Ruhani Yolculuk ve Allah'ı Tanıma Sanatı kaydında Rabbi Zülcelal'imiz onların gönlüne Kuran-ı Azimüşşan'ı da, ilmi de, taadisi Muhammediye'ye de indirmiş. Şimdi efendimiz öyle bir hariysun aleyküm bilimine raufur rahim. Bak burada iki tane Rabbi Zülcelal'imizin ismi Celil'i var. Şu bizi böyle mahsun olduğumuz şu. Böyle Rabbimizin ismi Celali anılırken şöyle iltifatlı nasıl tarif edeyim,…
Ruhani Yolculuk ve Allah'ı Tanıma Sanatı ne anlatıyor?
Ruhani Yolculuk ve Allah'ı Tanıma Sanatı kaydında Rabbi Zülcelal'imiz onların gönlüne Kuran-ı Azimüşşan'ı da, ilmi de, taadisi Muhammediye'ye de indirmiş. Şimdi efendimiz öyle bir hariysun aleyküm bilimine raufur rahim. Bak burada iki tane Rabbi Zülcelal'imizin ismi Celil'i var. Şu bizi böyle mahsun olduğumuz şu. Böyle Rabbimizin ismi Celali anılırken şöyle iltifatlı nasıl tarif edeyim,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Rabbi Zülcelal'imiz onların gönlüne Kuran-ı Azimüşşan'ı da, ilmi de, taadisi Muhammediye'ye de indirmiş. Şimdi efendimiz öyle bir hariysun aleyküm bilimine raufur rahim. Bak burada iki tane Rabbi Zülcelal'imizin ismi Celil'i var. Şu bizi böyle mahsun olduğumuz şu. Böyle Rabbimizin ismi Celali anılırken şöyle iltifatlı nasıl tarif edeyim, onu demek bile düzgün olmuyor bize. Şöyle bir Allahu Zül Celal demeli en azından. Rabbi zülcelal'imiz, böyle sıfatlarıyla. Kim bir kere bizim Allah dediğimiz kim bizim? Bakın sözü dağıttığımı biliyorum. Akilla başlamıştı. Hasan hocamız son zamanında rahatsızlaştı. Kendisine hizmet eden kardeşimiz mecbur kaldı. Sobanın küllerini kendi atar bir şeyler. İlim ehli insan. Mahsun oluyoruz. Hizmet edemiyoruz. Çünkü tarikat-ı Aliye'de kamil bir ihvan olacağım. Hasta oldu, ihtiyaç sahibi, muhtaç oldu mu hizmetine bozulacak. Şimdi hocamıza dayalı.
Hocamızın bu sobaları neleri vurması, esaret etmesi. Neyse, bir kardeşimiz hizmetine girdi. Hocamız son zamanda rahatsızdı, oldu zaten. Vücut olarak buldu. Kardeşimiz demiş ki hocam bak çok zahmet çekiyorsun. Şimdi gelsin çekeceksin, tekrar yatacaksın. Şu düzeninde pardösini verelim, şu pijamanı çıkartma dursun, elbiseni giyme dediği söz çok muazzam. Bu Rabbamızı tanımakla alakalı. Bakın ne diyor? Hanım diyor kimin karşısına çıkacağını biliyor musun? Şimdi bazen zıplama mı diyeyim, atlama mı diyeyim, atlama noktaları var. Evliyaullah'ın velayet sırrına erimesinin sebebi bu. Şii çok iyi biliyor. Mesela Rabbimizin razı olacağı amelleri çok güzel biliyor. Bu hacasın efendimiz işte. Bu Sami Sultan. Nasıl biliyor? Şam-ı Şerif'te okuyan talebelerin gizlice listesini çıkarttırmıyor. Bir hocamız var, Bursa'da diyor ki, bize diyor para gelirdi. Nereden gelir, bilmeyiz diyor. Para gelir diyor.
