Yaratılış sebebimiz, bizim dünyaya geliş sebebimiz, Allah'ımızı tanımak. Eğer ilim tahsili ile meşgulse, Rabb'ımızı tanımak. Celle Celaluhu. Rabbani bir ilim. Bunların yaşantısı sadece yediği yemekle, çorbayla, ne bileyim pilavla vesairle, tatlılarla onlarla değil, ruhani bir yaşantı var. İsterse çok basit bir yer olsun ama ilahi zevklerle dolu olduğu için Allah'ımızın ikramlarına mazhar olmasından dolayı, bu dünyanın bütün nimetleri kokar onun yanında. Bu buna erişmiş, bunlar buna erişmiş. Ruhani bir yaşantı var. O ruhani yaşantı, mesela ana karnındaki çocuk yediği içtiği belli. Şu dünya nimetlerine erişse ne olur? Bu dünya nimetlerine de erişen, ahiretteki cennette Allah'ın lutt edeceği nimete erişse ne olur? Aynen ahiretteki nimet, yaşantıları o onların. Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem ben Rabbim indinde yedirilir ve içirilirim buyurmaz.
Ana karnındaki çocuğa, yediği belli, dünyaya geldiğinde o ana karnındaki yiyecekler getirilecek usulünü ikrar eder. Onun gibidir onlar yaşantısı. Bu bir cendirenin içerisinde buldu ve Rabbani ilme de erişmiştir o. Onun okumaktır. Nedir? Yillarca çalışmaya da ihtiyacı yok. Rabbimiz onun gönlüne vermiş zaten ilim. Nurunu ihsan buyurmuş Gerek açıkta gerek gizlide ne olursa olsun bütün hallerinde Allah'ımıza şükür içerisindedirler. Allah'ımızı hem dilleriyle zikrederler hem de kalpleriyle zikrederler. Hem dilleri zikirde hem de kalpleri zikirde. Kalpleri zikrederse mükafatını rabbimiz veriyor. Bütün her anda yapsa da öyle. Bütün zikirde kalbi onu artık zikretmiş. Bunu sorarlar ya büyüklerimiz mesela ne zaman siz müracaat ettiniz? On sene. İşte diğerleri evladım her bir senede on letaif var zaten, onu geçseniz tamamlardınız diye. Tabii sizin haliniz müstesna, saygımız, sevgimiz sonsuzdur.
Böyle geçen insanlar hatta bu haftada bir geçilecek işlerdir. Haftada bir, her hafta biri geçilir bu manevi vazifeler çok kısa bir zamanda görülür. Öyle uzunca bir zaman da değil. Bu arayı biz uzatmamızdan dolayı. Mesela bir öğrenci dersine çalışıyor, ilk anda çok güçlü bir şekilde bütün emeğini veriyor. Belki geceleri de uymuyor, ondan sonra gevşiyor. Gevşeyince çalışmayınca çalıştığı dersi de unutuyor. Bunun gibi olur. İlk andaki aşkımız, şevkimiz, ibadetin eftali az ama devamlı olandır. Devamlı olmadığı için aşkımız, şevkimiz bir ara yanıyordu. Şimdi ne tar kaldı ne tuz vardı. Tadı da var tuzu da var. Bizim tadımız yok. Üstadımızın bir şairi var da, öyle diyor. Zaman aynı zamandır Elvan değişti diyor. Yoksa harbiden bir şey yok. Üstad-ı Medine-i Münevvere'den Mekke'ye geçince bir kısım insanlar tadımız tuzumuz kalmadı deyince Üstad-ı Ali'miz toplanın diyor.
