi mümkün değil. O anda biz dinleniyoruz işte. O içinden çıkamadığımı öldüreceğiz sözünü. Kötülüklerde Allah'ımız bizi deliyor. Acaba kulum samimi mi deli mi? Mi? Samimiyse kurtuluyor zaten. Allah'ımız ona yardımını derhal indirmiyor çünkü istemesinde çok samimi, çok kararlı. Bazı meyveler oluyor. Biz bu meyveleri kabuğunu soymadan da yiyemeyiz. Şimdi daha yeni karpuzlarda çıkıyor, kabuğunularda çıkıyor. Kabuğunu yiyecek değil miyiz? Kabuğunu diyame soyacağız. Ondan sonra millayı yiyeceğiz. Efendim işte geçti. Ramazan'ı Şerif bitti saydım. Bitti. E bizde ne bitti? Biz de manevi olarak ne bitti? Ruhani olarak ölülerimizde hangi ilham çiçeği bitti?
Gözümüzdeki vehmi değil mi kulağımızda gitme, elimizde safabe. Bunlar da hasıl oldu mu? Bu konu anlamında söylemiyor. Nasıl olacak bu? Bir kere biz biz ruhumuzu tamamen örten o dünya kabuğunu bir kere kırmamız lazım. Ondan söyleyeceğiz. Şimdi çocuk ana karnında ney denir? Böyle zarların içerisindedir. O zarı gitmasaydı dünyaya gelemez. O zar dediğimiz nedir? Üç beş o kadar bile değil, litrelik bir mayın bir suyun içerisinde göbek bağıyla hayatını devam ettir diyor ama dünyaya gelecek, dünyaya gelmesi için buna eş tabi kullanırlar. Onu terk edecek ki dünyaya gelebilsin. Bizim Allah'ımızın huzuruna tertemiz gelebilmemiz için bu dünya zarını koparmadık de dünya muhabbet zarını mümkün değil ve dünyanın içindeki arzular istekleri. Ne arzusu? Mesela istediğimiz gibi rahat etme arzusu, ilmi arzusu, yeme arzusu, daha başka nedir? Hayvani duygular diyeyim, genel ifade edeyim, genel.
Bu arzuları biz üzerimizden atmadıkça mümkün değildir Çünkü Bayezid Bistami bundan dert yanlıştır aklımıza. Yani günümüz Bayezidleri de öyle. Şöyle, demek ne kadar hassassa mevlayı bulmakta Tevhid-i ilahi zaten dünyaya geliş gayemiz o bizim yemeğe çıkmamız için gelmedik biz buraya. Anamızı düşünsek, babamızı düşünsek, geçmişlerimizi düşünsek, yakınlarımızı düşünsek bak kapımızın önünde. İltihat edenler bile uzak değil, kapımızın önünde. Birbirimizin gelme böreği içinde, kendimiz evladımız, Bunları bir tefekkür etsek ne yaparız? Allah'ın izniyle bu dünya muhabbet zaruren içindeki arzuları yırtıp hakikati buluruz. Yoksa yok. Bir türlü gelişmek mümkün değil. Mesela şu anda namaz kılacağız. Bu zarı üzerimizden akmadıktan sonra mümkün değil. İşte anlatılır ya, babası demiş oğlum demiş namaz kılanları çağırdı, yemek vereceğiz. Çok da yemek hazırlamış. O da bir beş kişi çağırmış.
Kimse oğlum bu kadar yemek ne olacak? Kime vereceğiz biz? Sana demedim bak cami iki bininin önünde dur, dolu insan var, getir ben yine vereceğim geçmişlerimizi. Baba sen demedin mi namaz kılan, devlet olur, namaz kılanlar dedin. Ben demiş kapıya durdum, sordu. İmam zammı sure olarak ne koştu? O bağdaydı, bahçeydi, haberimdi. Amca neyi koştu? Ben de alışveriş sıkıntısı vardı, nasıl yetiştirir yani oradaydım. Bir diğeri işte şu hastalık var mı, bu hastalığın derinine düştük on yedi gündeyim kapandın, nasıl vakit geçireceğim diye. Bu bir nimet aslında. Şimdi buralardaydım demiş. Ben işte üçte ne bileyim oğulla, hızla, balda, bahçede, halkımıza, gümüşten, malla mülte'ye gitmem. Anca büsbis izi dediğimiz ki birincisinde Kevser suresinin ikincisinden İhlas. Bu bu zarı atmadıkça zor inşallah dua veriyoruz bize.
