Ruh Arınması ve Nefis Terbiyesi kaydında Seyyid bin Abdullah ed-Düsteri Hazretleri, çok mühim, hem ilimde hem irfanda, Allah'ımızın müstesna kullarından biri. Sözleri de elbette güzeldir. Bunların sözleri Kuran-ı Azimüşşan'dan mülhem olur. Efendimizin ehadîsi Muhammediyyesinden oradan doğar. Belki yollarda görürsünüz böyle bal şişeleri olur, bal satırına. O petekte süzdükleri…
Ruh Arınması ve Nefis Terbiyesi kaydında Seyyid bin Abdullah ed-Düsteri Hazretleri, çok mühim, hem ilimde hem irfanda, Allah'ımızın müstesna kullarından biri. Sözleri de elbette güzeldir. Bunların sözleri Kuran-ı Azimüşşan'dan mülhem olur. Efendimizin ehadîsi Muhammediyyesinden oradan doğar. Belki yollarda görürsünüz böyle bal şişeleri olur, bal satırına. O petekte süzdükleri…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Seyyid bin Abdullah ed-Düsteri Hazretleri, çok mühim, hem ilimde hem irfanda, Allah'ımızın müstesna kullarından biri. Sözleri de elbette güzeldir. Bunların sözleri Kuran-ı Azimüşşan'dan mülhem olur. Efendimizin ehadîsi Muhammediyyesinden oradan doğar. Belki yollarda görürsünüz böyle bal şişeleri olur, bal satırına. O petekte süzdükleri balı, o şişelere artık onun için ne uygunsa o kaplara korurlar. Cenabı hak bunların gönüllerine Kuran, Kuran-ı Azimüşşan peteğinden, Ahadîsi Muhammediye peteğinden süzerek gönül kaplarına koymuşlar. Bize tattırdıkları hep o, gönüllerine hep nur iniyor. Kötü bir düşünce yok, onu tezkiyetün nefisle artık bitirmişler. Arınma olmayınca böyle bir, temizlenme olmayınca durulma olmaz. Ne yaparlar? Suyun arı, duru olması için uygunsuz ne ise onların tamamen arıtırlar.
Bir ara Allah korusun, bir memlekette lağım sularıyla içecek sular birbirine karışmış, öyle fazla değil, bir sızıntı olmuş. Ondan da hep dert, hep hastalıklar meydana gelir. Eğer bizim ruh suyumuza temizdi bu, Allah'ımızdan Celle Celalühu bin nefha'dır. Eğer nefsi emmareden bir sızıntı olursa bizim ruhumuzun da hayrını koymaz. Ondan dolayı temizlik istiyor. Mesela bu yolu tarih buyururken diyorlar ki, nefsi ruha arkadaş etmek. Şimdi diyelim ki zulüm gören bir ülke, İslam ülkesi, zulüm gören. Ne olacak, güç ve kuvvet oluşturulacak. Sadece bir ülkeyle olumlu, bunun yanına diğer ülkelere de destek verecek ki güçlü olabilsinler. Şimdi bizim bu beden ülkemizde, beden ülkemizde nefse karşı yenik düşmememiz, şeytana karşı fark eden ve diğer muhalif hallere karşı güçlü olmamız için nefsi ıslah etmemiz gerekiyor. Evvela bunun üzerinde dururlar.
Evradı verirler, ezkarı verirler ama dikkatle okumayı tavsiye buyururlar. Okumuyor değiliz, biz evradımızı, ezkarımızı yapıyoruz. Tarikatı aliyyede olmayan kimseler dahi çokça imrad-ı ezkar okuyorlar. Bir tanesine tesadüf etmiştim, bize üstadımızın tahrik etmiş olduğu dersin, belki dört, beş katı fazla okunur. Buradaki yanlışlık nedir? Yanlışlık şu, şimdi kaldırdılar gerçeği, bakkallarda bile ilaç satılırdı, antibiyotik ilaçlar satılırdı. Oradan işte baş ağrısına şu iyi gelir, karın ağrısına şu iyi gelir, mideye şu faydalı olur, işte gribal rahatsızlıklara şu ilaç, aldığımız belki bize faydalı dediğimiz ilaçlar zarar verecektir. Ama doktora bitsek, müracaat etsek, o bize bir muayenelerdir ve sonra hastalığın durumuna göre ilaç verir. Bir doktordu, mürşid-i kamilimize ilaç vermekte çok zorlandı.
