Bismillahirrahmanirrahim. Muhammed Bahaeddin Şahı Nakşiben, Gaddesallahu Sırr'a. Ona şöyle bir nasihatte bulunmuşlar. Üstad'a diyor ki oğlum Baha ettin, Hak tarafından büyük bir istidada sahipsin, Allah tarafından büyük bir kabiliyet var sende diyor. O dünyada da görürüz. Mesela bazı çok güzel işlemeler yapılır. Bu işlemeler dekor olarak yerine getirilir. Kavak ağacına pek işleme yapmazlar ama böyle gürgen gibi buna benzer üstün değerde olan ağaçlara yaparlar. Demek ki Muhammed Bahaüddin Hazretleri'nin de böyle bir değer var. Bizde yok mu? Hepimizde var. Çünkü fıtratımız dindir bizim. Cenab-ı Hak insanı en güzel biçimde yaratmıştır. Hem maddi olarak bir hayvan gibi değildir. Yemesinde içmesinde bir temizlik var, hayvanda bu yok. Sonra cisim olarak da hayvana benzemez. Ruh olarak onun üstünlüğü aklındadır ve ruhundadır. Aklında ve ruhundadır.
Kıymetli bir kimseydi şunu söylerdi Evliyaullah, beyni çalışan kimse derdi. İnsanı aşağıların aşağısına götüren de Ebul Abbasü'l-Mürsi, Kaddesallahu Sırrı Hazretleri'nin ifadesiyle nefis ve onun arzularıdır. Oğlum Bahaeddin Hak tarafından büyük bir kabiliyete sahipsin. Allame manevi öyle ki, sende öyle bir sır var ki bütün dünyaya manevi ışık yiyecek olan bu kabiliyet fitilini tahrik lazımdır. Bu fitilin tahriki hiç şüphesiz Allah'ımıza kulluğumuz Celle Celalü'l-Hüm. Bu kulluğun Rabbi Zülcelal'imize en yakın kavuşturan esasları nedir? Ruhani cihetidir. İbadetler yapılır ama ibadette muhabbetullah ve huzur halinin teminidir, insanı üstün derecelere getiren. Yoksa ibadet yapılmıyor değil, yapılıyor. Ama biz ibadette neyi hedefleyeceğiz? Marifetullah, Cenabı Hak'ı tanımak, muhabbetullah ve huzur içerisinde olmak. Zikrullah'tan bir an fare olma. Allah'ı zikirden bir an uzak olma.
O zaman insanın beşer olarak geçimi var, yavruları var, diğer birçok içleri var. Bunlar da nasıl olacak denirse İmamı Rabbani, Kaddesallahu Sırri Hazretleri eğer dünyevi olan işlerinizi helal rızık talebiyle elde etmeye çalışırsanız niyetiniz rızkım helal olsun düşüncesi olursa o da zikri daimdir, buyurmuştur. Mahlukata halisane hizmet et, Allah'ın kullarına candan hizmet et, diyor. Gönülden hizmet et. Böyle, Hant'ın ifade ettiği gibi vazife, vazife olarak yapma. İşte bana bir görev verdiler, Bu görevi yerine getirmem lazım, değil mi? Bu görevi Allah'ın rızası için yap. Acaba bu görevi yerine getirirken ben ruhen temizlenebilir miyim? Nefsim nasıl arınır düşüncesi ile yap. Onunla hatta giden yol buluna ve erişile. Ancak bu niyetlerle yolun açılır ve Allah Teala'ya nail olursun. Baha ettin, her zaman ve mekanda ayağını şeriat esasları üzerine basasın, her işte.
Diyelim ki bizim iç gözlerimiz açıldı, görünmeyen alemleri de seyreder oldu. Şeriata dikkat et buyuruyor. Dinimizin emirlerini gözet. Mesela havada insan uçabilir, su üstünde yürüyebilir. Fakat hep bunlarda ayağın şer'i esaslara uygun olsun Kuran-ı Azimüşşan'a ve sünneti Muhammediyeyi had'iyyen terk etme. Emir ve nehiyde istikamet üzere olasın. Cenabı hakk'ın emrettiğinde, bu bana Rabbimin emridir diye yap. Yoksa yapılıyor. Bakıyorsunuz ezan okunuyor, mescide geliniyor. Bir kere ezan okunurken, bu benim Rabbimin davetidir diye, Rabbimin davetidir diye dinle. Sonra Miraç hadisesinin gerçekleşmesinden biri, sebep olarak Cenabı Hak, Habibi'ne sallallahu teala aleyhi ve sellem ezanı dinletmek için buyuruyor. Ezanı dinletmek için. Mescide geldiğimizde hadisane hizmet dendiği zaman emir ve nehiylerde istikamet, bu taat kılacağım farz Allah'ımızın emridir.