Bilmeyiz diyor. Sami efendimiz gönderirmiş diyor. Diyor. Bu bilir kardeşlerimizden, o çamardı tarafından gelenler var. Orada Elmalı diye bir köy var. İsmini değiştirdiler. Şeyhler köyüydü. Bu ne acayip ya. Alışırmış bir isim. Şeylerine değiştirdiler. Doğu'daneler bazı isimleri değiştirdiler. El Azık. Ne bu? Ne? El Azık. Azık desen yine olur. Şimdi. Azık. Azık. Ne o? Ne ne ne kim o Azık? El Aziz. Rabbü zü celalimizin ismi. Oradaki Hüseyin Efendi, yedilerden buyuruluyor, ona tahinler gönderiyor. İşte sıçrama noktası bu. Buradan kazandılar onları. Nereden kazandı Esselamü? Şimdi iman ettik değil mi? Salih amel dendi hemen namaz hatırım diyelim. Salih, bu da salih amel. Şimdi cumaydı. Cuma'da namaz kılacağız ayağa kalkıldı. Şimdi bir tanesi arkadan bağırdı. Seslendi diyeyim. Dedi ki işte şu plaka araba dedi yolu tıkadı. Onu çeksinler, bu mahiyette bir şeydir. Bu ibadet işte. Neden?
Etdini muamele, din muameledir. Şimdi, gelişigüzel oraya arabayı koymak var. Bak, bu nedir? Bu imanın şubelerinden birini yerine getirmek nedir? Yolda insanlara eza veren bir eşyayı kaldırmak. Onu düzgün koymak. Bak orada demeyi unuttum. Sami Efendi Hazretleri'nin kelime-i muhteremelerinin naaşının mescide götürüyorken bakın Sami abi ne diyor? Sami Efendi değil. Sami Efendi'nin torunu. Annem diyor hukuka öyle riayet ederdi. Evde diyor levhalar vardı. Oğlum Mahmut bunların bizde hakkı var. Evdeki levha, levhanın ne hakkı olacak? Efendim, kişi belli bir makam ve mertebeye gelince onlar için çok mühim bu. O marifet makamında. Oğlum Mahmut bunların hakkı var. Tek tek bir o levha okurdu. Anam diyor, ben sohbet idare edenin, yani işte vazifeliyim deyip de önüne sehpa, üstüne yiyecek koyduran, hizmet ettiren anne değil o. Üç saat diyor. Şöyle diyor gönle, önlük denize bağlar.
Hususi diyor fakirlere, yoksullara yiyecek hazırlar diyor. Bu Samı Sultanımızın biricik evladı. Şuna şahidim, sırrım buna dökmüştür. Nasıl dökmüştür? Baba diyor, size bir fevkaladelik görüyorum. Sevinçlisin neden? Kızım, İbrahim Aleyhisselam geldi. Onunla öyle bir hoş sohbetimiz geçti ki diyor. Teslim olduğumuz bunlar bizim ona göre hareket edeceğiz. Bakın şimdi çizgiden anlatılıyor. Çizgi çok önemli. Çizgi. Efendimiz de çizgiyle o emelleri neleri, tül emelini haber verirler. Çok güzel, müstesna. Şimdi bunlarda çizgi önemli mi? Ne kadar o çizgi, haydi bizim dillerimize diyelim, tilki diyelim. Mesela bir bahçe duvarını yaparken dahi bir ip çekiyoruz. Niye? Düzgün olsun. Onların ipleri sıratı müstakimdir. Efendimize ne kadar uyuyor başta? Halıkı Lemyezen, celle celalüh. Şimdi cenazesinde Mahmut abi diyor ki annem diyor çok dikkat ederdi Hakk'a, hukuka.