Kendi gittiyse tadı da mı yok? İki cihan güneşi ithal etti s. Ve celle, sıddık-i Azam ashabı topladı gelin. Sen de onlar da öleceklerdir. Bir beşerdir. Külli nefsin de yıkatül mevt. Her nefsi ölümü tadacaktır. Baki olan Allah'adır. Kulluğumuz, ibadetimiz, tarımız toplanın. Bunlar nefsani, hareketlerinden zuhur eder. Yoksa değişir mi? Her an Allah'ımızın manevi nefkası aleme salınmaktadır. Allah'ımızın nazarı tabi. Nerede olursa bulalım Allah'ımız bizimle beraberdir. Bunu her an tefekkür ettiği için bu onda artık vazife olmuş. Dersi budur onun. Bu budur. Bunu yaparken ne olur? Onun nazarı altında yok olur. Emrinde yok olur. Buyur demek. Onun manevi bahşiş denizlerinde ne yaparlar? Bütün zamanlarını huzurla geçirmek suretiyle onun aşkında yok olmuşlardır, gayb olmuşlardır. Maasukuti külli halavetin onda dünyevi tat ve lezzetler bitmiştir. Gayri halaveti muhabbeti rabbihi.
Rabbinin muhabbetinin dışında bir şey yoktur. Kulluk vazifesinde de çok sadıktır. Görevlerinde namazlarını sünnetleriyle, Rasulullah'ın sünnetidir diyor. Öyle vahiy geceler kısa bilmem filan, bunlar hiç hayatında yoktur. İlahi bir şevk dolulduğu için kalbi, ilahi şevkle geceyi neyi hasretle bekler. Öyle kısa edemez. Böyle kulluk vazifesini de görmez. Rabbimizin o rızasını ister. Allah'ımızdan gayrı her şeyden kalbi kesilmiştir. Müminlere karşı da çok şefkatli. İşte ben bu hallere geldim, işte giriştim, ötekinde hiçbir hal yok demez, çok mütevazi, her gün bir evi takip eder, bu hakikatleri anlatayım, bildireyim diye her gün bir eve varır, oturur, konuşur, bu güzelliklerden bahseder. Onun eline bir kitap verir, okutturur. Kendi okur. Okuyamazsa onun eline verir, şurayı çok güzel görür, bir oku der.
O okurken zaten anlar der ki bunların hiçbirisinde yaşamıyoruz derken, ona o sırada duyurmaya çalışır o güzellikleri ilahi güzellikleri. Ne var ki? Ne var ki? Kafamızı bir çalıştırsak hizmet olanlar çok geniştir. Devamlı onlar ahiret hüznüyledirler. Allah'ın affına rızasına erişinceye kadar onlar kahkahalarla bilmem talanlarla vakit geçirmez. Çünkü Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam kahkahatın bir cemaate denk geldi de bunlar ahireti unutuyorlar buyurdu. Onun dili garibi gibidir. Öyle vay bu makam sahibi büyük bir rütbenin sahibi işte bundan bize çok faydalar gelir diye kalbi sevmediği halde diliyle onu övmelere başlamaz. Kalbin ne ise dili budur. İtabına mazhar olmazlar. İltifata nail olurlar. Az bir nimet de olsa şükrediyor. Çok sıkıntı da duysa şükrediyor. Allah'ımızdan gelen bela ve musibet ne ise ona razı. Allah'ımızın her an kendisini gözetlediğinin düşüncesi içerisinde biliyor.
Ayetler de hadislerde buyurür. Allah'tan gayrısından çekinmez. Başkasına da ümit beslemez. Ve la güriyru illallah sadece Allah'tır onun isteği. Faydayı da veren, zararı da veren her şey Rabbımızdandır. Der ki nimet veren de vermeyen de yükselten de alçaltan da bozul der. Efendimizin ahlakına ve sünnetine tabidir. Sahabenin yolunu izler. Sonun ne olacak diye korkar. Çünkü kişi cennete bir adım kala cehenneme, cehenneme bir adım kala da cennete girer diye buyuruyor. İnsanlar işte şurada oldu, böyle oldu derken onlar Allah'ın her şeyi takdiriyle derler. Ve bir-i insanlar şöyle tedbire, böyle derken o Allah'ımızın tedbirine dikkat eder. Yalnız şer'i ölçüleri mutlak korumak suretiyle. Diyelim ki yağmur yağacak, razıyım Allah'tan yağarsa evime yağar demekle birlikte evinin üstünde örter. Bunun gibi düşüneceğiz. Haya duygusuyla.