Şimdi Bayezid, İslami ve sorularımız çok okuyalım, hayatlarını okuyalım, bizim üzerimizde etkisi olur mu? Okuyanın adet haline getirsek çok güzel olur. Mesela, peygamberlerin hayatını okuyalım, onlar bize önder olarak geldi. Rabbimiz bu Fatiha surede geçecek zaten. Şimdi, Allah'ım diyor ben sana nasıl kavuşurum? Ta nefse, beta nefsi arzularını dağıtır. Şimdi arabaya in, Cem diyor nereye gidecek mesela? Yeşilhisar'a gideceksin, İnce suya gireceksin, neyse bir yere gireceksin. Aç yolda sıkıntılar var. Ne var? Hem bu kontrol durumu da var, bunun dışında e yol yapımı da var. Mesai engeller de vardır. Bu engelleri kaldırmadıkça biz kastettiğimiz yere ulaşmamız mümkün değil. Biz bu nefsin bizim için koymuş olduğu neler var? Engeller bunları kaldırmadıkça yok, zevk dalamayız zaten. Zor gelir. Nasıl olur? Adet kabininde. Yahu benim anam da yapardı, babam da yapardı. Geçmiş cedtim ecdadım.
Böyle yaparlardı. Bir böyle olur, adet kabilinden vazife yapma olur. Mesela çektiğimiz ders, ben amcam vardı da bu da ders almıştı. Anam babam da dersiydi, böyle otururlardı, seckarenin üzerinde okundu, istiğfarlarını. Bir ölü düşünme var, bir de bu istiğfarı okurken Rabbımızdan maliyet talebiyle geçmişte yapmış olduğu hatalardan dolayı böyle neredeyse evine, yüzüne, vücuduna, güçlerine vuracak şekilde. Eyvah, böyle değil mi Rabbi Zülcelala bu yapılır mı? Yirmide Ferihadı figanı var bunun. İşte kablo kırmalar bunlar, bunları böyle kalıyorum, bizim gibi kalıyorum sizi. Efendim bunları nasıl kurtulacağız biz? Muhakkak kurtulmamız lazım. Çok güzel genel birüyle beldemiz de Türkiye'de çok güzel madenler var. Mesela o bazı dağları, Ümranler, petroller, kovalayan, bunun bu bölgelerde vesaire. Çok olumlu saymaya gerek yok. Doğru. Madenler elhamdülillah, altın bile işleniyor şu anda.
Nereden çıkıyor? Yerim altından çıkıyor bu. Yerim yüzünden, üstünden çıkanlar ekinler vesaireler ama altın madenini çıkaranın vardığı o mahzunlatla meşgul olan bir çiftçi gibi değildir tahmin. Şimdi mesela ünlü dört gram çıkarabilse yine yetiyor. Bu neyle? Toprağın altında. Şimdi ruhumuz gibi bir maden olamaz çünkü Rabbimizin huzurunda bu ruhumuz da var efendim. Beden değil. Bu ruhumuzu, bizim bu kıymetli olan ruhu engelleyen nedir? Nefsin topraklarıdır. Efsane arz ve istek topraklarıdır. Şöyle bir intibah kurdu, intibah, şöyle bir sıyrıldım. Allah diyor, ne bu benim hayatım, o kadar evliler, o kadar veliler, halk dostları, bizim memleketimizden çıkan, Allah'ımızın sevgili kulları onlara yapışsaydın, kurtulmaz mıydım? Ne benim yani yok olacak değerlere sarılan sarılan sarılan helakete gittim deyip intibaha gelebilmekti. Bakın nasıl sarıtacağız?
Allah'ımız kitabı kelimesiyle sarılmamızı Kasas suresinde altmışıncı ayeti kerimede burada bir kelime var. Bu kelimeyi özellikle alınır. Şu, mesela bu değilmiş ayeti celiliğine. Bu diğer bir konuda işleyeceğimiz ayet-i kerimedir. Bu şu, şimdi biz bu kabuğu böyle üzerimizdeki bir dünya muhabbet kabuğunu irtibat edeceğiz ya, size dünyada geçinmeniz için, isteyip istifade etmeniz için, gelmiş olduğunuz şu dünya hayatı. Ve ziynet var. Babamın süsleri imrendiğimiz, başarıya gelir olsa, ondan sonra şöyle bir bahçem olsa, şöyle bir ticaretim olsa, şöyle şu olsa, bu olsa dediklerimiz var ya, ve nay indelullahi hayrun ve ebta, bunları itecek, Allah'ımızı artık indinde olun olan onun kabul buyurdukları müstesnadır. Affyetmezler mi buyuruyor. Yani sözünü cüzünün. Dünyalara malik olan insanlar bundan hiçbir şeyi götüremedi mesela. Kıymetli bir hocamız razı derken duydum da çoğu hoşuma gitti.
