Ruhani Yolculukta Kulluk ve Manevi Arınma kaydında Bu mübarek yolun üç tane edebi vardır. Cenabı Hak ile olan edebi, İlahi emirlere dikkat etmek suretiyle, kulluk görevini, kulluk görevini en kamil bir şekilde hem zahiren hem de batınan yapmaktır. Zahire, diyelim ki yolda gelirken insanlara mani olan bir engel var. Onu kaldırmak, zahirde kaldırır onu. Batılda nedir? Kalbimizdeki Cenabı…
Bu mübarek yolun üç tane edebi vardır. Cenabı Hak ile olan edebi, İlahi emirlere dikkat etmek suretiyle, kulluk görevini, kulluk görevini en kamil bir şekilde hem zahiren hem de batınan yapmaktır. Zahire, diyelim ki yolda gelirken insanlara mani olan bir engel var. Onu kaldırmak, zahirde kaldırır onu. Batılda nedir? Kalbimizdeki Cenabı Hakk'a kavuşmaya engel olan maniaları kaldırmaktır. Amanlar, buradan insanlar geçmiyor. Şimdi ayaklarına takılır. Kolayca gelip gitsinler diye mesela bu karları giderebilmek. Bu zahiren olduğu gibi batını de gönlümüzde Cenabı Hakk'a giden ona kavuşmaya, onun muhabbetine, onun tanınmasına, onun dostluğuna, ona olan yakında, ne mani ise onları kaldırmaktır. Mani olan hiç şüphesiz nefsani arzulardır ve isteklerdir.
Artık ifade eden Muhammed Bahaüddin Hazretleri olunca, hiç şüphesiz gönlüne doğan izinlerle, o nur-u ilahiye ile elbette ki müstesna bir söz söyleyecektir. Allah'ımızın yasakladıklarından kaçmaktır. Tamamen Rabbimizin dışındakileri gönülden atalım. Bunu biz böyle okuruz. Sıralarız üç doludur, altı doludur, Dokuz da odur. Olur da odur ama bunu bu şekilde geçmek değil, yaşamak ne buyuruyor? Günah ve isyanda, Allahü Zülcelal'in dışındaki her şeyi atmakla. Bu kolay değil atılmaz. Mesela attık deriz ama iş başa geldiği zaman, böyle bir sıkıntı olan da olur, insanın, neşire zamanı da olur, O neşire zamanında kim yüzünü kaçırmamak. İşte bir gel keyfim dememek, Allah korusun. Onda da aman daha öyküye dikkat edelim, daha hangi nimete mazhar olabildik ki Cenabı haktan sevineceğiz diye ilahi tarafını görebilmek için. Kederli anında da öyle.
Velhasıl hayatımızın her bölümünde, her bölümünde, Rabbimizin dışındaki duygu ve düşünceleri atmaktır. Üçüncü olarak Efendimiz'le olan münasebetten zaten ondan ayrı olamayız. Burada Cenabı Hak'la olan münasebetten zaten yaratanımız Mevla. Gelişimiz de o, bir işimiz de o. Ayrılamayız ki biz. Biz kime aitiz? Ona aitiz. Zaten bu bir imtihandır bizim için. Çünkü bizim Cenabı Hakk'a ait yetimizin değiştirmeye çalışan ne var? E şeytan var, nefis var, arzuları var. Buradan mücadele yapıp, beynimizi çok iyi kullanabilmek, alt üst kullanmak. İnsan eğer buradan bir şehre yola çıkacaksa, yolu terk edip de dağdan gider mi? Hiç olacak şey mi bu? İşte ben, daldan geçer, gülerim. Burada kullanacağımız akıldır. Akıl neyi icap etti diyor? Beni yaratan o.
