Bu çok yüksek bir makam, Ganaat sahip olmak, tevekkül ve rıza müstesna bir makam. Makam deyince, Şeyh Şibli Hazretleri'ne, Kaddafi soruyorlar. Efendim, hal nedir diyorlar, hal. Şimdi buradaydı gitti diyor. Bu ne demek? Çabuk geçer demek. Mesela biz bir yere geldik, arkadaşlarla buluştuk, öyle bir tat aldık, öyle bir lezzet aldık. Sonra bir de mübarek zatın kabrini ziyaret ettik. O ziyaret ettiğimizde dünyalar gözümüzden çıktı. Öyle oldu ki dünya hiç mesafesinde kaldı. Bu haldir. Çünkü devam etmiyor. Burada bu güzelliği yaşadıktan sonra dışarı çıktığımızda veya memleketimizde gittiğimizde belki birkaç gün devam ediyor, ondan sonra yavaş yavaş yavaş soğumaya başlar. Ben diyor, kişi umre yaptım veya hacc ettim. Neydi o tat, o lezzet, o insanların toplanması öyle kimseler gördüm ki hayran kaldım, alınlarındaki izden belliydi.
Secde, ede, ede, alınlarında bir iz meydana gelmiş, oturuyordum, yanımda bir kimse gözyaşlarını tutamıyor, ben de çok etkilendim. Bu devam ederse ömrümüzün sonuna kadar katlayarak devam ederse çok güzel, yoksa bir haldir. Mi? Bir mürid için şu anlatılır, hal ve makamı çok iyi bildiği için büyüklerimiz gerçekten sözlerinde de çok sadık mürid tabirini kullanmamışlar. Mevlana Halid Hazretleri kalpte çok kulefası var, halifeleri var. Efendim yerinize kimi koyacaksınız? Bu bir saltanatti, bu bir babadan oğula geçiş dedi. Evet, geçe, peygamberlerimiz var mı ne? Benim İsrail'den, baba, oğul takip eden de var ama bu yeryüzünde tespit edilen konu değildir. Bu cani bir hak, Mevla tarafından tespit budur. Bir İsmail diyor, o da yarımdır. Burada bizim düşüneceğimiz şu, en çok şaşırdığımız noktalardan birisi budur. Mezalidil-akdem diye bir husus ver. Bu ayakların kaymaz demek.
Duymuyoruz, çok büyük insanlar. Öyle ki çok saygı duyduğumuz kimseler oluyor, fakat değişiyor. Bunun iki sebebi var. Birisi iman, ikincisi de takvadır. Hal ehli olabilir kişi ama makama dönmediği için mesela nefis mukmainne sıfatına irmediği için yapacağını yapar. Bir hususa işaret edeceğim inşallah. Bir tarih, hücride bir kimse hali değişmiş, bozulmuş. Sami Efendi Hazretleri buyurmuş ki, bunun dersi nefis dersinde miydi? Evet efendim buyurmuş üstadımız. Olur demiş. Nefis kolay kolay teslim olmaz. Mürakabelerde yüzebilir kişi, bu deyiş, güzel. O murakabe hali ne demek? Cenabı hakk'ın bizi gördüğünü bilerek amel etmek, fakat makam olmamış mutmainne sıfatı vurulduğu zaman, nefsin vurulduğu zaman bu oluncaya kadar bunu gerçek mürşid-i kamiller bilir. Sizi tebrik ederiz, hakikaten kamil bir mürşid-i kamil ve kutbu cihanı buldunuz. Bak huzurundayız. Onlar hayattadır, ölen biziz.
İnşallah biz de dirilileriz, onların ruhani ve manevi nefesleriyle koymuş olduğu esaslara dikkat etmekle. Şuna çok seviniyor insan, yaşayamasak bile, olamasak bile çok güzide kimseleri gör. Allah'ımıza sonsuz hamdolsun. Eğer Tembih'l-Muhterliğini okuyorsak, Ömer Temizin tercümesiyle hazırlanmış bir eser. Diğer eserlerde de olabilir. Bizim bu küçük kitaplığımızda bile mevcut. Tabakatü's sufiliyyun diye. Bir de Sülemin'in var, daha da küçük, Rahmetullahi. Orada şu kaide görürsünüz, mesela Ebu Habs Hattad, şu şu şu şu şu zatı görmüştür der. Biz düşünürüz, bunu sıralamaya ne gerek? Bayezid İslami görmüş, Ebu'l Hasat'ın Arakani'yi görmüş, daha da öyle dersine gidelim, Cafer-i Sadık Hazretlerini görmüş. Bu görmede öyle faydalar var ki insanın tıraşı gözünün önüne iniyor. Af buyurun bu tabiri kullanırken ne halde olduğunu, nasıl bir kimse olduğunu o zaman anlıyor. Görmeden olmuyor.