Dedi ki bu ilacı veririm şekere dokunur, bu ilacı veririm tansiyona dokunurum, bu ilacı veririm işte kalp damarlarına bir zarar oluştururum. Şimdi doktor olunca teşhis ediyorum, ondan sonra ilacı veriyor, belki de az veriyor. Ama faydalı oluyor. Bir hastaydı, devamlı doktora veriyor, devamlı doktora veriyor. Herhalde zeki bir insan olmalı ki, dedi ki ben tedavi oldum. Nasıl oldu? Benim dedi, hastalığı teşhis ettiler dedi. Ben dedi yolurum dedi, biiznillahi teala. Aynen onun gibi. Bizim kendi kendimize işte bir kitap vardı Evrad ve Ezkar yazıyor, orada bin defa şöyle okursanız manevi deftere rey olur. Şu kadar şu duayı okursanız, bu duayı okursanız bu buna benziyor. O bakkaldan, şuradan buradan, gelin şu güzel alınan ilaç. Halbuki Rabbi Zülcelal'imiz bize gelişigüzel, hareket etmememiz için de yol gösterin.
Mesela Fatiha Suresi'nde Bakın ne gösteriyor Mevla yüce celalimiz bize, muhakkak bizim maddi dertlerimiz için, nasıl doktor bir tabip gerekiyorsa manevi hastalıklarımız için de gerekiyor. E Sami Sakınlarız. Her bir kavim için yol gösteren vardır. Bir irşadçı var. Biz ehliyetini artık ispat etmiş, Her doktor da olmaz. Doktorum der, aslı yok arası yok. Allah korusun tedavi yerine daha da bir hasta edebilir. Onun için şeriatın tasdik ettiği, tarikatın tasdik ettiği başta aleyhissalatu vesselam Efendimizin kabul buyurduğu tabiple olur. O bize belki az faide edecektir. Çünkü bizim tabiatımızı biliyor, halimizi biliyor, ona göre evrabte ezkar verir. Saidün Nursi Gaddesallahu Sırra Hazretleri, Esad Erndîdi Hazretleri'nin huzuruna gelir. Yalnız gelirken der ki kendisi zaten dikkat eder. Yalnız ona tabi olanların dikkat edeceği hususları haber verindir.
O da namaz hakkında, zaten kendisinin çok güzel bir namaz risalesi var. Yine ta çok heyecanlıdır Saîd-in Nurisi Hazretleri. Pek öyle talimi yok, Allah tarafından ona talim edilmiş zaten. Hiç okumamış demiyorum da, Said'in Nurisi Hazretleri müstesna bir Allah'ın velikun, devrinin müceddidi o. Hayran kalmamak mümkün değil. Biz, Taif Hocamızın bir ziyaretini yapmıştık. Ona bir şey söyleyecektim, iyi ki söylememiş. Saîd-in Nursi Hazretleri'nin de hakkında güzel bir hadise. Dedi ki Saîd-i Nursi Hazretleri artık mana aleminde nasılsa oraya Allah ile Celle Celaluhu kendisi arasında. Şu dedi, beş parmağını sadrıma dedi yönetti. Beş parmağından da ilim attı, o öyle. Şunu bunu anlatır gibi bahsedilecek kimse değil. O artık ehliyetini tasdik ettirmiş, tasdik olunmuş mubahir bir kimse. Gelmiş çok heyecanlı, hatta Sultan Ahmet de Allahu alem duydun. Vazederken hiç oturarak vaaz etmezmiş.
