Ruhaniyet ve İhlasın Feyiz Kaynakları kaydında Hacı Hasan Efendi Kuddise Sırruhu Hazretleri'nin kendi sesinden Kalemdardan sohbetler başlıyor. Kafi olmaya, gizli olmaya ki ashabı batından, batın ashabından kutlu cihanlar'dan, belki ondan da büyük Enbiya Aleyhissalatü hazatından asıl feyizi iktisap iki nesneye mevuftur. Feyz alamıyorum alıyorum iki şeye bağlıdır ve bazıları üç şeye…
Hacı Hasan Efendi Kuddise Sırruhu Hazretleri'nin kendi sesinden Kalemdardan sohbetler başlıyor. Kafi olmaya, gizli olmaya ki ashabı batından, batın ashabından kutlu cihanlar'dan, belki ondan da büyük Enbiya Aleyhissalatü hazatından asıl feyizi iktisap iki nesneye mevuftur. Feyz alamıyorum alıyorum iki şeye bağlıdır ve bazıları üç şeye emmen unuttur, Üç şey olursa feyiz alınır. Bazı kitaplar bazı büyükler böyledir. Evvelkisi birincisi, ihlas. Yani her işini Mevla rızası için yapar. Geldiğini, gittiğini, ibadetini, itaatini, verdiğini, aldığını, tuttuğunu, orucunu, namazını. İkincisi edeptir. Edep, edepsiz insan feyiz alamaz. İhlassız adam feyiz alamaz. Edep, İbrahim bin Edhem Kuddise sirrau'l Aziz Efendimiz efendisine demiş ki efendim bana himmet et. Bunun için üstazı kırılmışlar. Şöyle beyazı bozulunca utandığından kalkmış, on sekiz senedir padişahlıktan sonra odun çeker.
Bana efendim himmet ettiği diye edepsizlik olmuş. Efendisi demiş ki ipi baltaya alın, depolsun kapımızdan. Nereye efendim? Edepsizlik etti. Nedir? Himmet et. Himmet edince ne olur demiş. Bir bostancı bostanının suyunu ve çapasını bilir. Sen bir şey bilmiyorsun. Himmet etme zamanı geldi ama himmet etmiyorsun demek oluyor bir. İkincisi ben hizmetten usandım, bana himmet et de kurtulayım demek oluyor. Çeşitli demiş böyle edepsizlik var bunda. Defolsun girsin lafımızdan. Gittin, sonra gene geldi. O kapının da Mürşid-i Kamil'i oldu. Allah şefaatlı nail etsin. Yani edep bu kadar ince, himmet ettiği, lüzumsuz yerde ona demek bile Edebe muhalif. Evvelkisi ihlas ikincisi edep. Tek kederin kapısının üstünde ah edep diye yazdı. Zira ahse feyiz ancak Uluh ve Ehlullah'tan olur.
Ehlullah'ın kalbinden olur diye müritkeanın kalbi ribas-ı yıklastan hare veyahut evliyaullah hakkında mugayiri edep hareketi ola Umaqula mürit-i anların dervunu pirz-i meşhokları meyil ve ruh nehyemez. Mürşini Kamil'in kalbinden geliyor feyiz. Onun gönlünü rencide ettikten sonra, ihlas da olmadıktan sonra imkanı epey alamaz ama üçüncü ehlullah'a muhabbet eylemettir. Ehlullah'ı hep fazla sevmek. Zira muhabbet feyzin kesretine de gayet de istidadına sebeptir. Muhabbet, üçüncü ehlullah'a muhabbet ilime de. Zira muhabbet, pisin kisnetine gayet de izdialına sebeptir. Yani muhabbet kanelini ne kadar çok açarsa feyiz o kadar çok gelir kalbine. Muhabbet haneli kapandıktan sonra damla feyiz gelmenin imkanı olmaz. Bunun için muhakkak edepli olmak lazım.
Nebiye mürid madem ki umumü selasei mesküre ziyade ola, ihlas edep, mürşidine muhabbeti daimi rabıtası ziyade olan, lakoz olan feyiz takı o kadar mücdad ola. Bana bakmıyorlar. Ben dersimi sormuyorlar da. Yok, kendinin ihlassızlığı, kendinin edepsizliği, kendinin rabıtasızlığından, muhabbetsizliğinden oluyor. Anasıdı değil mi? Müjdat olacağı bilair ve ümbiyyen, Mahsum-ü mütekayyindir. Bir dakika dirildik ki aksi feyze sebep şeyi vaattir ki bu işi de muhabbetten ibarettir. Yani mülteci şiire feyiz ben çok gelir. Üçe çıkma diyor. Lakin tertipsizsızlık ve yakin üzere olmak lazımdır ve lağvuttur. Zira muhabbet-i deruni müritten batıl-ı mürşide cari olur. Muhabbet çoğalırsa müridin kalbinden mürşidin kalbine girer. O yavruyu hatırlamaya başlar, feyiz gelmeye başlar. Bir nehri manevidir. Kitabı zor okuyan bazı kelime olur ya, dinlemede bir mani olmaz.