Yoksa insan kendisini oldum zannediyor. O oldum deme şuna benzer, bir deste düşünelim, destinin alt kısmı yok. Suya batırılmış bir deniz diyelim, batırılmış. Onun içerisinde doldum zannediyor kişi kendisini. Ama şöyle bir yukarı kaldırıldığı zaman sular şarıl şarıl aşağı iniyor. O deryanın içinde olduğumuz için böyle bir görüntü hasıl olur. Aksi halde bizde bir şey olduğunu zannetmeyin. Hep bu sebeple büyüklerimizden bir söz duyarız, böyle hiç mesafesinde olduklarını söylerler. Daha bugün oldu. Hayçer'de bir tanesinin rüyasına Sami Efendi Hazretleri girer. Buyurur ki çok seçkin, onları biz ne duyar, onu bir ziyaret et evladım. Ziyaretine varır, rüyayı da anlattığında yaşlıca da bir kimse çocuk gibi ağlar. Ben neyim der. Ben kimim der. Öyle bir benliğim, kibrim içerisine girmez. Bize üstad mı şunu anlattı, belki sizinle bu konu alakalı olmaya da bilir ama söz bizde böyle gelir.
Bir görev verirken, vazife verirken buyurdular, insanın yokluğunu, insanın şişliğini bildirdikten sonra vazife veriliyor diye. Bu müstesna bir hal. Fakat biz bunu hülasa etmeye çalışalım. Demek ki biz hiç olduğumuzu, yok olduğumuzu efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem peygamberlerin güzel hasletleri anlatılırken, Nebi Ekrem efendimize gelince sallallahu teala aleyhi ve sellem el-patru fakrı, kalbi fakirliğimle iftihar ediyorum buyuruyor. Cenabıhakk'a karşı yok olduğunu ve hiç olduğunu bilmek öğretti. Bunu bilebilmek bambaşka güzel bir haldir çünkü sadaka fakir kimselere bir. Benlik ve kibir gibi kötü bir sıfat yok. Şirke yakın bir günahtır, mütevazi. Siz yaş itibariyle de zaman itibariyle görmediniz. Üstadımızı gördük, hala onun söylediği sözü söyleyemiyor. Kendisine ne dedi. Öyle bir esrara mazhar oldu ki onu anlatırken şu hatırımıza geliyor.
Böyle erciyeyse kar yağıyor, kar yağıyor. Böyle tepecikler de var. Sepelemediriz. O erkeğe yağdığı zaman o tepeler var ya, oralara da yağıyor. Mürsir-i kamilimize eğer ona iyi bir evlat olabilsek müridan da yaşar o. 0. Babası zengin, zengin bir babası var. Burada birisi okula gidecek, demişler ki okulu neyi bırak. Babandan sana üyede mallar kalır ki gerek yok. Manen öyle bir zenginler ki evlat olabilmeyi elde edebilirsek. Mesela efendimize evlad olmak sallallahu teala aleyhi ve sellem Kullü takim elüm Muhammed sallallahu teala. Her müttaki Rasulullah'ın ehlidir. Ehil ayrı, el ayrı. Biz bu tabiri kullandık. Demek ki ona evlat olabilmek olduğu zaman kişi aynı zevki kendi haline göre yaşıyor. O üstadının yaşadığı güzelliği yaşıyor. O zaten infak ediyor. Kendisinde hiçbir şey bırakmıyor. Esad er birliği, kalpte Sallallahü'l-Sıdri Hazretleri, ben diyor, Rabbimin huzuruna çıplak varacağım.
Affolun, öyle soyunup demek değil o. Rabbimin huzuruna diyor, ne darım var beni mes'ad, ne der meyli diyarım var cemal-i bariden başka diğer bir intizarım yok. Allah'tan başka diyor, onun cemalinden başka onu arzu ve iştiyakla bekleyişten başka bende bir şey yok. Bütün diyor amelimi şefaatim ümmetimin günahkarları üzerinedir, buyuruyor. Olduğu gibi diyor evlatlarımıza bahşedecek. Samim Efendi Hazretleri, Gaddesallahu Sırra ahirete güçlü. Doğudaydım, bir ses bizi getirdi buraya, daha hiçbir şey yok. Fakat gelenler var, Üstadımız sohbeti diyor. O sohbetinden önce saat dört buçuk sularında irtihal buyuruyor gece, değil, su var. O kalbim bir yandı, yatıyorum. Yandı ama iyi bir yandı. Öyle normal bir yanlış da değil. Öyle bir yanlış ki kalbimi elimin içine aldım böyle yandı böyle yandı. Tam o saat ithal etmiş, ahirete düşmüş.