Hayatta, iyi can dolu böyle. Böyle fıkhi meselelerde ne de Allah'ın izniyle cevabını verir. Şimdi heyecanını Esaade El-Bilbillah Hazretleri, oturun Said kardeşim buyuruyor, oturun. Ben bir risale hazırlamıştım, namaz hakkında deyince, efendim diyor, ben de bunu ifade edecektim. Risale-i El Bilgi Hazretleri'nin Mektubat'ta namaz hakkında çok güzel bilgileri var. Yani güneşi ceketimizin astarında kaybetmeyelim, her şey önümüzde. Sami Sultan'ımızın eserlerini, güzelce bir okusa. Bak durumumuza göre biz onlardan anlayamıyoruz. Anlayamasak dahi, onu yazan parmaklar Allah'ın Celle Celalühü nuruyla yazdı onu. Üstadımızın sohbetleri biraz daha anlaşılır şekilde. Çünkü gittikçe artık inkıraza doğru gitmesin, helaka doğru gitmesin. Bizim bir Arapça hocamızdır, siyere de geldi. Altmış dokuz, değil mi?
Yazı tahtasına şöyle bir nokta koydu, dedi ki bu noktada milimetrik bir sapış olsa milimetrik, uzaklaştıkça dedi bu açı çoğalır. Efendim şöyle neydi, mürşidin büyüğü neydi? Güzel. Mürşidimize ne kadar koyduk, ne kadar dikkat ettik. Sami Efendimiz ah bulunur mu? Sami Efendimizin bir aile hayatı, kendisini davet ederler bir yere, hane-i saadetlerine telefon açıyor. Annemize diyor ki davet edildiğim için burada birkaç lokma alacağım, yine de sizin yanınızda beraber sofraya oturacağım. Son derece dikkat ediyor, Evrad Ezker tarifinde, Evrad ve Ezker tarifinde buyuruyorlar ki siz gadiri meşrepsiniz. Gadirî ne açıktan zikir yapıyorlar. Size buyuruyor Gadirî bir evrad, talip buyurmuşlar. Şahitlerim var, şahitlerim var. Bu Acametası eğer, müstahazımız ve birkaç kimse eğil, bunlar bizzat buna şahitler. Demek ki Mürşid-i Kamillerimiz evrakla ezkar verirken bizim tabiatımıza göre veriyor.
Şimdi tıp ilmi ile din ilminin hayli münasebeti var. Mesela kardeşimiz bilirler, doktor muayin eder, der ki on beş gün sonra yine gelin. Bak Efendimiz burada, hafta geçmez, gelir dersin görüşür buyur. Sonra yakınıyor bizlerden, seneler geçer diyor, dersimiz sormaz. Bir şey yok ki soracağız deyip geçiştiriyoruz de. Efendim düşünüyorum bugün de biraz dua edelim dedik, kıtlık olmasın, yağışlar zuhur etsin diye. Asıl kıtlık bizim içimizde. Bu kıtlık olmasa Allah'ımız lütfedecek, ihsan edecek. Gönüllerimize, bak kalplerimizi nasıl kurak diye düşüneceğiz. Neden oluyor? Kalplerimiz neye meyilli, bunu biliriz biz. Herkes bilir kendisini. Niye çok meyli var? Eğer Rabbimizin razı olmadıklarına meyil varsa kurak demek, Vesair, azamızı da buna kıyas ederiz, iş bu. Mesela beynimiz, kurak olur mu beyin, manen diyoruz. Allah'ımızın yüce kudreti var, bunu isabet etmem mümkün değil.
Mütevekkir diye çok güzel bir yazı. Burada insanların tefekkür alanları ifade ediliyor. Nasıl tefekkür ederler? Hallerine göre, Yoksa aleyhissalatu vesselam Efendimiz bir saatlik tefekkür altmış yıllık, bir rivayette yetmiş yıllık ibadetten, nafile taatten üstündür buyururken neyi kastediyoruz acaba? Nasıl bir tefekkür o? 0 insanın manevi haline göre değişir. Hani bizim tefekkürümüzle bir evliyaullah'ın tefekkürü aynı olmaz. Şimdi biz aldığımız evrak ve ezkarda kendi başımıza değil de onların tarif ettiğine göre yaparsak ne olur faydalanırız. Diyoruz ya biz balları görüyoruz, onları petekten sızdırılıp süzülüp şişelere konuyor. E o arı nereden alıyor, arı çiçeklerden alıyor. Eğer kalktığımızda Rabbimizin izniyle Kuran-ı Azimüşşan'dan okuyoruz. Kimisi beş yüz okuyor, kimisi iki yüz okuyor. O hale göre değişir. Her bir ayet-i celile Allah'ımızın manevi bir çiçeğidir.