Hiç diyor böyle kasasının diyor kasasının altına diyor böyle tekerlek takıp kalbine indireni gördünüz mü müdürüm? Ondan sonra giymiş olduğu kefene cep diktirip de parasını mümkün değil. Orada biz ne yapacağız? Çok uzun girer bu Allah'ın için razı olduğu ameline onlar geçerlidir diyenler vakit alıyor mu orada? Geçerli olan o. Affetmez misiniz buyuruyor. Buna çok misaller verilebilir. Bir misal daha arz etmek istiyoruz. Çünkü Cenabı hak Kuran-ı Kerim'de de bizlere hakikatleri misallerle bildiriyor. Efendimiz aleyhissalatü vesselam misallerle, Arifani ilahiye misallerle. Bakıyoruz şimdi mevsimi geldiğinde göreceksiniz. Bugün de bile var. Mesela çilek mevsimi şimdi. Çileği ne yapıyoruz? Dalında kopardılar. Kokmasa nasıl giyeceksin? Koparacaksın giyebilir. Ondan sonra elmayı dalından koparıyorum. Çekmeyle değil bu. Onun bir usulü var. Çünkü tırnağını da yaralarsan o da doğru değil.
Neyse bu ayrı bir yerine göre ilim de sahip. Ondan sonra armulu koparacağız diye bilesin. Üzümü biz çubuğundan dalı diyelim biz, onunla koparacağız ki, yiye bilelim. Bununla ne demek istiyoruz biz? Kendi irademizden kopup, Allah'ımızın iradesine teslim olmadıkça ilahi güzelliklere elenmez. Şimdi niye eğlenmeyiz biz? Mesela üstadlarımız sadatı kiram diyoruz. Onların himmetine elenmedikçe, kendi irademizden kurtulmadıkça, irademizi Rabbimize teslim etmedik yani hayatında Allah'ımın hükmü geçerlidir demedikse. İşte adet bu şekilde, bir diğerlerindedir. Ayıplarlar roketimize girerse işte Evliyaullah'ın hikmeti olmaz bize. Eğer dikkat edersek efendimizin Sallallahuullahü Teala Aleyhisselam'ın şefaat gibi ikramına mazhar oluruz. Sonra Cenabı Hak hakkında her türlü nimetine erişir. Şimdi irade çok önemli. Efendim ben bir türlü adetlerim var. Doğru bu aslında.
Alıştığımda, alıştım olduğunuz durumları terk etmek çok zor oldu insanı, çok zor gelir. Mesela alışmışım diyor, bir türlü bırakamıyorum ben, muzdaribinde dedim. Şikayet de diyorum ama alışmışım ben burada dedim. Bırakamıyorum diyor. Bu. İrade nedir? İrade yapıp yapmama da iktidar. Külli irade Cenabı Hakkın elinde. Füzni olan bizim sorumluluk noktamız bu zaten. Mesela camiye gideceğim diyoruz, bak irademimizi hayra kullanıp geliyoruz. Mesela bu hastalığı bahaneydi. Teravih nasıl olsa camide kılın diyor, evde de yapamıyorum değil mi? Şerre kullanınca öyle olur işte. Bilgimiz bilgimiz amele dönmedikçe, okuduklarımız artık şahsiyete bürünmedikçe zor. O zaman hedefimizi tayin etmemiz gerekiyor. Allah'ımız hedef tayinimiz buyurmuş. Mesela ev için hedef dedi, onlar Allah yolunda verilmiş, edep sahibi verilmiş.