Sabah olsun, üstadımız konuşuyorum ama biraz hiddetli konuşuyor, belli. Mübarek sesleri kulağımıza geliyor. Efendim Bayezid makamında diyor. Efendim Cüneyd-i Bağdadi makamında. Peygamberler anlatılırken Amenerrasulü okuduğumuzda risalette hepsi birdir ama kendi arasında derecelendirilmeleri vardır. Velayatta birdir ama kendi arasında dereceleri vardır. Mevlana'mız Yunus Emre geldiği zaman, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Konya'nın dışına kadar kılar. Diyorlar, bu iltifat nedir efendim? Bütün dünya sizin mübarek ayaklarınıza yoktur. Nedir bu? Bir Türkmen kocası. Cenabıhakk'a ne kadar ulaşmak istesem o manevi derece ve makamlarda o Türkmen kocasının ayak izini ileride gördüm diyor.
Kimde ne olduğu belirsiz Ladikli Ahmed Baba Rahmetullahi Ali bir gün şunu söyler, bunu herkese açmaz, der ki şurada, o yeri de tanıyorum bu izzetetle, Öyle Allah'ın veli kulları var ki insanlar bilse Mevlana'nın türbesine girmez. Bu bizim işimiz değil. Bir gün Hızır Aleyhisselam'ın elinde bir liste ver, elinde bir liste ver, orada velilerin isimleri geçiyor. Eviyle, bir kimse sorulmuş, demiş ki benim elimde bir liste var, müşrik-i kamillerde var, bir divan denir ona. Orada velilerin isimleri mevcut. Fakat o dediği veli yok. Halık'ımız buyuruyor ki, ey Hızır Kulum, o bizim kaydımızdadır. Müferredun diye bir zümre var, hadis kitaplarında şöyle görürüz, Nereye diye bir tabir var. Kendinden geçmiş aşk içinde. Bunlar zamanın kutbuna da yol gösteriler. Mesela Esadi El-Bidi Hazretleri'nin Mahmut diye bir kıymetli kimsesi var. O bazı noktalarda es'at diyor, dikkat çekiyor.
Bir kere de es'at diyor, bugün ben senin kollarını gördüm. Kolların Türkiye'yi ihata itti, kuşattı, hatta dışına taştı. Öyleyse Mahmut, bizim evlatlarımız Türkiye'nin dışına da taşacak, orada da bulunacak diyor. Müferrüdun kaşın da tıraş eder, bıyığını da tıraş eder, kendisini belli etmez. Tanıyamaz insanlar, bilemez. Bize düşen hüsn-ü zandır. O noktalara dokunmamaktır, oralara girmemektir. Günümüzde denir ya kırmızı çizgimiz. Mesela Kutsi Şerif bizim kutsallarımızdan. Biraz önce dedim ki insanı kutsallaştırmak kadar yanlış bir şey yok. Efendimiz aleyhissalatu vesselam bana Allah'ın Rasulü deyin, kulu deyin, İsa Aleyhisselam'ı çürüdukları gibi uçurmayın. Her şeyi ölçüler dahilinde götürmek. Bir ehlullahın en çok üzüldüğü nokta bu. Çünkü tazim Allah'adır. Vesile konusu çok konuşulur.
Vesile de onun bir velinin kabine geldik diyelim, onun Cenabı Hak'la kurbiyete yakınlığı, bu kalbe, ibadet ve taatteki ihlası, samimiyeti, Allah'ımıza bağlılığı vesileydi. Yoksa şahsı değil ama o şahsına vurur. Burada bunu bardak kabul edecek olursak içindekini biz dıştan görüyoruz. Usul, eğer vişne olsaydı vişne suyu diyecektik, portakal olsa portakal esana. İçlerindeki o güzellik, o ruhani, manevi hal dışına da açılıyor. Galata Köprüsü üzerinde olduğunu söylerler. Es'ad-ı Erbili Hazretleri, Sami Efendi Hazretleri'ni görüyor. Zaten Darüldülün'un Hukuk Fakültesi orada tahsil etmişler, Hukuk Fakültesi'nde ve askerliğinde İstanbul'da yapmış. Galata Köprüsü'nde denk gelince, denk gelince bizim yerimizi ihraz edecek kimse geliyor diyor. İhraz, bizim yerimizi koruyacak, bize vekil olacak kimse geliyor diyor. Görür görmez onu biliyor diyor. Bu ehlullah için çok kolay ve şunu diyecektim.
