Ruhaniyetin Gücü ve Manevi Arınma Yolları kaydında Ebrar dedi kötülüklerden uzaklaşmış, Beden olarak uzaklaşırız da kalben de uzaklaşmak. Bunu inşallah unutmayız, bu çok önemli, bu hiç hatırımıza çıkmasın. Şimdi, haşa, yüz bin kere haşa içki içiliyor mu? Yok, kumar da yok. Sırayla dahi içilmiyor diyelim. Bunun yanına bir gıybet etmiyoruz, ondan sonra dedikodu da yok, iftira da yok. Fakat…
Ebrar dedi kötülüklerden uzaklaşmış, Beden olarak uzaklaşırız da kalben de uzaklaşmak. Bunu inşallah unutmayız, bu çok önemli, bu hiç hatırımıza çıkmasın. Şimdi, haşa, yüz bin kere haşa içki içiliyor mu? Yok, kumar da yok. Sırayla dahi içilmiyor diyelim. Bunun yanına bir gıybet etmiyoruz, ondan sonra dedikodu da yok, iftira da yok. Fakat o fiili söylemek istemedim zina fiili, o da yok. Ama içte arzu var, Gönülde arzu var, yapmıyoruz. İşte, o da silinecek. Yoksa, amelimizin haptolma ciheti var. Hani, amelin kabul olmama noktası bura, kabir azabının sebebi de gönülden kestirip atamamak. Nasıl olacak bu? İşte, beden ilmi ile din ilmi arasında hayli münasebet var, görünür. Hastalıkların tamamen geçmesi gerekiyor. Biz bir misal verdik de yarım yarım kaldı.
O da şuydu, işte hasta oluyoruz hemen doktora gidiliyor, o da tedavi için ilaç veriyor, bir tane kullanınca sıhhat bulduğumuzu zannediyoruz, rahatlama oluyor, Artık ilaç kesiliyor, kesilmeyecek, sonuna kadar içilecek. Bir doktordan anlatılır, o doktoru hep tavsiye ederlerdi. Bildiğiniz gibi değil, doktor ama doktor öyle olacak. Doktorun cebi bütün iğnelerle doluydu. Hasta, tabi feryadı figan koparıyor. Artık bilmiyorum bilerek mi bilmeyerek mi bir iğne yapıyor. İğneyi yaptı mı şöyle yedi, sekiz saat bir rahatlıyor. Daha böyle bir doktor yok diyor. Fakat ondan sonra yine başlıyor hastalık. Uyuşturuyor sekiz saat diyelim, uyuşturuyor. Şimdi böyle olmayacak. Mesela beş tane milkosin, bizle meşhur olduğu için halkımız arasında da, bir tane kullanınca sizin sağınız rahatlıyor. O beşini de bitirecek ki ciğerden kesiliyor. Şimdi bazı hastalıklar oluyor, bu ciğerden geliyor, Allah korusun.
O içten bir tedavi olmazsa yine başlıyoruz. Günah ve isyanlarda da öyle, içten bir tedavi istiyor. O zaman bizim yapacağımız taat içten bir taat. İçten taat nasıl yapalım? İşte yine namazımızı kıldık. İçten taati nedir? Biz namazı kıldık. Allahu ekber dendiğinde bunu dışı, dıştan söyledik biz, dinimiz söyledi. Ama kalbimizde de Cenabı hakk'ın azamet-i ilahiyyesi belirdi mi? İşte dert bu. Eğer gönülde de rabbımızın azamet-i azameti ilahiyyesi belirdiyse, bu ciğerden hastalığı kestiriyoruz demektir, kurtuluyoruz. Bir kısım veliler var, onlar Allahu ekber diyemezmiş. Ne kadar Cenabıhakk'a muhabbetle doluysa, Allah lafza-i celalinde feryadı filan koparırlar. Tabi Cenabı hak genişlik verir, ona sa'l halindedirler, uyanıklıktır sa'l haline. O sekildir, sonra geçer o biiznillahi teala.
