Misafirlerimiz vardı. Es'ad elbili Hazretleriimizin huzurundan geliyorlar. Oradan gelince bazı hatıralar gönlümüzde canlandı. Bize bir müftü geldi. Kendisi Muğla, Manisa taraflarında müftülük yapmış kimse. Bu üstadımızı anlattı bize. Evimizde misafir olmuş. Ben diyor şöyle yatağa girdim diyor. Uykuya geçmeden önce mürşid-i kamilimiz istirahat noktalarından evladın oğlum buraya yatmak için mi geldin buyurmuş. Hemen diyor üstümü giyindim. Huzur-u alilerine geldim. Fakat diyor, ne kadar gelsem gel diyor. Ne kadar yaklaşsam yine gel diyor ta ki mübarek dizlerini dizime dayayıncaya kadar gel dedi. Bir Kuran-ı Azimüşşan oku evladım buyurmuş. Bir Kuran-ı Kerim okumuş, ondan sonrayı ifade ederken ağlamaya başlıyor. Allahu alem teveccüh buyurmuş. Bunu izinsiz yapmazlar bunlar. Mesela Konya'dan bir cemaat gelmiş. Bir mümin biz gelmişler. Bunlar duymuş üstadımızın teveccühlerini.
O da Pakistan'dan Muhammed Zübeyr dokuz yüz yetmiş üç, yetmiş dört de olabilir. Çünkü Aralık ayının sonları gibiydi. Bir de Afganistanlı mübarek bir zat. Efendim bize teveccüh buyurmaz mısınız deyince onlar yoklukla geliyor buyurmuş. Malum yağmur yağar, kar yağar, nerelere dolar? Çukur olan yerlere ve engin kalan mahallere. Rabbimiz Kuran-ı Azimüşşan'da eshamne innemas sadaku lil fukara. Sadaka fakirlere verilir. Manevi sadaka da fakr içerisinde olan, gönlü yokluk içerisinde olan kimselere verilir. Buraya bir kısım hocalarımız gelirdi. Vaizler gelirdi, müftüler gelirdi. Hocalardan bir tanesi diyor ki, biz Hacı Hasan Efendi'nin huzuruna gelirken ilmimiz varsa ilmimizi, malumatımız varsa malumatımızı bir yere bırakıyoruz, huzuruna gelip oturuyoruz, destimizi doldurmaya, gönüllerimizi burada canlandırmaya, ruhen olgunlaşmaya geliyoruz diyorlar.
Bu gelenlerden Sami Efendi Hazretlerinin de sevdiği, üstadımızla da yaş itibariyle birbirlerine çok yakınlar. Beraber dostluklar da olmuş Mustafa Mıhçıoğlu diye doktor kendisi. Çok, çok oldu tabii. İnşallah hata etmeyiz, gelirdi, doktordu kendisi. Öyle bir namaz anlattık, hayran kaldık biz onun namaz anlatmasını. Bu tabii doktorluk fakültelerinde okumuşlar, Sami Efendi Hazretleri'nin böyle kahvesinin telvesini yalıyormuş. Ağlayalım. Demiş ki bunları bize mikrop olarak okuttular. Mümine müminin arttığı şifadır diye böyle kıymetli bir insan. Geldi sohbetinde bulundu. Ayrılacağı zaman şunu dedi. Dedi ki efendim biz geliyoruz dedi. Bir aylık akümüzü dolduruyoruz, o bize bir ay yetiyor, tekrar geliyoruz dedi. Efendim, bizim okulda hocalarımız da var, vesair hocalarımız da var. Biz ta bu Pakistanlı profesörleri de gördük, ilim ehillerini de gördük, kürsü sahiplerini de gördük, hakikaten güzel.