Yaratan yarattığını bilmez mi buyuruyor, Onun emrine muvafık hareket etmek çünkü yaratana karşı yanlışlığın da ne büyük bir küfranen nimet olduğunu da insan o zaman düşünür. Resulullah denince, Sa'den Allahü Teala ise o bizim peygamberimiz, Sa'den Allahü Teala. Onun risaletiyle, peygamberliğiyle bütün peygamberlerin, peygamberliği kabul edilmiştir. Daha sonra sen olmasaydın, sen olmasaydın, alemleri yaratmazdım. Nasıl korkabildin insanından, nasıl? Mümkün mü? Burada dediğimiz gibi beyni çalıştırabilmek. Bana uyunuz, bana uyunuz. Ayet-i Cehilesinde tamamen yok olmaktır. Çünkü ayette ne? Cenabı Hak'ı sevdiğini dairelere söyle haberin, Peygamberime tabi olsunlar. Onu emreden kim? Cenabı Hak. Şimdi, diyelim ki bir iş yapacağız. O iş hususunda birisi söz söylüyor. Böyle hiç ahlaki yönü tamamen değişmiş.
Ruhani Yolculukta Kulluk ve Manevi Arınma ne anlatıyor?
Ruhani Yolculukta Kulluk ve Manevi Arınma kaydında Bu mübarek yolun üç tane edebi vardır. Cenabı Hak ile olan edebi, İlahi emirlere dikkat etmek suretiyle, kulluk görevini, kulluk görevini en kamil bir şekilde hem zahiren hem de batınan yapmaktır. Zahire, diyelim ki yolda gelirken insanlara mani olan bir engel var. Onu kaldırmak, zahirde kaldırır onu. Batılda nedir? Kalbimizdeki Cenabı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ne edebi var, ne ahlakı var, bir de bunun yanında her şeyini kitabı kelime ve sünneti Muhammediyeye sallallahu aleyhi ve sellem uygun hareket eden bir kimse var. Onun sözünü sözel bir diğerine. Sen bir kere niye böyle konuşuyorsun bana? Yalan göstermeye çalışıyorsun? Yok, böyle kalbime böyle geldi. Senin kalbin mutmainne bir kalp mi, huzura inmiş bir gönül mü? Yaptığın her hareket, kitabı kelime muvaffak mı? Yok. Şu şöyle yapıyor, o böyle yapıyor, ona mı uyacağız? Yoksa biz her şeyiyle mükemmel, nuru ilahiyeye yenmiş, tutarken eli onurla tutuyor, Yürürken ayağı onurla yürüyor. Bakarken onurla bakıyor. Duyarken onurla duyuyor. Öyle olan bir kimseye uyarız elbette ki, yoksa bizi şaşırttı. Çünkü diyor Resulullah Cenabı hak ile Cenabı hak ile kişi arasında vasıtadır. Bizim alakamızı kuran kimdir Cenabı hak'la? Efendimiz Aleyhissalatü Vesselamdır. Bir kere her iş onun gözetimindedir.
Biz bunu izahta zorlanıyoruz. Tasarrufunda deyince, Rabbamızın izniyle o bir şeyi murat ettiği zaman harikamız habibine gören hareketi verir. Habibine muvafık odur, hiç şüphesiz. İnsanın şeyi ile olduğunda neye dikkat edecek? Bu yolda Allah'ımıza kavuşmayı murad ediyor. Diyor ki ben şu kendi halimden kurtulup hayırlı kimselerin halleriyle hallenmek istiyorum. Çünkü kitabı kerimimiz bize nebilerini söylüyor örnek olarak. Haliyle halleneceğimiz, yollarından gideceğimiz sıddıklardan haber veriyor, şehitlerden haber veriyor, salihlerden. Talebimiz bu. Bir kere Efendimiz aleyhissalatu vesselamı Hakk'a davette onlar nedir? İlahi ile bir görevlidir. Bir kere diyor bu uygunluğu, ister huzurunda olsun, isterse onun olmadığı bir vakitte olsun. Her yer Cenabı Hak'ka aittir. Kurduğunuz her yerde devam etmelidir ve dar, bu yolun derin şey diyelim artık.