Nasıl ki Hızır Aleyhisselam'ın elinde bir liste varsa, kamil bir mürşidin de elinde liste vardır ama kamil bir mürşit. Bizzat sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin işaret buyurduğu kimse elinde kayıtlıdır. Evladı olacak kimseler belli. Eğer içimizde bir ateş varsa, bir sevgi varsa, bir muhabbet varsa o hayttan ileri gelir. Diyelim ki böyle bir durumumuz yok, ne yaparız? İmreniriz, biz de arzu ederiz. Deriz ki keşke böyle olabilsek. Bir diğerinin ayağını kaydırmak değil, bu bu yolda yok. Bu nefsi emmarededir. Bu şeytani bir sıfattır. Hasetli şeytani bir sıfattır. İnleniriz, biz de öyle olmak için gayret ederiz. Büyüklerimiz biz söz söyler de biz bunu yerine göre çıkaramayız. Derler ki Yunus Emre'nin de, Kaddesüllahü Sırrı'a işaret buyurduğu gibi Cenabı hak gönüllerinden çıkarmasın. Bu basit bir söz değil, mühim bir söz. Dalgalı, yerine göre fırtınalı bir denizde insan ne yapar?
Boğulur, kaybolur güzel, fakat çok sağlam, muhkem bir gemi. Dedem de buna işaret etmiş, üstadını anlatırken muhkem bir gemi diyor. Gerçekten söyledikleri sözler ayeti celileden ve ehadisin Muhammediye'den mülhem sözler oluyor. O geminin içerisinde olursa ne yapıyor kurtuluyor. Zaten ehli beytim Hazreti Nuh'un gemisinin hesabesinde buyuruyor. Kim itaat ederse, nice kurtulur, kim muhalefet ederse. Surette görülmez bu boğumlar ama der ki benim bir tadım kalmadı, konuşuyorum ama konuşurken de tadım yok. Onların tadı nereden geliyor kurduğu alaka çoktur. Öyle bir alaka kurmuş ki insan konuşur, konuşurken bir boşluk hisseder. Keşke vakit tamam olsa da bitirsem der ama bakıyoruz büyüklerimize, Mesela üstadımız diyor ki ağzımı bir kere şu tığıma vurdun, çekemiyorum diyor. Onu boşuna söylemiyor. O anda Resulullah'la münasebeti var sallallahu teala aleyhi ve sellem.
O anda Cenabı hakk'ın tecellilerine mazhar. Bize bir vaiz geldi, dedi ki çok şirin bir kimseydi Hasan Efendi dedi. Bizim okuduğumuz ayetler, hadis-i şeriflerde ama bir tahtı var dedi. Bir lezzet vardı, mühim olan o. Konuşmayan yok, herkes konuşuyor. Biz dilden değil Farsça tabir, ıl kalp demek. Biz gönülden istiyoruz, yoksa doğru mu? Varıyorsun hiçbir kelam etmiyor. Ama oturduğumuz zaman bambaşka bir zevke nail oluyoruz. Bizim bir ziyaretimiz Sami Efendi Hazretleri'ne belki de vakit tamam olmuştu. On dakika diyorlar, iki şer kişi giriyoruz. İyilik, Konya'yı kötü görmek gibi anlamayın. Bir Mevlana diyarı, olabilir, hepimizin hataları var. Mekke hep Müslüman değildi. Onun yanı bir kimseydi, saatine çok bakıyordu. On dakika tembih edilmiş, bir zata idi Fakat çok baktı Sa'd'a, ya bu elli seneyi geçti, daha hala bunun sözü edilir mi?
Neyi kaçırdım, hangi sermayeydi, neyim kayboldu, orada iki de bir Sa'd'e naklediyor. Iki dakika önce müsaade istedi diye hala utanıyor. Benim efendimle daha iki dakikam vardı diye. Bu bala pekmeze benzemez, bala böreğe benzemez. Bu kalbin taamıdır. Biz bunu istiyoruz. Hocalarımızla toplanıyoruz, diyoruz ki, evet çok ilim ehli insanlar bir araya geliyor, dünya alimler meclisi de oluyor. Fakat asıl Ukra alimler meclisi innema yahşAllahe min alabade yli ulema. Asıl alim, haşyet sahibi, Cenabı hakk'ın azamet-i ilahiyesinden dolayı titreyen kimse. Çok topluluklar var, çok güzel. Hepsini Rabbimize olan güzel gönülleriyle takdir ederiz. Ama hacasen efendinin evlatları, hacasen efendinin inşallah edebinde oluruz, inşallah ahlakında oluruz. Böyle sular oluyor, böyle mineral değerlerin neleri çok yüksek, çok kıymetli sular var o Hamidiye suyu var.
