Ile, artık toprağın ektiğimiz, attığımız tohumları büyütmesiyle, geliştirmesiyle birçok nimetlerle Allah'ımızın emrine kurban olduğunu, insanların hilafet görevini yerine getirmesi için hizmet ettiğini bahsetmiştik. Bunun yanında müminler birbirleriyle kardeş olmak suretiyle, canında, malında, dilinde yardımcı olması hasebiyle kendisini kurban ediyor. Aynı zamanda müminler ulema-i kiram ve meşayihı zan ve sulahaya olan sevgileriyle, muhabbetleriyle, aşklarıyla, şevkleriyle kurban oluyorlar. Acaba meşayeti izam bizim için ne yapıyor? Nedir görevleri? Biz bunu bilmek istiyoruz. Anlatıyoruz, sıddıkı azamdan taa bu -i kiramdan, ama ne yapıyor bunlar? Onu biz hissediyoruz aslında. Nasıl? Kavun ve karpuz büyür, gelişir ama nasıl büyüdüğünü bilmez. Ama büyür, gelişir. Aslında ruhi bir olgunluk var. Biz bunu bilmiyoruz ama biz ölçmek istiyoruz.
Kendimizi ne durumdayız, ne haldeyiz, bu da bize bir emniyet veriyor. İnsan halini bilmesi icap ediyor. Neyim ben? Hasta mıyım? Sıhhatli miyim? Neyim acaba? Ne durumdayım? Bu bizim ruhani sıhhatimiz, afiyetimiz iki sebepledir. Bir, eğer Mevla korkusu içimizde çoğalıyoruz. Eğer korkmasaydı kalkıp da sabah namazını kılmazdı. Korkmasaydı hayırlı meclislere gelmezdi. Demek ki bu korku var elhamdülillah. Bunun ziyadeleşmesi lazım. Bu korku var. Olmasaydı Rabbimiz muhafaza etsin, başka mekanlarda unuttuk ama ne yapıyoruz? Aman ha şu ihtiyaç sahibidir, onu memnun edelim. İşte şöyle bir kardeşimiz var. Onların ailevi geçimsizliğinde yardımcı olalım. Diyelim ki Allah yardımcı olalım. Diyelim ki Allah korusun bir cehalet var. Bu cehaletten kurtulmak için bir çalışma yapalım. Hep böyle bir gayret, bir çaba. Bu nedir? Mevla korkusundan. İkincisi ibadet ve saatte haz ve lezzet.
Saatlerden büyük bir zevk alıyor, doyamıyor. İbadet ve taate doyamıyor. Bu bizim gelişmemizin işaretidir. Nasıl ki işte ben şekeri ölçmek istiyorum, ondan sonra tansiyonum ne durumdadır, bunları şimdi ölçecek aletler mevcut. Bizim de ruhani bu yönümüzü ölçecek olan iki tane işareti vermiş izamın yapmış olduğu vazife çok önemli. Bunu, fiğ tenviril meşayihili batiinil müridi bişetel envar. Meşayihi izamın sayamayacağımız kadar çok, batınımızı nurlandıran, iç alemimizi nurlandıran, şu vazifeleri yerine getiriyorlar. Nedir bu nurlanması nedir derseniz, essane yuhricuküm minavulumati ile nur. Allah sizi zulü zulümattan zulmetten nura çıkarmak ister. Biz ne zulmetindeyiz ki? Şimdi onu göreceğiz. Bir, Mektebi deyip Sami Ramazanoğlu üstadımızdan kalpte Sallallahu Aleyhi Sırra kitaplarını okuyorlar. İhsan Mektebi diye. Bu ihsan mektebi de üç çalışması var. Birisi cihattır.