İşte bizim düşüneceğimiz noktalar bura bizi buraya götürür Tarikatı Aliyye. Öyle gelişigüzel adet kabilinden bir yol değil bu. Adet kabilinden benim dedelerimde intisaklıymış zaten, anam babam dersiydi. İşte ben de onların arasındayım, boşta kalmayayım diye aldım, bu adet kabilinde. O hakiki olan nedir? Ders aldığım kimse vasıtasıyla Mevla-yı Zülcelal'e nasıl vasıl olabilirim? Mühim olan bu. O vuslatı bilir miyiz? Üstadimiz buyuruyor ya çalış var gör dedi. Sehl bin Abdullah ed-Düsteri Hazretleri, esülüne sebakü eşşe, öyle güzel tespit ediyorlar ki bizim temelimiz şu yedi esastır. Et temessuku bitabil lai teala Allahü zülcelal'in kitabına uyma. Hangi noktada uymak, ilmel yakin olarak mı, aynel yakin olarak mı, hakkal yakin olarak mı, tarikat olarak mı, marifet olarak mı, hakikat olarak mı, bunu çok anlattı bize mürşidi kamilimiz.
Vel'iktidebi Sünneti rasudihi sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz'in Sünnet-i Seniyyesine uymak ve eklül-helal. Helal taam yemek, temeli bu zaten asıl olundu. Ve keffule de bu insanlara eza etmemek. Şimdi eza hususunda mesela Kuran-ı Azimüşşan'da eshamiyet, cehilü'l-küfare ve minapekine ve mavehum cehennem ve bi'sel masir sallallahu aleyhi ve lillahü'l-küffar, şimdi insanlara eza etmemek deyince dinimizin muhalifi, İslam'ın muhalifi, vatanımızın muhalifi, sonra ülkemizdeki gelişmelerin hep muhalifi. Böyle bir hal zuhur ettiğinde insanları incitmeyeceğim denmez. Burada incitmemek büyük bir günahtır. Çünkü harp sahasından kaçmak essabul muvighad diye yedi tane tehlike, husus var. Birisi de muharebe meydanından kaçmaktır.
Keful eza edindiği zaman insanları eza etmemek, bu ashab-ı şerit devalel kufa ruha mau beynev Müminler arasında çok şefkatli ve merhametli, onların ezasında, cezasında, sıkıntısında, meşakkatinde, ihtiyacında hep yardımcı. Aman bir şey var mı? Yanıldığımız noktalardan en mühimlerinden biri aslında kaydedeceğimiz ve hiçbir zaman unutmayacağımız hususlardan biri budur, Kaydedelim. Bir ibadet dediğimiz zaman sadece, kaydedelim, sadece yaptığımız evrak ve ezkar değildir, kıldığımız namaz değildir, tuttuğumuz oruç ve zekat değildir, muamelattır. Mesela biz çok evrak ve ezkar bir kimseyiz ama komşumuz diyor ki ben yillardır hastayım, gelip de bir gün bana dermişim diyen adam, uçacak adam, uçuyorum diyen adam, bana bir geçmiş olsun da demedi. İşte ibadetin yüzde yetmiş beşi budur. Ya bir cenazemiz oldu bizim, irtihaleli kimsemiz oldu. Yahu uzakta değil, biz merhabalaşırız onunla.
