Ruhani Gelişim ve Manevi Terbiye kaydında Hayır murad ederse, Allah'ınız bir kimseye hayır murad ederse, kendisini kendisine vaiz eder. Kendisinin ilşadçısı olur. Vay ona gelecek bir tanesi ayet okuyacak, hadisi şeriften okuyacak, dövüşler verecek, nasihatler verecek, tabii bu olması gerekir. İcab eder ama kendi kendinin vaizidir. Bu nasıl olacak? Kendi kendimizin vaizi,…
Hayır murad ederse, Allah'ınız bir kimseye hayır murad ederse, kendisini kendisine vaiz eder. Kendisinin ilşadçısı olur. Vay ona gelecek bir tanesi ayet okuyacak, hadisi şeriften okuyacak, dövüşler verecek, nasihatler verecek, tabii bu olması gerekir. İcab eder ama kendi kendinin vaizidir. Bu nasıl olacak? Kendi kendimizin vaizi, irşadçısı olmak, bunun bir yolu var. O da ruhi olan taatler. Bunu arz etmemin sebebi, bu kutsi yolda, bu ulvi yolda, bu yolda insanın kemali nedir? Dikkat buyurur musunuz buraya? İnsanın kemali nedir? Şöyle baktığı zaman, bu ne güzel insan diyecek. Yüzünden, gözünden. Nurlar akacak. Baktığın zaman bir neşe duyacaksın. Onu görmen için canı gönülden bir arzu ve istek oluşacak. Bu kardeşimi bir görsem, bir otursam, bir halletsem, bir dertleşsem, bir muhabbetle, muhabbetlessem diyecek. Sevgi duyulacak.
Yirmi beşinci mektup da, Es'ade El-Bili hazretlerinin Mektubat'ında buyuruyor ki Sami Efendi, Kadde Sallallahü hazretleri için, evladım, bu manevi babana memnun ve mesrur etmek için, şerri ölçülere dikkat ederek, maddi babana hiç desen de, dergaha gelsen olmaz mı? Çünkü babaları ilk anda, Müşteba Efendi çok mani olur. Diyor bizim evladı ikide bir istiyor, ikide bir istiyor, bizim Adana'da işimiz var gücümüz var. Yine bir gün haber geliyor evladım Sami gelsin diye. Bu ne canım deyip elini atınca bir gaz lambası, eli parçalanmış, aman oğlum gitmiş, aman oğlum git, sonra anlamışlar tabi durumu. Maddi diyor babana hiç desen olmaz mı? Gel evladım, ömrün hazan olmadan, artık yaşlanmadan, şu gençliğinde onda bir kabiliyet çiziyor zaten. Onu diyor, güzelce bir geliştirelim. Bu ihtiyar babanı da diyor, hasrette bırakma. Bu neden oluyor?
Kendisi, kendisine vaiz olduğu için, kendisi kendisini irşad ettiği için. Bu çok önemli bir terim. Hadisi şerif zaten. Bunu nasıl anlayacağız biz? Ruhi taatlerle. Şimdi, esamet men yettebillah, kim Allah'tan korkarsa, Allah ona çıkış ve lütuf eder. Maddi de olur, manevi de olur. De olur. Şimdi diyelim ki nefsimizin esareti altındayız. Mutmainne olmadıkça mümkün değil. Bu binde bir kişiye nasip olan nimettir. Mutmainne sıfatı devamlı bir huzur içerisinde olacak. Mesela biz zannediyoruz ki, camiye geleceğiz, mescitte Rabbimizin huzurunda duracağız. Burada durduğumuz gibi, iş hayatımızda da duracağız. Huzuru daim bu. İş hayatında da dürüst bir ticaret yaparsak huzuru daim. Neden? Esselamü ve makumeyna makuntüm. Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraberdir. Camide beraberiz, Kabe'de beraberiz, Ravza'da beraberiz, Kutsi Şerif'te beraberiz.