Yani anlaşıldı, bu yol değil de bir aynı yol değil. Bu, Allah'ın da koymuş olduğu şebli esaslarda daha bir dikkatini, takva, Cenabı hakk'ın korkusunu taşıyarak en ince edeplere dahi dikkat etmektir. İnsanın kalbine, şeytandan gelir bir dürtü denir buna. Şeytandan size bir dürtü geldiği zaman, Allah'a sığınırım buyuruyor. Nefisten de gelebilir. Çünkü nefsimiz bizim olgunlaşmış bir vaziyette olmadığına göre o hakkı teslim edeceğiz. Ancak mutmainne hali, huzur hali, binde bir insana nasip olan çok kıymetli bir nimettir. Şimdi bunu bileceğiz. Böyle kendimizi şu halde, bu halde, dememiz mümkün değildir. Unutmayında halin müstesnadır. Onda hayırda şerde, Allah'tan olduğunu bilir, zerre kadar Cenabıhakk'a onun verilmiş olduğu hükümlerde zerre kadar kalbinde şüphe hali meydana gelmez. Şeytani ve nefsani olan düşüncelerden, insanlar partidır.
Kimisi diyor, daha kavuşmadan önce, bu düşünceyi def eder. Kimisi de vasıl olunca, kavuşunca terk eder. Bir kere diyor, işin ayağını çok iyi olgunlaştırmamız gerekiyor, çok iyi yapmamız gerekiyor. Onu beyinde ve kalpte çok iyi oturtacağız. Mesela bir bina yapıyorsa onun bir kere zeminininin sert olması gerekiyor. İşte deprem riskidir vesairedir. Bunlara göre temelini diyor çok iyi atmak lazım. Nasıl hatırlatacağım? Bileceğiz ki şeytan en büyük düşmanımızdır. Bunu bir bileceğiz. Bu gönlümüze tamamen gerzekecek. İkinci olarak nefis. Diyeceğiniz ki nefis, Kuran-ı Azimüşşan'da hem de mübalağa ile kötülükle emir eder. Çünkü şeytan ateşten nefis de onun aleminden olduğu için devamlı kötüler çeker. Bir kere bunu çok iyi bileceğiz. Dünyayı da bileceğiz. Dünyanın da geçici olduğunu, bizimle ebedi olma dahilinde. O zaman bizim yanlış yapmamız elbette zor olacaktır.
Ondan sonra kötü niyetli insanları da bileceğiz. Kötü niyetli insanları da bileceğiz. Diyeceğiz ki bu sui akran denir. Su yakar gıda arkadaş denir. Çünkü Hem insanlardan hem de cinlerden şeytanlar olduğuna göre, Allah korusun, diyeceğiz ki şeytandan da daha şeytan olan kimseler beni mahvedebilir. Bunu oturtacağız. Beynimize tamamen oturtacağız Cenabıhakk'a kavuşabilmek için. Ondan sonra Rabbimize yapacağımız yolculukta ne yapacağız? O yolculukta biz sağlam adım atacağız. Yani yürüyüşümüze öbür olacak ki arabanın her türlü ihtiyacını karşılayıp yola çıkmak gibi Cenabıhakk'a vuslatta bunları tamamen gideceğiz ve hazırlıklı olacağız. İbadetimizde itiraz, imanımızda yakın hali, kesin bir inanç. Ahlakımız Ahlak-ı Muhammedi olarak yürümeye gayret edeceğiz. Bir kere biz bu yolculuğumuzda ne yapacağız? Deyince illa altmış dakikalık, dakikalık bir zaman dilimi değildir o.