Şöyle bir gelip de Allah'ım, sabırlarla tutsun, onu da demedim. İşte din muameledir, din muameledir. Asıl burada dervişliği göstermek, dervişliğin yüzde yetmiş beşi de budur. Büyüklerimizin sarayına asıl kir buradan geldi işte. Bunlara dikkat etseydik ne derlerdi, elbette yapılıyor inşallah. Hacasın Efendi'nin evlatları ne kadar müstesna. Bizim çıkmaz bir işimiz vardı, gecesini gündüzünü kaybetti, o işimiz için koştu, halletti. Yüzde yetmiş beş'i bari. Bizim çok güzel Kayseri'de bir amcamız vardı, çok temizdi gelirdi, onun gibi kimseydi. Hep böyle paraşütiyle gezerdi, komşusunun bir ilaca ihtiyacı olmuş. Demişler, hocam diyor bir ilaç getirilecek kimsemizde, yok, eczaneye gitmiş dinen ilacı, bu değil demişler. On defa mı ne gitmiş, bilmiyormuş. Yani yoruldum demiyormuş, on defa. Ne kadar güzel, muamele ne kadar önemli. Okuduğumuz adap Risalesi bize en güzel misaldir.
Mürşid-i Kamilimizin dergahının yanında bir içki dükkanı var. Bak bunu okuyoruz ama dikkatli okuyacağız. Bir okuduk bir daha okuyacağız. Şimdi vakit olsa size Abdülkerim-i Celil Hazretleri'nin nasihatlerinden okurdu, adap Risalesi'nde var. Nasıl dikkat edin? Mesela canım bu alim imiş ama bizim yolumuza muhalif imiş deyip kestirmekle olmaz diyor, yine ilim ehlidir, saygı duy. Hürmet edin, Allah'ımız ilim verir. Şimdi dergahın yanında böyle oturuyorum kusura bakmayın. Bizim üstadımızın diyorlar dergahının yanında içki nasıl satılır, müritlerin delil olanı da var. Olduğu gibi gıl uçurmuşlar, gılmuşlar, gılmuşlar. Efendi Hazretleri haberdar olmuş, buyurmuş ki ne yaptınız öyle, adamı helak ettiniz demiş. Islah olacağı yerde helak ettiniz. Sonra çağırmış, Efendi Hazretleri anlatmış. Derler ya evladın olmazsa edep nişanı, babanın kalmaz namı nişanı.
Eğer edep erkan olmazsa, yani bizim edep erkanımız olmazsa büyüklerimize kil getirmeyelim diyoruz. Sonra nasihat etmiş, konuşmuş, bunlar cehalet etti, yanlış yaptı demiş. Sonra Efendi Hazretlerinin en sadık müridlerinden olmuş. Bak onu yola getirmenin de yolu var, bu surünü biliyorlar bunları. Çok güzel, kötülük nasıl kalkar, onu Allah'ın izniyle biliyorlar. Halleri, davranışları, yaşantıları büyük bir örnek. Şimdi Erenköy'de Sami Efendi Hazretleri oradan trene binecek, bilet alır. Şimdi bilet alırken bir kısmı böyle diyelim ki bozuk veriyor para, arkada çokça bekleyen var. Onlar ızdırap içinde olmuş oluyor. O biletçi demiş ki bu zat kim demiş. Niye sordum, demişler. Ne zaman gelse demiş bozuk para veriyor demiş. Neyse onu veriyor, paranın üstü diye bir şey yok demiş. İşte ağabey, din muameledir. Sonra Haydar Paşa İstasyonu'na geliyor, Orada Sirkeci diyelim. Sirkeci'den, Emin önüne.
Eğer minibüse binmezse, minibüse binmezse, minibisin parasını fakir ve yoksula, bedenimin zekatı diyerek veriyor. Bak ne derler halk. Kardeşim biz onlara bir şey demiyoruz, onlar müstesna. Ama bağlı olup da şu yaptıkları işlere bak dedirtmeyelim. Biz de o küseb cismelere girelim bürünelim, onları da yosun. Ya muhtacız, biz İslam'a muhtacız. Düşünüyorum efendim, efendim, evet güzel, efendim, efendim, güzel. Efendimiz nasıl yaşardı, o da mühim. Bakın insanlara Hucurat Suresi'nde, Hucurat Suresi, Edep Suresi olarak da geçer. Kardeşlerinize kötü lakap takmayın, diyor. Hani o kötü lakapları hep değiştirmiştir. Din muamele. Ve eklül halel, helal taam ve kefullede ancak kafir ve azgınlara ne yapılıyor? Eşşiddeu alil küffar Kafirlere var şiddetli. Efendimizin ashabı sallallahu teala aleyhi ve sellem tarih buyurulurken Ruhannavbinam kendi aralarında gayet merhametli oluyorlar.