Rabbim bana bu kadar nimetler dut etmişken ben neden ibadet ve saatte böyle tembellik gösteriyorum? Bir mümine nasihatte neden tembellik gösteriyorum? Bir hastayı ziyarette neden, bir cenazeyi takipte neden? Derdur. Tam kelime anlamı olarak bilmiyorum ama ifade ettiği mana bu olduğu için söylüyorum. Yoksa ne demek o gurbet Allah'ımıza yakınlık, Devriyağullah'ın en üstünlerinde belirler bir haldir o kurbiyet Allah'ımıza yakınlığı. O kalbin yakınlığıdır. Gözün hakkı görme yakınlığıdır. Kulağın hakkı duyma yakınlığıdır. Eşyanın içkini duyma. Bu duyuşla yakınlıktır. Ayağın Allah'ın dini uğrunda yürümek suretiyle ayağın yakınlığıdır. Yoksa siz bunu bir maddi olarak düşünmeyiz. Mesela kalbimizin yakınlığı nedir? İlahi zevk ile dolması. Namaza durmuşuz ağlıyor, tahammül edemiyor. Doyamıyor. Ne secdesinden ne ruhum yani. Budur. Allah'ın muhabbet ve dostluk sevgi şarabından da içmiştir.
Onun sükutu ağır basar çünkü tefekkür ehlidir. Gayzını, öfkesini, kinini yutar. Hayvani duygusuna galiptir. Bir baş olma arzusuyla, olmadı çılgınlığa düşmez. Dünya arzusuyla da düşmez. Bir kadın zevkiyle de düşmez. Allah'ımız bu ihtiyacımızı helal yoldan temin için nikahı göstermiştir. Tabiatında mevcut insanı. Böyle olmasa nesil mi meydana gelir? Bunu helal yoldan takibi göstermiş bize kitabı keriminde. Rahatını düşünmez o dünyevi hiçbir rahatı düşünmez. Kalbindeki o ilahi güzellikler var. Hani bunun dışında, kalbindeki Mevla'ya dönüşün dışında. Rahatlığından uzaktır. Bu dünyevi bir rahatlık değil, uhrevi ister. Bütün bu nefsani isteklerden ve rahatlıkları terk etmiştir. Onun korkusu, dostum Mevla'dan acaba muhabbetinden uzak kalır mıyım diye bir sıkıntı duyar. Neden kesildi diye.
Büyüklerimiz buyuruyor ya, bir an diyorlar Allah'ın muhabbetinden uzak kalmak, bize cehennem ateşinden daha uzak kalmak bize cehennem ateşinden daha eşettir diyor. Böyle insanların enskindirler, Allah'tan çok korkarlar. Seçilmişlerdir. En doğru hareket eden, doğru sözlüdürler. Ve Onların emri ilahiye riayet eden, korkan, insanların en akıllılardır. Dünyaya gönül kaptırmazlar, ibretle bakarlar. Bizim gibi kimler yaşıyordu, bak hiçbirisi kalmadı diye. Mevla'ya muhabbet ederler. Ama kendilerine devamlı ben Allah'ın en aciz kuluyum diyerek bakarlar. Ahiretteki nimetlerin de maarif cennetini arzu ederler. Maddi olan da değil. Onlar, onlar Rabbimize karşı sevgi ve muhabbetle dolmuş. Burada ifade etmek istedi. Kalbi yokluktan dolayı, kalbi yokluktan dolayı bir sevgi var. İçlerinde neşe var. Bak buradaki ifade tekrar ele alıyorum. Yerinden oynamayan bir dağ gibi emri ilahiyete sabittir.