Her an kendimizi muhasebe edecek. Bak ticari hususta çalışmalar yapanlar, ticaret yapanlar, muhasebe o işin bel kemiğidir. Giden ve gelir tablosu mutlaka çıkacaktır. Biz ne yapıyoruz? Mesela kar ediyorum diyorum ama bir muhasebe yok. Belki de zarar veriyor. Allah korusun. Bundan dolayı her an kendimizi muhasebe etmek. Bir müridin günde üç defadır kendisini muhasebeler. Bir sabah akşamdan sabaha kadar benim vaktim nasıl geçti? Öğle vaktim muhasebeyle sabahtan öğleye kadar nasıl geçti? Öğle de akşama kadar. Bu muhasebeyi diyor, saat beş saat yapar. Tam kendisini Mevla'ya Rab diler. Her saat diyor nefsini hesaba çeker. Bunu büyüklerimizin hayatlarına baktığımız zaman asıl hayat da o zaten. Asıl hayat o. Bu. Ne yapıyorlar? Ürünlerine bir kağıt koyan kimseler var. Ne konuşursak onu yazıyor.
Mesela bir vefat anında aleyhissalatu vesselam Efendimiz, konuşmalarımdan dolayı, dilinden dolayı ne halde olacağını biliyor musunuz? Buyurdu. Evet, şimdi güzel bir tablo çiziliyor ama bu cinden dolayı ne halde olacak, bunu biliyor musunuz? Buyurdu. Çünkü Efendimiz, insanı yüzüstü, bu üstü der de yüzüstü cehenneme sürükleyecek olan kişinin dilinin yapmış olduğu hatalardır. Buyurun. Ölüm. Allahu Zülcelal'e gitmiş gözünü de gönlünü de. Bütün hayatını da ona gitmiş. Acaba ben bu yaptığım işte Rabbim bana nasıl muamele eder? Gözüm bakıyor ama gözümün bakışı Rabbimizin emrine uygun mu değil mi? Onu razı edecek bir amel mi? Yoksa onu gazaba getirecek bir halimi? Devamlı bu düşünceler içerisinde olarak şuna buna kafasını da, gönlünde takmaz. Nisiyanul mahkum. Böyle oyalanmaz. Şununla bununla zerre kadar. Mesela çok acil işi olanlar olur. Mesela bir ödemesidir. Ödemmesi çok yakın.
Böyle birkaç böyle ne diyelim? Birkaç saat gibi zaman dilimi o kadar kalmış fakat bunu tutmuşlar, diyorlar ki gel bir çay içelim, ondan sonra gel bir oturalım. İşte gel şöyle geçen hatıralardan konuşalım. O nedir? Benim mühim bir işim var, yetişmem lazım der. Bu dünyevi bir iş. Ahiret işimiz ise ölçülemeyecek kadar önemi halidir. Benim yarın kabirde işim var. Ne yapacağım acaba orada yapayalnız? Orada suale çekileceğim. Şimdi benim işte işimi yetiştirmem için o kelimeleri kullanmak istemiyorum. Havalesidir vesairedir. Bunu kullanmak istemediğim için zorlanıyorum. Bir devlet işleri var, mahallede işleri var diyelim. Onu yetiştirmek çok gayret ediyor. Çünkü vaktimi getirirse cezalı olacak. Ödemesi de cezalı olacak. Şimdi, Rabbomuza olan vazifemizde ödemeyi, vaktim de yapmazsak ne olur? Cezası var, oruç vaktinde tutmazsak cezası var.
Hayatımızı istenilen şekilde Rabbomuza kullanmazsa, elbette bunun kahfı ver, bunun cezası ver. Bunu düşünüyor. Düşünüyor, ben diyor boş vakit geçiremem. Sen kabirde benimle beraber orada bulunacak değilsin, ben amelimle baş başa kalacağım. Acaba bu huzurda ne diyeceğim? Onun diyeceği şu, şimdi bunlarla kafamı meşgul edersen, beni meşgul edersen bu işin içinden çıkamaz. Dur bakalım, otur bakalım dediğimi saniyede bile çok az bir vaktinde hayatımızın garantisini ifade edebilir miyiz? Hayatım şu vakte kadar devam edecek diyebilir miyiz diyemeyeceğimize göre her an hazır bir vaziyet olacağız, diyeceğiz ki su, akran, kötü arkadaş insanı aynen şeytan nasıl azdırıyorsa o da bu şekilde azdırır deyip kendimizi kurtarmaya gayret edeceğiz. Bir tanesiydi, buna kötülüğe yol açan bir hareketle bulunurmuş. Burada tabii hayırlı kimselerle görüşmek istiyor, evlatlı, esgarle.