Ruhaniyet ve İhlasın Feyiz Kaynakları ne anlatıyor?
Ruhaniyet ve İhlasın Feyiz Kaynakları kaydında Hacı Hasan Efendi Kuddise Sırruhu Hazretleri'nin kendi sesinden Kalemdardan sohbetler başlıyor. Kafi olmaya, gizli olmaya ki ashabı batından, batın ashabından kutlu cihanlar'dan, belki ondan da büyük Enbiya Aleyhissalatü hazatından asıl feyizi iktisap iki nesneye mevuftur. Feyz alamıyorum alıyorum iki şeye bağlıdır ve bazıları üç şeye…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şimdi nehri manevi sebebiyle batıni müşitten aletle devam, incizab-ı pis hasıl olur. Mürşidin kalbinden onun muhabbetinin müfbetinde feyiz gelmeye başlar. Anlaşıldı efendim. Hasılul bugün bir nehr-i maneviyiptir. Üs'atin müritte olan muhabbetin kirlet ve küsetine göredir. Yani feyzin killeti kesleti müridin kalbinde olan muhabbeti muhabbetsizliğine göredir. Muhabbetin ne kadar çok feyiz de o kadar çok gelir. Muhabbetin ne kadar az feyiz de o kadar az gelir. Yani derse oturur uyutlamaya başlaacaksın istemez. Çünkü, nabudası yok. Mürşid-i kamile muhabbeti çapraz bizim gibi olmuş. Onun için deyir kesilmiş. Zira bazen indeme ayenin muhakke nehy-i manevi bahri misali olup müridin kalbi mürşidin tarafına teveccüh eder. Belki gayet muhabbet sebebiyle mürid helak olup mürşidin cemi ahvali, def'a cemi ahvali def'ayı vahidede bir anda hulb-u müride münatis olur.
Yani nasıl aynayı güneşe tutan da insanın gözüne tutan da kamaştırın Mürşid-i kamilin kalbine aksiden Allah'tan feyiz, senin kalbin adını kamaştıracak şekilde böyle yakmaya, kavurmaya başlar. Efendimiz bir ulemaya haber verir mi rabıtayı? Şimdi biliyoruz ya bir perdevsiz var. Perdevsiz diyor şöyle güneşe tuttun mu, önümdeki kağıtları cayır cayır yapar. Onu ona yemeğini pişirmeyeni bazı lazım olan ataşı perdesiz ile erdirebiliyorlar. Mürşid-i Kamil'in kutlayacağının kalbi perdevsiz oluyor. Allah'a çok yakın olduğundan çok yakın olduğundan böyle kim kalbine mürşini, kamilini çok yakın tutarsa içerisini cayır cayır yakmaya başlıyor, başlıyor letaif yani çalışmaya. Eskiden arkadaşlarımız da var ama şimdiki arkadaşlarımız dereförü varlıklarımızda letaifi yok. Rabıta az.
Mürşid-i Kamil'in Mürşid-i Kamil'in muhabbeti rabıta ile çoğalır ve kalbini senin kalbine yakın tuttun mu bir gün tutan, iki gün tutan, üç gün tutan, dördüncül başladın çayır, çayır, yanmaya. Bu yakıcı olan şey onu yakın bilme ile olur. Efendimiz onun misalında perdesizdir diyor Mürşid-i Kamil'in kalbi. Allahu Teala Hazretleri'nın füyuzatına perdemsiz. Füyuzat aldı mı mürid daima kalbini, efendisinin kalbiyle tutarına tutarına niye tutarsa olalım ve taife çalışmaya başlar bir izninle. Belki galebe-i muhabbet sebebiyle mürid fena pişik olup mürşidin cemi ahvali defayı vahlede kalbi müride münakisi olup gelir. Annem hiç durmadan ağlar rahmetlik, babam sordu, niye ağlıyor? Sonra bize haber verdi. Efendimizin rabıtasını yapa yapa açıktan haces aleyhımız geldi oturuyor. Yani bak, e taşraya girerken hani girerken de ben niye diyeyim? Haya ediyorum.