Malumat veriyorlar, bilgi veriyorlar Muhammed Hamidullah bizim okulumuza iki defa geldi. Birisinde İmam Hatibe geldi, ikincisinde Yüksek Sinema Enstitüsü'ne geldi. Şimdi bizim kafamızda şu var, tabii Muhammed Hamicullah'ı biz Rahmetullah Ali'yi biliyoruz. Zannediyoruz ki böyle hiç görmediğimiz, bilmediğimiz alemlerden anlatacak. Bize namazdan anlattı. Namazla, namaz sahibine kainatla bütünleşmeyi anlattı. İkinci gelişinde de aynısını anlattı. Namazla kainatla bütünleşmeyi anlatırken su, hava, ateş, toprak, insanın yapısında da mevcut, dağların kıyam halinde, hayvanatın rüku halinde, bitkilerin secde halinde, Halık ve Zülcelal'e taatlerinden anlattı. Sonra bir de melekut alemiyle, bu mülk alemiyle, melekut alemiyle de olan melaike-i kiramın bir kısmı kıyamda, bir kısmı rüku, bir kısmı secdede.
Efendimiz öyle bir peygamber ki Sallallahu Aleyhi ve Sellem, zaten Kitabı Kerim'in de Rabbi Zülcelal'imiz onu anlatırken, Essanü, kendi ismi Celalini Habibi için kullanıyor, risalet ölçüsü içerisinde. Risalet ölçüsü içerisinde rauf ve rahim oluşur. Orada Miraç hadisesinde büyük nimete mazhar. Biz şimdi bu günümüzde bile, bu hayatımızda bile Allah'ımızın nimeti olarak söylüyorum. Böyle yiyecekten, içecekten tatlı bir taam olsa şu dostumuz da bulunsaydı, şu kardeşimiz de bulunsaydı, dediğimiz gibi Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin Miraç hadisesi anlatılamaz. Serapanur olur anarken ben o miracı, değil beyan etmek, tasavvurlar kimin harcı bulmuyor. Tasavvuru bile yapamayacağı. Geçen bir soru soruldu sevgili kardeşlerim. İnşallah bir noktaya gireceğiz. İşte Bayezid-i Bistami Kadde Sallallahü Sırrı, ben hakkı tam manasıyla tanıdım.
Habib-i Kibriya Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz de hakkıyla tanıyamadım. Bu nedir dedi. Tabii büyüklerimizin himmetiyle bizim bildiğimizden bir şey yok bildiğimiz, ne olacak ki? Onların himmetleriyle bunu biz Bayezid-i Bistami açısından göreceğiz Ama Risaletpenah efendimizin penceresinden bakarsak Zümer suresinde, ve ma kaderullaha hakka gadr, Allahu Zülcelal'i kimse takdir edememişiştir ve tarifi zatı hakkında mümkün değildir. Sıfatlar hakkında konuşulur ama zat hakkında. Bu risalet perdesinden, penceresinden bir bakıştır. Bu fahri kainattır. Sen nasıl kendini vasf ediyorsan sen öylesin buyruluyor. Tabii bu alemler bizim dışımızda olan ancak ruhi ve manevi melekelerin çalışmasıyla elde edilecek bir ikramdır, bir ihsandır. Kalp perdelerinin açılmasıyla alakalıdır. Ancak o zaman müşahede edilebilir.
Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam namaz taatini meleklerde kıyam, rüku ve secde halinde gördü. Der ya mevlit yazarımız Süleyman Çelebi, işte gördü neler diye bu mevlitanlar burayı çok uzatırlar. Neler gördü neler diye böyle. Onun tarifi yok. Bir ehlullah'ın da hak indinde müşahedesini anlatamayız. Bunun için Yunus Emre görürler hod, haber vermezler diyor. Biz bir gün evimizdeyiz, evimizdeyiz. Bir de evimiz dergah usulü. Hep kapılar birbirine bakar. Pek öyle müstakillik yok pazı. Mürşid-i kamilliğimiz bizim odamıza doğru geldi. Seher vaktiydi, içeri girmedim. Oğlum, kimler geliyor, kimler gidiyor, haberiniz olmuyor dedi. Meğer kendilerine mahsus divan heyeti, biz bunu ifade edemeyiz. Yalnız şunu söyleyeyim, kardeşlerimiz iki geceye dikkat edelim. Biri pazartesi, biri de cuma gecmeli.
