Ne sorum da yapmış? Kars da yapmış. Askerliğine ta gıklı yıllar. Yapmış, böyle aşıklara, velilere, alimlere çok mahvederim. Bu tıraş olacakmış, berbere varmış. Tıraş olurken böyle bir saçlı, sakallı bir besin görmüş. Demiş, der ben kardeş bu kimdir? Bu bizim Şeyhimiz askeri hali demiş. Tombahtan geldin, değil mi? Askeriyeden de çok zor izin almış. Bunu komutanı sever misin? Rıza izin verir mi demiş, akşama geri dön. Onu ziyaret edeceği gün Efendimiz görürmüş. Bu şin ikameimiz. Rezan ruhaniyete bak şimdi. Sen bizim evladımızsın gel demiş. Allah Allah Allah Allah. Buraya gelmiş, bu mahallede de eskiden hocalar neler var? Onlar da aşağıya doğru iniyorlar, sakallı, Geniş sokallı. Bir koca görmüş. Hasan Efendi siz misiniz demiş. Geride demiş. Biraz daralmış herhalde. Öteki bir hocanın eline yapışmış, bilgi yok. Hasan Efendi siz misiniz? Yürü de. Sonra efendimizi görünce yapışmış.
Oğlunu gidiyor, olur mu mani? Şimdi bunu burada koyup bir şey de anlatacağım. İbrahim amca bayağı beni duygulandı. Şimdi, bu Niğde'de, Niğde'nin burada Mahir doğru özlüye bir kimse vardı öğretmendi. Efendimiz çok mütevazi. İntisab etmeye gelmiş. Bunlar şeyden de geliyor. Kuddüs veli hazretlerinin evlatları. Birbirini takip ediyor. İntisab edince efendim, zamanım koptu. Edise Bey'in Mahir, bizim terazi seni tartamaz demiş. Seni Sami efendimizde gönderir. Halbuki ders söyleyeyim, izin mi? Sami efendimizde varmış. Mahir bir istihariye yatın. Ona göre vazifeyi verelim. Yolumuzun adabı, erkanı budur. Yoksa veririm dersin ama yolumuz da usul yatmış bu. Kendi hutusilerden olduğu için o tarafı görmüş asker ama bozuk. Matra bir yerde, ne bileyim, damat kenarında, kasa tura, şapka bir kuş. Bozuk düzeni. Başındaki toplayan bir kuş. Sonra bir grup görülmüş ki çok muazzam.
Başında da üst dansımız var ama çok güzel bir şekilde görülmüş. Üst dansımız orada, daha iyi yüz geldi. Demek ki bu gerçekten davetliyim. Ben böyle davetliyim. Şunu diyeceğim biz onlara bir gittik İbrahim Hoca. Kamyondan gittik o zaman bu vasıtaları yoktu. Oca bir kamyon. Adamın yeri yeri. Şöyle adını uzattık toprak. Hem çocuğum toprak ama biliyorum. O su şeyi de ağacın içini şey yapanlar ya böyle küçük gibi. Onu böyle açmışlar, içine su koymuşlar. Ondan sonra tasları da şeydir, ağaçta. Burada ikram ettiler mürşidimize, Efendimiz sahiplerine. Bu aşık biz atılma, nurluk gibi bize. Zaten üstadımızı görünce kamyonda kendinden geçti Burada Hasan hocamız var. Bir de o zaman da iyi ikramlarda Elvan Aşık diye bir şey yok. Bunlar ikisi birbirini çok seviyor. Sami efendimizi ziyarete girecekler. Rıza Baba demiş ki, ben de gideyim demiş.
Bunlar aralarını almak istememişler birbirlerine Sami oldukları için. Neyse, ısrarına dayanamamışlar, gitmişler. O zaman Tahtakale'de Sami efendimiz rızkım helal olsun diye defter tutuyor. Elindediği kazanç değil de kendi kazancım belki. O kadar dikkatli. Bir alışveriş yaparken sığıra satılan yerden alışverişle yapılmış. Efendim, attan tembih etmişler, bak on dakikayı geçme. Görüşüyorlar on dakika çık. Görüşün on dakika çıkın. Bu yirmi dakika olmuş çıkmamış. Aşağıdakiler rahatsız olmuş demişler köylü bir adam. Ne bilsin saati dakikayı demişler. Çünkü otuz dakika olmuş, gene çıkmamış. Kapı ile çalıp içeri giremiyorlar, kızıyorlar. Ne bilsin ne bilsin, saati ne bilsin, dakika ne bilsin. Kırk beş dakika olmuş. Çifince, Sani Efendimiz Duasını alın buyurmuş. Çok kıymet yani ziyalin vatan. Yani kimde ne olduğu belirsiz. Allah'ımız Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz.