Hiç gözümden kaybolmaz fena bir iş yok oldum mu hiç kaybedemiyorum. Haşa, çarşıya giderken kayıp olur. Hakikaten giderken kayıp olmuş. Geldi oturdun mu seccadeye geliyor. Buna diyorlar fena fişek diye. Şeyhın muhabminde kalbi fenaya gitti ama bu fenafişik sebebiyle defayı vahidede, mülteci anda kalbi müride, defayı vahidede şeyhin, ve şidin cemil ahvali mürşiddet olan cemil-i halye defayı vahidede müridin kalbine münakis oluverir. Yani nasıl güneşe aynayı tutunca bir anda semalahı güneş aynanın içinde iğniverir kalp. Efendimizin huyu her huyu ona benzer. Doğru söylüyorsun. Şimdi direkt böyle halkımızın huyu Efendimizin huyu ile benzer. Hiçbirimiz ki, uyansın. Çünkü tutamıyoruz, yapamıyoruz da ondan oluyor. Efendim muhabbet diye iki emri yani edep ve ihlası müstevzim olur. Yani feyiz gelmesi de üç şey de diyelim ki birisi ihlas, her şeyi Allah rızası için yapmaya ihlas denir.
Birisi de edeptir gibi çok edepli, birisi de der gibi mürşide muhabbet. Bir mürşide muhabbet yalınız olursa feyiz gelir. Öteki ikisini mıknatıs gibi o çeker. Zira muhabbet olan kimse mahbuhu hakkın da edeber-i rab ve ihlasa mubadt ile gelmiştir. Nitekim denildi. İnsan bir kimseyi severse onun için kulağı sağır olur ve rüku olurmuş. Anlamadım. Anlatırım ben de rapeye göre anlatırımmuşsun. Sevdiğin bir dostun usulunu söylerlerse gelinini şöyle etmiş Mustafa Hanım'ı sözlüm de hiç duymaz onu. Vallahi billahi zerre kadar yaklaştırmamalı ki. Efendim de şöyle şöyle kusur gördüm. Şu git. O kulağı sağlık, beni de kır. Ben onu bize imtihan için yaptı. Ben de gördüm ama kayısı esiri der. Yani ne pusunu görebilir sevdiğini ne de suçunu duyabilir hiçbir şeyini. Kulağı sağır, gözü kır. Yani Kulağı sırf iyiliğini duyar, gözüne sırf iyiliğini görür. Onun için ihlasla edep de kendi kendine gelir.
O adamı terakkiye sebep olan hal onda zuhur eder. Sizin yerini okumaya imkanım olmayacak bazı yerlerden size okuyayım inşallah ama edep, rabıta edebi, kamali oldun ki hazineyi hayal ki iki gözün mabeynidir. Mürşid-i kamilin feyiz gelen yeri iki kaşının arası. Vesvese ne geldi oraya kutu verdin mi diye yeri geldi içeriden vesvese. Fatma'da zühre validemiz ya Muhammed, ben senin içi kaşığın arasına baktım mı oradan nur geliyor kalbime. Akıl vakit da ümmetlerimde kupacığınlarının burasına baktım mı böyle nur geleceğim. Oradan fışkırılmış, biz kalpten zannediyorduk ya iki kaşının arasından oradan akar, dal akarmış bütün dünyaya yetecek kadar büyük depoymuş arşı alsam gibi geç. El kalbi arşunda. Efendimiz geçen bizi şöyle kucakladı rüyamda. Şimdi bir deşme bir El kalbi arşunda kalbim Arşurrahman, en istifade yedin diye şöyle sürtüyor.
Dünyyada gördüğümden dedim, rüyada gördüğüm daha iyi oldu ya. Yani böyle istemezse dünyanın evvel yıllar onların kalbi arşaza gibi tam feyiz fışkırıyor. Nasıl tutarsam öyle geliyor yani kalbini tuttuğu müddetçe. İyice uzatmayalım dilimizle de kitabı çoğu okuyacakcağız. Mamabeyndir. İki hüznün mabeyni iki kaşının arasıdır. Hanımla mürşidin geçtiği ruhaniyetine içine belki iki gözü mabeynine nazar eyleyesin. Zira orası menbaı feyizdir. Feyz kaynağı ora. Allah'ın ayırma bizi. Mürşide meyil ve tüvessül halde ruhaniyet-i mürşidi hazine-i hayalına dahil bir anda hazır ve kalbi haline şeyen peşeyen nüzul eden mülahaza kılıp sen dahi ve erasından bir tertemiz anı aynı hayalinden kayıp gitmeyesin. O oradan dökülen sekiz ve kızdırıyor.