Bir Mürşid-i Kamil'in huzurunda beraberiz demiş hayatımızda beraber değil miyiz? Namaz kılarken beraber oluşumuz, Allah'ımızın huzurunda olduğumuzu bilmemiz, yiyor. Acaba bu taam nasıl hazırlandı? Allah'ımız nasıl lütfetti, ihsan etti, verilin sebebi nedir? İsraf konusunda, ele alınır bu, israf, biz diyoruz ki işte bir koca tencere onu yersek israf olur. Bu anlamda değil o israf. Evet o doğru. İsraf, az da olsa yediğimizi eğer isyana malzeme olarak kullanırsak, israf budur. İsyana malzeme etmeyeceğiz yediğimiz içtiğimizi. Çünkü o gıda yalvarıyor, beni zalimlere taam etme ya Rab diyor. O taam diyor zaten. Yemek yerken de huzur. Yahu yatağımıza gireceğiz, yorulduk, akşama kadar da çalıştık. İşimiz de var, gücümüz de var, rahat edeceğiz, ayağımızla bir buz alacağız söyle, derin bir uyku ortada huzur. Öyleyse bizim hiçbir zamanımızda olmayacak. Hep ibadet hep taat. Hep ibadet hep taat.
Ruhani Gelişim ve Manevi Terbiye kaydında Hayır murad ederse, Allah'ınız bir kimseye hayır murad ederse, kendisini kendisine vaiz eder. Kendisinin ilşadçısı olur. Vay ona gelecek bir tanesi ayet okuyacak, hadisi şeriften okuyacak, dövüşler verecek, nasihatler verecek, tabii bu olması gerekir. İcab eder ama kendi kendinin vaizidir. Bu nasıl olacak? Kendi kendimizin vaizi,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ibadet hep taat. Allah'ın Rasulu buyurmuyor mu? Sallallahü aleyhi ve sellem. Kişi abdestli olarak yatağına girdiği zaman, isterse uyku halinde, abdesti bozulsa bile ibadet yapıyormuş gibi. Alimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlı değil mi? Alimin uykusu. Dolu alim var. Diyeceğim alim şu, ruhu arşta olan, kalbi arşta olan, ruhu da secdede olan huzuru daim bu. Başka ne diyeyim, nasıl anlatayım? Düğünde de huzuru daim. Canım bizim düğünümüz, anladığımız, tabii çevreyi hayırlı olarak ayarlamazsak o kafalar başlar. Cehalet başlar. Batıl düşünceler bizi istila eder. Ölü evinde ağlanır, düğünde oynanır. Bak, cahil kafa bu. Allah'ımızın bize gösterdiği yol ne celle celalühü? Allah'ımızın bize gösterdiği yol, Habib'inin öğrettiği esas, evliyaullahın dikkat ettiği husus, ölü evinde kendi halimizi düşünecek. Hele bu annemiz gibi bir ölüm de ağıt da olmaz. E gözler koruyacak mı?
Şefkattir, gözdenine. Şunu söylemek istiyorum. O Rabbimize kavuşmuştur, bir zevk gider insanın içine. Evet, out olur ama ilahi bir suhuf, gönlü kaplar, bu adet olmuş. Feryat-ı figanlar, bağırmalar, çağırmalar, bu adet olmuş. Bağırmazsa ölüsüne acımıyor, adam da içiyor. İçinde şefkat yok ki, gitsin. Öldüle kurtuldum diyor, demesin diye bir feryat, bir feat, bir firat, o değil. Hep gözler yumulur, rabıta ehli isek rabıta ehli, murakabe ehlisek murakabe ehli. Bu, o anda da ibadet. O anda da. Bu aynı hal. Duada yapıyorlar ya, çok güzel. Bu kabirlerde dua ediyorlar. Telkin verilmeden önce. Mesela burada Kazım hocamız dua buyurmuşlardı. O duada bu haliyle hallendiğimiz zaman bizi de iman-ı kamille götür Ya Rab. Ne kadar güzel, ne kadar güzel. Tabirlerden birisi bu. Aynı hal bizim de başımıza geldiğinde ya Rab, bizi de imanı kamilde götür, huzuru daim bu işte. E düğünde ne yapacağız?