Kalplerinize ve amellerinize bakın. Şimdi, insanlara bakalım. İnsanlar bir arabanın arkasında gördüm. Bir kamyonu, itibar zengine ve güzel ediyor. Ödün, Çoğumuzun itibarı malı olursa, mülkü olursa ona bambaşka söylüyor. Halbuki malı için bir insana, tevazu gösteren buyuruyor, dininin üçte ikisini yitirir. Bu zengin işte. Aman, bunu bırak ya Rabbi. Ama zenginlere hürmet doğrusu yönünde dinimize hizmet babında o ayrı. Hatta Hasan hocamızı anlatırdı, ziyaret bile edinir. Bir şey diyeceğim. Tarikat-ı aliyeye intisab etmekten murat. Girdik ya biz buyuruluyor. Nefsin tezkiyesi ruhun tekamülidir. Şöyle, nefsimizi bir kere kötülüklerden arındırmak. Onun için de zaten nefsimiz var, evrad, tezker. Okuyor burada bakıyoruz. Ondan sonra ruhun tasfiyesi. Eğer gönül temizlenirse temizlenirse tamamen Rabbimize dönerse onun peşinden ulaşmak mümkün değil.
Ameli de tartışılamaz, onun Rabbimize yolculuğu da hesap edilemez. Hepsini temizlemiş. Yani şunun gibi, yola gidecek yolun taşlarını temizlemiş. Ondan sonra gider. Biz şimdi Allah'ımıza giden yolda nefsimizin arzularını yok ettiğimiz zaman yürüyebiliriz. Yoksa her şey zor gelmiyor. Böyle ders yaparız, uyku gelir. İbadette tembellik gelir. Ondan sonra aşkımız, muhabbetimiz böyle bir surette alır. Bir tatsızlaşırız. Bu hep kalbimizdeki Allah'ımıza uygun olmayan hallerden meydana gelir. İpekli bir çarşafı, diyelim ki, bir elbise bir dikenli çalı deriz biz, üzerine attığımız zaman ne olur? Bu ipetli olan çok özel kumaşı, onun dikenleri iftar. Baktığın için iftar. Şimdi, insan bu ipekli bir konuşa benzemez. İnsan, öyle bir ipekli nimet ki, Allah'ımız ona kendi ruhundan ruh demiştir. Ve sonra, halife yaratmış, emanetleri yüklemiş. Esma-i ilahiyyenin tecellisi, sayılamayacak nimetler var.
İnsan ölçülemez kıymet ve değeri. Eğer biz nefis dikenlerinin üzerine, şeytan çalılarının üzerine, dünya dünya yerin çalısına, dünyanın muhabbet çalılarına, dikenlerinin üzerine eğer düşeef olursa bizim bu iyi hayatımızı parçalarır. Nefis zaten aldatıp, yok, nefis arzusuna götür. Şeytan aldatıp, dünyada kendisini cazip gösterir. Halbuki koruyup gidecek. Ondan dolayı değerimizi bineceğiz, kendimizi öyle nefis çamlarının, onun heva, arzu ve istek çamlarının üzerine değil, nereye? İlahi olan şeye, Rahmani olan tarafa kendimizi. Atacağız ki kurtulabilelim ve kemal edelim. Şimdi neden ilahi tarafa atacağız? Ayet eline uzun biraz kısa söylüyor mesela. Oysa dost ancak Allah'tır. Bu Sümmani diye bir zat var, bir sözü var. Senin gerçek dostun kusurlarını sana gösterendir. Mesela, dinler ki dost acı söyler. İşte dost gibi şeyler.