Müminlere karşı çok mütevazi, kafirlere karşı onur kudurlar. Sonra Kafirler sizden bir şiddet görsün. Eğer bir yumuşaklık görse tepene binecek. Yani sıkıntı nereden meydana geliyor, elhamdülillah. Ülkemiz kendi ayakları üzerinde durunca, bakın sıkıntı yok. Niye sen bir başkasına muhtaç değilsin? Müminler, Müminler oldukça en yükseksiniz buyuruyor. Şimdi en yüksek oluş, Mekke'de veya Medine'de bir cuma günüydü, imamlardan bir tanesi hutbe okudu. O hutbede şuydu, her müminde hayır olmakla birlikte güçlü mümin daha üstündür diye. Her müminde hayır olmakla birlikte El-Kaviyyun mümin, güçlü mümin, zayıf olandan üssüdür. Bunu öyle bir izah etti ki, o Mekke ve Medine'de olan hatip Cuma hutbesinde çok güzel izah etti. Bir kere müminin sıhhatli ve afiyetli olması, Efendimizin dualarında geçer, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ya Rabbi senden sıhhat ve afiyet ve güzel ahlak isterim buyuruyor.
Bu gücü ve kuvveti üstünlüğü sanayide dedi. Sanayide de güçlü olacağız. Harp sanayinde de güçlü olacağız. SİHA'larımızla, Nelerimizle çok güçlü olacağız. Bir başkasından alınan silahta, mesela bu harp sanayi çok önemli, şifresini vermeyebilir size. Siz atış yapamazsınız, verin. Silahı verin, kazanacak çünkü, verin ama onun atışta veya duruşta Çünkü havada durma müddetleri de var onların, ikmal durumları da var vesaire. Insansız hava saldırılarında kullanılan araçlar, artık teknoloji ilerideki ileride. Neden ileride? İleride olmasının sebebi Allah'ımızın Kitabı Kerim'i. Hepsi burada yazdı, hepsi. Allah'ımız bunu, hepsini Kitab'ı Kerim'de ifade buyurmuş. Anlatılıyor mu, Allah'ımız? Bildiriyor bizi, anlayabilirsek. Enfal Suresi'nde, behem buyuruluyor. Hem de silahların nasıl olması icap ettiğini bile anlatıyor. Var ayet-i kerimden.
Es'am-ül düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın bunun. Geçti o, gevüşlerle silah çatışmalar geçti onlar, gitti. Günümüzde teknoloji ne noktada ise, en liderinde daha bilgilerde olmayı, Rabbimiz Kitab-ı Kerim'inde gösteriyor. Güçlük demek ki ekonomide de sanayide de, sanayide de vesaire, ilimde, ben de, her şeyde en ileride olmak. Allah'ımız bu yolu müminlere gösteriyor, güçlü olun, kuvvetli olun diye buyuruluyor. Daha ayet-i celîleler var, onları uzatır. Nasıl vasıtaların olması gerektiğini var mı Kuran-ı Kerim'de? Var. Hangi vasıta? Burada ne anlatıyor Cenab-ı Hak at, hatır, merkep. Bunlar mı şimdi, bunları mı kullanacağız? Bakın Cenab-ı Hak daha bilmediğiniz Cenab-ı Hak ne vasıtalar halk eder buyuruyor. Bak bununla bırakmıyor bizi. Yani atılan katırla merkep de bırakmıyor. Bilmediğiniz daha ne vasıtalar Cenab-ı Hak lütfeder, buyuruyor.