Ona mutlak itaat edeceğim düşüncesiyle yap buyuruyor. Sünneti Seniyyeyi yerine getireceğiz, o Resulullah'ın bize bir adetidir diye yap. Aslında hiçbir fark yok. Hepimiz aynı vazifeyi yapıyoruz ama niyetimize göre değişiyor. Cenabı hakk'ın ibadet ve taate ihtiyacı yok zaten. Burada ibadet ve saatte keyfiyet önemlidir. Diyelim şimdi üç ayları geliyor. Üç ayları geldiğinde Receb-i Şerif, bu belini ve halkımız arasında da üç ayları denir. Biz nasıl düşüneceğiz? Bu Receb-i Şerif Allah'ın ayıdır Celle Celalühü. Rabbimizin böyle ikram buyurduğu ayda benim nasibim ne olacak? Gözüm bundan nasıl bir nasip elde edecek? Acaba ibretle mi bakacağım yoksa hasretle mi bakacağım? Kulağım benim bu Recep ayında nasıl bir hale gelecek, nasibim ne olacak? Ben hayvani duyguları tahrik eden sözleri mi işiteceğim yoksa Rabbimin her eşyadaki zikrini mi duyacağım? Böyle nasip almak, mühim olan herkes yapıyor.
Ama bu duygularla bu düşüncelerle yapmak bunu büyüklerimiz arz ediyor. Bahaüddin, her zaman ve mekanda ayağını şeriat esasları üzerine basasın, emir ve nehiyde istikamet üzere olasın, daima azimetle amel eylesin, ibadet ve taat de kolaylıklara kaçmayasın. Evet, azim ve ruhsat ruhsat da yerine göre azimettir. Sefere çıkmışız, namazımızı iki rekat kılıyoruz farzları, bu da bir azimettir. Ama bunun yanında bütün kolaylıklara gitmeyin demek istiyor. Elinizden geldiği kadar azimetli amel edin. Zaten bundan bir ay önce olacak herhalde dendi mutlaka İlmihal kitabımız olacak. Bunu da hocalarımız tespit ettiler, İlmihal kitabını okurlarsa daha çok istifade edilir diye mutlak okuyacağız. Dini bilgilerimiz olacak. Biz böyle acaba münevver yol Sıddîk-ı Azam'ın sonra Ali Efendimiz'den gelen yolu nasıl düşünüyoruz? Nedir bu yol? Bu yol güzel rüya görmek mi? Sonra kalpten geçenleri bilmek mi?
Havada uçmak mı? Su üstünde yürümek mi? Biz bunu nasıl anlıyoruz? Bunu nasıl anlayacağımızı bize Hud suresinin tefsirinde Sami Ramazanoğlu KaddeSallallahu Sırrı Hazretleri şöyle haber veriyor, buyuruyor ki su üstünde bakarsınız balık da yüzer, buna imreniyorsanız bu boştur. Eğer uçmayı düşünüyorsanız sinek de uçuyor. Bir anda mekan kaydedip Mekke'ye de gidebiliyor, Medine'de. Şeytan da bir anda doğudan batıya geçebiliyor. Sonra devam ediyor, buyuruyor ki bir insana bütün kerametler verilse ama hali Kuran ve sünnete uymasa bu haraplıktır, buyuruyor. Fakat böyle hiçbir hali yok. Fakat elinden geldiği kadar bunu emreden Rab'ındır, Celle Celalühü, Habibi Kibriya'dır, sadatı kiram hazeratı böyle hareket etmiştir dersek bundan da keder etmeyin, buyuruyor. Büyüklerimizin hayatında okursak şöyle bir tabir geçiyor, diyor ki evladım bu yol tuzsuz taşyalamak diyor.
Eğer sen istiyorsan böyle acayip haller, bizde gaye bu değildir diyor. Olmaz mı? Olur. Olduğunda ne yapılır? Dinimizin emirlerine sımsıkı yapışırız, bu da bir nimettir, Allah'ın bir ikramıdır. Akaid kaidelerinde mucize enbiyada zuhur edilir, keramet de Evliyaullah da. Yalnız kerametin gizlenmesi nedir? Bir müridin kazancıdır. Bahaüddin, daima azimetli ameliyyesin. Sünnetlere tabi olasın, cemi sünnetleri mümkün oldukça işleyesin, ruhsatları terk edip bidatlerden kaçınasın, dinde aslı olmayan hareketleri yapmayın, buyuruyor. Belki dinde aslı olmayan bazı taatler çok da yapılabilir. Akşamdan sabaha kadar da yapılabilir. Bunun hiçbir faydası yoktur. Asıl faydalı olan sallu kemara itemuni ussali.
Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın, bu sadece namaz değildir, bütün taatlerdir, yaptığınız taatler Resulullah'a uysun, buyuruyor sallallahu teala ve sellem. Ve sellem. İnsanlar, hayvanlar, nebatlar senden hizmet bekliyor oğlum. Ona yapmış olduğu nasihat bizlere o kadar büyük dersler ki insanlar bir kere inanmayan zümre meydana gelmiştir, inkar edemezsiniz. Artık bu moda haline gelmiştir, inanmıyor. İbadet noktasında ibadetleri değişik anlamlar vererek yapmamaya çalışıyor. İşte namaz taati, salat, dua anlamına da gelir, elimi kaldırırım kafi diyebiliyor. Hac taatini illa rilhicce aylarında deyin, başka aylarında da yapılabilir diyor. Böyle bir zamanda ahlakın da bozulduğu vakit de ne yapmamız gerekir? Bir kere dinimizi talim etmeden bir başkasına öğretmek mümkün değildir. Söylediğimiz sözün altı boş olmayacak.
Oğuz da malumatımız olacak, bilgimiz olacak ki karşımızdakine konuşa bilelim. Onun için bu yola Haceganu yolu denmiştir. Bu yol ilim ehillerinin yoludur. Her zaman ilim ehli bize öncü olmuştur. Bir sohbetti Sami Efendi Hazretlerinin görevlilerinden, devamlı sohbetlerinde ilmihal kitaplarından okunurdu ve büyük bir feyze da mazhar olunurdu. Zahir olmayınca batın olmaz. Diyelim velilik hali biz dinimizin emirlerini öğrenmeden velayet gerçekleşmez. İnsanlar hizmet bekliyor, bu hale gelmiş cemiyet, gayret gösterelim, çaba gösterelim demek istiyor. En azından yavrularımıza iyi bir çevreyi oluşturabilmek, hayvanlar hizmet bekliyor. Öyle bir şefkat var ki hayvanların bile eza görmesini istemiyor. Onların korunması gerektiğini ifade ediyor. Çünkü irhamu mentil ardı yerham kün menti Siz yeryüzündekilere merhamet ederseniz, semadakiler de size merhamet eder.
Mübarek bir zat vefatından sonra rüyada görülür. Ne haldesin, ne muamele gördün deyince ibadet ve taatlerinden hiçbir fayda hasıl olmadı ama bir kedi tutsaktı, onu esaretten kurtardım. Bu yüzden Cenabı Hak bana merhamet etti. Bu artık bir hayvan, insanı düşünelim. Nebatlar senden hizmet bekliyor. Öyle ihsan mektebi dendiği zaman bu yol, sırf postun üzerinde oturup da doksan dokuzluk tesbihatı çekmekten ibaret değildir. Bunun için Sami Efendi Hazretleri de Esad Erbili Hazretleri de yaptığınız taattin semeresi olacak buyuruyor. Bir keyfiyet olacak diyor, keyfiyettir mühim olan. Yaptığımız vazife ne yapacak? İnsanlığın kurtuluşuna vesile olacak, yoksa ruhbanlık cahiliyesi olur. Nebatlar da senden hizmet bekliyor. Diyoruz ki yağışlar pek olmuyor. Yağışı ne çeker? Ormanlar çeker. Her bir ferdimiz bir ağaç dikse, bir fidan dikse bu ibadettir, bu taattir.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bir yerden geçiyordu, bir kuru ağaç, onu ikiye bölüverdi, kabrin bir başına diktiler bir de ayak kısmına. Buyurdular ki bunlar yeşil kaldığı müddetçe ölüye istiğfar okur. Dinimiz bu bizim, yarım bir din değil, üçüncül bir din, her şeyiyle mükemmel bir din, tırnak kesiminde nasıl edep gösteriyorsa, taharette nasıl parmakların vaziyetini haber veriyorsa, devlet idaresinde de vazifeleri beyan buyuruyor. Çünkü adil bir devlet reisi yeryüzünde Allah'ın bölgesi mesabesindedir buyruluyor. Seyri sülukün evvelinde, ortasında ve sonunda gerekli bilgi ve usulleri Hızır aleyhisselamdan aldığım gibi, sana talim eylerim, daha çok zikri hafi-yi iltizamet Allah'ın tevfiki refikin olsun. Buyuruyor ki bu Abdülhalin ve Vüvzevani Hazretleri, aman evladım diyor. Ben Hızır aleyhisselamdan on bir esas aldım. Her şeyin bir temeli var, dini esaslarda bir temel var.