Gayret gösterin diye çaba, dedemde de olmuş, mesela o kendinden geçme hali olmuş, hani ilk mübarek ola giriyor, bir de şu böyle kabiliyet dolu, kabiliyet dolu, Ondan dolayı ruhani, manevi güzelliklerden böyle bir cezbe hali zuhur etmiş. Sonra da geçmiş. Onun için, diyor ya üstadına, cezbe alır, feyiz verir, çok mufat dal mürşidim. Yani o cezbe halini alır feyiz. Biz mürşid-i kamilimizden şunu görürdük, o cezbe halinde alnıma bakın buyururdu. Bunu herkes için söylemez, alnına bakınca geçerdi. Çünkü onların alnı bizim alnımız gibi değil ki nur, nur, ilahi bir alem. Böyle dış ile her şeyi hesap ettiğimizden, o iç aleminden haberdar olamıyoruz. Yani doktor kardeşimiz de bilir de, tedavi dıştan olduğu zaman diyelim ki bir bedende, derya gibi, termal gibi bir veya bir, ne diyelim, başka rahatsızlıklar var, çıban gibi, çıkıyor, vücudun her tarafından çıkıyor.
Ruhaniyetin Gücü ve Manevi Arınma Yolları ne anlatıyor?
Ruhaniyetin Gücü ve Manevi Arınma Yolları kaydında Ebrar dedi kötülüklerden uzaklaşmış, Beden olarak uzaklaşırız da kalben de uzaklaşmak. Bunu inşallah unutmayız, bu çok önemli, bu hiç hatırımıza çıkmasın. Şimdi, haşa, yüz bin kere haşa içki içiliyor mu? Yok, kumar da yok. Sırayla dahi içilmiyor diyelim. Bunun yanına bir gıybet etmiyoruz, ondan sonra dedikodu da yok, iftira da yok. Fakat…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şimdi bir hasta var, şu ağız kısmında da çıkıyor. Vücudunun bir kısım yerlerinde de çıkıyor. Bu zahirde bunu işte elde çıkmışsa, onu merhemlerle, nelerle gidermek tedavi olmuyor, bir an, bir an o rahatlıyor, bir an o döküntüler, bilmem filanlar kalmıyor, Ama, mesela diyor ki biz bu alanı bilemeyiz, ama duyduğumuzu burada bir hakikati beyan noktasında, karaciğerde diyor yağlanma var. O yağlanma olunca o hastalık da meydana geliyor. O zaman içten tedavi istiyor. Mesela, ben binlerce Allah diyorum celle celaluhu, beş binde diyorum, on binde diyorum. Güzel, faydası olmaz olur mu? Olur, ama Allah derken gönül buna iştirak ederse, çünkü, buyuruyor. Kalpleri artık Allah dediğinde etkilenmeye başlıyor. O korkuyu, ilahi korkuyu taşıyor, kalbinde de o hareketlenmeler, bu tarifi zor, onun için ifade edilemiyor. Orada hareketlenme başlıyor. O çığlık, bu dış çığlığa benzemez.
O müstesna olur, böyle olduğu zaman kurtulmuş oluruz. Şimdi, ebrar sınıf ve kötülüğü tamamen terk etmiş. Yani zahirde değil, gönülden de kestirmiş. O zaman ne olur? O zaman Allah'ımıza vuslatta, tarifi mümkün olmayan, olmayan bir süratle gider. İşte farkımız bu. Canım, hacı Hasan Efendi nasıl namaz kılıyor, biz de kılıyoruz. Belki o benim kıldığım kadarı da kılmıyor. O gece iki rekat kılıyorsa ben kırk rekat kılıyorum, güzel. Ama o iki rekat namaz kılarken kimin huzurunda olduğunu bilerek bizzat Rabbimizle münasebet kılıyor, ölçülemez o. Mesela ben daha çok Allah diyorum, onların gönül aleminde, öyle vuhi alemde zikrullahı ülkülemez. Canım, maden çıkarıyorlarmış, ben de çıkarıyorum, ne çıkarıyorsun sen, biz ne çıkarıyoruz? O, kurşun çıkarıyor, demir çıkarıyor, belki kobra. Ondan sonra altın bile çıkıyor şimdi, altın çıkıyor. E, biz ne madeni çıkarıyoruz? Kömür.