Ondan diyor bir tarafa çekilerek götürdük. Haydi diyor bir ambulans gelecek olsa diyor. Düşündüğüne baktım. Kim de düşünmez? Hatırına getirmez. İşte o bizim hatırımıza getirmediklerimiz var ya, oradan bunlar ileri gitti. Amel yaptı onlar, amel yaptı. Sami efendimizi anlatırken bu yönüyle anlatmakta fayda var. Efendim daha hizmetlerini sayamam. Mübarek gözlerini kaybetti. O yirmi beş tane eseri hazırlarken. Neyse Şimdi üstraz halimiz onlar daha ziyade din muameledir buyruluyor. Bunda çok hassastırlar. Nedir? İnsanlara eza veren bir şeyi yoldan kaldırmak. Ve bunun gibi daha neler neler. İlim dedik onların, onların şimdi kişi okur da ilmin bir hikmet yönü vardır. O Nahl Suresi'nin son ayetidir. Efendim biz çok çalışıyoruz uğraşıyoruz ya bir şey yapamıyoruz olmaz hikmet yok İlim var da hikmet yok O hikmet olursa hikmet olursa Rabbimizin lütuf ve keremiyle o söz taşlara geçer.
Yani normal konuşur. Bu Nevşehir'de bir koca diyorlardı, onun için diyorum. Dedi ki benim okuduğum ayeti okuyor dedi. Ya başka ne okuyacağım? Aynı dedi bizim konuştuklarımız, ama dedi, o konuştu mu dedi, tesiri bildiğiniz gibi değildi. Bak bizim memleketimizde rahmetle yad edilsin. Üscü Mehmet amca diye efendimize çok muhabbet etti zaten. Dayanamazdı, şu boğazlarını öperdi efendimizin. Esnaftan bir adam. Şu düğmelerini kendi eliyle, iğne bir sıcak alakası vardı. Şimdi, Hicaz'da Arafat'ta dua edilecek. İstiyor ki gözden yaş aksın. Hocaları burada küçük düşürecek şekilde söylemiyorum. İlim ehilleridir, faydaları var. Hiç şüphesiz. Biz de istifade etmeye çalışırız onlardan. Hocanın biri dua etmiş. Yüzünden geçmiş bizimki. Bir ikinci o da yüzünden geçmiş. Bu Mehmet amca dayanamamış. Demiş ki ya, hacasını efendimize verin duayı. Ona vermişler, amin diye başlamış. Gözlerden akmış.
Demiş ki ayranı karıştırdınız, karıştırdınız, hiçbir şey çıkmadı demiş. Bak demiş efendim demiş bir karıştırdı böyle topak topak demiş yağlar çıktı. Neden? Bir gün mektebim yok diyen efendimizin neden hikmet ehli? Bak Evrad Ezkar okuyoruz güzel. Ama kusura bakmayacaksınız. Simalarımız onlara benzesin. Hiç kusura bakmayın. Ladikli Ahmet babamız, Rahmetullahi'yi, o devirde Sami Efendi'nin evlatları içerisinde hayvan simasını göremiyorum. Şimdi tersi olmasın. Kusura bakmayın. Bizim yüzümüze bakmıyorlar bilmem filan demeyin. Onlar nasıl zorluk çekiyorlar? Öyle bir güçlük çekiyorlar ki Allah'ımızdan sabır diliyorlar. Siz hiç gördünüz mü? Bak üstadımızı gördük. Sohbet ettikten sonra aramızda oturdu mu? Bak bir düşünelim şöyle. Güzel görüştüler. Ondan sonra niye oturmadı? Meyveyi bizimle yeseydi. Yemeğe bizimle yeseydi. Niye? O yüz bin kere haşa bir benlikten dolayı değil tahammül edilmiyordu.
Bizim iç halimizin yüzümüze vurmasından, ashab-ı Onların yüzleri Allah'ımıza olan bağlılıkla nur gibidir. Bakın şimdi kan aldırıyoruz. Kan aldırıyoruz. Ya bir damla kandan şimdi geçen de gitmiştik. Hayret ettim. Dedi ki ayağında sıkıntı var. Nereden bildim onu dedi. Ondan sonra dedi şurada şu var. Hiç bunu anlatmadım onlara. Söylemedim. İyi kaydediyor ey Allah'ım. Şimdi tek tek söyledi. Bak onlar bizim sesimizi duysa, şöyle bir sesimizi duysa veya geriden bir saçımızı görse aslını söyleyeyim mi? Kişinin omuzlarında melekler oturur, geriden şöyle bakacak olsa omuzundan bilir onu. Değil saçından tanırım. Sesinden tanırım. Ya bir kanalın bir damla kandan bütün hastalıkları çıkar. Bu evliyaullah gözü bu. Leyla'ya demişler ki ya sen bu rüyaız bir kızsın. Öyle pek güzelliğin de yok. Ne böyle demiş kendine aşık ediyorsun. Hatta deliriyorsun aşkından insanı.