Bakın, verdiği cevaba ben demiş, zaten isyanın içinden çıktım geldim. Daha yeni gözün görünüm açıldı. Sen beni nasıl ateşe sürüklüyorsun? Bak, bir de ya, ben veda ettim o kötülüğe elimi yıkadım. Böyle demezsek kurtulamayız. Böyle kulağımızı verirsek, gönlümüzü verirsek izin mahveder. Onun için görünüyor ki, gönül alacak kadar. Tabii, tamamen, kentte doğru değildir. Gönül alacak kadar, onları da kırmayın, rencide de etmeyin. Çok önemli bir husus söylenir, sonra, bizim bu hayatımız bakın, şu üç şeyle temin edilir, tespit edilir, bunun üzerine bina edilir. Kılınır. Bakın Muhammed Bahaüddin Hazretleri, bakalım bizi nerelere sevk ediyor. Yani, vitesi geriye taktırmıyor. Şeytana uymak, nefse uymak, kötü niyetli insanlar olmak, vitesi geriye taktırır Allah korusun. Allah'ımızın emrine muhalefete vitesi taktırır, gerisin geriye gider. Allah korusun.
Ama bir Meşşai Kiram, bir Evliyaullah bizim elimizi nerelere tıklıyor. Çok güzel bir halama bu. Şimdi, öyle bir söz söyledi ki Muhammed Vahiddin Hazretleri, temeli dedi bir oluşturundur. Mesela, ana intisaplı, babam intisaplı, benim çevrem hep tarikatı alinye'de biber kalıyorum, ben de geleyim. Bu şekilde değil. Girdiğim bu kimse vasıtasıyla ben Rabbi Zülcelal'ime nasıl layık olabilirim? Nasıl Rabb'ımızın gösterdiği hedefe yürüyebilirim? Rabb'ımız bize öyle hedefler göstermiyor ki? Gösterdiği hedef, Halık ile Gazali'in altı bin altı yüz altmış Ayat-ı ilahiye ile hep zatına davet ediyor. Cennet'e ve Cemaline davet ediyor. Affa davet ediyor, mağfirete davet ediyor. Bunu bileceğiz. Nedir üç şey? Ancak yaşandığı zaman bedrodur. Müşahede de değil, artık Rabbi Zülcelal'imizin sinirlerinin tecellisi, Biz tecelli izlememiz, tecelli budur ama bunun uyması gerekir, boşuna ifade edilmiyor burada.
Sıfatlarının olduğu, fiillerinin olduğu Çünkü Cenabı Hak insanı kendisine dergah şekilde yaratmıştır. Bu hayvanatta yok, Nebatatta yok ama hepsi de Allah'ımızın kül emri ilahinesiyle olur, fakat bir hilafet sırrını insana vermiştir. Mesuliyet gönlü insana vermiştir. Emaneti insana yüklemiştir ve münakaşa götürmeyecek şekilde ifade etmemiz lazım. Adem'in çamurunu kendi elimle pardon buyuruyor. Münezzeh, Yüce Kudret'in insana vermiş olduğu değeri ifade buyuruyor. Bu ne demek? Şöyle bir düşündüğümüz zaman, insanın çamurunu, Ademoğlunun çamurunu, hamuru diyemişsin. Kendi elimle kalktım. Yüzünü kendi yüzümden yarattım buyuruyor. O hiçbir şeye benzemez. Bu esası koyacağız ama insan onun ahlakıyla ahlaklanır. Daha ne dinleyecek yani? O zaman murakime devamlı gözümüz Mevlada yaptığımız işlerde işte ticaret daha çok insanlarımızın bizim şaşırdığımız noktalar nedir? Ticari yönüdur. Hz.