Cihat nefsimizle, şeytanlı, insan şeytanlarıyla dünyanın geçici süslerine püslerine aldanma. İkincisi zahirde, bu batında zahirde hem zahirde hem batında artık dinimize olan dinimize olan vatanımıza olan, hakarette, ona yapılan zulümde cihad etmek. Şekilleri çok. İkincisi, ikincisi nefsimizi ıslah etmek ama en zorlu işlerden birisi bu. Zaten o nefsimizi ıslah etmezse cihadı yapmamız mümkün değil. Efendimizin hadis-i şerifleri. Üçüncüsü bidatlerdir. Bu mübarek yol bidatlere karşı amansız mücadele eder. Mesela siz seferisiniz, kalkıp da dört rekat kılacağım dese yanlış yapar. İkiliyattır. Cenabı Hak bu kolaylığı sağlamıştır. Yok canım kurban bayramı ben oruç tutacağım. Tutamazsın, bidat. Oruç tutacağım canım niye, günlerdir kısaldı. Tutarım oruç. Olmaz. Dört gün yiyeceksin caiz değil. Bir dakika, dinde aslı olmayan bir harekettir. Bu tabir önemli.
Şimdi şu kullandığımız tabir var ya, dinde aslı olmayan, bu ilmi bir tabirdir. Dinde aslı olmayan mesela efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, ya Bilal Kabe'nin damına çık ezan mı? Demek ki ezan yüksek yerde okunacak. Minare yoktur Rasulullah zamanında, yıkalım minareler. Hayır, İslam'ın şiarıdır. Bir Müslümanların oturduğu yer mi değil mi, bunu da ütüyoruz biz. İslam'ın şiarıdır. Sen onu kaldıramazsın ve efendimiz yüksek yerde okutmuştur. Canım kaşık da yoktu, ne de yoktu, bu nereden çıktı? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem temizliği severdi. Pilavları eliyle böyle alıp, yavrularını buradan akıta akıta bu şekilde yiyip, eliyle ayağın altına sürmek bu pek temizlik değildir. Gerçi el ile, el ile kaşığı mikroskobunun altına koyuyor. El daha temiz çıkıyor. Mikropsuz çıkıyor. Efendimiz mübarek adetlere. Dinde aslı olmayan, bunu çok iyi bilmemiz lazım.
Dinde aslı olmayan hareketleri teftiş. Yok dinde aslı yok. Dinde aslı yok. Bununla amansız mücadele eder. Her bir bidat sünneti mahveder. Ben nasıl namaz kılıyorsam hocalarımız yazı yazdılar. Servet hocamız. Çok güzel yazılar yazdı, hazırladık. Bunu dergimizde verdi. Bir kitap gibi derdik böyle elhamdülillah. Her ay bir kitap çıkıyor. Böyle kaynak eserler deriz, kaynak eserler gibi. Bid'atin çok güzel tarifleri var. Gaflet halinden uyanıklık haline çıkarır diyor bize. Öncü olan Allah'ımızın sevgili kulları. Mesela ne geliyor? Bize bir üşenme geliyor. Yorulma geliyor. Bir bıkkınlık geliyor. Onları biiznillahi Teala ahiretin ebedi olduğunu göstererek, bütün egzersizini yaparak gaflete attırır. Aman ha ölüm tefekkürüdür. Böyle dersler, evrad ve ezkar görüşünü, demek Mürşid-i Kamilimiz biraz rahatsızlığından dolayı olabilir, toplu görüştü. Bize dedi oğlum otur dedi, otur dedi. Sayıyorum.
İstiğfar, tevhit, salavat, Fatiha, Ayetül Kürsi, elem meşrahrike, irade caheynesu'l, vahiy, üç İhlas, felahı nasi sayıyorum. Adam okuyorum diyor. Biri için dedi ki bak Okumuyorsun sen. Evet efendim okumuyorum dedim ama okuyorum dedi. Okumuyorsun dedi. Gördüm ki üstadımız orada kimin okuduğunu, kimin okumadığını, kimin ters yaptığını yapmak çok ala bir durum. Biiznillahi itaat et. Çıkar. Şimdi biz ölüm tefekkürünü mübarek vücudu alileri yorulmasın diye. Ona da öyle bir memnun olur, yaptığımız bir şey yok. Oğlum haydi yükümü kaldırıyor, oğlum haydi yükümü kaldırıyor, oğlum demesi getiriyor. Oradaki mim var ya oğlum demesi var ya. Böyle bizimle, birbirlerimle kardeş demektense kardeşim deyip bu mimi eklemek var ya, öyle bir sıcaklık meydana getirir ki gol ayeti cennete geçer. Bambaşka bir zevk meydana getirir. O kardeşim gibi.
