Kendisi malum, Hamdai Bağdadi Hazretleri ile münasebet kurmuş. Diğer meşayih kiram dadı. Yahu şurayı demek istiyorum. Üsteazı çekinirmiş. Mezhep imam olduğu için. Şimdi kokuruz. Bazı işte metinlerden neden hata ederiz diye çekinirmiş. Ahmet bin Hanbel Hazretleri de bunu bilirmiş. Efendisinin görmediği yere otururmuş. Görmediği yere oturur. Böyle kalktığı zaman deniyor, Ahmet bin Hanbel Hazretleri, sanki bir bardak su dökülmüş gibi ağlarmış. Diyeceğim şu. Fatiha suresine bir mana veriyor. Yirmimiş. İki, üç derken Ahmet bin Hanbel Hazretleri tahammül edememiş demiş. Böyle bir cezbeye kapılmış ki, Allah diyerek dışarılar açıldı. Ya Rabbi, bu bilim nedir demiş, Bu bir ayrım. Buna biz dalmayalım. Biz iman konusunda da zaten bunu görmek istiyoruz. Bak, kitapların tahrik ettiği var okuduğumuz ama burada tek gelince, göreceğiz bir de hayran kalıyor. Yani bu tariflerle kolay kolay yapılmıyor.
Allah'tan gelen bir ilmin Celle Celaluhu eseri olsa gerek diyoruz gördüğümüz kadarıyla bunları. Bunu nereden aldım derseniz oğlum tek tek söylerim size. Ruhul beyanın kaynağı tevilatül meymiyye bir. Daha sonra daha sonra bir Seyyid Abdullah Atdüstriyel Hazretleri'nin bir tefsiri var. Bunun yanında daha birçok tedbirlerden bu iş alimi olan mesai yerlerden alınmış ama biz doyumuma böyle ulaşıyoruz. Bizim tepsi hocamız var. Aynı zamanda Kuran-ı Kerim derslere geliyor. Gelin demiyorum desen hemen anlaşılır. Bu işte öğrencilere ders veriyor. Söylendiği söz şu. Diyor ki, arkadaşlar, ne bileyim maluma sahibi. Kütüphanem çok geniş. Fakat diyor, ne yaparsanız yapın, şu gönlü Allah'ı nüzulü ilahi aşık olan kimselerin eserlerini takip edin diyor. Sünemiyyi gibi, nehy-i Nuru'l-mail. Onlara bakın, bir kez sonra ancak öyle doyabiliyor.
Böyle bakıyorsunuz, insanlar gerçekten ilim ehli insanlar var ama aşıkları etrafında dolaşıyor. Ya belki bir şey söyleyemiyorum ama Allah'ımıza aşık. Onun birkaç kelamını duymak onlara çok büyük haz veriyor, huzur veriyor. E biz de yapalım muhtar. O gibi ilahi kelamlara insan gerçekten doyuruma ulaşmak istiyor. Çünkü daralıyor insan. Yani insan olarak, beşer olarak bir daralma oluyor. Bir bunalma oluyor. Buna Cenabı hak, Tevbe suresinde arz genişliğine rağmen onları diyor, sıktı. Bu bu tabii Tebük seferinde Hazreti Kaab, Bilal yok. Hazreti Kaab, Bilal ve Mirare radiyallahu anhü'l-Men bunlar cihada katılmazlar. İşte on gün meyve koyuyor, gölgeleler bizi alıkoyuyor. Şimdi, bunlar katılmadılar. Sonra buyuruyor ki Cenabı hak arz genişliğine rağmen bunlar daralıyor, sıkılıyor. Şimdi insanın tabiatında bu var. Beden olarak sıkılır.
