Cenabı Hak ile muamelemizde riayet edeceğimiz hususlar. Buyuruyor ki bir mürid devamlı olarak şer'i olan emirlere riayet etmesi gerekir. Bu şeriat çok mühim. Hangi reteliğe yeni sevk girelim? Temeli şeriattır. O olmayınca hiçbir şey olmaz. Temel olmayınca binanın ayakta durması mümkün olmadığı gibi şeriat olmadan hiçbir şey olmaz. Kıymetli hocaydı. Öyle sohbet ederken bir tanesi, birden mevluleye girdi, nasıl girdiyse, pidedah etti. Girdim, bizim gibi bir sen. Hocam dedi, şeyhin dedi, üç tane alameti var. Dinliyoruz şimdi. Birincisi dedi, birincisi dedim, İtikadı ehli sünnet tercih etti. İkincisi Ameli mesel imamlarını geçen, hatırladım. Üçüncüsü de ahlakı sadate kiram edenler de çok güzel. Yalnız, söz söylenecek yerine. Şöyle baktı, hoca döndü, onu nasıl olduğunu anladı zaten. Mendebur dedi. Ezan duasını öğrendi dedi. Sen bunları bırak, bir ezan duasını öğren şerhi attın.
Çok Her şeyin temeli bu. Bazı sözel yanlış nakliyat. Şimdi bir yerden iniyorum aşağıya. İşte helal okumayı mı anlatıyor ne yapıyor? Onun diyor dişilleri işte helal lokmanı, altına izin ismi yazmış. Ya bu bizim söz değil, bu bir haktır, hukuktur, bu bu bu değildir. Böyle duruyor, şimdi edebi olması gerekir. Böyle egoistlerin üzerine çoğu olur. İşte ben şunu bir kayda geçeceğim, ne dersin diye denirse düzeltir. Tahrim, basılmış takvime bizden bir söz. Hiçbir ifadede güzel sözel güzel ama edebi olması lazım. Bizim aleyhisselatu vesselam Efendimiz, fesahat ve belaatla geldi. Sonra büyüklerimiz hep edep kimselerdir. Sözlerinde de öyle. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz Cevamiu'l-kelim mesela az bir kelimeyle çok büyük manalar ifade ediyor. Geliyor Ashab-ı Bizim efendilerimizden bir tanesi sorduğu soru da önemli. Hazreti Ömer buyuruyor ki Ben insanın seviyesini sorusundan anlarım buyuruyor.
Sorduğu sorular onların buyuruyor. Dedim ki yarın Resulallah emirler çoğalttık, tavsiyeyle çoğalttık. Bana öyle bir tavsiyede bulun ki kısa olsun, öz olsun ama her şeyi tamamlasın. Nebi leke övvenni sallallahu teala ve sen buyurdular. Buyur. Bu mübarek sözü bütün itikadı da ibadeti de, ahlakı da, muamelatı da her şeyin içerisine alın. Buyurun de, Allah'a iman ettim de. Artık ona iman edince bütün emirlerine de riayetkar bulacak. Süper. Sonra da dosdoğru hareket et, buyurdu. Bu bir haktır. Sonra Etebilik olarak güzel cümlelerin ifade edilmesi gerekir. Hatırladığım şu. Beyin, nedir? Sahih İtikat, Dal zikrullah, çok olduğu için otuz sene hemen. Ondan sonra vücut cihad bulunmuş, en ifade edecek. Bulunmuş, dediğim gibi de değil. Hani bunların söylenmesi lazım, madem nah verin diyor, söyle. Bazı sözler oluyor, hiç konuşmadığı kelam olmaz. Oluyor.