Neyse sıra verdi ölüm tefekkürü, rabıta, işi çok güzel haber verirdi. Öğüne güzel tarih buyururdu ki işin ehli idi. Buraya gelmişken şunu da söyleyeyim, hep evradlı ezkarlı kardeşlerimsiniz. Böyle tek tek Ondan sonra umumi bir görüşme yapmış. Dedi ki umumi görüşeyim, hal der ben de dedim. Bu işin temeli ölüm tefekkürü buyurdu. Ölüm tefekkürü eğer onu iyi yapabilirsek rabıta güzel gelir. Niye derseniz ölüm tefekkürü bir toprağı işlemek gibidir. Bir toprağı işlemek gibidir. İşlenen toprağa yağmur yağdığı zaman tabanına giriyor mu? Yağmur tabanına iniyor mu? Yoksa bir taşın üzerine de yağıyor. Sert olan cisimlere de işlenmemiş toprağı da ama yüzünden akı boku biniyor. Akıl boku biniyor. Siz şöyle dört santim, bir santim aşağıya inecek olsak bakıyorsunuz kupkuru toprak çıkıyor.
Şimdi gönül toprağımıza, gönül toprağımıza rabıta-ı ile nurun derinliklerine inebilmesi için çünkü bizim rahatsızlığımız çok, manevi rahatsızlığımız var, kurtulamıyoruz daha sonra. Bu huzursuzluk da meydana getiriyor. Onu nasıl atacağız biz? Ölüm tefekkürünü çok güzel yapacağız. Toprağa işleyeceğiz. Ondan sonra rabıta da biriznillahi teala derinliklerini işliyoruz ama. İşlediği zaman toprak halloluyor ve ektiğimiz Allah dediğimiz zaman her birini bir tohum olarak düşünsek onlar güzel ahlak olarak zuhur edecektir. Gaflet halinden uyanıklık haline getirir. En güzel zamanlar diyebilirim. En güzel zamanlar otuz dört yılında üstadımız hazretleri, üstadımızın üstahazı memleketimizi teşrif buyurur. O zaman Efendimiz hazretleri bir şiir yazar, genç Diyor ki o şiirinde, bir mısrağında ihvane geldi bir gayret diyor. Keşrif buyurmasıyla onu görünce onun tavsiyelerinden neden?
Bir gayret gelmiş, bir çaba gelmiş. Herkes evrad ve ezkarına, ibadet ve davetine daha çok dikkat ediyor, riayet ediyor. Aman ha ne yapmışız? Ömrümüzü zayi etmişiz diyor. Çünkü biz ne istiyoruz? En karlı kazanç istiyoruz. Kardeşim iş yapacağım, soruyorsun sağa sola, yapanlara soruyorsun, hangi iş daha verimlidir, neyi yürütsek, acaba ne yapsak, nasıl edersek çok kazanabiliriz, hep bunun delili de insanlarımız. Manevi kazancımız da öyle. Neden çok kazanırız? Nasıl biz varlık sahibi olabiliriz? Düşününce Allah'ımızın yoluna sımsıkı sarılırsak, Rasulullah'ın emrine uyarsak, Ehlullahı takip edersek kar dibi değil mi? Kazanırız, devamlı kazanmış oluruz. Allah'ım kaybedenlerden etmesin. Devamlı kazananlardan, devamlı kazananlardan fakat bu mübarek yolumuz çok kazandırırlar insana çok. Her zaman duyduğunuz ifadeler ama kısaca söyleyeyim. Aişe'yi Sıddıyallahü anh'a rivayet ediyor.