Bunun için Hiç tefrikaya gitmeden Allah'ımızın ipine, o ip Kuran-ı Azimüşşan'dır. Sımsıkı sarıtacağız. Tarik ehli olarak sımsıkı sarıtacağız. Evradımızda, ezkarımızda candan okuyacağız, öyle yüzünden geçmeyeceğiz. Aman sayıyı tamamlayayım diye böyle bir sandalyelerin üzerinde bilmem filan de yatağın içinde olmaz o, güzel. Seccadenin üzerinde güzel kokularla böyle loş bir oda, böyle ışık görmezse daha iyi olur. Çünkü göz kapanınca iç gözleri açılır biiznillahi teala. Böyle günahlarımızı hatır diyerek güneşin değdiğinde karın buzun eridiği gibi, günahlarımızda istiğfarlarla eritmeye çalışacağız. Şurada bir hatırlatmanın icap ettiğini hissediyorum, Umulur ki hem de burada Tevbe-i Nasuh bir daha günah işlememek üzere buyuruyor. Bir daha günah işlememek üzere tevbe ederken umulur ki buyuruyor Cenab-ı Hak. Kati bir kesin hüküm yok.
Ondan dolayı Rabbimizi rahatsız edecek, onun rahmetini celp edecek hale gireceğiz. Zaten bu zamana kadar hep böyle yapmayalım, bizim gibi yapmayın. Sıkı tutalım böyle. Böyle. Tuttuğumuz zaman koparalım biz bunu. Yani bir azim başta: Bir kere azmereceğiz, ben bu nefsi yola getireceğim. Kuran-ı Azimüşşan'da yedi mertebesi var. Bunu Rabbim boşuna zikretmiyor. Şeytan bizi ateşe davet ediyor. Rabbimiz bizi, vallahu yenru ila derüsselam bizi huzura davet ediyor. Darüsselamla bırakılmaz o. Daha dünyadayken bile davet ediyor bizi. Gönül cennetlerine davet ediyor. Cennetine hepsi burada, Cemalullah burada. Burada yakalayamazsak orada zor. İnşallah iyi tutunalım, iyi okuyalım diyorum ya, on ikinci mektupta Esali Erbili Hazretleri bu yolun nurlarından nasıl istifade ediyor onu anlatıyor. Ondan sonra Evrad bin Ezkar nasıl okunacak, yedinci sekizinci mektuplar da anlatıyor bunu, Çok güzel.
Mesela bir ölüm tefekküründe kullandığı bir ifade var, buyuruyor ki Azrail'in diyor amansız pençesine diyor, uğradığımız zaman kurtuluş yok diyor. O hale düşmeden, bu işi burada kolaylaştıracağız biz inşallah. Bitti zaten, bu yedi maddeden ve kefuleden veçtinebu'l-ayte, o Ayet-ellülüğe düşman sizde bir güç kuvvet görsün, bir şiddet görsün buyuruyor. Şiddetler anlarsa şiddet gösterilecek tabii. Bizim Kanuni Sultan Süleyman Hazretleri'nin dediği gibi, Fransa'da bir kötülük zuhur edince at nallarımın sesini yakında ülkende duyarsın, diyor. Bu kadar, bitti. Veştinebülesem, kötülüklerden kaçmak ve tevbe Allah'ımıza yönelmek, tevbe daha ziyade yönelmektir. Yönelirsek yol alırız, inşallah. Bu tezkiyetü'n nefs diyoruz ya, nefsi bir iddia edip şöyle bir, onu, o engel bir kalksa Bayezid-i Bistami Efendimiz Rabbimizi görüyor Celle Celalühü. Allah'ım sana nasıl vasıl olurum? Nefsini ıslah ettim.
Ve edev'l hukuk, haklara riayet etmek. Delvişlik kolay işte, asıl dervişlik burada. Evlat-ı esmek kolay. Haklara, hukuklara riayet etmek. Yahu sen yediğin, içtiğin nerdesin? Ondan dile, bundan dile. Ne olacak? Aleyhisselatu vesselam Efendimiz buyuruyor ki böyle olan kimseler ellerini açar, yalvarırlar, Allah kabul etmez bu. Çünkü yediği haram, içtiğin Allah kabul etmez bu. Çünkü yediği haram içtiği haram. Bu mu dervişlik? Dervişlik, buradaki saydığımız gibi helal yiyeceğiz, helal yedireceğiz. Ne kadar güzel bak, ne kadar güzel. Yolumuza sımsıkı tutunalım. Bu yol Sıddıyka Azama öğretilen bir yol, nurlu bir yol. Etrafımıza da faydalı olalım. İnşallah El Fatiha.