Beşer olarak sıkılır ama Allah'ımız insanın genişleyeceği öyle bir nimet bahşetmiş ki ruh vermiş. Ruhun mekanı bu dünya değildir. Ruhun mekanı melekut alemidir. Cebarut alemidir. Laud alemidir. Mesela biz rabıta yapıyoruz. Nedir? O alemle münasebettik. Sonra yine görüyorsunuz o murakebelerden de yedi kat sema yok gidip kalbine arşa, ağzıma açıyor. Yani bu alemden çıkıyor. Bu alemden çıkacağı Cenabı hak değerleri vermiş. Biz kulumuza şah damarından daha yakınız. Eğer bir zahirini görürseniz, zahmet verdiğiniz hazretleri bu Konya'dan saray mı diye uzahtı anlatıyor. Uyuyor ki Münir efendim diyor. Ne diyor damarı. Yani bir telefon gibi düşünecek olursak, bir telsiz gibi, biri diyor insanın elinde biri başta Cenabı hakk'ın elinde. Yani tazarru ve niyaz dediğimiz zaman budur işte. Tazarru ve niyaz yağları, yapar bu insanda var, hepimizde var. Şimdi elinizde telefonu meşgul oluyorsunuz.
Bazen de çekmiyor, görüyoruz. Hepimizde oluyor bu. Yalvarırım, bir türlü çekmiyor. Niye çekmiyor? Bakmıyorsunuz, dip dal geliyor, engel. Bir türlü çekmiyor. Bizim nefsani arzularımız yoksa bunların o biz konumuza şah damarından daha yakınız ayeti geliyeyle onlar koruyor, münasebeti koruyor. Cafer bin Sadık geçen bir kardeşimiz soruyordu. İmam-ı Azam efendimiz, rahmetullahi aleyh tarikatı aliyyede şeyhi kimdir diye. Oğluluğu olur İmam-ı Azam efendimiz. Babalığıdır. Cevaberi Sa'd'ı. Gaddesallahu ve sure. Onunla münasebet var. Sonra, bir, bir, şu, bak şunu çok güzel bilmemiz lazım. Şeyhi olmakla birlikte, mesela İbrahim ümmet Nuri diye bizzat var. Taha, Haliri Hazretleri var. Efendimiz buyuruyor ki sallallahu aleyhi ve sellem, bizzat mürşidin benim buyuruyor. Öyle dediği kimseler var. Bizzat bunun eğitimi altında devam ediyor. Yine de şeyi var, itaat ediyor. Çünkü yol göstermiş.
Men, allemeni harf ver fakat sayyarani ad der. Bana bir harf öğretenin kölesi olurum buyuruyor Ali Efendimiz. Radıyallahu anh. Yani münasebeti olmuşlar. Bu damarı çalıştırmış. Cafer-i Sadık hadiste Allah'ın sırra, aynen diyor. Bir kısım konularda, aynen diyor. Derhal diyor Cenabıhakk'a yönelir. Uzun değil, onlar için hiç gelir. Biz derhal yönelirdi diyoruz ya şut dediğimizde o bir senelik ilmi bir anda alır o. Bu nur olarak gelir kalbine. Bu aynı konulardır. Yani bize üstatlarımızın üstünü örttük de anlatmadıkları mesela efendimizin hayyayı, boymayı bilmeden geçip giriyoruz dediği bunlardı işte. Bizzat cahilin ilmimi geziyorum dediği. Bakmayın siz öyle zahiri durumlarına batıni çok müstesna. Burada biz iman konusunu eğer işleyebilirsek imanın, nedir iman? Et tasdik etmektir.
Bu dil ile olan söylediğimiz yeri dil ile söylediklerimiz şimdi mesela adam öldüğünde Müslüman olduğunu bileceksin ki Müslüman kabristanlığına koyabilelim. Ondan sonra mesela miras meselesi. Müslümansa ona göre mirası taksi verildi. Daha başka diyelim ki şahitlik hususunda neden ama kalbi yön Cenabı hak var ya. Şimdi biz ruhun bildiğimiz için bunu ifade etmemiz gerekir biiznillahi teala. Şimdi böyle bir damar var insanda. Bir damar var. Bu Cenabı Hak'la alaka kuran bir damar. Şimdi düşünelim. Allah'ımızla münasebet kurun der, yok. Mesela o ladik de Ahmet babam bir sıkıştırma aile olmuş işte ne bileyim ne diyor diye. Yüz yirmi dört bin peygamberin her şeyini, şekeresini ortaya koyarım diye. Gerçekten de koymuş. Efendimiz anlattı. Rahatsızmış. Vardıklarında böyle bir sıkıntı geçirmiştir. Nedene? Efendimiz hazretleri böyle bir huzura dalmışlar. İyi olmuştu dinlerken ve sıhhat bulmuş.