En azından her gece riayet ettiğimiz gibi zaten abdest alıp iki rekat namaz kılarak yatmayı bize tavsiye ederler. Fakat o gecelere dikkat edeceğiz. Bu gecelere dikkat edeceğiz çünkü onların meclisinde ismin geçmesi de insan kalbinde bambaşka hukuklar açar. Mesela biz okuruz okullarda, hocalarımızın bir öğretmenler odası olur. Orada otururlar, bütün işte mesleklere göre öğretmenler. Birisi der ki benim sınıfta öğrencilerimden Mustafa Hariri diye birisi var. Çok hedefli görüyorum onu. Dersinde de başarırım. Hemen fizik öğretmeni der ki kimi dedi. Mustafa, eben dede öyle, o benim dikkatimi çekiyor. Ondan sonra edebiyat hocası. E pistte de öyle. Ben onu hakikaten farklı görüyorum.
Biz eğer gönül olarak kalbimize dikkat edersek, azalarımıza dikkat ederek, gönül azalarımıza da dikkat edersek, Sadatı kiram Efendilerimiz bir araya geldiği zaman eğer isimleri onların not defterine düşerse, bak bir öğretmenin not defteri olur, onların not defterine böyle kıymeti haiz bir şekilde geçecek olursa aralarındaki konuşmaları bizi çok farklılaştırır. Daha ötesine geçmiyorum. Efendimizle alakalı, zatı Kibriya ile alakalı söyle diyorsanız deyin. Esayimle, Felkuruni el kurkum, beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim diye buyuruyor. Bir kimse mescidin mihrabına oturmuş, oturmuş yalnız kendinden geçmiş bir vaziyette bunu müşahede edenler diyorlar ki bu coşkunluk, bu coşkunluk nereden geliyor? Diyor ki Ben Allah'ı zikrederken Rabbimin da beni zikrettiğinin şuuru içerisindeyim diyor. Adeta onu hissediyorum. Bunu hissetmek beni kendimle alıyor diyor.
Efendim bunlar inşallah imreneceğimiz hususlar, yaşamayı da Cenabı Hak lütfetsin. Yaşanması daha nefsek ve teal buyurulduğu gibi nefsimizin arzularını bırakıp Allah'ımıza yürümek, bir muhasebe istiyor. Şöyle bir muhasebe, gündüzümüzün istiğfarla gecemizin de muhasebe ile geçmesi. Bunu düşüneceğiz biz. Mesela bir tanesi ağlıyor. Niye ağlıyorsun ki? Dostum öldü, Ölmeyen ezeli ve ebedi olan Allah'a diyor dostu ol. Ve tevekkel alelhayyilla zîlayemul, ölmeyen ezeli ve ebedi olan Rabbimize diyor dost olursan, o artık ebedidir. Tabii, huvel evvelu ez Zahiru vel batın, huvel evvelu vel ahir, ve zahiri vel batın, Mevla-yı Zülcelal bu. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam Miraç Hadisesinde o güzellikleri görünce ümmetine de istedi.
Hatta, hatta cilve olarak anlatılır, işte Allah'ın selamı, rahmeti, mağfireti Celle Celalühü, üzerine olsun deyince, ümmetimin salihleri üzerine de olsun deyince, deyince Cebrail Aleyhisselam'ın biliyorsunuz, Kelime-i şehadeti getirdiğini, Halıkımızın seninle aramıza Cibril'i bile girdirmedik ya Muhammed, sen ümmetini girdiriyorsun deyince, gamım, kederim ümmetim için, Üstatlarımız da velayet ölçüsü içerisinde böyle bir arzu, arzudalar. Bakın Mürşid-i Kamil'imizin şiirleri arasında geçer. Gayretli bir salik göremez oldum diyor. Yani bizden böyle Rabbimize yakınlığı temin edecek haller istiyorlar. Bak ibadet ederiz, taat ederiz, yaparız ama ibadet ve saatte Rabbimize yakınlığı temin edecek halin oluşması. Zaten bunun içerisindesiniz. Burada rabıta bölümünü okudum bir kısmını, kardeşlerimize de aynısını size de devamını okuyayım diyordum.
