Ruhani Rehberlik ve Manevi Terbiye kaydında Bu el vesair hali'de diye çok güzel bir eser. Başta Rabbimizin peygamberlere olan vahyini anlatıyor. Ondan sonra peygamberlerimizin ümmetine olan vasiyetini, sonra ulema-i Kiram'ı, Evliyaullah'ı, onların öğütlerini almış. Bu üçüncü fasılta da vasiyeti ebdalli İbrahim bin Edhem leh, bize diyor, bazı misafirler geldi, ben onları kırklardan…
Bu el vesair hali'de diye çok güzel bir eser. Başta Rabbimizin peygamberlere olan vahyini anlatıyor. Ondan sonra peygamberlerimizin ümmetine olan vasiyetini, sonra ulema-i Kiram'ı, Evliyaullah'ı, onların öğütlerini almış. Bu üçüncü fasılta da vasiyeti ebdalli İbrahim bin Edhem leh, bize diyor, bazı misafirler geldi, ben onları kırklardan bildim diyor. Öyle düşündüm. Bu bizim de bir müşahademiz oldu Rabbimizin izniyle. Bu mevsim dolaylarından üstadımızı ziyarete geldiler. O kadar gelen insanlar var. Hiç onlara benzemiyor, hiç. Üstadımızın etrafında evliya, evliya deyip dönüyorlar. Sonra mübarek elini öpmek için böyle yarışa giriyor gibi. Bir ara dedim ki bakın bari gelinini incitiyorsunuz, yapmayın dedim. Üstadımız uzattı, tabii tebessüm ediyor. Onları zannediyorlar, onları tanıt. Ben çok acayip gördüm. Bir daha gördüm. Bu küçük şelale diyoruz.
Oraya girmiyordu orada menhiyatına işlendiğinden dolayı herhalde girmeyenler. Aşağı bir yerde kalıyorlar. Kimi İstanbul'dan kimi Kayseri'den bir grup geldi. Grup geldi. Fakat öyle bir grup görmedim. Onlara da aynen İbrahim bin Edhem'e anlattı. İşte bir tanesinin kalbi kararmış, Demiş ki efendim bana bir nasihatte bulun. Mesela bir maddesin diyeyim. Oğlum günah işleyeceksen bari onun görmediği yerde işle. O kimse de demiş ki Eshabüle, la, siz nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir. Böyle deyince, o cemaatin gözleri böyle ayrılıyor. Şunu hissettim, söylediği her sözü gönüllerinin içine indiriyorlar. Kalplerinin içine indiriyorlar. Böyle biz okuldayız, geldik. Okul arkadaşlar da var. Kendisi kitabı aldı, okuyor. Okudu. Onlar ayrıldıktan sonra bir şey söyledi. Buyurdu ki şunun şunun içine anlattığımın birisi girmedi dedi. Hiç dedi. Ama dedi, biri vardı. Onun gönlüne girdi.
Buraya, Aytunlu şeyh diye birisi gelmiş. Aslında Hızır Aleyhisselam'la alakalı var. Hızır Aleyhisselam demiş ki, siz bir mürşid-i kamilden seyri süluk bölmeniz gerekir. Adanalı Hasan Efendimize müracaat etmiş. Çünkü Hızır Aleyhisselam onu saymış. Efendimizden icazetli olarak sallallahu teala ve sellem. Bir de üstadımızı söylemiş. Tabi diğerlerine saygımız var. Biz bilemeyiz. Şimdi o da biraz celal sıfatı galip. Evliyaullah'ta hem Cemal hem de celal var. O celal sıfatı galip olan bir kimse. Hiç konuşmaz fazla ama karşısına oturulduğu zaman ama karşıdaki de onu alabilecek şekilde olacak. O bir yeri cinayet. Rabbimizin izniyle karşıdaki alıcı olmazsa ne yapsın? Alıcı gibi ruhen ve kalben olgun kimseler, kalpleri patır patır, böyle detayifleri zikre başlıyor. Öyle bir kimse. Bazen böyle anlayamadığı yerler olmuş. Efendi Hazretleri de Adanalı Hasan Efendi biraz celallenmiş.