Kömürle altın madeninin bir olması mümkün değil. O yirmi gram çıkarıyor mesela günde. Yüz gramı zor buluyor. Fakat o yüz gram bizim tonlarca çıkarmış olduğumuz kömür madeninden üstün olur. Onlar gönüllerini böyle nur etmiş. Çünkü ameller de kalpten doğduğu için, inne mel a'maru bin niad Şimdi, niyetin zuhuru kalptedir. Niyetlerin ne kadar güzelse nurulduğu için gönüllerin, onlarınki çok daha mükafatlı olmuş oluyor. Onların on tane güzellikleri var. Efendimiz aleyhissalatu vesselam onları cennet ehli olarak ifade buyuruyorlar. Fema evveli şeyin yen begiminel ahlak başta gereken vegal, ihtimaul mevune, böyle sıkıntılara katlanıyor. Hemen ateşlenmeyin. Bir sıkıntı diyelim, ben ona gösteririm. Mesela bir eza görünce onun on mislini yapmayınca rahat ederim. Diyor, ben ona göstereceğim diyor. İşte bu onlarda umuyorum. Tamamıyla diyor.
Gerçekten düşündüğümüzde böyle fevri hareketlerde çok yanlışlıklar yapılıyor. Mesela cezaevine girmiş, diyor ki, azıcık bir sabırdaydın, az bir sabretseydim, şu silahın tetiğine elim dokunmasaydım kurtulduydum, şimdi yirmi sene giydik, bin pişman olur. Azıcık bir sabır, azıcık bir sabır bize ne kadar faydalar temin ediyor. Hatalarımızla da yönel. Bir sabretseydim, mesela gelişecek mekanlar ve makamlar tarifi yok mu? İşte şu noktaya geldim, yo, O noktanın çok öteleri var. Canım, velayete erdi, o velayetin de kendi arasında bitmeyen perdeleri var. Her hususta böyle şefkat, rıfkla, böyle mülayemetle hareket ediyor. Bu hallere erişecek mi kişi diyor, aklını çok iyi kullanacak. Şimdi, nefsani arzu ve isteklere uymak suretiyle biz helaka gideriz. İşte ona dönmemek İster, şimdi insanın nefsi herkesten üstün olmayı ister.
Ben diyorum, mal olarak da üstünüm, ondan sonra ne bileyim, şöhret olarak da üstünüm, ilim olarak da üstünüm, şu, bu der durur. İşte buna sapmamak, buna gitmemek, bu Allah'ımızın bana bir lütfudur deyip, tevazu halini elde etmek. Çünkü esamu, befaka külli ilmin alim. Şimdi el takısıyla ifade edilseydi Cenab-ı Hakk'a izah edilmez, Alim deyince her bilen üstünde bir bilen var deyip tevazu haline erişmektir. Şimdi aklımızı biz vahyin ölçüsü içerisinde kullandığımızda bu güzellikler meydana geliyor. Ezalara katlanıyoruz, şefkat ve merhamet içerisinde oluyoruz ve nefsimizin bizi devamlı arzu ettiği yerlere gitmemeye de gayret ediyoruz. Bu senin diyoruz, oyunu, bu akıl. Sonra marifet ehli olabilirsek, o ne yapar? Ve isti'madü'l-ailim İlimsiz de olmaz zaten, mutlak öğrenmemiz gerekiyor, bileceğiz. Vel hıl-l-hüm, et-tevazu ilim yumuşak huylu ve tevazu alçak gönüllü. Varlık diye bir şey yok.
İşte ben şu makamda şu haldeyim deyip de kendimizde bir varlık görmemek. Bu varlık görmeyi şeye benzetmişler, böyle tarlalarda neden? Eğer diyor, iyi sürülmezsen, böyle atılan tohum toprağın altına geçmezse, haşarat onu yer. Öyle olacak ki, o manevi güzellikleri hep biz gizlice. Mesela Hüseyin Nuri hazretleri var. Bunu sarhoş zannederlermiş ve çapkın, eşkıya, bu görünümdeymiş, ama öyle değil. Ehlullah da. O hallerini hep gizliyor. Zaten belli olur. Ona insanların gayri ihtiyari gönlünde bir muhabbet peydahı olur, sevgi peydahı gelir. Süme labudde min salasetü uhrapihhe ahkamı taabbudu essekine, vel vakar, vel insaf. Şimdi bunların anlamları da birbirine çok yakın. Essekine ve el-Vekar bu huzur hali, Hicr suresinin sonunda es-Samien nesul mutmainne diye başlar, ey huzura eren nefis. Bak dikkat edilirse Allah'ımız burada hitap ediyor, yani muhatap kabul ediyor. Ya iyyetühen nefis.