Melekler yazıyor, çiziyor. Ne yapmışsa onu yazıyorlar. Allah'ımız buyuruyor kişiyi meleklerin bunun başka taati kaldı mı Ya Rabbi bildiğimiz ne varsa hepsinin olduğu gibi Büyük ölümsüz ne varsa hepsini kaydettik. Onun benim yanımda bir ibadeti var. O nedir? O gönlünden yapmış olduğu Zikrullah'tır. Siz bunu sadece Allah lafzai celali olarak anlamayın. Anlamayalım. Bu değil. Namaz kılarken haşyeti nasıl yazsın melekler? Melek şu iki dudağın arasından çıkan onu nasıl yazacak? Haşyeti nasıl yazsın? Allah korkusunu celle celalühü onu Rabbimiz kayıyor. Mesela diyelim ki kurban keseceğiz. Elimize bıçağı almışız. Hayvanın boğazına indirmişiz. Bunu yazar Melek. Ama bunu yazarken benim kendimi kesmem caiz olmadığı için, bu hayvanı yolunda kurban ediyor, kendimi de sana teslim ediyorum. Bu hayvan nasıl teslim oluyorsa, ben sana her şeyimle teslim oluyorum.
Bu hayvanın her bir azasının yerine beni ateşten aza değine düşüncesini melek yazamaz. Bende nefsimi boğazıyorum. Bunu yazamaz. Bunu Rabbimiz kaydediyor. İşte zenginliği bu noktadır. O murakabelerde, müşahade de onların öyle bir kayıtları var ki sen onun bin nefesine içemezsin. Biz onların bin nefesine içemeyiz. Füzeyle gidiyor. Yolda yaya gidenle füzeyle giden bir olur mu? Haydi bisikletle gidiyoruz. Haydi motosikletle gidiyoruz. Haydi diğer vasıtalarla gidiyoruz. Taksiyle gidiyoruz. Otobüsle gidiyoruz. Trenle gidiyoruz. Hızlı trenlerle gidiyoruz. Uçaklarla gidiyoruz. O füze ile gidiyoruz. Onunla alıp verdiği bir nefese yetmez bizimki. İşte öyle kendimize buna biraz gayret göstereceğiz. Gaflet halinden uyanıklık Biraz uğraşeceğiz. S. Şimdi ibadet ve taatin hazzına kapılanlarımız, ne zevk duydum, ne tat aldım diye bu hazdan, bu tattan, bu lezzetten kurtarıp ne yapar?
Mevla'nın rızası için yapma duygularına eriştirir. Bu şuna benzer. Diyelim ki bir delikanlı aşık olduğu birisi var. Aşık olduğu bir hız var. Ona hediyeler getiriyor aşık yani. Hediyeler getiriyor, olmadık nimetler önüne sunuyor. O da ona sevgi gösterir. Fakat bir gün hediyesiz geliyor. Hediyesiz gelince biraz iltifatı azaltıyor. O zaman delikanlı diyor ki sen benim şahsımın değil demek ki getirdiğim hediyenin aşığıymışsın. Neden evvelki iltifatını göstermedin? Allah'ımız keşif verir, keramet verir, bazı birçok haller de verir, güzel rüyalar da verir, ama olmadığı zaman hal kalmadı, lezzet kalmadı denirse, aynen buna döner. Biz keşfe, keramete, şuna, buna ibadet etmiyoruz. Biz zatına ibadet ediyoruz. Senin rızan için Ya Rab diyoruz. Buna doğru götürür işte. Işte. Yoksa hiçbir lezzet yok, bir huzur yok, bir huzur bastı. Hayır, o değil. Biz Allah için yapacağız. Yapalım da o ne verirsin?