Zaman zaman lütuf kendinden galip halis zuhuruyla na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na na şaynaşlılara dönme, ben Allah'a götürüyorum sizi. Rabıta yasaklaşıyor, tamam mı? Allah'a döndürüyorum, geriye dönme. Birisi efendimiz her şeyi diyor, vayir günahı hali oluyor ya böyle ayıp. O ayıp haline. Ayıp olduğun yere böyle. Öyle cevap diyor korkma, nefesmeyin kesirdi ya, ölmez yedi günde böyle setcağızlık alanlar oğlu, farzı böyle bas da ateisttir, ayıkır. Ayıkacak şekilde olmalı diyor Efendimiz'dir. Pek ilerisine girdim hani ayıkmalı. Rabıta'da böyle bir şey var kardeşlerim var, bir katil olduğumuzdan. Yapamadığınızdan azıcık su bölmemiş viraj tarlayan termiş. Yani, sonra böyle rabıtayı çok isterim. Efendim, buraya gelmiştir. Aynı hayalinden kaybetmeyesin, hatta nefsinden kayb olasın. Bunu diyordu bunu.
Nefsinden kaybınız zira kare kalben nihayet yoktur. Mürşid-i kamil'in kalbinin gerindiğine nihayet yoktur. Onun nihayeti bulunmaz. Yani mescidi ilallah kalpten hasıl olur. Allah'ı görmek de kalpten hasıl olur. Onlar Mevla ile ala hal onların kalbi. Eğer cemi ruh-u ru'ruta ile olsa yüzün yönünden esradır. Yani, tarikattan, letailer çatır çatır gider. Her şeyden daha süratli, faydalı rabıtadır. İyi dinleyelim kardeşim. Elimden bu mantığı size vereceğim. Şöyle yapacağız inşallah. Zira, mahsus zattır. Allah'tır mahsus. Rabıta ise hemen senin için sihri illallah'a vesiledir. Maksadımız sırf rızayı bulmak. Rızaya götürmenin için anca daha beter götürür. Hadis-i şerif hakkında ya, hatırın ilmi şimdi. Sen yani mahalli şöyle, sen Allah'a laf ol. Allah Allah. Eğer Allah'a olamıyorsan, zurrul Allah'a olamıyorsan Allah'a olan kutlu cihanlar ile ol.
Onlar sizi Allah'a inzal etsin, Allah'a kavuştursun. Bu mana yani şeyi manası buydu. Eğer cemi vuku bu rabıta ile olsa hüzün yönünden esrardır zira mahsus zattır. Rabıta 7 senin için Şiiri İllallah'a vesiledir. Her dirilsek ki rabıta'ya delil sabit var mıdır? Efendim rabıta için itiraz ediyorum. Hocam bir delil var mı? Biz deriz ki evet, kitap ve sünnet ve gıyasıyla diyelim sabittir. Kıyasıyla da sünnetle de Kuran'la da ama kitapla sübutu Hak Teala'nın estabübillah, bismillah ve tegu ile ilgili Vesile Neden sen dedi böyle ahmakça konuşun dedi. Bunca çok da yok, kazandılar. Rabıta olmasa bir adım atamaz insan tarikatta. Bütün tarikatın zirvesi, en yükseği rabıtadır, dedi. Ben sana soruyorum dedi bir yere kilimize kazıp çığlık dikmesen, çığlığa gitmesen, bakmasan, kılamasan Allah, üzülme. O dedi ki bu şedin bana verdiğimi Allah verdiysen ne olur dedi.
Nereye yüzümü isteyince vermiyor, onu da Allah vereceğim, ben sana Allah vereceğim. Allah yaş üzüm verdi, yiyelim şurada. Yok illa bağa gireceksin, keseceksin, şimdi oraya bağmışsın. O Çıbıkos üzümün diyor sebebi, vesilesi Allah öyle halt etmiş. Fizin vesilesi de velekad keramet diye bani adem çılb-u cihan diyor. Onun çığlığı da o diyor. Ona iyi bakar, ona iyi rabıta eder, onun yolunda yuvarlanırsan o üzümü feyiz, üzümünü feyiz şerbetini feyiz nurunu öyle içmiş olacaksın dedi. Yazıklar olsun.