Bundan da rencide olmuş. Hızır aleyhisselama demiş ki efendim ben demiş anlamıyorum. Aşiret böyle konuşuyor, anlamıyor. Bak kızıyor demiş. Ne olur, Yahyalda bir Hasan efendi duyuyorum. Yahyalda bir Hasan efendi duyuyorum. O çöp latif, böyle yumuşak tabiatlı diye ona gideyim mi demiş. Git demiş. Gelmiş onu anlatsam buraya bir saat sürer. Burada Hasan hocamız da kalmış Rahmetullah Ali. Öğrencileri talim ediyor. Öğrenciler ayrıldıktan sonra demiş ki hocam şunun şunun kalbine gönlüne ilim girdi ama şuna girmedi demiş. Girmiyor demiş. Hocamız diyor ki, bazen diyor şaşırdığım konular olurdu, çıkaramazdım. Hemen avucuna bakardı. Allahümme sallidi, haber verdi. Bunu anlatmakla bitiremem. Namaz kılmıyor dediler onlara, vesairedir. Onlar tayyi mekan yapan kimseler. Şimdi Gül Baba Hazretleri var. Kabri Ürgüp'te. Bir köyünde bulunuyor. Bu laleli baba diyorlar. Bunun önü şanı çok duyuluyor.
Ruhani Rehberlik ve Manevi Terbiye kaydında Bu el vesair hali'de diye çok güzel bir eser. Başta Rabbimizin peygamberlere olan vahyini anlatıyor. Ondan sonra peygamberlerimizin ümmetine olan vasiyetini, sonra ulema-i Kiram'ı, Evliyaullah'ı, onların öğütlerini almış. Bu üçüncü fasılta da vasiyeti ebdalli İbrahim bin Edhem leh, bize diyor, bazı misafirler geldi, ben onları kırklardan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ünlü şanı çok duyuluyor. Padişahın hanımı dahi onunla bir münasebet kuruyor, kuruyor. Diyor ki bu diyor çok vasfettikleri zatı bir göreyim diyor. Bakıyor, laleli caminin önünde oturuyor. Böyle bir ayakkabı tamir eder gibi. Onlarla meşgul. Fakat içeriye girip namaz kılmıyor. Ama Valide Sultan iyice bunu araştırıyor. Namaz kılmıyor. Dışarı çıkıyor. Diyor ki kalben, ya namaz bile kılmadı, bu nasıl diyor dillere destan oluyor. Vali de, vali de yum gözlerini diyor. Şaşırıyor kadın ilk anda. Yani onun valide sultan olduğunu nereden biliyor? Vali de, vali de yum gözlerini diyor. Bakıyor ki öyle ılık ılık rüzgarlar esiyor esiyor. Ondan sonra mermerilere basıyor ama ateş gibi mermerler. Meğer Beytullah'ta tavaf yapıyorlarmış. Sami Efendi Hazretlerinin bu Fatih'te sohbet buyuruyorlar. Fatih'te sohbet buyuruyorlar. Mustafa amca diye birisi geliyor ama içeriye girişi ne? Bağırarak giriyor.
Vahdettin Efendi, Vahdettin Efendi diye hemen iniyor. Böyle üstü başı da perişan. Zaten Hadis-i Şeriflerde de öne geçiyor. Üstü başı perişan, sakalları birbirine karışmış vaziyette. Allah'ımıza yalvardıkları zaman Cenabı Hak onların dualarını reddetmiyor, kabul ediyor. Sami efendimiz hazretleri onu görünce ayağa kalkıyor, kucaklıyor, oturuyorlar. Namaz kıldığı görülmemiş. Acaba nerede kılıyordu? Nasıl yapıyordu? Bizim dergahta Muhammed abimizde aynen öyleydi. Bazen gelmezdi cemaate, bazen gelmezdi. Derdi ki huzuru yakaladığınız zaman geliyorum derdi. Namaz anında baktım bir sükut hali vardı. Allah Allah. Ruhum çıkıyordu ne yapıyordu. Böyle görmedim müstesna bir hal. Hep güzel kokular gelirdi zaten ondan. Allah'ımız şefaatlerine mazhar kılsın. Anlatmakla bitmez. Diyeceğim şu. Dinen sözlerin kalbe girmesi, bir de o gibi insanlar şekillerinden belli oluyor.
İstanbul'da, Erenköy'de üstadımız develden bir zatın evinde iştirak veriyor. Bir tanesi geldi. Elbisesine kadar hatırlıyorum. Böyle bir damla, sonra pantolonu, havayı bir renk, sakalı ve şekil olarak burun ve yüz itibariyle Fatih Sultan Muhammed Han Hazretlerine benziyor. O resimlerde gördünüz. Fakat çok olgun gördüm. Ne böyle bir gülme gibi bir hal var. O basitlik yani. O basitlik bu. Neyse. Şimdi tebessüm müstesna. Geldi çok ağır ama. Derler ya hiçbir kimseye benzemiyor diye. Böyle benzemiyor başkalarına. Onu görünce üstadımız ayaklarını uzattı. Herkese mübarek ayağını teslim etmezdi. Ovalarken bile. O anda ne olduğunu anlatamam. Şeyhin birisi evini yıktırırmış, tekrar yaptırır. Meğer evlatlarının seyri sülukünü tamamlarmış. Bura bizim avsalamız biraz almayacak şekilde. Siz değil biz. Bir onu gördüm. Bunu Mehmet Birhan'dan kardeşimize anlattım. Bir kimse gördüm. Huzur ehliydi dedim.