Mesela o sözde bir başka Meşşai zan efendilerimizde birisinin insanın kendisine mal etmesi yapmış olur. Burada ifade edilen Biz hayran kaybediyoruz. Bu ifadelere bir de şunu söyleyeyim Ahdat Risalesi okunacaksa olsun çıkar diyor. Sufiyye adabı deyin. Oley. Bu Hasan Hocamızla biz görüşürdük Rahmetullahi aleyh. Allah'tan seçkin bir ilme müstesna. Güzel yazmışlar, güzel, tercümeleri güzel ama o son onu biliyorsunuz artık, her okudukça adap izalesi değişir. Bu Ankara'da vefat etti mi acaba? On iki yaşında, ilme başlamış. Sonra yüreğim Mısır'da Bağdat'ta bir yere kalmışum. Sanüddin Hazretleri'ni de İsa etmiş. Ben de Resulullah'a sırra Şevket yardım edecek. Osman buyurmuş Kitapların hep dursun. Ahda Risalesi'ni oku. Şu da yanlış anlaşılıyor. Mesela bırak deyince bırakılmaz. Mesela Hürşey'imiz birisine bu çok uzun bir icazet yazdı. Şahidim ben bunu. Şahidim.
Hatta bir de sordum oğlum ne çıkıyor bu dedim? Dedim kabul etmezler. Siz yazdınız ama, hasırsız insanlar gerçekten uyuyordu. O gönülde icazet, şevkini, tadını, o arzuyu, o isteği, hı demek istiyor, onu yap demek istiyor. Şimdi bir şey dedi mesela Osman diyor bütün kitapların dursun, adı. Bu ne demek? Şimdi ifadeler var bazı kesretden kirayı diye çok güzel bir ifade var. O şudur, yani sen bu kitapların yine mütalaa edersin ama bunun üzerine yoğunlaş. Tabii Arapçada okuduğu için Türkçe kitapları da pek tat alınır. Eğer Arapça okursa Türkçe'den pekmezse tatmaz. Bu diyor, Kutsal olursa, Acahsen Efendimiz de olur diyor. Çok da saygı duruyor zaten. Buraya haber geliyor. Efendimiz çoğu müstesna bir saygı, müstesna bir eden, müstesna bir hoşgörü, hüsnü'l muaşerer, derhal kitabı hazırlanılan günler. Her okuyuşta diyeceğim değişir ama dikkatli okuyacağız, dikkatli bakacağız.
Halen kalıyoruz biz burada mesela o kadar bilmesek dahi, Arapçası hoşumuza gidiyor. Çünkü bu beyan Türkçede biraz dökülüyor. O tadını koymuyor. Yani bu ne der ki? Yani o kadar güzel bir beyan ki Türkiye geçilmiyor işte. Derdime, Gayimen. O Sani'den Hazretleri ile Hadisallahu Sörle oturuyor şu cümleyi çok kullandı. Ara ara söylüyorum Allah daim gayemizsin. Allah daim gayemizsin. Şimdi devamlı olur insan da o devamlı oluşta gayi eder üzere, erkan üzere, ahlak üzere. Bu şekilde daim olsun diye ifade ediyorum. Burada da diyelim. Şeri emirlere dikkat ederek devamlı ve buna riayetkar olarak bulunmanız gerekir ve devamlı da diyor Temiz, düzgün. Şimdi Çok hepsi müstesna. Yani insan hayran kalıyor. Bir kıymetli hocamızdı bizim tefsir yapar. O zaman. Görüşürdüm. Benim gibi üniversite öğrencilerim var diyor. Bu bir Benim öğrencilerim arasında, üniversiteden, bir de yaşlanca var.
Hiç Arapça markenin denk geliyor fakat oturur diyor. Ben de onu bereket kabul ederim diyor niye geldin demeyin diyor bilmiyorum o üniversite öğrencilerinden daha iyi anlayan bozuldu gönlüne sanki nakş oluyordu ağlarız. Sen bir sesin, biz zaten. Bu sırrı hata ederiz. Diyeceğim şu, sonra şehirden bir güzel bir insan bize ders vermek de istedi. Tabii saygı duyacağız, aldım böyle, hürmet dilerim ama ben dersliyim, mürşidimizin aynı zamanda manevi bir evladı, maddesi baba kelimesini kolay kullanmadı. Bu çok buna bir acayip gelirdi. Kullanmadı mı? Hep efendimiz, inşallah. İnsan artık diyeceğim şu, ben dedi namaza geçtim dedi. Böyle bir talim de yok ama temiz bir insan. İnsanların istikamete sorduğu üzere yani bunlar en azından yüzde elli kötülüklerden insanların korunmuş oluyor, muhafaza etmiş oluyor, saygı duyduk. Mesela bir dağ düşünelim.