Ayağımızı onlar Saf suresinde geçer Allah yolunda cihad etmek, Eğer bilirseniz bu daha hayırlıdır diye buyuruyor Cenabı Hak Sad suresinde gece. Mevla Zülcelal'imiz, ayağımızın ölçüsü var. Ayağımızın ölçüsü isyana gitmemek. Nereye ineceğiz? Allah'ım da ibadete bir fakir varsa onun gönlünü görmeye gideceğiz. Onun ihtiyacını gidermeye. Bir cenaze ise tabii bugünlerde durum buna müsait değil, en azından bir telefon açılır. Hali Sorulur, hatırı Sorulur. Böyle bir tesellide bulunulur. Bir nasihat isteyen kimseye nasihat verdi, karşılaştırmaya selam verdi. Hal hatır söyler. Bunun gibi ayağın döngüsü var. Bütün ayeti celileyi tam verebilmek için. Yani sizi elin bir asırtan kurtaracak olağan ve sonra çarpık bir ticarete de yönlendirecek olan amele delaleti değil mi Eshabübillah? Allah ve resulüne iman ediyor gerçekten. Hem malıyla hem de canıyla Allah yolunda cihad ediyor.
Bu her şeyin ölçüsü yapılmış verilmiştir. O zaman hedefimiz bütün müdür olarak buyuruyor. Nasıl tarikat-ı Ali'ye gidilmez? Gerçek bir mürşidi bulup da intisab edilmez. Ancak bu bu şeyde böyledir. Çünkü Bağdat Risalesi'nde hemen başında ey marifetullaha talip olan kişidir. Allah'ımızı tanımaya, tanımaya talip olan kişidir. Bakın edep nasıl güzel tespit edilmiş ve üstlenilmiş. Ahirette kurtulacağımız helal. Bunları biz anlayamadık ama anlatamadığımız için de bu şekilde kalıyoruz. Eğer anlayabilsek, yelseyi bulacağız. Hep böyle adet kadın önüne. Sonra hedefe kilitlenmemiz gerekir. Hedefe kilitleneceğiz. Öyle hedef bu. Bulduk bu. Biz Rabbimize saatte bulunacağız deyip geçmekte değil. Çünkü aleyhüssalatü vesselam Efendimiz hedefe kilitlenmeyi haber verirken kimin neye milliyet giderse kim neye milliyet giderse ona kavuşur diye buyuruyor. Mesela tarikat aliyedir.
Ben bu girdiğim yol vasıtası amcam, gayim, annem, babam işte bir adet şeklindeyim de ben levhayı bulacağım. Bu yol vasıtasıyla kıldığım namazda haşyetullah'ı bulacağım, yaptığım cihatta ideal kelimeti de bulacak, baktığım zaman benim gözüm, gözümün yaşı durmayacağım, eşyanın esrarını artık sevineceğim, olabilirse. Daha sonra ihaleyi keskinleştirmek, hedefe kavuşmak ve şiddet isterim. Hedefi belirlemek nedir? Rabbımızdan Rabbimize olan sorumluluğumuzu bilmektir. Hedefe kilitlenmek, bu sorumluluğumuzu bilmek. Allah'ımız hayvana hitap etmiyor, semaya, insana hitap o zaman bir değer veriyor Cenabı hak. Sonra insanın sağ tarafında Allah'ımızın hayat, elin, semiği basar irade, kudret, kelam, tekvin sıfatlarının tecellisi var. Sol tarafımda zati sıfatlarının tecellisi var. Unutmadan sonra ne geliyor yani ya? Bundan sonra şu kafayı kırmak gerekir. Alıp duvara çarpmak gerekir. Böyle mi? Hayır.
Tefekkür taşına, bulmamız gerekir, düşünmemiz gerekir ama başta bileceğiz, okuyunler, öleceğiz, ondan sonra düşüneceğiz, diyeceğiz ki, ya büyüklerimiz neler söylüyorlar bize tavsiyelerde bulunuyorlar, bu nedir, bir okuyalım hayatlarını deyip onu okuduğumuzda biz böyle yaşayabiliyor muyuz diye bir düşünme. Yani biz başka yerden arayacağımız bir şey de yok. Bizim Sami Efendimiz, Hazreti Havva hazretleri yazmış olduğu kitapların acele verirsiniz. Anlayamıyorum efendim, anlayamıyorum. Onu yazan yer Allah'ın nuruyla yazmıştır. Bu bir rabıtadır, bağlılıktur. Sonra arkasında bir dakikeler var, bakarız. Hep anlaşan gelecek, anlaşangiller de var. Öyle noktalara temas etmiş ki öyle noktalara temas etmiş, gerçekten hayran kalmamak mümkün değil. Elimizdeki eserde de biz bunu görüyoruz. Yani bizi yönlendirmiş oldukları husus Mevla'yı bulacak. Bak zenginlik görür.