Demiş ki beni görmek için mecnun gözü lazım demiş. O mecnun gözü olmadığı için Ebu Cehil denen zalim Ebu Cehil denen zalim senden çirkin bir kimse yok dedi. O mevzunun gözü olan Sıddık-ı Azam da senden daha güzelini bir şairin ifadesi diyorum. Gözlerim kat'a görmedi. Ya Resulallah diyor. Efendim onlar nasıl bakıyordu derseniz Essahilda. Ve terahun yanvurun eyleyike. Bu ne demek? Bu şu göz dediği. Onlar sana bakarlar ama göremezler. Şimdi sorun siz kasabanın başından sonuna kadar hocamızdı. Kürsüler de vaaz ederdi. Onun bir kutbiyet sırrını bilen üç kişi beş kişi. Efendim niye az oluyor? Efendim hakim karşısına çıkınca bir mesele halledilecek. Kaç tane şahit istiyor? İki şahit. Sami Efendimiz. Kadı Sallallahü sırra. O kasa sure sildi. Sami Efendimiz Hazretleri. Esadı Erbili Hazretleri'nin huzurunda gelen mektupları o okuyor. Bir mektup gelir. O mektupta bir yere gelince gözyaşını tutamaz.
Oku evladım Sami. Oku evladım Sami. Diyor şahit. Konuşuruz. Alay müftüsü İbrahim Efendi veya hayır Cide müftüsü Hüseyin Efendi. Gavsilazam. Gördüğü rüya değil o. Hakikattir. Efendim murakabe halindeydim. Aleyhissalatü vesselam Efendimizin huzuruna Sami Efendi getirildi. Buyurdular ki Hüseyin Efendi Sami Efendi'nin kemaline şahit misiniz? Ya Resulallah onun kemalatına gövdemi basarım. Esad El Bilici Hazretleri ne de aynı söz söylenir. İki şair. Oku evladım biz de oradaydık. Böyle ne geldi bizim efendilerimiz böyle geldi. Şimdi bir şeyler anlatırım. Rencide gitmemek istiyorum. Çok tutuyorum kendimi. Yusuf Aleyhisselam'ın böyle Nil nehri. Şimdi kendisinin kabri saadetinin olduğu tarafa yağmur yağıyor. Diğer tarafa yağmıyor. Ne yapalım diyorlar. Orta bir yer buluyorlar. Bir evliyaullah'ın cismi saadetinin bulunması da bir berekettir bir belde için bilenlere.
Efendim şimdi dünyaya tamamen meyledersek ahireti, ahirette tam meyledersek dünyamızı, Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor Esselamü. Bakın o kadar güzel ki, Kuran bu artık. Onun için buradan söylemeye çalışıyorum. Dikkat edilirse ayetler bazı ayetlerde bu mesela bir kompozisyon hazırlanır veya bir kitap. Kitabın veya bir konu diyelim. Konunun bunun tefsirlerinde de görürsünüz. Bir kısım tefsirlerinde de. Sonunda külahse eder. Sonunda özetler. Öyle bir ayetler görürsünüz. Hayatı özetler. Hayatı özetler. Allah'ın sana lütfettiği gibi seni de ikram et. Ne demek isteniyor? Ya harcadığın senin malın değil o. Allah'ın bildiği nimet dünyadan da nasip olur mu? Bak hayatın özetidir. Bazı ayet celle. Essahne. Tebarretel dediği gibi yedi yirmi. Bak bu Ayet-i Celile hayatı özetler hayatı. O öyle bir Rabbi Zülcelal'imiz ki hayatı ve ölümü ne için halk buyuruyor? Hanginiz daha güzel amel işleyecek diye.