Sizin gibi kısaka, kafalı insanlara ilmi bilmeden böyle hareket ediyorsunuz diye çok ağır söylerler ve Kuran-ı Kerim de kavl-i şerifiler, eğer dinlerse burada vesileden uğrat rağuta'nın gayrıdır diyen hocalar olsa biz deriz ki mefhumhamdır, umuma aittir Kuran-ı Kerim'in şeyi, talebi vesile ile emri sabit olduysa rabıta vesailin efsalıdırzıyla Vesile-i Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem yahut ne ayıbidir? Kuran-ı Kerim'de de bu Allah'a muhabbet ediyorum iddiasında bulunanlara bir ki bana tabi olursanız Allah size muhabbet eder yoksa size muhabbet etmez. Siz Yahudi nasname olarak kalır. Onlar öyle oldular. Yani, Peygamber Hazreti Yusuf'a ise bizim peygamberimiz dediler. Diyor ki Allah'ımız diyorlar, dışında anladı bütün dünya ilim ile karına karış olduğundan, perde söyledi. Git anadan doğan, Allah olmaz dediler. Tabii peygamber, o da bir peygamber dedim.
Buna inandı şimdi, Hristiyanlıklığa inandılar. Allah diyemezler. Böyle bizim peygamberimiz ayrı, o peygamber ayrı. Allahu Teala'nın dostları Peygamberimiz gelince o Peygamber'in hakkını kaldırıverdi. Eğer Musa benim günümde olsaydı bana ümmet olmaya mecburdu, diyor. İsa Aleyhisselam gelecek, diyecek ben peygamber olarak gelmedim mi? Hasası peygamberin ümmeti olarak geldim diye. Nehte ali resul imam olacak, kendi arkasında namaz kılacak. Yok, Muhammed aleyhisselamın evladının numune düşüp imam olamam ben diyecek İsa Aleyhisselam. Ne diyorsun sen yahu böyle? Lah şimdi peygamberler efdal tabii, Veliyyül-ü leyyinu kavli şerri bir kere rabıta işarettir bunlar. Zira ittiba, mefbuhumu, rüyiyetini veyahut tahayyülünü iftisare. Eğer öyle olmasa ittiba addolunmazdı, tabi olunmaz, addolunmazdı.
Ama sünnet ile subutu İmam-ı Buhari'nin zikrettiği vech ile Hazreti Ebuh Sıddık Radıyallahu Anh bir gün Hazreti Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in hazretlerine şikayet ve bilhassa ruhaniye ya Muhammed dedi, halada bile hayalından münfe olmuyorsunuz ya Muhammed dedi. Şikayet ediyorum, yani halaya giriyorum, abdesten, yine benimle gayb olmuyorsun, ben şaştım dedi. Hayanımda münfekk olmuyorsunuz diye hikaye, hikaye etmişlerdi. Hazreti Sıddık Ekber bu sebeple Hazreti Fahri Alem sallallahu aleyhi ve sellem zıtlarından gayetle hayai derdi. Amma kıyasla sübutu vesail-i mahsuda bizzat vesail-i mahsuda muayyen olduğu için hasiyetle tahayyül etmek lağb-i işstur. Ancak memnun olan nefis vesail-i mahsu bizzat kılmaktır. Lakin hal böyle değildir. Münkir ise emrin beynini fark edemezler de onun için rabıtaya mana bulmuşlardır. Ama jürinin hizmetine gelmek sebebi birkaç nevi üzeredir.
Rabıta'yı Allah bilir efendim, rabıta, Halid-i Zülcelal'ın Kuran-ı Kerim'de Saadet'in ile beraber onun emri Kahti geliyor. Yani, Saadet'in hükmü cihanlarmış onlar. Yanında oturmanın imkanı yok. Yanında otursak işimiz var, gücümüz var, samanımız var, sahamız var, çocuklarımız beslenecek de imkan yok. Samanında da sahranı çekerken adam, bahçeni teperken de daimi Evliyaullahını oldu mu bu da Tayyip boş yerine çalışmazmış mermi. Bederim ben kılavuz havuz babamı diyemedim, utanıyor insan kendi babasına, Ali Ramazan dersine Topbaş'tan danışır. Benden danışmam, babacık ağır gelir, ama şimdi ona tanıştırırım. Bak şimdi ben şöyle düzlerim şüpheli yerine, ona danışır, bir gün ona danışmış. Kılavuz House'a danışayım da Kılavuz House dedi ki kardeşim, üç gün dedi Hacı Esat Efendimiz'i hiç gözünden kaybetme, yürürken camiye gidelim. Üç günde bütün vücut kendi kendine harekete gelir.