O ona ait. Biz bundan sorumlu değiliz. Biz taatlerimizi hadisane bir şekilde yapmaya gayret edeceğiz. Zevke şevke şuna buna değil. Bu çocuk oyuncağı. Ama bunun neticesinde öyle bir zevke eriştirir ki onu tarif edemeyiz. Nasıl tarif edeyim, nasıl anlatayım. Şimdi nasip olursa bir çorba içeceksiniz tadını nasıl anlatayım. Az, duymuyorsunuz. Dünya talebinde ise ahiret talebine daha çok yönlendirir. Bu zulmetten kurtarır. Gece gündüz her vakit dünya bundan kurtarır. Bu dünya işlerini görmekle birlikte hele karda gönlü yarda Mevla'da olmaya başlar. İsyandan ibadet ve taat nuruna doğru girer. Eyvah ömrümüzü zayi etmişizdir ve Allah'ımızı artık tanıdıkça da ne yapar korku çoğalır. Neden böyle yaptım diye utanmaya başlar böyle sıkıdır, dağılır. Avlar başka ne diyecek. İki damla gözyaşı affına vesile olur. Böyle boş işlerdense genel anlamlı söyleyeyim.
Onlar dolu işlere ne oldu işlerimiz bilmem filan. Bunlardan ziyade hep güzel taatlere nelere doğru gider, ahiret zenginliğine doğru gider. Nefsani arzulardan Allah korkusu nurun Dava, yani evliya olayım diyor mesele. Birisiydi ricelul Gayb olmak için diyor gözyaş döktüm. Olmaz, Allah için taat yapacağız. Olmaz da zaten olmaz. Allah'ımızdan yedi. Ricalü'l-rugayip olacak. Ricalü'l-rugayip dediğimiz bizim gözünü yumduğu zaman biri ayağı burada bir ayağı açtı Öyle ricalü'l-gayip bayağı basit değil o. Ricalü'l-gayip suyu dahi içerken titreyerek içer. O bakarken boşa bakmaz diyor, duyarken diyor. İçimize de girmez zaten. Gula gula girmez Eğer bir nur görürse bir ışıltı, bir parıltı, bir işaret görürse ancak bu zaman gelir. Girmez, evlerimize niye girmez. Onlar için kapı istemez, pencere istemez.
Nur bakıyor ki efendimizin davet edeceğiz mesela, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize, onu davet edeceğimiz güzellik yok, girmezler için. Ev dökük olsa, ondan sonra bozuk düzen olsa misafiri getirebilir mi? Şöyle bir gün müsaade ederler mi acaba bir işlerimiz var diye hazırladığımız zaman getiririz. Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli idehab, padişah konmaz saraya hane mamur olmadan, Gönül hanesi mamur olmadan girmez. Ne rabıta girer, ne zikir girer. Bu davalardan neden, çünkü gözümle gördüm. Çok bozuk haller meydana geldi. Olmaz. Mevla için yapacağız. Hakikaten ricalü'l-hayip dediğiniz zaman şuraya girse içimize besbelli olurlar. Haliyle de tavrıyla da zaten başları her zaman önlerine eğiktir. Aynen dedikleri gibi Hazreti Ömer radiyallahu anh'a sen Veysel Karani diyorsun ama o deli divane biz gülersek o ağlar, biz ağlarsak o güler. Bilinmez halleri anlaşılmaz. Uyuşamayız.
Sonra bizim kan uyuşmazlığımız var. Bizde nefsaniyet galip olduğu için onlarda ruhaniyet galip, nefisten de konuşma onlar. Hep ulvi hallerden konuşur. Dava diye bir şey yok ki. Hep mevdadır onlardan. Kendi güç ve kuvvetinden uzaklaşarak ilahi nurun gönüllerine iştirı doğmasıyla bu davalardan vazgeçerler. Ben o Rabbi Zülcelal'imdir, ben onun aciz bir kuluyum der. Hiç bu öyle bir şey talep etmez zaten. Sami Efendimiz hazretleri üstadımıza görev vermiş de isimler belirlemiş. İşte Tahir efendim gibi vesaire isimler söylemiş. Emredir, Hüsamettindir, Nurettin Efendidir. Efendim bunlar var. Görevi bunlara verseniz de ben hizmet etsem demiş. Neden? O ilahi nur gönlüne doğmuş o onun aklında yok mu? Biz acaba Mevla'ya nasıl layık olabiliriz o derde düşmüşler. Onlar şu dünyada bunalıp kalmamış, bu dünyayı halk eden Mevla'yı görmüş. Eserden vesvese geçmişlerdir. Nedir onlar?