Yoksa onu uyuşturur gibi bilmem filan bir yara diyelim, bir rahatsızlık. Onu aman ha, yarasına dokunmayalım ne dersek yara büyür diyor. Ama bunu biz bir yarmamız lazım. İçindeki iltihabıı tamamen boşaltmamız gerek. Menhemlerle sararken de acıyacak saracağız, buyuruluyor. Şimdi bizim gönlümüzdeki hastalıkların tedavisi için Evliyaullah'ın nefse acı gelen sözlerini ne yapacağız daha önce? Diyeceğiz bunlar bizim ıslahımız çünkü. Kıza bir gün öfkelenerek ama o nefsani bir öfkelenme değil. O ilahi gayretten gelen zaten bunu yapmazlar. Çünkü onu yapacak bir zarar kalmadı. Bakın ne demişler? Dost ayna demektir. Ayna ne yapar? Baktığımız zaman suretimizi gösterir. Dost bizim iç halimizi gösterir. Diyor ki kardeşim, bak, biz yaratılış sebebimiz, amacımız bir, diyelim ki bir elma fidanı, bahçeye diktik, armut dolu. Ne beklenir? Elmadan ancak elma beklersin, başka olmaz ki, üzüm olmaz onu da.
Üzüm çubuğunda olur, çubuktan olur. Ondan sonra armut dikmişse armut olur. Cenabı hak Meryem validemizi Kuran Azimüşşan'da bir fitana benzetiyor. İnsan bir fitahindir. Ondan meyve nasıl hasıl olacak? Eshabru. Ancak ibadet. Burada İbn Abbas Radıyallahu Anh Hazretleri, işte gerisi bunu niçin okuruz, dikkat etsek mi? Üstün körü geçtiğimizden öyle oluyor. Bu yana yana gitsek işin içine, olmaz yani, elden bilmem, aynen, o canlığa sarılmak gerekiyor. Gerek. Gaye nedir? Gaye, o muhabbeti elde edebilmek, o muru elde edebilmek. Bu ancak burada olacak. Evradımız, ezkarımız, nefsimizin arzularına dul, dimen iç olmaz. Canım bu kadar dostum bir şey olmaz işte, ayıp ondan gittik. Bir şey olmaz, bir şey olmaz diye diye mahveder biz. Diyorlar ki sustuklarımızı duyabilen gerçek dosttur. Sustuklarımızı.
Şimdi bir mürid eğer istifade ediyorsa, faydalanırsa bir kardeşinin sevdiği Allah dostu diyelim, kalbini gözünün önüne alıp kalbindekini de diyor boşaltabilir. O da iki ona nailmişsin diye. Böyle bir şey hatırımda. Yani, velhasıl sükutüyle umdaki manevi güzellikle karşısındakine makserim. Mesela gördüğün zaman ahudu da gerildi, içinde bir sızın. Derhal kalbine bir ilahi sız da girer. Asıl diyor dost böyle olandır. Böyle diliyle, hitapla birlikte asıl kalbinden onu gönül olarak kurtarabilmek, galip olarak kurtarabilmek, bu bir ehliyet istiyor tabii. Şimdi, dost indiği zaman insanlarımız, cemiyetimizde çok kendisine dost seçmiştir. Çok. Erken kendine göre bu dostum, bu arkadaşı diyor. Şimdi yılana baktığımız zaman yılan ne yapar? Yılan insan bir tesadüf etse veya üzerine basar gibi, lider gibi bir hal olsa sokar. Senin canın alır.
Ama Allah korusun, tabiatı yılan olan şu bir akran dediler buna. Kötü arkadaş bizim ruhumuzu alır. Maneviyatımızı alır. Dersin ki ya ben çok güzel haller içerisindeydim, nerden benim kafama girdi? Bu hurma bu sene. Bunu üç taneımız birisine ders verilmiş, çok sevilmiş ders aldım diye. Ulemayı su niyeti bozuk kötü alimlerden de uzak buldum. Böyle bir kimseye varmış, hocam ders aldım. Rahatada var mı demiş. Şirk demiş. Kafasını bozulmuyor. Gerçekten de o pasta bozulmuyor. Bayağı Evliyaullah'a muhalefet gibi bir hal oldu neyse o pasta oturmamış bir türlü. Bak, yıla ısırıyor, arı diyelim, sokuyor, şöyle bir günde sürüyor belki onun sızısı ama tabiatı, arı olup bizim ruhumuzu, manevi yönümüzü zedelemeye çalışanı o zedelenmesi, o sızısı, ağrısı aylarca belki yillarca devam ediyor. Diyorsun mü ne benim kafam bozuluyor ya. Temiz bir itikadım var, hadis bir düşüncem var. Yeniden çıktım.