Babama dedim havuz böyle olur mu canım diyor, şu daha genç, Oğlum ara sıra yap dedi. Kalbinle çalış. Öyle işte köydeki hallerim oydu. Kime değdi mi? O cezbelenirdi böyle. Böyle vaziyetimiz vardı. Şimdi hepsini de kaybettim ama limanda oldu. Ondan sonra rabıta arkadaşın çok devam edeceğiz inşallah. Derslerini arkadaşlarım bile biraz soracağım. Yine de diyeceğim, çok şükür pangadan Öyleyse da hazırlık var. Başka bir şey değil. Şimdi orayı bitirdik ki, mürşidin hizmetine gelmek eden birkaç nevi özel var. Ertesi abdestli olmalı. İkincisi, yeni zülüp ve kusuruna kusurundan, gafletinden on beş kere yahut yirmi beş kere istiğfar etmektedir. Üçüncü, Fatiha ve İhlas-ı Şerif kıraat, müşidin ruhaniyetine mihdaili meli ve bütün müşidin kamil'in ruhaniyetine ihda illerin mahrum vasiyet ettiği meli, bir ihfadın yanında Mevla rızası için ziyarete gitsen bunları abdestli olmalı, istiğfar okumalı.
Üç İhlas bir Fatiha ile ruhaniyete göndermeli, bereketmeli. Siz bir ihvandan da gelir bir iznillah insana. Bu üç şey kabul şuurudur. Daha gitmeden, yola çıkmadan bu üç şey yapılması lazım. Efendim yeniden tekrarle neymiş? Birincisi abdestli olmak. İkincisi cemi züğürt ve kusurundan ve gafletinden on beş ya da yirmi beş defa istiğfar etmeli. Üçüncü, bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif'i kıraatla mürşidin ruhanine ihda eylemeli. Üç böyle bitti. Üç şey kablekküru en evvel olmalı. Aynı mescide diye ecir istifaza kalbini mürşidin kalbine tamam rab deliye. Eğerinin vardığı kutb-ı cihan ise yolda kalbini mürşidin kalbine rahtile, bağlaya, hiç başka havatır gelmemenin. Lakin ihlas ve muhabbet pek üzere. Gayet ihlas. Kendisi ile ruhaniyeti beraber niyete doğru olursa nazarında olduğunu gezin ve yırtaniliğe. Yani bu işi değil mi? Ruhaneti seninle beraber İstanbul'dan buraya mı geliyor? Yo.
Onun indinde bütün dünya bir tabak kadar var. Sen nereye gitsen o tabağın içine dönüyorum, gözünün önünde. Bunların hikayesi var ya çekmeyeceğim, üzüm yok. Phantomsu hikayelerle doldurmayalım, esasları alalım. Zira ruhaniyet için hicap, ruhaniyet için perde, vait, uzaklık, up, yakınlık, madde dünyevi bir şey, müddeti yoktur. Onların gözü açılmış. Vallahi diyor Ömer Bey geçen konuşuyordu şeyde İstanbul'da. Vallahi diyor, İhvanlardan birçoğu İhvan diyor Efendimiz'i içinde bölmüş. Ayrı ayrı teveccüh buyurduğunu yıkılmışlar hep. Vallahi diyor, o saatte Efendimiz uykudayım diyor. Uyku da böyle yaparsa uyandıysan ne yapıyor, diyor. Onların uykusu da mani değilmiş yani. Uyuyur be diyen onların korkusuyla korkmaz. Herhalde beraber mürid ile beraber. Biz, bu ahit çok şeyler hatırını da doldurmayacağız onu. Binaenaleyh, ruhaniyetin huzuru huzuru kalp mürid ile beraberdir.
Kalpten çıkarmadığı muhtar günündeyiz. Çıkar din için sen de var gibi nurunu yatır. Zira ruhaniyet lemeal basardan esrardır. Şivşak çakmadan daha yakındır. Belki müridi makbuldan yaklade nenem halinde, uyku ve uyanık halinde müritten ruhaniyet-i mürit, emir diyen müntek olmaz, emir diyen ayrılmaz ve Mürşid-i Mahsuda vesile olduğu sebepten bu çok anlaşıldı bu iş. Hacı Hasan Efendi Kuddüses Sırruhu Hazretleri'nin kendi sesinden, kalemdardan sohbetler sona erdi.