Efendimiz buyurdu ki, aynen dibi. Kuran-ı Kerim'de en çok Hud suresinde geçer. Hud suresinde geçer, Bağraç suresinde geçer, Efendim. Kamer suresinde geçer diye surelerde var. Lut kavmini anlatıyor. Arada da diyor mu, hoca efendiye soru, hoca efen diye soru. Aynen dedi efendim, sadece böyle, aynen. Kuran-ı Kerim'de ne ise olduğu gibi, olduğu gibi. Efendim biz bunlara bakacağız. Bak Ahmet bin Hanbel Hazretleri dedi, yalınayak gezen bir delil, Hafi bir başka, izni manasında, Hafi, yalın et demek. İşte hafi, hep onun yanına var. Ahbir nianillah, bana Allah'tan haber ver ya bir şerifim, demek ki çok müstesna bir amel mezhep imamlarında öyle tahrip edilecek gibi değil. İmam Şafii rahmetullahi Ali hazretleri, İmam Şafii bir rüya görüyor biliyorsunuz. Kendisine yüzük takıyor aleyhissalatü vesselam'ı kendimiz. O ilim birisi.
Yani okumuşlar okumamış deyim de okumuşlar ama aynen Sami sultanımızda olduğu gibi maluma sahibi ama sıkıldığı an olur. Demiş ki ben okundu kitaplarından biraz daraldım. Bana bir kitap verir misiniz demiş bir hoca değil diye. O da samimen bir kitap veririm ama biraz kuş gibi anlaşılacak gibi değil zahiren batini olsun bakayım demiş. Son kısmı kitabın isim olarak gayetü'l-degayid diye geçiyor. Yani çok ince manaların olduğu yani Muhyiddin Arabi hazretlerinin lüfbüllü sırrı sır diye çok güzel bir eseri var. Şey bu Essadi Elbili hazretlerinin tevhid risalesi var. Bu eli ve bendi hazretlerinin. Tabii bunlar çok ağır. Yani buna benzer bir kitap okumuş bir hafta karar müsaade etmiş. Ondan sonra işte tekrar müracaat ediyorum o hafta zor bile. Buyurmuşlar ki biraz daha müsaade eder misiniz biraz çalışsam? Çalışmış, orada gerçeği gülmüş. Buyurmuşlar ki mutlaka bir mürşid-i kamile ihtiyacımız var.
Evet biliriz ama daha aşacağımız noktalar tarif edilmez şekilde pek belli düzeylere geldim dedim. Siz dedi benim dedi elimden tuttunuz. İki basamak dedi daha büyük yukarıya çıkardınız. Demek kişiyi bir kimseymiş ki efendimiz buyurdular ki hoca ben siz kendi gayretinizde şu noktaya gelmişsiniz. O artık mülhem, mutmainne, raziye, Nazviye o makamları da dedi inşallah geçmenize vesile olmuşuz dedi, yani mutlak bir ihtiyacımız var. Mukdem diye bir tarif var, yani belli birliğine gelir de şu konu çok önemli, şu diyeceğimiz soru çok önemli. İnsanın geldiği noktayı muhafaza etmesi, önemli olan bu. Mesela belli bir yerdeyim ama orayı korumak lazım. Nasıl koruyacağız?
Biz Yunus suresine baktığımız zaman, İslam'da ve takva ile kurtuluş bu şekilde yoksa velilerin korkuyu yok mahzun olacak değiller ama iki esası Cenabı Hak hemen ayet-i kerimin altında teyze baba isterseniz söyleyin Mevlana Halid efendimizin kulleparasından bu Saan Aleyna hazretleri belli. Efendimiz aleyhissalatu vesselam buyurmuşlar ki icazet noktasını konuşabilirler icazetin var mı ne diye zamanın kutbu durumunda olarak Taha Hakkari hazretleri var Onunla görüşün, buyur. Şimdi anlaşmışlar, mekan olarak da uzak değil, birbirlerinin, esaslerimizin yeri de uzak değil, Erbil'de uzak değil, birbirlerine yakın bir çevrede bulunuyorlar, anlaşmışlar, Taha Hakkari hazretleri biraz erken gelmiş.