Düğünde bizim acayip işlerimiz de olur. Tangırtılar, tumgurtılar, bir şeyler olacak yani. Düğün ömürde de bir oluyor. Ya benim bir tane çocuğum var. Çocuğumun düğünü ben cenaze gibi mi yapacağım? Bunu nasıl yoluna koyacağız? Üstat zalimizin düğünü olmuş. Düğünde mevlidi kendisi okumuş. Mevlidi okumuşlar aşkla, muhabbetle. Şimdi bunun çok değişik şekilleri meydana geldi. Çok güzel düğün salonları çok güzel. İki saatte, dört saat nöbetlik bir şekilde. Bu ilçelerde var, bir kısım ilçelerde. Sıraya konmuştur yaparlar. Eğer burada da huzuru daim istiyorsak, ne deriz? Yavrum, evlenen tamamlamış olur. Bir yarısı hususunda da Allah'tan korkacağız. İşte huzuru daim bu. Ne güzel. Üzerinde bize bir yol gösteren insan. Konuşun, görüşün. Bunu siz tabii ki edersiniz. Biz yapamayız da, çok duyarız da biz yapmayız. Çünkü biz doymuşuz artık. Doymuş. Biz yummuş, arınmış, tereyağı kurmuşuz.
Kar mı bizim emsalimiz? Allah muhafaza buyursun. Ama siz bizim gibi olmayın. Siz ahdedin, cehdidin, gayret gösterin. Her şeyimizi kusur içerisinde yapmaya. Esselam. Ya ey huzura gelen nefis. Bunu nasıl anlıyorsunuz siz? Canım huzur kaldı mı? Oradan başıma bir sıkıntı, buradan başıma bir sıkıntı, çocuktan bir sıkıntı, gelinden bir sıkıntı, etraftan bir sıkıntı, işten güçten. Burada teslimiyetin, Allah'a bir gün Muhammed Bahaeddin hazretlerinin huzuruna bir kimse gelir. Demiş ki, bir an ilahi cezbe, Allah'ım ne kadar kaza, ne kadar bela varsa bana ver demiş. Muhammed Bahaüddin hazretleri demiş ki evladım böyle yapma. Esalle. Ya Rabbi tahammül edemeyeceğimiz sıkıntıları verme, katlanamazsın diye. Bu değişik şekillerde mütalaa edilebilir. Eyyub aleyhisselamdan anlatılır ya, işte kurtlar vücuduna düşmüş diye bu münakaşedir. Kurt düşme diye bir düşünce bizce de pek münasık görünmüyor.
Çünkü Allah'ımız onları zelil etmez. Gönlümüze oturmuyor. Bu hocam benim de gönlüm oturmuyor. Yani Eyüp Aleyhisselam'ın vücuduna kurtlar düşmüş. Yalan şunu söyleyeyim size, işte iki tane kurt düşmüş de bir hakikati ifade etmek istiyorum. Onu almış tekrar vücuduna koymuş, onun ısılışına tahammül edememiş, bunun üstüne Ya Rabbi bana bir zarar dokundu. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin diyor. Bana bir zarar dokundu. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin. Burada bana merhametit dedim diyor. Bir peygamber ödevi bu. Merhametlilerin en merhametlisisin Allah'ım diyor. Burada hakikat şu, belayı istemeyeceğiz. Ama geldiği zaman da bir sabır içerisinde olacağız. Demek istediğim bu. Şimdi onlara o belalar, sıkıntılar bir aşktır, büyük bir muhabbettir. Bir defasında bizim Üste Azi Ali'miz İstanbul'a ziyaret için giderler. Giderken yolda devamlı Esad Erbili Hazretleri gözlerine görülür.
Kendi kendilerine devrin kutbul aktabı Sami Ramazanoğlu, KaddeSalallahu Sırri hazretleri. Ama nasıl bu iş bu şekilde devam ediyor, düşünceleriyle gider. Orada otururlar, sizin gibi hayırlı bir meclise otururlar. Orada Esad-ı Erbili Hazretleri'nden anlatırlar. İşte o şehadeti istedi. Allah böyle bir musibetle, Halık'ımız şehadet tut etti. Dereceler, makamlar ihsan etti diye. Mesela onun girerken üstazı tarafından bir atın, biz yular deriz, zinciri, nasıl bir Es'adi Elbili Hazretlerinin yüzüne doğru atınca, hatta burada işaret olarak da kalmış yeşil bir renkte. O zaman diyor, vasiyet makamına geçti. İşte orada bulunan yakınlarından birisi her zaman şunu vermiş. Ve kendisine böyle işlenmiş. İşte büyük bir insan unutsaydı, böyle bir iş başına gelmezdi. Bunu mürşid-i kamilimizde, Allah'ımızdan böyle bir makam istedi, hadi istedi, öyle zuhur etti deyince ikna olmuş. İkna olmuş.