O benim babam dedi tarif edin diyor. Meğer Sami Efendi hazretlerinin çok sevdiği bir kimseydi. Bir de Ankara'da gördüm. Mustafa Erbil Bey diye Allah Allah. Kanser rahatsızlığına tutulmuş. Hanımı işte efendi bir banyo yaptıralım deyince, iki gün sonra yaparım hanım demiş. İki gün sonra itiraf etmiş. Öyle bir oturdu ama şeklinden belli oluyor, biçiminden belli oluyor. Bir de Kayseri'de görün. Böyle sohbet etti üstadimiz. Böyle sakal yok. Bıyık da yok. Şimdi orta boyuna. Onu ayağını uzattı ama öyle bir kimse çok az bulunur. Nereden anlıyorsun? Ben anlayamam ama gönlüme gelen. Kimi yüzler bol günde nur gibi kimi yüzler simsiyah. Onları secde eserlerinden tanırsın. Bir heyet var. Cami-i Zahir de zarif diye gidecek kelime. Bu dokuzun madde halinde olabilir. Böyle hayırlı insanın vasfını bildirir. Zariftir. Zarif demek, böyle bir efendi demek. Soylu demek. Sade diye geçer. Efendi.
Bir kıymeti haiz. Bakınca ben de oluyorum. Bir de Ramazan-ı Şerif'te, Ramazan-ı Şerif'te Sami Efendimiz hazretleri, kalpte Allah'u sırra teravih namazını yanlarında bir ev var. Hacı Mehmet Öztürk, Rahmetullah Ali. Onun evinde kınıyorlar. Oturuyor cemaat, önde girdiler. Zaten onu hatırlamak insanı başkalaştırıyor. Girdiler. Teravih namazını şöyle uzunca boylu, biraz sakalı kısa gibi takkenin üzerine böyle sarmış. Öyle bildiğimiz kalıp şeklindeki değil. O takkenin üzerine kesilmiş. Bu Haseki de Allahu alem kıraat hocalarından birisiymiş. Anladı mı o biiznillahi Teala. Öyle bir namaz kıldırdı. Hatimle kıldırıyor belli. İki rekatta bir namaz selam veriyor. Sonra oturuldu. Yanında bir zat var. Böyle bir Karadenizli gibi gördüm. Sarışındı biraz. Yüksek cebi boy. O kadar iltifat ediyor. Çay geldi. Sami Efendimiz hazretleri çayı hep yanlarındakilere veriyor. Bir sağa veriyor. Bir sola veriyor.
O zata iltifat buyuruyor ama hiç şekli değişmiyor. Yani beni sevdi, bana iltifat etti, bana ters durdu, benim yüzüme bakmadı. Bunlar iş değil. Sen, Mevlana'un Şems gelir demişler. Biz adam olan onlar kendi eliyle ister. Onların hali bir kere kendi ellerinde değil. Biz, şu mu şöyle dedi, bu mu böyle dedi. Bunları da kendimizi mahvettik işte. İradeleri Rabbimize teslim olan kimselerdir. Burada da İbrahim bin Ethem Hazretleri buyuruyor. Muhyiddin Arabi Hazretleri, ben diyor, gece taatime kalktım, içeride birisi belirdi diyor. İlk anda çekindim diyor. Kapı kilitli, pencereler örtülü. Bu nasıl girdi, nereden girdi? Hiç yerinde dolaşıyordu. Endişelenmiş. O esnada altımda seccade vardı, onu da aldı. Daha da bir ürpertim çoğaldı. Sonra kendi kendime dedim ki bunlar kırklardan olsa gerek. Bir rical taifesinden olsa gerek. Evet, öyle demiş. Mescidi Aksa'da kapılar kapanmış.