Bakboza here. Onun için hayırlı bir bilgi edineceksin. Çünkü yılan şoför belki öldü. Şimdi öldürücü yılanlar da çıktı, Türkiye'de de çıktı. Allah korusun. Hayatın biter ama kötü ahlak sahibi olan kişinin sokması ise sözleriyle, tavırlarıyla, düşünceleriyle o bir daha da cehennem olmuştur. Sonu yok olacak olan bir şey üzerine dostluk kurulmaz. O zaman hiçbir kimsenin ne arkadaşı olacak, ne bir olacak. Olacak ama güvenimiz rızkımıza. Eğer dostluğu Allah içinse bize, Maide suresinde de geçer, ancak iyilikte ve takvada yardımcı oluyor. İyilikte yardımcı, Allah korkusundan Celle Celalühü yardımcı ol müstesna. Yok eğer Allah'ımız muhafaza etsin, bu duygu ve düşüncede değilse, ilahi bir düşüncede değilse onlarla dostluk gönlünü alacak kadar. Dinimizin müsaade ettiği yok. Övün için nasihat için yoksa dostluk korunmaz. Çünkü o sonlu bir var. Ama hayırlı olan dost onun bekası var.
Çünkü Allah için kardeş olanlar arşı azamın gölgesinde gölgeleniyor. Öyle bir dostluk müstesna. Onun için dostluğu fani cihetiyle değil baki cihetiyle. Baki olan kimdir? Rabbımız. Baki olan Rabbimizin bize dost olarak gösterdiği kimdir? Namaz kılan, zekat veren, kuvide, Ondan sonra hatırlarsın. Tabii baktığımızda şu dünyaya her şey fanidir. Her şey de ölümlüdür. Yani dünyanın da sonu var. Kıbımın aleyhaya falan dünyada bitecek. Bir şey ölümlü ve sınırlıysa o varlığa yüklenecek anlamda sınırlı olmak. Yani ne kadar bir bağlasak dünyaya öldüğümüz zaman sadece bir kilo. Gibi. Onun için diyorum bağlanacağımız değerler fani ise ona göre. Bu bitecek diye. İnsan şeyde on dördüncü ayetelli Ali imran'ında Tevbe suresinde de yirmi dördüncü insanın gönlünde bağlar var. Babalar oğullar kardeşler altınlar gümüşler tarlalar, mallar, nükleer boyun sığır geçer bunun içerisinde. Onlar hep nedir?
Hani yok olacak. Yani o göze bakacağız. Bu benim rızayı ilahiyi bulmama vesile olsun düşüncesiyle. Rızkımı helalinden temin ediyorum. Helal yalnız harpim düşünceleriyle. Önemli olan ölümsüz ve sınırsız olana ulaşabilmek. Kim? Diridir. La yebu onun için bir bölüm. Al şu an bin kere var şimdi. Bunu aşk halinde mütalaa etmeliyiz. Gerçek aşk ölümsüzdür. Çünkü kaynağı da ölümsüz. Diyoruz ya biz Allah dostlarını seviyoruz, bu sevgi ölümsüz. Çünkü kardeşin kardeşin şefaati var. Arşazamın gölgesi var. Efendimizi sevmenin Cenabı Hakkı sevmek demek o denizcileri. Allah. Yeryüzünde her şey şeyin içinde örtülerek verilir. Mesela Altun sana Serava vardı. Elimize çıplak vermez onu. Onun çok güzel kaba vardır. O kaba senin üstüne de bu çok iyi Latin bir kağıt var de ondan sonra ondan sonra çok güzel bir kor dede. Kor dede mi dedim? Neden hocam? Kor dede. Ha onun nasıl olur?
Şimdi, Mevla-yı Zülcelal bu ulvi olan değerler insanda devamlı gizlidir. Mesela portakal, kabının içerisindedir, bir örtünün içerisinde. Bir elma da öyle, bir ceviz de öyle, bir fındık da bir fıstık da öyle kabının içerisinde. Bu beden kalıbımızın içerisinde ne var bizim? İmanın kendisinde yazılı olduğu kalp vardır. Kat dışarıda değil içeridedir. Çünkü aleyhüsselü vesselam Efendimiz Kaydetmeniz çok sağ olun. Kaydetsek gelir. Diyor. Gönüldedir. Şimdi ikinciye olundur. Ruh ner denir? Bak iştedir. Beden kabuğunun içerisinde. Sık zaten siltir, sil, sil, içtir. Hafif Allah'ım. Bal hiç dışta değildir. Dışta olursa kanama derler bize. İbrahim abi öyle dinler mi? Sınırı olur olmazsa bağlı petek var ya, o an kanatı derler. O sırrın içerisinde. Demek ki insandaki gizli manevi güçler gizlidir zaten, Dış da değil. Onun için Aleyhissalatü Vesselam ve suretlerine ama önceki niyetine bir insansın.