Üstadımız üstadlarının huzuruna vardığında, o şahsı isimleriyle haber vererek, ikna ettiniz mi diye buyurmuş. Hep ayarlayan biiznillahi Teala kendisi. Onlara derr ü bela, büyük bir neşe, büyük bir zevk ol. Anne ondan gönülleri daralmaz. Bizim çokça okuduğumuz ilahilerde bile geçer. Aşık kalbi dar olmaz. Seversen Allah'ı sev, Allah gibi yar olmaz. Onlar her şeyi Mevla'dan bilmiş kimseler. Neden öyle biliyor? İslam. Buna La faile illallah makamı derler. O yaşanan bir husustur. Halık'ımız İhsan buyuruyor. İşte adam gidiyormuş da ensesine bir tokat, bir darbe isabet etmiş. O da bakınca, neden baktın. Ben demiş kimin vurdurduğunu biliyorum da, hangi aletle vuruldu diye ona baktım. Bu işte. Bu ayeti celile okuduğum Enfal suresindeki Allahu alem ayeti celile, işte müşriklere doğru aleyhissalatü vesselam efendimiz mübarek avucunun içerisine kumları alıp gerekir. Nasıl olacak?
Kendimizin kendimize irşatçi olması. Bu vuhi itaatte olacak. Rabıta dönemindeysek rabıta hiç bırakılmaz. Okuldaki çocuklarımızdan örnek alalım. Okuduğumuz devrelerden örnek alalım. Dersini, yani günü gününe çalışması icap eder, arada kontrol verdir edilir. Günü gününe yapar. Eğer yapmazsa ne olur? Tam imtihanın zamanı yaklaşmış çalışıyor, mümkün değil başarması da. Yani günü gününe her zaman hazır olmamız gerek. Deniyor ya Sıddıy-ı Azam radiyallahu anh hazretlerine, ölüm gelse ne yaparsın? Ne yapacağım diyor? Aynı hal üzere kalırım. Aynı hal üzere kalırım. Bu neyi gösteriyor bize? Zaten hazırım. Eksik bir an yok ki. Biz de her halimizle yatalım, işimiz, gücümüz, evimiz, barkımız, vesaire etrafımız ne olursa olsun bir huzur içerisinde o ana hazır olmamız gerekir. Efendimizin baki kabristanlığın da bir göz yaşı var, alıkları var.
Gözlerinden yaş boşanır yüzlerine, sakallarına, oradan yere iner. Toprak çamur haline gelir. Sahabe I kiram der. Ya Rasulallah nedir bunun sebebi? Bugün için hazır olun diyor. Bugün için hazır olun. Lokman Aleyhisselam'ın dört bin nebiyi tetkik ettim işte araştırdım, onlardan sekiz öğüt seçtim dediği nasihatlerde iki şeyi unutma diye ifade edilir. Birisi Allah Celle Celalühu, birisi de ölü. Allah'ımızın isimlerini unutmayacağız, onun bizde gerçekleşip gerçekleşmediğini. Çokça anlatıyorlar ya Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak ne demektir, bu demek işte. Allah'ımızın sıfatlarının birisi rahman değil mi? Rahman, şefkat, merhamet herkese ita, ikram, ihsan. Gayri müslimin dahi hidayetin isteyebilme ahlakıdır bu. Ulema-i Kiram'mızın ifadeleri demek anlaşılmamış. Öyle işte bir zorluğu yok onun. Onlar bunu her an yaşıyorlar. Her an yaşıyorlar.
Bizim yapacağımız kafayı da yormadan, gönlümüzde yormadan ne diyorlarsa ona sımsıkı yapacağız. Bunlar alim değil mi? Elhamdülillah. İlimle donanmış mübarek kimselerdir. İlhan ehli kişilerdir. Bunlara oynayıp kim okuyacağız? Dünya ve ahiretin ışıklarıdır bunlar. Dünyada da yol gösteriyor. Zaten dünyada yolu bulununca ahirette de şaşırmıyoruz. İnşallah boş olarak geçmez. Yalnız bir hac hadis-i şerif olsun okusak. Ahmed bin Hanbel Allahu alem. Diğer rivayet edilen eserler zikredilmiş. El-Keyüs, akıllı İmamı Gazali'nin, Muhyiddin-i Arabi hazretlerinin eserlerini görürsünüz. İmam-ı Gazali Rahmetullahi Bariy aklı şu şekilde tarif eder. İlk yaratılan zaten akıldır. Akıl bir nurdur. Aklı olmayana ilahi teklif olmaz. Yani namazmış, oruçmuş, cihatmış, tebliğmiş, davetmiş. Allah için sevgi, Allah için buğz bu yok.