Kayyum diyoruz ya biz temizlikçileri oluyor. Caminin imamı oluyor, müezzin oluyor. Bir de bunun yanında temizlikçisi görevliler oluyor. Diğer ihtiyaç yerleri için bakımını yapıyorlar. Herkes çıkıyor dışarı. Kapıyı kilitliyor ama bir tanesi çıkmıyor. İbrahim bin Ethem Hazretleri, Kadı sallallahü. Haydi diyor, ben diyor, bir derüşüm. Beni diyor, çıkarmayın. Ben burada ibadetle meşgul olurum. Sizin öyle endişe edeceğiniz, burada çalacak, çırpacak bir kimse değilim. Ben diyor, şu köşede bir taatime bir murakabe halinde Cenabı Hakk'a diyor yöneleyim. Artık bırakıyorum ben. Şimdi bir müddet geçtikten sonra, fazla da değil, yatsıdan bir müddet geçiyor. Her taraf kapalı olmasına rağmen kırk kişi içeri giriyor. Bir tanesi de mihraba sırtını vermiş. O kırk kişiden biri diyor ki efendim burada bir beşer kokusu geliyor.
O İbrahim bin Ethem'dir, kırk gündür amelinin tadını, lezzetini alması hemen kalkıyor. Aman efendim nedir? İbadet ve taatimin lezzetini neden alamıyorum ben? Sen diyor bir yerden hurma alıyordun. Hurma alırken biri yere düştü. O sana ait değildi. O satıcınındı. Onu yedin. Ondan dolayı senin amelin hapt oldu. Bunlar. Şimdi bu kayıt yapılıyor da, kuralı olan arkadaşlar biraz uzamam. Konuşmamız uzayabilir. Gelin aşağıda namazınızı kılın siz. Ben uzaylı bir görüşmem. Sizin işiniz olursa olabilir. Aşağıda kılın namazınızı. Sami var burada cemaat ise imam olur. Sami. Sen imam ol. Arkadaşlar belki şey olacak, rahatsız olmasın. Ahmet Efendi sizinle vapur da oturun de bu. Bak kayıt bozuldu zaten. Nasıl misiniz? Fagutu dedim ki İbrahim bin Ethem Hazretleri, böyle kovuyor ne zannetmeyin namazınızı kılın diye serbest. Bir şey yapmadığım zaten de yapmadığım halde kovuyorum.
Kovma olur mu diyorum Allah'ımızın evinden. Bu ne demek yani? Kimi kovacaksın? Şurada bir şefkatin eseri bu aslında. Şunu uzayacak işi de sizin gibi Allah'tan korkan bir kul oluyor. Şimdi her şeyin bir kalıbı var. Ayakkabıda kalıp var. Elbiselerde var. Her şeyde var. Bir de bakıyoruz rütbelerde var. Herkesin mesleğine göre bir giyim tarzı da var. Mesela onbaşı ise ona göre rütbesi var. Onbaşı rütbesi var Yüzbaşı ise öyle binbaşı ise yarbay ise albay ise general ise ona göre neleri var rütbeleri var Bunlar aynen öyledir manevi rütbe sahibidir takvadaki adımlarına göre Allah'ımıza olan muhabbetlerine göre sevgilerine göre gönüllerindeki durumlara göre o hallerin makam oluşuna göre bak o hallerin makam oluşuna göre bir an yanıp dönmekteyim her an hiç hedeften sapmadan yürüyebilmek bu hali temin etmek suretiyle Allah katında dereceler kazanan ayet-i celilelerde var bunlar.
Şu söylediğimiz sözler ayet-i celilelerde var. İlimde derece sahiplerdir diye buyuruyor Cenabı Hak. Bana ne olur bir vasiyet edin de ben de sizin gibi Allah'tan korkan olayım derken galu nusike bis sebati eşya. Biz sana şu yedi nasihati yapacağız. Bir, eğer bir kimsenin lakırdı böyle çok konuşuyor, yersiz, konuşuyor. Ipe sapa gelmez deriz ya, yakayı söyle ya sukut et, buyurulur ama hiç öyle bir şey yok, konuşun. O diyor, kalbinin uyanıklığını, kalbinin uyanıklığını katiyen hissedemez. Onun lezzetini dalamaz. Bu ne bala benzer, ne böreğe benzer hiçbir şeye benzemez. Kalbinin huzuru ve lezzeti dünyayı gözünde hardal diye buyrulur. Daha ziyade küçüklüğünden dolayı bir buğday tanesi kadar da kalmaz. Ukra da gözünden çıkar. Cennet desen itibar etmez. Cemalullah'tır. Men kesura kelam. Kimin kelamı çoğalırsa burada aynısını söylemiş.