Taha Halil hazretleri de biraz geç kalmışlar fakat içeri girmemiş dergaha, yalnız ona ham etmişler işte efendi hazretleri ayağa kalkmadı buyurun demediği için içeri girmiyoruz hadi hiç öyle bir şey yok işte demişler efendim ta şimdi demiş ki ben içeri gireceğim ama bir meselenin vukuya hakimması demektir. Müridanın gönüllerine sahibim, benim kapı önünde bekleyişimi, sizin istiğfar etmeyişinize bağladın, hayret demiş. Daha dikkatli olmamız gelmişler. Şöyle bilelim müferricun diye bir zümre olur. Bu var hadis-i şeriflerde vardır. Müferricun tabiri var. Yani biz okuyoruz gidiyoruz da yani bunu ancak efendilerimizden anlayabiliriz. Yoksa bu gruba gideceğiz yani hiçbir şey anlamadı. Şura suresinde bir ayet celide var. Efendimiz buyuruyor ki sen de Allahü teala ey müşrikler siz eda ezayı ediyorsunuz ya. Yanınız şu yakın akrabama dokunmayınız buyuruyor.
Bu gerçekten, emri Buhari hazretlerinin, medresesi, arşı, ahırı fahri alemi sayın Allah-u Teala'nın, bu diyor ya, onun dediği gibi olan kişi sever söylüyor. Bu diyor, Allah'a gurbet yakınlıktır. Şimdi aramıyor, aramıyor, tesirlerde yok. Ancak kurtuluş Aliusi hazretlerimiz tersinde çıkar. İnşallah efendim iki taraflı zülcenahidir büyüklerimiz. Zülcenahim demek iki kanatlı hem uzayı hem batın. Şurada işleyeceğimiz konu da aynen. Burada lanet damat olmamız gelmiş şeye dönülüyor tabi. O. Bir gün sohbete gelindi. Gelindi. Artık sohbet tamamlandı. Dışarı çıktılar. Ölmek gibi bir güzel koku geliyor. Hani hissettirmek istiyor aslında. Kendisi biliyor. Hep anlasınlar demek istiyor. Herhalde Hızır aleyhisselam diye de böyle Mehmet abi onun bir türlü çıkaramıyorum. Türk güzelim bir ifvandı vefat etti. Ümit abi çok güzeldir. Gerçekten hakiki bir mürittir. İsmini bazen hatırlıyorum. Çok oldum.
Vefatlerdi. Üst lazımımıza çok geldi. Böyle Kayseri'de müstesna kimseler vardı. Bu Talas'tır, halkını. Hem celpeli bir kimseydi, Sami efendimiz Hazretleri ondan sonra Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz diye, bunlar çok, şimdi şey deniyor ya çok ileri önde olan kimseler vesaireler deniyor ya. O ben bu tabirini kullanabilirim. Tarifi-ı aliyede gerçekten bir sürü daha koçluk olur ya. Bir sürü olur ama koça değer verirler. Talihatı aliye budur koç var bunlar. Şimdi o çıktı sohbette. Azar kullanacağımız onun da işte ayakkabısını çevrilecek. Huzurunu diyoruz ya Ben ruhumdan ruh üflendim. Yani insanda bambaşka değer var. Adem'in çamurunu kendi elimle bulunuyor. Ama bak itirazlar çoğalacak. Bir de bir desen deyin duyduğuma göre büyüklerimizsin. Öyle ilim meyiller diyor. Mesela Adem'in yüzünü kendi elimle bulunuyor.
Fahreddin Raci Hazretleri tefsirinde de işaret ediyor ama o noktaya geldi mi buralar anlatılmaz diyor. Şimdi bizim istediğimiz rabıtayı bol bollacaktır. Şu müttaki halin içerisine girerek yaşantımızda takva nasıl bir bir saray düşünelim. O saraya nasıl gireceksek kapı kapandı, pencere örtüdür. Nasıl ineceği? Bir anahtar lazım. İşte bu anahtarı bize veriyor efendilerimiz ama biz açamıyoruz. Şimdi anahtarlar çok değişti. Çiftlerde anahtarlar var. Farkları açılıyor. Yerine göre