Yani şuraya gelişimiz bizim sıçrama tahtası dediğimiz Evliyaullah'ın o püf noktaları tespitidir. Efendim ağır gelir mi? Bir şey söyleyeceğim ama. Bu yüksek sınıfta insanların bir durumudur. Gelin bunu ters anlamayalım. Ehlullah'tan biri mescide girer. Bir tanesinin ayağına nasıl olursa basmış. Bilmedim. Bütün, bütün rical taifesi bir araya geliyor. Bunun af olunması için Allah'ımıza yalvarılıyor. Geçelim biz bu tarafa. Çünkü bizim itikatta hatalarımız var. İbadette hatalarımız var. Üstadımız ne güzel diyor, seher de yatar diyor. Bakmaz cihan, man bilmez. Şimdi biz böyle bir sınıftayken, böyle bir durumdayken kalkacaksın. Niye anlatmayacağız? Sebebi şu. İmrenelim diye. Esselamle. Ey amel edenler bu şekilde amel edin. Onun için. Efendim şimdi akıl, akıl büyük bir nimettir Allah'ımızın ihsanıdır. Unut aldım akıl hakkında. İşte peygamberlerin petanet diye bir sıfatı var ya akıllılık.
Bu notu güzel aldım. Kitabın baş tarafına da koydum belki. O bizim her şeye ne gibi kafası çalışan dünya içinde deli gibi sarhoş olanların kafası değil mi? Bu aklı mead. Bu Sami Efendi Hazretlerinin mübarek reis-i saadeti. Üstatlarımızın reis-i saadeti. Efendimiz bir şiir yazdık. Onu okuduk mu acaba? Evvela besmele yazar. Salikine iyiler nazar. Ol seri semada gezer başına kurban olduğum. Ne demek Hiç baktık mı yani okuduk da, ol seri semada gezer. Ne dedi efendimiz orada mesela? Adana Yağ Camii'nde namaz kılarken önünde Sami Efendimiz var. Mübarek başlarının arşa yükseldiğini görür. Bizim öyle yaşlı, bilmem filan, dediğimize bakma. Bazı gerçekler var da, köre nedirler? Köre. Göre nedirler? Şimdi bir kardeşimiz vardı Ankara'da. Hatta bir şiiri var bunun. Hatırlıyorum. Hibeyi söylemiş üstağzımıza. Efendim nurdur benim. Göz, efendim birdir benim. Efendim nurdur benim. Gözüme nurdur benim.
Birdir benim. Gözüme nurdur benim. Ismarladım gelmedi. Talihim Kürt. Bir daha tekrarlayayım okuyabilirsin meğer. Efendim birdir benim. Gözüme nurdur benim. Ismarladım gelmedi. Talim pürdür. Üstadımız derdi ki bu bizi tanıyor dedi. Efendim tanınmak isterler. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz ben tanınmaya muhabbet ettim çünkü ahbaptü fiili var orada. Sevdim manası var. İnsanları halk ettim. Demek ki yaratılış sebebimiz nedir bizim bir kere? Efendim bu düşünmekle alakalı. Zorlamaya gerek yok. Anlayana Cenabı Hak Kuran-ı Azim-i İslam'da da ne güzel ifade buyuruyor Rabbimiz. Ne güzel buyurmuş. Bakın. Bizim gibi, nefsimi söylüyorum, anlamayan kimselere Rabbimiz ne buyuruyor? Eshabübillah. Bir bilme durumu var. Bakın. Hayvan bilir bilmez değil. Çünkü hissiyatı var. Mesela yolda geçerken bir diyelim eşya onu koklar da öyle yer. Koklar. Duyularıyla algılıyor çünkü.