Onlar dört yerde hiçbir zaman evlatlarından ayrılmazlar. Meşşa-i kiram dört yerde. Bir, canımız tam çıkacağı zaman, çünkü şeytanın geldiği anıyor. Onun imanını çalmak için şeytan geliyor. Esadi El-Bediüzzaman hazretlerinin otuz yıl aşçılığını yapan tevhit babaya da geliyor. Elindeki asayı kırlatıyor. Nedir deyince şeytan karşıma geldi, imanımı almak istiyor diyor. Bu üstadımızın damatlarında da oldu. Devamlı elini böyle kaldırıyor. Kendisine gelince üstadımız Hafız Ahmet ne yaptın deyince Hacı Baba şeytan geldi karşıma illa Allah iki diyeceksin diyor. Tam canlı çıkacağı zaman. Bu hepimizin başına gelecek. Bu anda diyor üstazı başında bulunur. İznillahi Teala Kelime-i Tevhid'i okumasına vasıta olur. Şu yerdeki kabakları böyle kabuğunu soyarlar ya, onları toplayan ulema-i kiramdan kendisi müderris, Hacı Mustafa Efendi diye Kayseri ulemasından bizzat bu kadar müttefiki.
Son nefesinde gözleri ayrılmış, şaşırma gelmiş kendisine. Şaşırmış gelmiş kendisine. Şaşırır gibi bir hal. Kardeşi gelivermiş hemen. Nedir kardeşim demiş ama çabalıyor böyle. Öyle kolay değil o. Tam sıkıntılı bir zaman. Vefat edeceğiyle belli, gözlerini ayırmış kalmış. Hiç cevap da veremiyor. Bir şaşkınlık var. Derhal demiş Allah'ımız verdiği emaneti almaz, korkma Mustafa demiş. Kelime-i Tev'yi okumuş. Öyle gitmiş. Zor, öyle bir kolay görünmez. Hep böyle müjdenin müjdenin, bunlar bizim rahat etmemiz için, huzur bulmamız için. Yorulacağız ki rahata inebilelim. Hüsr-ü müsra bir zorluğun sonunda geliyor bu iş. Hep kolayına zannediyoruz, hep kolayına, kolayına, kolayına. Geçen bir hoca kardeşimizi dinledim, biri de hoca böyle müjdeli konuşur. Çok güzel. Ama bizim hakikate girmemiz için, bu sıkıntıları görüp de o anda dert ve belaya düşmemek için bize icap eder bu. Üstadımız kardeşleriydi.
Döver gibi konuştu bir gün. Dedi Hacabdullah dedi. Hacabdullah huzur-u ilahide kendini kurtaraman, şu camiyi temizle bak imam diyor Allah sorar dedi, huzur-u ilahide sorar camiyi temizle. Vakitlerine riayet etti. Hasan hocamız, Rahmetullahi, efendim diyor beni döver gibi konuştu bir gün diyor. Düecek ki diyor. Öyle zannettim diyor. Neden sevdiğinden o bir sıkıntı çekmesin diyor. Bak azarlanıyor. Filan. Yok böyle bir şey. Zaten onlar bizim gibi insana yapmazlar mı? Onu Yunus Emre miyiz? Ona yaparım. İbrahim bin Ethem miyiz? Onlara yaparım. İbrahim bin Ethem'in ne suçu vardı? İbrahim bin Ethem himmet istedi üstasında. Üstazı dedi ki herhalde bu bizi cehalete nispet etti, himmet etme zamanını bilmiyor diye. İpi baltayalım, kovun bunu diye. O kovun kuru demesi onu kutbiyet makamına getirdi bir insanı.