Men temhke taamuh diyoruz buraya biz kimin yemesi içmesi çoğalırsa çünkü aynı kelimeyi kullanmış çok yediği için hikmet bir nurdur. Belki okumayabilir ama söylediği sözler hep ayet mahal olur. Hadis-i celîleye mana verir dersin ki ya bu alusi tefsirinde Ruhul maani de yok bu mefatı hulu gayb da yok Nesefi tefsirinde yok İbni Abbas radiyallahu anh yok tıbbyan tefsirinde yok Hazin tefsirinde yok mevakib'de yok yok bu nereden söylüyor bunu onun söylediği belli kimselerden değil o bizzat Rabbımızdan aldığı için, o hayli o kitaplarda olmayabilir. Çünkü Rabbımızdan alıyorum. Rabbimizin ilmi, ilmi ise, vesiat ilmi kulle şey, Allah'ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. O hesaba girmez. Kiminde hep böyle işi, gücü insanlar. Evet, iş icabı olabilir de, yani bu ibadettir aslında helal rızık talebi için.
Böyle bütün iş güç, onunla bununla eğlenmek, boş sözler, konuşmalar, görüşmeler, onların arasına karışmak ne yapar? Felatatman fi nevalihi halametellialbeda, ibadet ve taatin zevkini duyamaz. İnsanların içerisinde çokça karıştığı için salihler değil, sadıklar değil. Halis, muhlis kimse de değil. Muhsin olanlar da değil. Bizim gibi insanlar. Sizi demiyorum kendimi. Onların içerisine karıştığı zaman, taatinin zevki kalmaz. Bize bu Kırşehir tarafından uzatırsam hiç sonuna gelemeyiz. Ondan kısa kesiyorum. Dedi ki, bu Sami efendimizin de vazifelerinden bir kimse geldi dedi. Nereden geldiysen dedi. Bana dedi, dünya sözleri söyledi. İki gün dedi kardeşim dedi bize. İki gün kendimi toplayamadım dedi. Ya nereden geldin dedim. Ne ahiretten konuşuyor, ne Allah'ımızın sevgisinden, ne resulünün muhabbetinden sallallahu teala ve sellem bir dünya kelamı ediliyor.
İşte şu reis olmadı, şu olacaktı, şu olursa şöyle olur, bilmem falan boş, oh. Çok suren hamle bize gelemiyorlar. Bize gelemezler. Gelirlerse ya mazer vazifenin ağırlığından dolayı iki kişiye bile baş olma. Çünkü bunu anlatıyoruz. Bir Adil devlet reisinin yeryüzünde Allah'ın gölgesi mesabesindedir. Ne büyük bir kıymete ait. Ben diyor iki gün diyor kendimi toparlayamadım diyor. Geldim ama buradan bir söz etti diyor. Ben kafam, kalktım. Allah bunu. Allah'ımıza hamdediyorum. Ayriyeten şükrü icap ettirir. Rabbimiz sizin gibi insanlarla oturtup kaldırıyor elhamdülillah. Biz de sizden ne kadar istifade edebiliriz. Buna da şükrediyorum. Gittiğimiz yerlerinde böyle hayırlı bir cemaat oluşuyor. Bir iznim-i ilahi. Men efrade fi hubbit dünya. Evet, insanın dünyası olacak ama kasada keseli caiz, elde caiz ama gönülde caiz değildir. Böyle muhabbeti çoğalırsa, Allah korusun. El ayazü billahi teala.
Onun imansız gitmesinden korkulur buyuruyor. Kamil bir iman sahibi olamaz. Her şeyi olacak olursa. Böyle içi hiç istemiyor. İbadetli mi? Taatli mi? Böyle bir sünnet üzere sakallı, cübbesi, sarı sevmiyor içi. Onları gördü mü nefret ediyor. Ve la, evet, istikamet ettiğin. Buraya biz, fella nasibe fiih diyelim. Çünkü bir hata herhalde oluşmuş. Dininde bir istikamet, düzgünlük dini emirlerde, edin dediğimiz zaman itikat var, ibadet var, ahlak var, muamelat var, her şeyi var. Rabbimizin bütün emri ilahiyesi var. Onlarda bir nasip alamaz, onlardan bir nasip alamaz. Hep insanların övgüsünü isterim. Başka bir şey yok. Ben şöyle bir iyilik yaptım, buna bir teşekkür olacak mı, olmayacak mı, onu beklerdim. Yaptıysak Allah için. Eğer Allah korusun insanların beğenisini bekleyecek olursa o zaman diyor Allah'ımızdan bir nimete mazhar olamaz. Velhamdülillahi Rabbil alemin.