Geçiyorum, rabıtamız kuvvetli olursa, murakabemiz kuvvetli olursa Cenabıhakk'a saygımızda bunlar hasıl olur. O hoca kardeşimiz diyor ki huzuruna oturdum, huzurunu oturdum, dizini dizime dayadı, ondan sonrakini anlatamıyorum. Efendim bunlar bala böreğe benzemez. Bu ruhun gıdasıdır, kalbin gıdasıdır. Bakın bizim aklımızın gıdası var, aklımızın gıdası var, bu sükunet halidir. Sonra bizim kalbimizin gıdası vardır, bu Zikullah'tır. Daha dilimizin gıdası vardır, gözümüzün gıdası vardır. Bunu kayıt bile ittim. Bu gıdaya erişen kimselerin, eğer bu gıdaya erişmiş isek Allah'ımız öyle nimet bahşediyor ki onu biz Cenabı Hakk'a tam yönelince Yunus'un dilinden konuşmaya başlıyor insan. Ne diyor? Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun, assın ziyandan geçtim dükkanım yağma olsun. Ben benliğimden geçtim, gözüm icabını açtım. Dost vasfına eriştim gümanım yağma olsun.
İkilikten usandım, birlik anına vardım. Birlik anına kandım, derdi şarabını içtim Derman'ım yağma olsun. Dediği gibi artık bu nimetlere mazhariyetle dünyanın nimetleri gözünde hiç mesabesinde kalıyor. Mevlana'mız da bunu der. Hepsi aynı sözü tekrar eder bu hali yaşamalarından dolayı. Asıl gıda, asıl gıda bizim ruhani ve manevi gıdalarımızdır. İbrahim bin Ethem'dir ya dünyadan insanlar hiçbir şey yemeden çıkıp gidiyor. Aman efendim, bu olacak bir şey değil, insanlar yer içer, yiyor, içir da marifetullah'tan tatmıyor dediği gibi. Kardeşlerimiz, Esad Elbirliği Hazretlerinin huzurundan geliyorlar. Bu münasebetle Rabbimize şükür sadedinde konuştuğumuz şu idi. Bir tanesi buyuruyor Esad Erbiliği Hazretleri, üç yüz yıl kesintisiz ibadet ediyor, üç yüz yıl, kesintisiz ibadet. Halık'ımızın Celle Celalühu huzuruna geliyor. Rabbimiz buyuruyor, ibadetinle mi, rahmetinle mi? Şöyle bir düşünüyorum.
Üç yüz sene ibadetmiş, ibadetimle deyince Cenabı hak meleklere terazinin bir kefesine şu dünyaya bir defa bakış nimetini koyun, bir kefesine de üç yüz yıllık tatilini dünyaya bir defa bakış nimeti ağır gelir. Rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız buyuruyor. Halıkımızın, Halıkımızın okuyacağı Sure-i Cemile-i Cemile olan Rahman Suresidir, Cennetül Müşahede'de. Mürşidimizin burada bir programı oldu. Neyse yaptılar. Bize de bir söz verdiler. Söz nasıl oldu? Cennetül Müşahede'ye geldi çünkü anlatılan Cennetül Müşahede'de. Bir gece kalk, yok bir sabah kalktı, bir sabah kalktı. Şu kulaklarım, şu gözlerim, şu vücudum, şu ruhum, her şeyimle şahidim. Buyurdu ki Cennetül Müşahede'de toplantı oldu. Sami Efendi Hazretleri İhvan, bütün bize tevdi buyurdu diye. Şu kulaklarımla şahidim, şükür sadedinde söylüyorum, böyle bir kimseye evladız elhamdülillah.