Diyelim usuldür, usulde bir temel var, niyettir. Bütün azalarımızı tertemiz kılmaktır. Maz maza, istinşah ne güzel haber verir, bunlar temel işte. Bunun yanında imanda bir esas vardır. İmandaki esas nedir? Dilin ikrarı, dilin kelime-i tevhidi söylemesi. Sonra azalarımızın ayağımız, elimiz, kulağımız, gözümüz, beynimiz, kalbimiz bütün uzuvların imanın doğrultusunda hareket etmesidir. Sonra kalbin de tasdikidır. Her şeyde bir esas var. Bir ev yapacak evinde de bir esas var. Temelsiz bir bina kurulmaz, her şeyde. Seyri sülukun evvelinde, ortasında ve sonunda gerekli bilgi ve usulleri Hızır Aleyhisselam'dan aldığım gibi sana talim ediyorum, on bir esas. Orada hatırlayabilsek ne diyelim, Vukuf-u zamanî, vaktimize dikkat etmek, vakti boşa geçirmemek. Bu ustada çok güzel malumatlar vermişler aslında.
Bir müminin nefsinin yedi sıfatında terakki edebilmesi için, vücudundan müştemil bulunduğu letaip-i seb'a denilen bir müminin nefsinin yedi sıfatında gelişeceği vücudunun müştemil bulunduğu letaifi seb'a denilen letaifinde zikir. Buyuruyor ki insanın kendi vücudunda var bu, bir madendir demek istiyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz de insanlar madenler gibidir hadisi şeriflerinde. Maden çalıştırılmayınca ne olacak? Olduğu gibi kalacak ama çalıştırıldığında demir varsa demiri, çinko varsa çinkosu, kurşun varsa kurşunu, bakır varsa bakırı, altun varsa altunu, zümrüt varsa zümrütü ortaya çıkacaktır. Aslında bir mürşid-i kamilin görevi bizdeki bu madenleri çalıştırmanın yolunu gösteriyor, vermiş olduğu beş yüz dıştan okuduğumuz zikrullah ve beş yüz işten boşuna değil o.
Kalp madenini çalıştır buyuruyor ve bunun için Acaseni Bendi Hazretleri hafta geçmez, dersini gelir, görüşür buyuruyor, hafta geçmiyor. Sami Efendi Hazretleri gayretli bir tabileri için en az ayda bir buyuruyor. Gelişmemizi istiyor çünkü bu madenlerin çalışması icap eder. Dağın yüzüne ektiğimiz nohutla, fasulye ile dağın altındaki osmiyum diye bir grup var, maden grubu var. Bir gramı bir trilyon dolar. Bunu mu elde edelim, yoksa biz buğday ekmişiz, bu da güzel. Ondan sonra yulaf ekmişiz, onunla meşgul olalım. Nasıl bir hedef göstermişler? Bir kalp fikrinin mükafatını melekler yazamıyor, bizzat Cenabı hak kaydediyor. Amcam dersiydi, babam anam da benim dersiydi, ben de boş kalmayayım diye aldım, bunun için girilmez. Ders aldığımız kimse vasıtasıyla Cenabı hak'a erişmektir iş. Kurbiyettir, Allah'ımıza yakınlıktır, ünsiyettir, dostluktur, muhabbettir, Rabbi Zülcelal'imizi tanımaktır.
Bizim vücudumuzda bulunan letaif-i seb'a denilen letaifin de zikir, fikir ve tefekkürle tasfiye ve terbiye görmesi lazımdır. Bu letaifler de tezkiye demedi, tasfiye dedi. Tezkiye nefsin kötülüklerden arınmasıdır. Biz evimizi nasıl temizliyoruz? Süpürgelerle temizliyoruz, arabamızla temizliyoruz, evimizin etrafında vesair vücudumuzla temizliyoruz. Artık ne kullanabilirsek sabun türlerinden, onlarla temizliği temin ediyoruz. Ama buradaki haber verilen ruhun gelişmesidir. Zulümatta kalmak değil. Zaten bu gibi kimseler nefis diye bir problem yok, onu halletmiş. Ondaki gelişim ruhun gelişimidir. Bedenli yaptığımız taatlerle, ruhun iştiraki ile yapılan taatin fiyasını Esad-ı Erbili Hazretleri yapar. Bedenen buyuruyor, karıncanın yürüyüşü gibi ruhun da füzenin girişi gibi. Hiç hesap edilebilir. Bizden istedikleri bu.