Dağın birisi başlamış bir tarafından işe ilgilendirmiyor, birisi bir taraftan ağaç gibi, biri varsın tiksinler, hizmet iksinler dinimize. Yeter emniyetlerimiz düzgün olsun. Yalnız şu var, böyle bir tarikatlerden neden her tarikın kendine mahsus bir özelliği vardır. Bir sırrı var, Bize oldu, bir hayli oldu. Mesela gelmek isteyenler oldu. Söylediğim söz şuydu. İçinizden böyle en iyi kimi takdir ediyorsunuz, devam dedi. Hayır dediler biz olur dedi o zaman şartlarda riayet edeceğiz. Her tarikın kendine mahsus bir özelliği vardır, bir prensibi vardır, onları hep özetledim dikkat edin, riayet edin. Bir İmam-ı Rabbani olsa, ondan sonra dolu, Ticani, Ticani, Karabaşı, Bayrami, Sinani çok tarikatler var. Bunları kendi edep usullerine göre yetiştiren mübarek bir kimse.
Ben dedi İmam-ı Teeş'te, bir de bir insanım ama gönül Cenabı Hak'ta verilince okuduğum dedi ayetler böyle manaları içime doğmaya başladı dedi. Mesela burada Abdullah Hazretleri debba Hazretleri var. Abdullah Hazretleri debba Hazretleri okumamış fakat onlar ilim ve hilleri soru sormuyorlar Üstadımız şu mesele nasıl? O mesele nasıl? Onları biiznillahi teala hallediyor. Şunu bölmüş olabilirsiniz. Ben nur Hadis-i Şeriflerin nurunu da tanırım. Hadis-i Kudsi olursa sütun şekilde bir nur, diğerlerinden de normal şekilde görülür. Buraya kıymetli hocamıza, Hasan hocamıza bir ricalühuvah'dan kimse gelir. Bunlar mürşidimize gelir, Onun gelme sebebi de şu, bu Hızır Aleyhisselam'la görüşüyor. Hızır Aleyhisselam diyor ki sihri süluk görmeniz gerekiyor. Efendim diyor niye bunu göreyim? Ismini dinleyen ve Hint olacak bir şey olmasın hayatta değil zaten.
Şu kimseden diyor ama onların cazeti Götürdüm, böyle bir elektrik direğini dedi, alndığımda bir ağladı. Yani bana icazet geldi diye sevinmiyor. Avladı diyor. Ben buna lanet miyim dedi, boğazımı sarıldı. Böyle bir kimse yalnız bu meşayiyi insan ve bazı farklılıklar bir kısmında Cemal sıfatı galiptir. Bütün böyle tatlıları sınırım, böyle içime boyasın gelir. Böyle pil de Celal sıfatı galip olan var, pil duramazsın yanında. Bizim üstadımızda Cemal sıfatıyla aitti. Gitti. Şimdi o sırada uzakta da cenaze sıfatı var. Adam dibe çöpe ricaullah'tan ama dibe çöpe. Öyle türlü dersleri, taşıya kadar gelmiş maşallah. Nefis ispata. O ders biraz zor öğretti. Çok, bayağı bir sürer. Çünkü bizzat dokuz tane şartı var bunun. Dokuz şart yerine gelecek ve onu öğreten kimse bizzat yaşayacak. Ve onu öğreten kimse bizzat yaşayacak zaten. İşin asıl önemli noktası bu.