Bak nefse hitap ediyor Allah. Demek ki nefis belli bir noktaya gelmiş, kötülüklerden tamamen arınmış, Rabbimize teslim olmuş, o zaman mevlamız ona hitap ediyor. Kitap buyuruyor. Bu huzur hali, bel vakar, bel insaf, beni adaletli, ölçülü hareket ediyor. Biz bunu bu şekilde geçiyoruz ama ölçülü hareket etmek imanın kemaline işaret. Mesela biz kendimiz için ne istiyoruz? E, bir iyilikler istiyoruz. Karşımızdakinde de, karşımızdaki insana da insana da bu güzelliği istemedi. Biz kendimize istiyoruz. O istediğimiz iyiliği, güzelliği karşıdaki kimse içinde. Diyoruz ki ya bu olmasın, bu münasip değil. O münasip değil dediğimize, kendimizi nasıl münasip görüyorsak onu da münasip göreceğiz. Allah'ımızın kulu diyecek, bu böyle basit geçtiğine bakmayalım, hep tehlikeye düştüğümüz mühim noktalardan birisi burası.
Şimdi İbrahim Aleyhisselam'ın gayrimüslim, böyle misafirsiz sofraya oturmuyor, bir gayrimüslime diyor ki iman et, bu sofraya otur. Allah'ımız kitap buyuruyor. Ey İbrahim, bak inanmadığı halde ben onun rızkını veriyorum. Sen ne yapıyorsun? Seni, halil oluştan, peygamberlikten silerim buyuruyor. Bunun için, Eb'ul Hasan-ı Harakani hazretleri, Gaddi sallallahü aleyhi ve sellem, Eb'ul Hasan'ın sofrasına oturanın dinini sorma, diyor. Bak, ne kadar ince, ne kadar hassas, o da Allah'ımızın kulu diye. Bizim ecdadımızda var bu, Hz. Fatih'in rahmetullahi, İstanbul'u fethinde nasıl biz Ayasofya'yı cami olarak açıyor tabi, biz kılıyorsak, onlarda havraasında, kilisesinde kimseye dokunulmayacak diyor. İşte bu ifadesi, onu iman ve İslam'a gelmesinin kolaylığı, İslam'a gelmesine yol açıyor ve bu örnekler pek çok. Yani sizin dininiz bu mu diyor, sonra o İbrahim Aleyhisselam inançsız kimseyi çağırıyor.
Bak Allah beni Celle Celalühü tekfir etti. Senin yüzünden ben, tahzir olundum, yani tekfir olundum ben, inkar olundum deyince, böyle bir Rabbiniz demek ki benim gibi inanmayan bir kimseye Rabbi zülcelal bu iltifatta bulunuyor deyip, müslüman oluyor. Ve galem. Eğer diyor, böyle olursa bu güzellikleri havi şahsında bulundurursa onun cismini toprak yemez. Şimdi cisimde mumya var ya, şimdi mumya bir şey değil, onun zaten bozuluyor, şekli şemaili değişiyor mu? Bu ilahi mumya, mecbur bu misali veriyoruz, Allah'ımız tarafından ona, ona ruhunun gücüyle, ruhunun gücüyle bedeni de artık ruhlaşmaya başlıyor. Bu, şunları bize ifade eder. Mesela, deniyor ki Evliyaullah'ta tayyi mekan var. Muhammed Bahaüddin Hazretleri, dört kişi var. Onlara buyurmuş ki pazarda işlerimiz var, o işleri görün, demiş. Dördünün yanında da bulunmuş, o bedenin ruhlaşması.
Nasıl olur derseniz, aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki oruç tutanlar Reyyan kapısından cennete girecekler, oruç tutanlar o şekilde, namaz kılanlar, zekat vesaire, zekat verenler, zekat kapısından. Bunların hepsinden girecek olan da var mı deyince, aleyhissalatu vesselam Efendimiz, umarım ki siz olursunuz buyuruyor. Demek ki ruhaniyetin gücü çok başka. Şunun gibi, güneş gibi. Güneş bir tane ama bak her tarafı aydınlatıyor, ısıtıyor, ısıtıyor. Cisimlerini top, toprak yemez ve insanlara da eza etmez, onların ezalarına katlanır, sonra az bir iyilik görse ondan dolayı da teşekkür eder. Bu onların güzel hasletlerindendir.
Kaynak: Genel
Ruhaniyetin Gücü ve Manevi Arınma Yolları | Mihmandar