Abdulkadir Geylani, Hadis Sallallahü Sırrı Hazretleri, bugünlerde de hep Abdülkadir Geylani Efendimizden görüşüyoruz. Bir defasında Esad Erbili Hazretleri malum kendisi Nakşi tarikından gelir, icazeti de Taha Haribi Hazretleri'nden. Burası bizi ilgilendirmez, onların kendi aralarındaki bir konudur. Fakat Abdülkadir Geylani Efendimiz ruhen alakalanmış. Esad Erbili Hazretleri hacca gidecek, Irak'tan geçiyor Bağdat'tan. Orada türbedar mübarek zatın rüyasına girmiş. Buyurmuşlar ki ben hayatta değinim, şu anda ruhani bir hayattayım. Ben yazamayacağım için bizim namımıza Es'adi Erbili Hazretleri gelecek, ona icazetini ver. Tarif etmiş türbedara. Şeklini, şemailini olduğu gibi haber vermiş. İşte boyu şu şekildedir, beyaz bir sarığı var, siyah bir cübbesi var.
İşte Esad Erbili Hazretleri'ni haber vermiş geldiği zaman derhal girer girmez içeriye o türbedar bilmiş ve icazetnameleri hazırlanmış, verilmiş. Bunu Üstadımız Hazretleri de üç yaşlarında. Şimdi üç yaşları bizim düşündüğümüz şekilde bir yaş değil. Ehl-i irfanda bambaşka bir hal oluyor küçük yaşlarında bile. Bize İpek Hocamız şunu anlattı Muhammed Masum Hazretleri kalpte Sallallahu Sırra on iki yaşında hutb olduğunu. Üstadımızdan çok duydum. Van'da bir genç kardeşimizi daha çözyaşlamaya, genç, akıl baliğ olmamış. Büyüklerin arasına katmışlar Ebdalinin. Ebdal daha ziyade bizde kırklar olarak söylenir. Yedilerde olabilir. Yalnız bu seçim gece ibadete kalkan bir kimse olarak da olabilir. Bir de Hızır Aleyhisselam Levh-i Mahfuz'a bakarak da olur. Es'ad-i Erbili Hazretleri icazetini almış, bu Van'da olan hadiseyi üstadımız çok anlattı, çok genç yaşta, on iki yaşında.
Büyüklerimizin arasına katmışlar fakat akıl baliğ olunca değişik hac zuhur etmiş. Onunla görüşmüşler bizim arkadaşlarımız, demiş ki, öyle haller yaşıyordum ki sonra hali değişince çıkarmışlar. Bunu demeye bile dilim varmıyor, çok ağır olur çünkü. Rabbimiz mahrum etmesin demiş. Oradaki eski üstadımızın evlatlarını da saymış. Burada demiş iki kişi vardı, gerçekten çok müstakim kimselerdi ne diye de bir sitayiş övgüde bulunmuş. Ben demiş o zaman gözümü yumsam Veysel Karani'nin huzurundaydım. Gözümü yumsam ben Muhammed Bahaüddin Hazretlerinin huzurundaydım. Öyle haller yaşıyordum demiş. Bir gün Muhyiddin Arabi Hazretleri buyuruyor ki, ben gece kalktım, evimde ibadetteyim. Hapı, kapal. Pencere örtün. Girecek hiçbir menteş yok. Fakat içeriye diyor birisi girdi. Nasıl oldu bu böyle derken diyor, altımdaki seccadeyi de aldı diyor. Anladım ki bunlar büyüklerden biri zattı.
Rical taifesinden bir kimse. Bir gün İbrahim bin Ethem Hazretleri, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a, ben diyor, oturuyordum, bana bazı misafirler geldi. Şöyle bir baktım, hallerinden onların kırklar olduğunu anladım. Hani olur bana bir tavsiyede bulunun da ben de sizin gibi hayırlı kimselerden olayım. Başlamışlar tavsiyelere, o tavsiyelerden birisi şu, insanların beğenisini değil Rabbimizin takdirini iste. İnsanlar beni ölsün, sevsin, iltifat etsin, saygı duysun diye düşünme. Rabbimizin sana olan iltifatını, sana olan muhabbetini öncelikle demiş. Zaten öyle olunca herkes onu sever. Rabbimizi sevince insanların gönlünde ona bambaşka sevgiler uyanır. Sami Efendi Hazretleri sekiz, bir rivayette on üç sene kubbiyetini gizlemiştir. Sonra etraftan haberler geliyor. Üstadımız askerde.