Akıl tarif ederken Allah'ı tasdik, Rasulünü de Nebi olarak kabul etmek risaletini tasdik. Bu şekilde talip buyurmuşlar. Biraz daha ileri girer İmam Gazali Rahmetullahi İbrahim hazretleri. Eğer aklın var bir de Allah'ı ve Rasulünü tanımazsan, grede ve hanezil tarifini kullanmış. İmam Gazali Hazretleri bilirsiniz. Grede ve hanezil. Belhüm eda, hayvandan da aşağı. Şimdi Aklı dizginlemek mutlak gerekiyor. Çünkü Salim olan akıldır. Vahyin, Işıkları altında olan akıldır. Siz çok güzel incelersiniz. Elke yüz akıllı, çünkü Fatihin olması lazım insanın. Fatihin. Bu tabirler, bu tabirler ifade edilirken, iç gözlerinin açılmasına doğru girer. Gönül gözlerinin açılması öteleri seyre girer. Efendimizin Hadis-i Şerifler mucizdir. Aklı maaş ve aklı maal aklı ma'r diye ele alınır ya, yani bir din aklı derler, bir dünya aklı. Zaten bunları dünyaya da kafası çok iyi çalışır, ahirette de çalışır.
İşte bu tabirler pek anlaşılmamış. Ya sen otur seccadenin üzerine ne karışırsın demişiz. Neden bilmediğimizden. O zaman sen bunu kime diyorsun? Rasulullah'a diyorsun. Çünkü yirmi beş yaşına kadar amcası Ebu Talib'in dükkanında elbise pazar ticaret yapıyor. Sadece bir tanesini söylüyor. Ekmediğini söylüyor. Ben diyor çalışırdım, huzurlarına vardım. Üstadımızın huzuruna, lisan Efendimiz, Kaddeseallahu ve Sırrı hazretlerini ne yaptığını sordu. Sonra da buyurmuşlar ki onun işini, mesleğini öğrendikten sonra evladım el karda, gönül de yardı. Akıllı mendane nefssehu. Nefsini her zaman kontrol altında tutan. Çünkü daha ıslah olmamış. Nasıl ıslah edeceğiz? Yemini keseceğiz. Başka ne olacak? Az yiyeceğiz, az uyuyacağız, az konuşacağız. Yemelerimiz çok önemli. Yerken huzurla yiyeceğiz. Huzurla, huzurla. Bazı büyüklerimiz yerken o lokmaların mideye inişini nur şeklinde müşahede ediyorlar.
Hatta dışarıya çıkmaya bile, ihtiyaç için gerek kalmıyor. İhtiyaç mahalline bile gitmeye gerek kalmıyor. Ve az konuşacağız. Yani hayır konuşacağız. Uyumamız da arz ettiğimiz gibi. Ve amile lime badel mevt. Hep düşüneceğiz acaba orada bizim azığımız ne olacak? Öldüğümüz zaman orada biz ne yiyeceğiz, ne içeceğiz, nasıl bir hayat geçireceğiz? Ve la acizüm menetbanefseu heva, kendisini bilmeyen, ne yaptığını anlamayan, gelişigüzel hareket eden, hiçbir kural tanımayan kişi de nefsinin arzusuna verir. Nasıl rahat edici onu düşün. Ve temenna a'lilah. Bir de üstelik der ki ben kurtulmayıp da kim kurtulacak der. Kurtulurum canım. Bana orada şefaat ederler. Ashab-ı kiramdan birinin iltihapinde, Efendimiz dediler, Sallallahü aleyhi ve sellem, onu övgü ve medih içerisinde olunca, övgü ve Sena içerisinde olunca, ne biliyorsunuz buyurdu. Bu sahabe