Yunus Emre'yi eğer kapıdan kovduysa kırk yedi yıl o kapıya odun getirdi, odunun da hep doğrusunu getirdi. Eğri bile getirmedi. Neydi? Onu en üstün hallere getirmek için yapar bunu. Herkes bize yapmaz onu. Sami Efendimiz hazretleri buyuruyor artık imtihan edilecek kimseler kalmadı Hasan efendi buyurmuş kalben imtihan edin diyor. Birbirlerimiz ithal edeceğiz. Güzel yolunca konuşmaya, görüşmeye gayret edeceğiz ama hakkında bildireceğiz. Bundan da hiç yorulmayacağız. Sevgili Muhterem şu an kolay mı? Cesedimizden ruh çıktığı zaman, meleklerin sual soracağı zaman sırattan geçerken amel terazisinde sevaplarımız tartılırken inşallah diğeri konmaz da. İyi bir tevhidle, iyi bir zikirle, tam bir teslimiyetle anca öyle olacak bu iş. Zor olsun. Artık dedemden çok dedik. Ölüm anında üstağzının başında bulunduğunu, Fahreddin Razi Hazretleri'nin diyeyim. Fahreddin Razi Hazretleri üstazı Necmettin Kübra.
Bir gün Elhamdülillah Fahrettin kurtuldu demiş. Aman efendim nedir? Allah'ın yüz delil ile ispat eden Fahrettin meleklere cevap veremedi demiş. Allah'ı nasıl bilirsin deyince durmuş kalmaya. Üstazi yetişmiş bir izni-i Teala. Demiş Fahrettin, Resulullah nasıl bilirse öyle bilirim deyince kurtulmuş. Çok onun misalleri gazi köyün var mı? Orada Ramazan efendi diye birisi. Böyle elektrikiyle söndürmüşler, o zaman elektrik ne yoktu belki. Zikir yaparken bir ara nasıl kaçan demiş. Zikir halkasına girmiş. Üstadım demiş gelince nasıl kaçıyorsun okuyorum efendim diye kelime-i şehadet okumuş. Ağlaşmışlar. Ruhunu teslim etmiş gitmiş. Bayağı basit bir şey değil, tam canımızı kurban edeceğiz efendim. Bu yola canımızı feda edeceğiz. Yarım yamalak işler, bizimle olmuyor bu. Siz yaparsınız o anınızı. Orada biz görüşmelerimizde anlattığım için burayı geçiyorum.
Onların hizmetlerinin şer'i bütün delilleri ayet ve hadislerle ifade buyurmuş ulema-yı kiramız. En sonundan başlayalım zaten. Sır. Ancak diyor bizim Allah'u zülcelal'e nail olmamız gönül alemimizi gözetleyeceğiz, iç alemimizi çok gözetleyeceğiz. Acaba benim Allah'a sevgim ne kadar, habibine saygım ne kadar, Ehlullah'a muhabbetim nedir bunları ölçüp biçeceğiz. Onlara karşı saygımızda kusur etmeyeceğiz. Çünkü Allah da razı olmaz, Resulullah da razı olmaz. Bu Türk meşayihinden Hasan Ata Bedir Ata diye mübarek insanlar var. Bunlardan bir tanesi dudağa çok kalınmış. Müridandan birisi diyor ki dudağa çok kalın diyor, esmer de diyor. Öyle deyince efendimize ulaşıncaya kadar bütün meşayih-i kiram üzülüyor. Diyorlar ki bizim evladımıza neden böyle söylüyor. Bizim hepimiz diyor kırıldı. Derin bir sevgi olur, saygı olur. Bunu nasıl sağlayacağız, bunu şırıng edecek değiliz.
Bunun şırıngası sünnet-i seniyyedir. Bunun şırıngası rabıta-i şırınedir. Meşayih aynen bir kıble gibidir. Namaz ona doğru mu kılacağız, anlatacak. Onların diyor yüzlerine bakmak senin beladan kurtuluşuna sebep olur. İmanını ve aklını güçlendirir. İbadet ve taatin zevkini çoğaltır. Bize derlerdi efendim, hani ne olur, otur karşımıza da sana bakalım diye söylediler mi efendim Meşayı uzanmış. Efendim uzadıkça uzuyor, bunu siz de görmeden.