Yani geçirirken o bizzat yaşıyor, bizim vefat ettiği için diyebilirim. Mahmut Hakayin efendimiz dersini geçiyor, hukuk dersini. Emin olun, kendimizle geçtik. Gerçek bir mürşid-i kamil bulmak lazım. Hakiki olanı bulmak lazım. Her mürşide dil vermek ki yolunu sarpa uğratıp, mürşit olanın yolu asa demiş. Böyle demek de neyle onun yaşamamız gerekmiyor. Öğretiyorum bunları anlayamamış. Nasıl çıkarsın? Hapsi nefes bilmiyorum. Darbe denir mesela, darbe denir. Çilenamıyor, kızmış ama. Canım anlatıyoruz anlatıyoruz, anlamıyoruz demiş. İncikmiş. Gelmiş Hızır Aleyhisselam'a. Efendim beni çok azar görür, ben de anlamıyorum demiş. Kendisi aşiret olmuş, zürriyetinde bizde demiş. Anlamıyorum demiş. Ya demiş bir kimse görüyor, çok yumuşakmış demiş. Hacaz, gideyim mi ona demiş. Git demiş. Gelmiş, geldiğinde başını şöyle bir eğmiş. O gelen zat. Allah Allah demiş Sami Bendi hazretlerinin Hatarı geliyor.
Böyle iç gözleri açık görülüyor ya. Neyse çok konuşuyormuş böyle. Hasan hocamız demiş ki bak efendi hazretlerinin ile konuşulmaz. Sükti. İkinci gün gelmiş böyle hiç konuşmuyor. Hasan Hoca ne yaptın demiş Müber Efendi, unutsun demiş, arz edeceğim şunu. Ben öbür öğrenci okutuyorum diyor. Okuturken, öğrendiler ayrıntılı diyor. Demiş de hocam bak okutuyoruz. Şunun içerisine girin giriyor. Şunun da içerisine ilim giriyor şunun içine ilim girmiyor. Ben de diyorum en çok ona ihtimal ederim. Sonu diyor hala yaşar hala acayip, hala acayip, dilediğiniz için diyorum çıkaramaz diyor. İşte altmış senenindekini konuşuyoruz vallahi daha yetmiş oldu. Yani bir İzmir ilahi Teala hissediyordu, ölüyor. Adnan diyor benim diyorum ibareler dediler, çıkaramadığım yeri olur. Mehmet Efendi buraya ne diyorsun? Hemen diyor, Avrupa'nın içerisine bakar Allah'ıma sen. Saatler çıkar.
Ben hocamızı vefat ettiği için diyeceğim, bir üstünlüğünü haber vereyim bize. Kendisine itiraz edecek. Hocam, profillardan neden hocamızın aşağı değildi ki, yani hayran kalırım bir letaifleri tarif etti, kadın hocamızı. Bu Ayet-i Celile ile bir izah etti. Onların ne bir ticaret ne de bir alışveriş Allah'ın zikrinden alıkoymaz diye. O gelenler üniversiteden hocalardı, Dinlerim ama ayrı anlamdı. Gerçekten bir fiilimizden istifa etmiş, faydalanmış, ölmüş ondan. Geliyor da itiraz için dediler. Hocamız bir kitap istemiş oğluna gidin sonra. Bak oğlu hayatta anlatır. O mu demiş? O kitabı getirip daha çok Resail-i İbni Abidin, o ellerindeydi. Kitabı önce bulamadım. Avucunu Aşiri. Satır satır koskoca kitap üç yüz beş yüz sahifenin kitabı. O avucunun içerisinden okudu diyor. Şimdi bir misal daha vereyim, el-kufe yatar zaten. Hep tabir edilinde nerede yanınacak diye. Halk da onu çok seviyor.
Hocam bir cübbesi hediye istiyoruz. Sonra o kağıtları toplamak istiyorum, Fatih eline gelmiyorum. Kim biz bir his var. Bak kardeşlerimiz gerçekten samimi uzaktan geldiğimizi biliyorum. Yalnız yoğunlaşarak yerleri bilelim. Yoğunlaşarak yerilerimiz batini yönler. Mesela derslerimizde en önemlisi ölüm tefekkür. Ölüm tefekkürü güzel olursa rahat tefekkürsun. Şunun gibi mesela halimize göre değil, güzide pide'de, üzüm bahçeleri işlediler, niye işle? Çünkü kış gününde yağmurdu, kalbi onlar daha kolay toprağın derinliklerine işlesin diye. Ölüm Tefekkürü aynen bunun gibidir. Bir tarla sürmek gibidir. Bizim bir tarlamız vardı. Burada orada nasıl olduysa adam silahından gitmiş. Onu bulacağım diye traktörle sürüyor. Bir gitmiş, bir daha gitmiş, yedi kere gitmiş, çok iyi sövmüş, yedisiniz gerekiyor. Ulan mahsul böylemüş, çok sürüldüğü için ölüm tefekkürünü de kalbimizin iyi bir anıt yok.