Ondan sonra şöyle bir vuracak olsan dokunma duygusu var hisseden. Koklama duygusu olduğu gibi. Tat alma duygusu var onda. Görme duygusu var görür. Belki aman ha burada bir hendek var. Bilir onu. Hisseder. Bilmese odur o hissi. Bağıracak olsan duyar. Ona akilla hareketi bin sene anlat. Ya sen yoldan geçiyorsun buraya ters gübre yapma. Bunu bilmez. Bin sene anlatsan ne bileyim. Çünkü akıl insanda mevcuttur. Aklı var da kalbi yok. O beynim çalışıyor diyen kimseye de kalp noktalarını harekete geçirenleri, onların tavrını o şekilde hareket etmek bin sene anlatsak inanamaz. Neyse. Çünkü şüph değil. Değil. Allahü Zülcelal Allah'ımızın Celle Celalü Kuran Azimüşşan'ı, Efendimiz aleyhüssalatü ve ve selam gibi bir nuru. Ancak gönlü olan kimseler, kalbi olan kimselerdir. Buna Abdülkadir Geylani Efendimiz ne güzel bir izahta bulunmuş. O şeyi, aldığımız notu söyleyeyim. Bunu yazayım. Aklihi.
Tekunü ibadeti huli Rabbi. Çok müstesna. İşte sıçrama noktası dediğimiz bu. Füzeyle gidiş bu. Yaya gidiş değil bu. Onlar böyle gittiler Rabbimize. Biz anlayamadık ama onlar bir ihlası da böyle okudu. Onların bir tevhidi okuması bizim bütün hayatımız için alır. Nedir bizim hayatımız? İnşallah iyi olur. Biz de imreniyoruz onlara. Efendimizin şunu hatırlıyorum, bir kimse geldi. Çok daraldı mı? Onu çıkarması elbette gerekirdi. Çıkaracaktı zaten. Geldi. O saçlı, sakallı, ibadeti ta ki. Hür mü? Oturuyorum, görüyorum bir izni. Onu çıkaracak belli. Diyorlar ya, ya biraz azarlı konuşuyor. Efendim, onların çektiği zahmeti biz bilmiyorum. Bak efendimize şahidim bir iznim. Eğer çektiğimi bilseniz bu vazifeye imrenmezsiniz. Sami efendimiz gözümü yumuyorum. Yine de ihvanın yahu param şöyle duracağını faize veririm, daha çok kazanırım diyen bir evlat olursa nasıl tahammül etsin?
Zina fiilini müşahede ederse nasıl tahammül etsin? Gözümü yumuyorum, diyor. O kimseyi çıkaracak. Dedik oğlum ben sana dersine vermedim. O elinde değil o. Efendim öfkeleniyor, o gayrettir. Bak bir anlayabilsek. Onun için çok okuyalım. Böyle güzel dini meselelerimizi, marifetullahü'l Abdi Rabbehü marifetü'l Abdi dinehu marifetü'l Abdi Nebiyehu. Efendimizin hayatını okuyalım. Sallallahu Teala, aleyhi ve sellem. Onun yanında dinimizin vazifelerini, ilmihal kitaplarını okuruz. Bunun yanında aleyhissalatu vesselam efendimizin hayatını öyle öğreniriz. Sonra ne yaptı? Oturdu. Dedi oğlum ben sana ders, oğlum dedi. Desne vermedim dedi. Ne geliyor dedi. O elinde değil o. Onların iradesi Rabbimize bağlıdır. Efendim, nereden bileceğiz bunu ashabe Allah'ın resulünün konuştuğu ancak vahyi ilahidir. Şimdi efendimizin görevleri müstesna. Tefsir görevi var. Teşri görevi var. Tebyin görevleri var.
Yani efendimiz olmasa zaten biz Kuran-ı Kerim'i anlayamayız. Hatta kişinin Kuran-ı Kerim'den ziyade Efendimizin ehadisi Muhammediyesine muhtaçtır anlamak için. Onlar da velayet örtüsü içerisinde nefsinden konuşmaz o. Sonra teselli etti, baktı bir şey yok. İşte kalp ile hareket edeceğiz. Aklın durumu şu. Bilmiyoruz. Anlamıyoruz. Yuh şerul merve maamanehhabbe. Bunu dedi. Dedi muhabbeti olmasa gelmezdi, kişi sevdiğiyle beraber dedi dedi. Bazen hastalıklar olur, tedavisi zor tabii. Bak doktor diyor ki götürün bunu istirahat etsin. Hatta perhizler olduğu halde ne isterse yesin olur. Ne isterse yesin. Çünkü deva olacak bir şey değil mi? Bizim deva olacak inşallah oluruz. O sözü söylemeyin. Onun için yuh şer'ül merru mamen habbe. El merru mamen habbe. Kişi sevdiğiyle beraberti. Keşke seve bilsin. Bu Ömer amca bu çok iyi bir insandı. Konya'dan bu ayakkabı koyuyordu. Bir söz söyledi.