Ömer efendimiz buna işaretler buyuruyor ki Hz. Ömer Kişinin namazı ve orucu sizi atlatmasın. Onun direnine bakın. Acaba maddi yönden böyle bir dünyada baş gösterdiği zaman ona aldanıyor mu aldanmıyor mu ona bakın. Yahu adam, Allah desem ağlıyor, cedi cililami, Peygamberimiz desem ağlıyor. İşte bakıyoruz ki yapılan iş, Allah'ın Hakkına Müdahalee var. İnsanların Hakkına Müdahale Var! Nuh şimdi? Hazreti Ömer gerçekten doğrusu. Zaten doğrusu da var. Onun dönüşüne uygun on beş. Bir rivayette yirmi üç Ayet-i Celile-i Cebile, Niyazi olmuştur. O öyle bir kimse ki, o öyle bir kimse ki, eğer bir sokaktan geçecek olsa şeytan yolunu değişti. O zaman murakebenin de, müşahedenin de, muhasebenin de, aldığımız evradın, ezkanın girdiğimiz bu mübarek yolun bizde etkisi ne olmalı? Yaptığımız saatlerin acaba bize bize ürün olarak, bize faide olarak neyi temin ediyor? Mesela istiğfar okuyoruz.
Bahçeye diktiğimiz bir fidan herhalde onu boşuna dikmiyoruz. Bir ceviz ağacının fidanı da olsa, bir kayısı ağacının çekirdeği de olsa bir maksadımız var. Ondan biz ürün almak istiyoruz. Yaptığımız taatlerden nasıl bir ürün alıyoruz? Mesela namaz. Türkçe bildiğimiz için kötülüklerden alıkoy. Allah'ın hakkından bizi alıkoydu mu? O Allah'ın hakkı. Bir başkasının namusunu rencide edecek sözler nedir o? Bu bize azap getirmez mi? Çünkü, İslam'ı ve le tapum ma'in ise legebihi hayil, sizi ilgilendirmeyen meselelere kafayı tarmayın. Şahit yok, ispat yok. İçinden çıkamazsınız. Demek ki Hazreti Ömer efendimizin kişinin din alemine bakın demesi şudur. Yaşantısı, önemli olan yaşantısı.
Belki biz seccademiz üzerinde çok da durabiliriz ama oturduğunuz seccadenin hakkını verecek olursak onda biz rabıtamızı yaparken gönlümüzde öyle bir sıcaklık meydana geliyor ki Rabbimize aşk ve muhabbetin nurları o manevi yıldızlar dolmaya başlıyor. Bu sene o yapamaz zaten. Muratebesine oturmuş, sanki İbrahim Aleyhisselam'ın gördüğü yıldız, ay ve güneş gibi. Böyle rabıta döneminde diyelim veyahut da kalbime dersimizde ilahi güzel ahlaklı yıldızları doğuyor ama rabıta döneminde kalbimizi, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın müsaade buyurmuş olduğu meşayin hizamın kalbinin altına koyduğumuz zaman, o zaman ilahi aylığa koyuyor, hallerimiz başkalaşıyor. Daha sonra murakebesiyle işte yedi kat semahi yok bilip, al şu ağzını kalbini açmış ilahi güneşler diyor. Daha nasıl oluyor?
Hadis-i Huzey'de bildirildiği üzere nasıl ki yıldız, ay ve güneş yeri aydınlatıyorsa, onların kalbinden çıkan nur da ölünüyor, semavatı aydınlatır, bu hal. İşte yol bu. Bize gösterilmiştir. Sizi iki yola kadar uzatıp. Biri halk, biri batıl. Artık beynimizin kullanmakla alakalı ilahi, mahyem müstenlik olan bir haftadır. El Fatiha.
Kaynak: Genel
Ruhani Yolculukta Kulluk ve Manevi Arınma | Mihmandar