Bakın, namaz şimdi bir kabın içerisinde bize sunuluyor. Nasıl? Kıya. Rüku, secde. İyi ne var o kıyam dediğimiz ayakta durduğumuzda içinde ne var? O Allahu ekber lafzı yeter. O Allah dediğimizde Cenabı hak ibadete ehak dediğimizde gönlünde ona onun azametinin belirmesidir. Bakış da değil işte. Namaz taati o olmazsa dış olmazsa hiç olmaz zaten. O sen bir manava gireceğiz, orada ne alacağız diyelim bir kestane alacağız. Kestaneyse ona soyup birini. Biz namazdaki Allahu ekber zahiren dediğimizi gördük. Çünkü haşyet kelimesi geçiyor namaz ve diğerlerini buna kıyas ederiz. Bunu niyaz-ı mislini çok güzel ifade ediyor. Derman arardım derdime. Derdim bana derman etmiştir. Derdime diyor ben deva arardım meğer derman içindeyim. Ne demek bu? Ne anladık bundan? Ne anladın hocam? Değil misiniz? Çok güzel. Şimdi burada derman arardım derdime derman var. Derdim bana dermaniymiş.
O derdi ne sabrediyor ya? Safr edince, mükafat. Nimete kavuştu değil mi? Nimete kavuşunca şükrediyor hocam. Şükredince bak şükür işten geliyor. O ona derman. Bunun gibi daha vardır ama biz bu kadar çıkarabiliriz. Burhan arardım aslıma Burhan delil arıyor aslına yaratılışını. Aslım bana şey pili tükettik. Aslım bana Burhaniymiş. Şu diyor temelin bana delil su, a hava, ateş, toprak bir bu. Bu çok uzun gider bana. Bu makro alemle mikro alem ele alacağız. Şimdi bütün kainatın kainatın varlığı insanın gönlünün içerisinde. Kainatta su var, hava var, toprak var. O insanda meşhur. Daha uzun sürüyor. Sağın solu gözler idim, dost yüzünü görsem deyin. Ben taşrada ararken olacağın içinde canıymış. Allah'ımız beni Neseme aldı, Nehir aldı. Kamil müminin kalbi aldı böyle. İçimdeymiş diyor. Bulamamışım onu. Onun için rabıtamız bol olacak, zikrimiz bol olacak. Biz dışarıda aramaktayız.
Oysa aradığımız şey içeridedir. Büyüklerimiz bir söz söylüyor. Ez sohbeti dervin şan. Uyu Muhammed Ahmet. Molla Cami bu diyor ki buyuruyor ki, dervişlerin sohbetinden Muhammed Mustafa'nın kokusu gelir diyor. Hakiki dost bulabilirsek zamanın kutlu gibi ehtabula böyle mükebah, kaba, ebtali, kırfa halis mümiler onların sohbetinden Muhammed'in Bu nasıl olacak? Ya böyle koklamıyor muyuz biz? Menekşe'yi kokluyoruz. Ondan sonra böyle kokluyoruz. Çiğdemi kokluyoruz. Onlardan bize bir iğde çiçeği dahil. Ondan kaldı yani. Ya bu maddi bir varlık. Evliyaullah'ın gönlü marifet günleriyle dolu o zaten. Allah'ımıza muhabbet günleriyle, cinsiyet ürünleriyle dolu, şu burun tıkalı değilse alırız. Hani vardır hiçbir şey yok. Kok alma duyusu yok ki. Kok alma duyusu yok. Ne ne ne duyacağım? İnsandaki ilahi veche insandaki ilahi veche daima ilahi aslının aranmasıdır.
Şimdi insana Allah'ımız on sekiz bin alemi bu kadar değil de On sekiz bin alemi gününü koymuş, galip, garibemize koymuş. Niye ne tarayacağız? Onun için efendilerimiz evrak veriyor, ezkarı veriyor. Hadi okuyoruz istiğfarı yüzünden yüzünden. Bir de mürşid-i kamillerimiz gibi okuyalım. Bak bizim mürşidimiz istedin. Yüz on bir istiğfare dedi, günahımı sığdıramıyorum dedi. Halbuki. Dedi, öyle yalvarıyorum dedi, yüz on bire sığmıyorum. Çok dur bedahım, ben çok görüyorum.