Dedi ki Evliyaullah'ı sevemedik ama dedi, muhalif de olmadık dedi. Öyle bir güzel dedi ki, Evliyaullahı sevemedim dedi. Ama muhalif de olmadık dedi. Muhalefetin inanın hadisi şeriflerden seçerek söylüyor ve kaydettim. Son nefesi imansız girer. Basit değilim. Efendim biz Abdülkadir Geylani Efendimiz gibi bir sultanın sözüyle bitirelim. İnsanları dört kısma ayırıyor. İsterseniz teseme söyleyelim. Raculün le lisene lehu vela kalp. Öyle bir kimse ki ne dili var ne de kalbi. Halbuki var. Ama Allah'a yarayışlı bir dili de yok. Kalbi de yok bizim gibi. Ve hüvel asi, bu isyankarıdır. Bu nefsiyle gururlanan azgındır. Bunlardan sakının. Sakın ha onları dinlemeyin diyor. Ve racülün lehul lisem dile kalbin. Yalnız dili var ama kalbi yok. Konuşurken o, nelerden konuşur? Müşahede hallerinden konuşur. Bunlarla da diyor olmayın. Sizi zehirleyebilir diyor. Ve yefiru minhu demiş zaten. Feat minhu.
Liyelle yahfalekabillezirli lisani. Fetahrikuka nağurumasi. Öyle ki sizi çok lezzetli konuşur. Konuşun ama ateşin içine atarız. Allah muhafaza et ya. Muhafazet. Amin. Üçüncü bir kimse kalbi var da diliyor. Allah'ımız onu muhafaza buyuruyor. Ve Nefsinin ayıplarını görüyor. Kalbin nurla dolu. Rabbi Zülcelal'inizi tanıyan mübarek kimselerdir. Dört demiştik. O yukarıdaki bu dediğimiz kimseler dili yok ama kalbi var. Bunlar velilerdir. Allah'ın dostlarıdır. Allah'ımız koruyor onları. Bitti. Şu ifadesi bitti. Ne buyurdu? Dördüncü bizim böyle imrendiğimiz, saygı duyduğumuz, ameli demesek bile sevgi duyarak. Belki uyanmamıza vesile olur bu sevgi. Ve racülün tealleme ve alleme. Öğretiyor ve öğreniyor. Öğreniyor ve öğretiyor. Kimden öğreniyor? Onun öğrendiği yer. Emir Külal Hazretleri vesair Allah'ımızın dostları, Emir Buhari Hazretleri gibi alimler ilmine hayran kalmış da demiş ki hayret etmeyin.
Bir kimsenin medresesi arşı azam. Hocası da fahri alem. Sallallahu aleyhi ve sellem. Olursa demiş, hayret edecek bir şey yok. Öğreniyor. Öğretiyor. Amel ediyor. Ve Rabbımızı tanıyan kimselerdir. Bu noktada şunu da ifade buyurmuşlar. Diyorlar ki, ah diyor zerre kadar Allah'ımızı tanıyabilsek güneşin doğup battığı her şeyden üstündür. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Topluyoruz. Akıl Rabbımızı bulan akıldır. Akıl Rabbımızı gören akıldır. Akıl şu anda, mesela günümüzün meselelerinde çok ferasetli, çok akıllı, hiçbir zaman cemaatini atıl ne yapacağız diye boşta bırakmayıp yol gösteren kamil bir şirktir. El Fatiha.
Kaynak: Genel
Ruhani Yolculuk ve Allah'ı Tanıma Sanatı | Mihmandar