Onun için Hacı Hasan Efendi Kadesallahu sırra gayretli bir salik bulamaz oldum diye yakınmıştır. Netaif I Seba denilen letaifin de zikir, fikir ve tefekkürle tasfiye ve terbiye görmesi lazımdır. Burada daha bir kalitenin artmasını ifade ediyor, tasfiye veriyor. Daha bir nurlanmasını ifade ediyor. Çünkü bunun sonu yok, onurlanmanın sonu yok. Çünkü Cenabı Hak Nur suresinde otuz dördüncü ayeti celilede estaizü billah nurun ala nur, nur üstüne nur buyuruyor. Hiç bunlarda belli bir kayıt göremeyiz, işte şu kadar diyemeyiz. Bu gelişimin sonu yok. Çünkü ashable ve ma kaderullahi hakka kadiri, Cenabı hak'ı kimse hakkıyla takdir edemez, bir ölçü koyamayız biz. Bunu biz Kuran-ı Kerim'de görürüz ashable. Hüsnayı tarif edemeyiz, sonu yok. İşte şu kadar bir hal, şu kadar bir vazife yaparsak tamamlanmış oluruz, tamamlanması yok.
Tamamlandıkça tamamlayamadığımız çoğalmaya başlar, bilmediğimiz çoğalır, tanıdıkça bilmediğimiz çoğalır. Bunun için Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem ma arafnaka hakka maarif ettik, Ya Rabbi seni hakkıyla tanıyamadık demiştir. Maabetnaka hakka ibadet ettik, sana hakkıyla ibadet edemedik demiştir. Halbuki Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem geceleri namaz kılmaktan dolayı çokça mübarek ayakları şişmiştir. O nurlandıracağımız yedi sıfat nedir? Artık insan olmanın yolu bu. Gerçek bir insan olmanın yolunu gösteriyorlar bize. Kalp, ruh, sır, hafi, akfa, nefis ve cesettir. Bunlardan ilk beşi yani kalp, ruh, sır, habi, akfa alemi emirdendir. Böyle gözle görülüp elle tutulan bir cisim değildir. Latif, nurdan olan nimetlerdir. Nefs ile cesedin ihtiva ettiği anasırı erbaa ki ateş, hava, su ve toprakla alemi halklandır, yaratılışımızla alakalıdır.
Alemi emirden olan letaif ruhani ve nurani, alemi halktan olan letaif ise cismani ve zulmanidir. İnsanı diğer canlılardan ayıran fark nedir? Yoksa hayvan da sudan, havadan, ateşten ibarettir. Ama bizim hayvandan bir farkımız olması icap eder. Nedir bu? Alem-i emirden olan ruhani ve nurani letaif-i hamsedir. Bu letaif-i hamse ile kalp, ruh, sır, habi, ahba ile ne meydana gelir? Takva meydana gelir. Cenabı hak kendisinden korkan müttakileri vasfediyor kitabı Kerim'inde. Hem de birçok ayet-i celilede. Hatta Ancak Cenabı hak takva ehlinden kabul eder buyuruyor. Essayla emtehanınallahi kulubam lit Takva Cenabı hak kalplerimizi takva ile imtihan ediyor. Şimdi başımızı iki elimizin arasına alıp düşüneceğiz. Benim kalbim takva ile imtihan ediliyor, müttaki bir halim var mı? Suyu içerken dahi müttaki bir halim var mı?
Bir lokmayı dahi ağzıma girdirirken, attığım adımda gözümün iliştiği her yerde, duyduğum her sözde, tavrımda, hareketimde, ticaretimde, her halimde takva hali var mı? Bunlar bizi nereye getiriyor? Öyle bir hale getiriyor ki, sabitun. İleride olanlar ileridedir. Bizi öyle bir hale getiriyor ki, bizi zalim kılmıyor. Muktesit hayır ile şerri bir olan da kılmıyor, sadeikun ileride kılıyor. Bu letaiflerle kalbe yakın nuru parlamaya başlayınca alemi dünya fani ve kıymetsiz görünür. Biz de böyle sohbetler neler, iştirak edeceğiz ama şu dünya işlerimiz bir tamam olsaydı deme adiliğinden kurtulur. Çünkü kalp marifetullah nurunun pardiyecağı yegane mahaldir ki iman güneşi o borçtan doğar, bütün ilahi sırlar orada gizlidir. Kalpte o hakiki, lahuki güneşin doğmasıyla, bu yüksek tecellinin nurlu eserleri insanın bütün azalarında zahir olur.
O zaman kulluk vazifelerini derin ve deruni bir zevk ve neşe içinde seve seve ifa eder. Elhamdülillahi Rabbil alemin, El Fatiha.