Tahli kendi Rabbimin emrinin dışına çıkamam. Nasıl ki rüzgar onu deviremiyorsa, nefsani arzu ve istekleri dünyanın menfaatleri de onu Allah'ın yolundan alıkoymaz. Yani kendisi için Rabbimizin razı olmadığı hareketleri katiyen istemez. İnsanların görmesi, insanların sevmesi bu deyin hep Rabbimizin arzusu, isteği ve onun yolunda gayret içerisindedir. Allah'tan başka hiçbir kimseyi kendilerine dost Artık şahıs olarak da hata ve isyandan da uzaklaşmışlardır. Gafletten ve unutkanlıktan Rabbimizin emirlerine uymama gibi, onu biraz geriye bırakma gibi hallerden de uzaktırlar. Devamlı dikkatlidirler ve sır. Onlar Allah'ımızın güç ve kuvveti, onu üstün görürler. Onların yiyecekleri Allah'ımızın rızasıdır. Ve onların ağıtları Mevla'nın muhabbetinden uzak olmaktır. Kalbi Rabbimize rabt olmuştur.
Etmez, kaidesine riayet ederek onların teşekkürü, o nimeti bahşeden kimseye kendisinden ikramda bulunan kişiye bile teşekkürde de bu nimetin bahşedilmesi Rabbımızdandır düşüncesi içerisindedirler. Sadece ondan isterler. Bütün hallerinde onun sevgisi içerisinde devam ederler. Bütün işlerde ona dönmüş. Bütün konuşması görüşmesinde sözleri Rabbimizin arzu ettiği sözlerdir. Arzu ettiği hallerdir. Onların uykuları azdır hüzünleri çoktur ve bedenühünahhid bedenleri zayıftır. Ve dostları Celil olan, azamet sahibi Mevla'dır. Hasbünallahü ve Buna erişenlerden Ali Keremallahu vechi efendimizin radiyallahu anh bir sözü var. Ya Eba Bekir, seni Allah Kuran'ında vasfediyor. Ikinin ikincisi diye ölüyorsun. Resulullah seni vasfediyor. Semada bir melek Ebu Beknüs Sıddık'ı sevenlere istiğfarla meşgul. Neden bu sendeki üstünlük buna nasıl eriştin sen? Nasıl geçtin sen bu? Hale nasıl eriştin? Şu beş şeyle.
İnsanları iki kısım gördüm. Kimileri dünyayı istiyor, kimileri ahireti. Ben Mevla'yı işim doldu, gücüm doldu, en zenginiydim Ashab-ı Kiram'ın. Ama Rasulullah'a iman eden yedi tane köleyi kurtarmak için onlara yardımda bulundum. Vahşi Suresi, Sıddîk Azam'ın bu feravatı, bu rivayeti, bu ibadeti, bu tatil üzerine inmiştir. Ben dedi Mevla'yı seçtim. Her işimi yaparken işin ucunu ipin ucunu kaçırmadım. Mevla'ya teslim ettim. Çocuğumsa Rasulullah'ın bir ümmetidir diye sevdim. Hanımımsa namusumu koruyor diye. Dünya ise yolunda sabit ettim. Ben dünyaya geldim, İslam ile müşerref oldum. İslam ile müşerref olduktan sonra doyasıya ben dünya nimetleriyle karnımı doyurmadım. Üçüncü olarak, içeceklerinden de doyasıya, kanasıya içmedim. Dördüncüsü ameli dünya. Beni şu dünyada iki iş karşıladı. Bir dünyevi iş, bir de uhrevi iş. Ben uhrevi işi seçtim. Yani bunu derken sıddıkı ağzam esasları kaybetmiyor.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz dünya için ahireti, ahiret için de dünyayı kaybetmemeyi, ikisini bir ölçü içerisinde götürmeyi Şu dünyadaki nimetleri, ufradaki Allah'ımızın vereceği mükafatı kazanmak için harc ettim. Yoksa dünya ile tamamen alakasını kesmiş demek değil. Velhamis, Sahibtüm Nebi aleyhissalatü vesselam. Ben dedi Rasulullah Sallallahu aleyhi vessellem'e arkadaş oldum. Ondan katiyen de ayrılmadı.