Yollarını üstüme çekiyoruz geçenlerde dedim ki yarın gaflete girin üstümüze o beton kapakları çektiğimizden ne olacak? Yer tarafta. Ne yapacağız? Şimdi yorganı çekiyoruz. O beton kapakları çekilecek üstümüze, onun altında ne yapacağız? Bunu derin derin düşünürsek rabıta güzel gelir. Rabıta yağmur gibidir ve insanı güzelleştirir rabıta. Bizim tatsızlıklarımızın sebebi de Efendimizin İhvaniydi asker özelliklerini soy ismi Tuna. Bu ben omire geldim diyor. Geldim İhvanları diyor büyüklerimiz daha çok insanları omuzdan tanırlar. Çünkü melekler orada oturduğu için böyle dik dik gördüm diyor. Böyle bir is falan diyor şekil şemayip bir hoşdaşmış dedim ki size ne olur yahu dedim diyor. Kendimize gelelim dedim diyor. Ki yeniden iyi bir sarılalım. Beni rabıta sarıldığımız zaman güzelleştir bizi, derslerimiz verdi. En önemli günler orası.
Hatta Muhammed Masum, ondan sonra Es'adi El Vel'i, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem birkaç mürşid-i kamilimiz hep rabıta üzerinde durumlar. Allah'ın Ravutanız kuvvetli olsun. Aslında dersimiz yapılmıyor değil, yapılıyor ama şuna benziyor. Böyle güzel dikkat ediyoruz. Böyle böyle harmandan verin, onun sapları iyi, yarın önünde. Ondan sonra ilk şiddet çaldığımız zaman hep spor gider. Böyle dinlerimize de ablalarlarımıza da sahip olursa oradan gidiyor işte. Sahip olursa onu korumuş oluruz, muhafaza gitmiş oluruz. Perhizi çok önemli. İstersen ilaç verir, doktor. İlacı kullanmasa bile perhizini kullanırken sıhhat ve afiyet olur. Şimdi sadır var, kalp var, fuet var. Bir de bakın üzerinde durup gitmeyelim. Bu fuet gönültür, kalbin daha bir içidir. Biz inşallah bilinim böyle kalp dendiği zaman o imanın yazıldığı bir noktadır.
Allahü Teala, bu yeter bize, Allahü tealanın dışında her şeyden sıyrılmak. Bu bizim malımızı mülkümüzü her şeyimizi terk edip de bir daha, böyle küçük bir şey ilmi şeklinde bir zor sıra vereceğiniz ibadet ve daha çirkin bir mekan değil o. Burada kalmak değil, dünyamız da çok olur. Buna ne derler? Kesret ve vahdet dediler. Kesret de vahdet, hanımım var, çocuklarımız var. Ondan sonra ev var, bark var, işimiz var, gücümüz var, insanlarla münasebetimiz var. Bu çoğunluğun içerisinde vahdete girebilmek, Allah'ımız ile huzura varabilmek yani bunların hiçbirisi bizde tesirinin olmaması. Bak hocamızın dediği ayet, elliye gelmiyor bu Nur suresinde. Hatta recavu la tuhim ticaratın ve la beymü aneküllah bir şey vardı bu değilmiş demek ki hem kadını erkeği hem de kadın içine alır men ifadesiyle o bir ayrı bir konuydu. Burada Ticaret alışveriş Allah'ın zikrinden alıkoymuyordu.
Hepsine imanla tasarruf edinmiş oluyor. Bütün de üzerinde durduğu Arifani İlahinin bu masival. Bir hoca kardeşimizle görüşüyorum