InşaAllah hata olmaz. Cennette öyle köşkler vardır ki içinden dışı, dışından da içi görünen köşklerdir. Bizim düşündüğümüz manada bir köşk değil yalnız, bu cennetin köşkleri. Cennetin nimetleri hakkında göz görmedik, kulak duymadık, kalbin dahi hatırlayamayacağı müstesna nimetlerdir. Buraya girecek olanlar, yemek yedirenler, selamı yayanlar ve gece kalkıp namaz kılanlar. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem, beni Cenab-ı Hakk'a kavuşturan kerem, tevazu ve sabrımın selameti sözüne mukabil diyemem. Çünkü bu hadis-i şeriftir. Bu hadis-i şeriften mülhem olarak söylemiştir. Geceyi ihya ettiklerini, mesela Baki billah Hazretleri, az yerdi, az uyurdu, az konuşurdum. Bunlar hep Kur'an-ı Kerim'le alakalı az yer mesela rızkın helalinden yerler, temiz olandan yerler, israf etmezler.
Hem vücut olarak israf etmezler, çok yiyip hasta olmazlar hem de isyanda kullanmazlar Cenab-ı Hakk'ın vermiş olduğu nimeti. Az yemeleri, Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz acıkmadan sofraya oturmayın, sonra daha yemeğe arzulu iken kalkın. Gayrimüslimlerden bir doktor Ashab-ı Cüzin efendilerimizin bulunduğu çevrede kalır yillarca, der ki Yahudi'den geliyorlar, Hristiyan'dan geliyorlar, ateşe tapanlardan geliyorlar, sabi'yi Ay'a, Güneş'e, yıldıza tapanlardan geliyorlar. O Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz'in ashabından neden gelmiyorlar, hiç onlar hasta olmaz mı diyor. Bunu dediği kimse diyor ki bize sahibimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem acıkmadan sofraya oturmayın, daha da mideyi doldurmadan arzuluyken kalkın, siz hasta olmazsınız diyor. Biz ibadeti, betahatı böyle sıhhat için yapmayız, rızayı ilahi için yaparız çünkü esas budur.
Fakat yaptığımız taatler Rabbimiz kötülüklerden sakındırması, sakınmamızı emrettiği hususlar dini bir vecibe olmakla birlikte İslami bir görev, ecir ve mükafat kazandırmakla birlikte sıhhatimize de çok faydalı. Bakıyoruz bunu uzun boylu izaha gerek yok. Günümüzdeki rahatsızlıkların çokluğu, ailedeki geçimsizliklerin neler? Hep ruhi sıkıntılardan meydana gelir. Bir ihsan mektebinin müdavimi olan kimseye üstazı nefü ispat tarif ediyor. Nefesini göbeğinin altına alacak, nefessiz kelimeyi tevhid okuyacak. Şimdi tıbben diyorlar ki eğer ruhi bir bunalım geçiriyorsanız bir dakika kadar nefesinizi tutun. Bunların dediğinde nefesimizi tutmanın sadece bir sıhhat olarak. Ama Hızır Aleyhisselam'ın Abdülhalık ve Vojrevani Hazretleri'ne öğretmiş olduğu nefiy ispatı yapmak imanın kemaline götürür.
Hele dili damağa yapıştırıp da Allah demenin vücut üzerinde o kadar müspet etkileri var ki tahrik edinmesin. Az yerde, az uyuldu. Zariyat suresinde Cenabı Hak Onlar gece az uyurlar diye buyuruyor. Zaten az yiyince az uyur. Bir de uykusu gelmeyince yatmazlar. Benim uyku saatim yok, abdest alır, iki rekat hakikat eğilir, namaz kılarlar ve bir muhasebeye girerler. O gün vaktim nasıl geçti diye eğer iyi geçmişse Allah'ımıza hamdelerler, düzgün geçmemişse istiğfar ederler, hayatının bir muhasebesini yapar, yerine göre dualarını okur, böylece yatar, az konuşurdu. Hep bunlar dinimizde esastır. Liyekul hayran evliyyasmut. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ya hayır söyleyin ya da sükut edin buyuruyor. Geceleri iki defa Kuran Azimüşşan'ı hatmederdi. Nasıl hatmi derdi? Bu ehline malum olan bir husustur.
Bunu mücerret bir akilla, vahye dayanmayan bir akilla, irfansız bir şekilde, hakikate dayanmayan bir akilla, mücerret bir akilla düşünürse gece buna kafi gelmeyebilir ama ruhani cihetiyle düşündüğümüz zaman o zaman anlaşılır. Sonra teheccüt kılar ve tulu fecre kadar ortalık, şöyle namaz vakti gelinceye kadar yirmi bir kere Yasin-i Şerif okurlardı. Bu fecr I sadık ve kazib diye iki şekilde ifade edilir. Biri sabah namazının olma vakti, bir de kerahat vakti güneşin doğduğu an. Güneş şöyle çıktıktan sonra çenemizi döşümüze dayadığımızda gözümüzü kaldırıp güneşin ışınlarını gördüğümüz zaman. Velhasıl güneşin ortalığı aldığı zaman, o kerahat vakti çıkacak. O zamana kadar yirmi bir Yasin-i Şerif okurlar. Sonunda da Ya Rabbi geceler niçin böyle süratli geçiyor derlerdi.
Muhammed Baki billah Hazretleri'ni konu olarak ele alınca biraz şefaatlerine mazhariyet ümidiyle halinden bahsetmeye çalışalım nur-u ilahinin gönlümüze inmesi için. Zamanının ekabir ulemasındandı, en büyük alimlerindendi. Zahir vebatın kemalata sahipti. Cezbe, aşk, ilahi nur galib idi. Şah-ı Nakşibend'in ruhaniyetinden istifade ederek kırk yaşında iltihal etmiştir. Oğluna bir nasihati var, ayinede kendine bak buyururdu. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.