Bu zenginliğin hepsi bütünü zaten, yürüdükten sonra her şeyi biter. Bir tanesini birisi verilmeleri mümkün değil. Adamın kabirde dişini sökülen. Kaplaması altın diye hiçbir şey fayda verirlerdir. Ancak fayda verecek olan nedir? Rabbi Zülcelal'imize olan son derece bağlılığımızdır. Burda onların sözlerinden bir cümle idi mesela. Bir cümle. Biz gönlümüze bu marifetullah diyoruz, ondan bir nur aksedecek olsa fıtratımızdaki muhabbet ortaya çıkar. Çünkü yaratılış sebebi yaratılış sebebi insanın kainatı muhabbetten neşet etmiştir. O muhabbet zuhur ederek ibadet ve taat de çok kolay olacaktır. Evet, bu dediğim Ayet-i celîdeyi inşallah bırakamayacağım okuyun bu Ayet-i celîdeyi. Hud suresinde yirmi üç Esselam. Burada iman ve salih amel işlemek ayrı bir zaman etsin. Böyle iman deyince gelişigüzel bir iman değil bu. Allah korusun. Sufyani Sevri Allahü alem gelip bükülmüş de gelsin demişler.
Nasıl verim dürbünmesin demiş. Benim hocam muttakili değil, çok riayetkardır, imansız geçiriliyor. Yoksa Esad El birliği Hazretleri der mi zamanın kutb-u azamı iki aydır diyor bir iman derdindeyim, dua edin diyor. Bizim mürşidimiz, efendimiz kubbiyet halinde bile on yaşındaydım diyor bir kardeşimiz, on yaşında. Şimdi ziyaret ettim, ayrılırken hala unutamıyorum diyor. Yavrum imanıma dua et derken diyor, o deyişinde diyor kendinden geçtin. Böyle her şey kolay, basın. Hazreti gün çekiverdiğimiz tespih namazı böyle ne şartı var, ne şey var, ne artık ruhani boyutunu da yitirmeyen bunlar da yok. Nasıl olacak bu? Olmaz böyle, gayret ister, çaba ister. Ben efendimizi çok haklı duyuyorum. Yani o feryat filan koparmaları çok kağıtlar verildi biliyorum. Yazılar geliyordu. Vaiz misin, izinli misin, ona Allah izin vermiş. Ona Resulullah izin vermiş. Ona zamanın kul, ahtab-ı Sami Ramazan oğlu.
Haddes Allah-ı Sırrı Hazretleri izin vermiş. Neden? Çırpılıyor diyor. Şu diyor gelen, velilerin delesi olması gerekirken diyor, zina delesi mi olacak diyor ama Feriha, zina ol kardeşim. Bir tanesi ben camiye geldim diyor. Bu kötü fiili yapmak için geldim diyor. Camide namaz kılacağım diyor, namaz ver. Ondan sonra da diyor bu kötü fiil için diyor gidecektim. Fatiha'yı chat'te tekrar başladı diyor. Bir dakika diyor, bir dakika. Biz böylelerini istiyoruz. Böyle olmak için gayret gösterelim diyoruz. O senin namaz kıldıktan sonra gideceğin yer Allah'ın huzuruna çoklu olarak varacaksın. O azadan meydana gelen okuldan mahşer edip tiksinecektir. Böyle fevri attılar bu bardılar. Gözünü niye kaybetti Sami Efendi Hazretleri? Bu eserleri yazacağım üzerine bunların saç görürler. Bakmışlar, vücudunun hiç bozulmadı. Çünkü onlar altı senedir değiştiriyorlar. Demişler ki bu Allah'ın büyük bir bilgisi.
Mülayık eshabı cennet yarağımdır. Onu nefsimizin istekleri değişse Rabbimizin istekleri, dağınıkleri zor olur. Bak vücudumuza bakalım, halimize bakalım. Hani bir mürit tarifinde böyle diyor bir yerde görmüştüm. Mürşidi diyor, sevecek onu diyor, can tam diyor. O da diyor, mürşidini sevenlikte olabilsin. Misaller veririm ama yanlış anlaşılır diye müsaade verelim.