İşte mesela onu Hızır Aleyhisselam'ı, böyle çok tatlı sular, neden uğradığı madenden dolayı. Biz dikkat edersek sıddık-ı Azam'dan üstadımıza kadar öyle madenlere tesadüf ediyoruz ki silsileyi okurken, eğer bunu yaşayarak, bunun tat ve lezzetini alarak okuyacak olursak hepsinden bir tat, hepsinden bir zevk, hepsinden bir neşeye, hepsinden bir nasip, kısmet arzusu. Yine dün oldu. Kardeşimiz ben on bir yaşındaydım diyor. Es'abi Elbili Hazretleri'nin seçkin evlatlarından Gazezoğlu İbrahim Efendi. Dedem cezaevinde bulunur, Menü'nün hadisesinden dolayı, çıktığında bu İbrahim Efendi ile beraber o da İbrahim, İbrahim I 10 Nuri Hazretlerinin mescidi girerler Şeyh Camii. Bir koku yayı, bambaşka. Onun tarifi yok. Kullanırız hür esansları, neleri kullanırız o değil. O kokuların yanında bu kokular hiç mesafesinde olur. Böyle bir kimse zikrullah yaptı. Gözler yumulu olacak, dediler.
Ben ise diyor şöyle bir açtım. Herkes hal ve makamına göre nurun içerisine bürünmüş. Kimisinin nuru bütün vücudunu kaplamış, kimisi haline göre değişiyor. Bunlardaki nur, nurun alaen nur, nur üstüne. Mi? Kapımızı çok iyi tanıyacağız. Bu kapı Babullah'tır. Bak biz muhtacız. Hep sizlerden dua bekleriz. Biz de bu kapıya layığı olalım diye, Boş bir kapı deyin. Ona dikkat edelim. Gençliğimiz olarak atalarımız var, kusurlarımız var ama şüphbenlikten bir kurtulacağız. Bunun kadar kötü sıfat var. Yokluğun içerisine girmedikçe bir gün teslim zannedecek. Altı olmayan deste, eğer benim derse kaldırdıkları olan sular şarıl şarıldür. Bunun için bizim efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem'in iftiharı kalbi fakirliktir. Ben kuru et yiyen bir kadının evladıyım, Titreyen birisine huzurunda titreyen birisine titreme. Burada ifade buyuruluyor babu mace er fillik ganaa ve tevebkul ve rrufa.
Ganat günümüzde görüyoruz. İnşallah şükreden bir kimseler vuruyoruz. Ama oturduğumuz kalktığımız insanların çoğunda bir şikayet görüyoruz. Halbuki evlerimizin önünde araba bir değil iki tane. Kullandığımız telefonlar öyle basit telefonlar değil, Son model telefonlar. Arabalar artık Skoda, serçe vesaire bu değil. Son model vasıtalar. Yediğimiz içtiğimiz, kullandığımız eşya çok müstesna. Bunların hepsi bir bedel karşılığıdır. Hepsi bir şükür ister. Allah'ımızın büyük bir nimeti ve ihsanına kavuşmamızdan dolayı ne yaparız? Şükederiz, hamdederiz, kanaatkar oluruz. Eğer biz kanaatkar olmazsak Cenabı hak nimetinin kadrini gösterir. Vücut nimetinin kadrini geçirmiş olduğumuz hastalıklarla gösterdi Cenabı hak. Nimetinin de Cenabı hak nankör etmesin. Bir yanlış karanlık bir tablo çizmekten Allah'a sığınırız.
Açtığımız için bir hadis-i şerif olsun okuyalım Ayuzlül mümin ve galen Nebi, ayuzlül mümin istiğneuhu aninnes, sadaka rasulullah. Müminin erzet, r rifati nastan istiğnasıyladır. Her şeyi Rabbamızdan beklemesiyledir. Bir hak dostunun en çok üzüntüsü beklentiyi kuldan arzu etmesidir. Hep Allah'tan istenir. O bir mizattır. Bir oluk tarif edilir. Allah'ımızın nuru o vasıtayla alınıyor. Direk almak belki bu kabloları yakacaktır. Ama öyle bir duruma geldikten sonra direkt istifade eder ve murakabe hali meydana gelir. Murakabede de nefsimizin mertebelerini geçebilmektir, yoksa çok yükselebilir. Fakat biz nefsimizin mertebelerini geçmezsek, Es'ad-ı Elbili Hazretleri bunu dudak boyasına benzetir. Tez çıkar. Ya nasıl olacak? Kudretten sürmeli olacak.