Burada bir öğrenciydi, derlermiş ki oğlum niye okula giriyorsun sen? Neden okuyacağım? Baban zengin. Okumana hiç gerek yok. Tabii bu söz doğru değil. Buradan şuna doğru gitmek istiyorum, elhamdülillah bizim manevi babalarımız zengin. Fenafillah mağazasını açmış, vekabillah mağazasını açmış, likaullah mağazasını açmış, gönülde İnşirah suresindeki ayet cellesine, Daha dolu Bu mağazaları açmışlar. Ondan dolayı biz sadakat gösterelim. Şimdi miras kime düşer? Babadan oğula mirası düşer. Eğer onlara gerçekten evlat olma halini elde edebilirsek bu mirasa, edebimizle, erkanımızla, riayetimizle konarız. Dedem bunu söylüyor, üstadım bana evladım demiş diyor. Dedem Rahmetullahi aleyh öyle seviniyor ki bana diyor Es'ad-i Erbili Hazretleri evladım demiş, bu nimet olarak bana yetmez mi diyor.
Bilirsiniz kendisi mühim bir edip İbnü'l-Far'ı çok mühim bir zat o, Allah'ımızın sevgili dostu uyanıyordu bir sabah da uyanırken şunu söylüyordu, ya Resulallah ben Mısır'ın falan kasabasındanım. Efendimiz buyurdular sen benim evladımsın. İnşallah üç aylarının gölgesi üzerimize düşmek üzere, diye gayret gösterelim, bu nimete inelim ve burada o gelenlerimizle konuşurken şunu diyorduk, Rabbimizin nimeti hususunda bir kimsenin böyle boğazına çökülüyor, neredeyse canı çıkacak. Diyor ki ha ne olur, bir nefes alayım, ne kadar varlığın varsa size feda edin. Bu bir nefes için. Şu alıp verdiğimiz nefesler, doğduğumuz günden beri. Bunu inşallah Zikrullah ile değerlendiririz. Bunu murakabelerle değerlendiririz. Tecellilerle değerlendiririz. Ne söyleyeyim? Allah'ımıza kurbiyetle değerlendiririz. Günsiyetle değerlendiririz. Bak, bir gözümüzün görmesi üç yüz yıllık tatilinden daha ağır basıyor.
Bir nefes, Allah'ımızın verdiği sonsuz nimet, inşallah şükredenlerden oluruz. Büyüklerimiz dermiş ya, Ya Rabbi bizi az sayının içine kat. Derlermiş az sayının içine katılmak ne demek? Ashabne. Kullarımız içerisinde hakkıyla şükredenler azdır buyuruyor. Hazırladığım İmamı Gazali'den Rahmetullahi Ali burayı sadece acele olarak okuyacağım, bununla tamamlayacağız inşallah. İmamı Gazali Adab-ı zikre Mahsus Risalesinde diyor ki terbiye etmek suretiyle kötü ahlakını atıp onun yerine güzel ahlakı yerleştirmesi için salikin mürşit ve mürebbi bir şeyin terbiyesine girmesi şarttır. Aslında terbiye toprağın diken ve yabani otlarını söküp, nebatının güzelce büyümesini ve olgunlaşmasını sağlamak için çalışan çiftçinin içine benzer. Allahutaala ve Tekaddes Hazretleri kullarını kendi yoluna irşad edecek resuller göndermiştir.
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem iptal edince mahlukatı Hak Teala'ya irşad ve isar etmek için hulefası onun makamına halef olmuşlardır. Onun için salikin, kendisini terbiye ve hak Teala'nın yoluna irşad edecek bir şeye mutlak ihtiyacı vardır. Velhamdülillahi rabbil alemin Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin iki cihan güneşinin ruhu tayyibelerine, aziz, latif, münevver, mücella, ruh ulvilerine, ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zan ve bütün geçmişlerimizin ruhlarına, hususen burada bu dersi yapan kardeşlerimizin ve dinleyicilerimizin Mümin ve mümimatın ervahını El Fatiha.