Bize büyüklerimiz şu misali verirler, böyle karıncanın bildiğiniz bir misal. Giderken ariflerden bir tanesi ona denk gelir. Demiş ki nereye gidiyorsun? Hacca demiş. Bu gidişinle nasıl ulaşacaksın? Yolunda ölmez miyim demiş. Hani en azından Hacca Rabbimize kavuşmayı gönlümüze, kafamıza bir yerleştireceğiz. Benim bir gayem var diyeceğiz. Mescide gidiyoruz, giderken de bu gayeyi unutmayacağız. İş yerimize giderken de bu gayeyi unutmazsak helal ticareti seçmiş oluruz, ona dikkat ederiz. Her hususta evimize gireceğimiz zaman ne deriz? İşte sizin en hayırlınız ehline hayırlı olandır, ne olursa olsun. Bunlar hedeflerini tayin etmişler, arifler himmet ile büyük bir gayretle, çaba ile hareket ediyorlar ve seferu talibi dünya bilhatr ve dünyadaki sefer nedir? Şu adımlarımızladır. Yürüyoruz işte, arabayla yürüyorsak tekeri dönüyor ve seferüzü, ha, artık dünyaya değil de ahirete meyil ediyor.
Dünyada yapmış olduğu bütün işleri ahiret için yapıyor orada, huzura erebilmek için diyoruz ya helal kazanç, bunun gibi. Bittah, onlar da ibadet ve saatte sefer yapıyor. İbadetin içerisinde de sefer var, o ayrı. İman dedik, küfürden imana geçiş, imanın içinde de sefer var. İmanın yakin olması, gaybe iman, tahkiki iman, tasdik şekli imanın, bak bunda da bir sefer var. İbadette ne var? İbadetteki seferimiz ise ubudiyettir, kulluğumuzu bilmek. Ne kadar önemli bu. Ondan sonra nedir? Obudet, ibadetin esrarı. Sefer hususunda, kalplerinde seferi dinmiş, burada dört tane gönülde olan yolculuğu haber veriyor. Nasıl bedende şu vücutta bir hareketimiz oluyorsa bağımıza, bahçemize gidiyoruz, işimize gidiyoruz vesaire. Diyelim bir akrabamızı ziyarete gidiyoruz, bir cenazeye gidiyoruz, bir hastayı ziyarete gidiyoruz. Allah için fakirini, yoksunu görmek için bir sefer yapıyoruz.
Gönüldeki bu sefer, zaten gönüldeki seferle bu seferin mana ve anlamı ortaya çıkar. Başta min mutini zünu vel lafle ila mutini tevbe veel yakala. Başta biz günahtan, isyandan, gafletten öyle bir sefer yapıyoruz ki gönülde, tevbe, Rabbimize yöneliş ve enibu ila rabbikum belki tevbe derken dil ile olur ama inabe gönülle olur. Bunu bir yakalasak bizim zaten bütün derdimiz bu. Yaptığımız amalde amellerde batıni yönü, işin gönül yönü. Böyle olduğu zaman bakıyoruz şu dünyada yaya yürüyüş de var, yaya da giriyor insan. Vasıtayla, motorlu vasıtalarla da giriyor, uçakla da giriyor, füzeyle de giriyor. İşte bu seferde tövbe derken, tövbe dil ile olurken inabe gönülden oluyor, gönülden bir dönüş. Allah'ımızın istediği de bu. Diyoruz ki Rabbimizin razı olduğu amelleri yapalım. Nasıl yapalım? Allah'ımızın razı olduğu amel gönülden bir dönüş.
Hepimiz kıbleye dönüyoruz, pisiyken dönüyoruz ama kalben bir dönmek. Bunun tadı da anlatılamaz, lezzeti de ifade edilemez. Demek ki günahımızdan ve gafletten tövbeye ve uyanıklığa uyanmış, neyin ne olduğunu hesap ediyor. Rabbimizin bizden ne istediğini anlıyor. Ne istiyor Rabbi Zülcelal'imiz? Kainatı insan için, insanı da Zat'ım için. Şu gördüğümüz dünya öyle alemler var ki mikroskobun altında zor görülecek şekilde, nasır bir ikramda bulunuyor. Bu artık tefekkürle alakalı, düşünmekle alakalı, ibretle eşyaya bakmakla alakalı, gönül gözlerini açmakla alakalı. Yoksa bizim gibi olmayın inşallah. Siz Ehlullah gibi olun, öyle olalım. İkinci bir sefer Bir kere ikinci bir seferimiz, gönülde olan seferimiz, şu dünyanın hırsı, işte ben daha çok varlık sahibi oluyorum, bir diğeri ileri gitti, onu da geçeyim. Bu düşünceler değil.