İbni Abidin Hazretleri dindiği zaman akan sular durur. Çünkü Hanefi Fukası İslam hukuku dinlemek. Onun içerisinde en seçkinlerinde öyle bir hile kurulmuş ki o Resail ibni Abidin derler, şimdi İhtifas'ta bunu görüyorlar. Bizim zamanımızda İslam menüsü diyorduk. Şimdi ilahiyatlar, oradan mezun olduktan sonra ayrıyeten bir eğitime tabi tutuyorlar ama yetişkin hocalar vasıtasıyla orada resm-ül Müşti'yi okurlar. Onu okumazsa böyle fetva ne veremez. Hatta beş tane muteber fıkıh kitabı olacak, öyle fetva verecek. Gelişi güzel olmaz, ondan çok mühim. Her şeyin bir ehli var, ehline de müracaat etmemiz lazım. Bu çok önemli bir konu. İşte konuşuluyor, görüşülüyor şu üçlerden, şu yedilerden. Şimdi bakalım üçler olmak ne demek, yediler olmak ne demek? Çok güzel. Onu risalelerden çıkarmıştır fakat Fihristini unutmuş, Fihristinde var. Bu üçlerin, yedilerin, kırkların geliş yeri şuradır.
Es'am-ı Ve hüve ve o Cenabı Hak, yetenelle salihim, salihleri kendisine dost edindi buyruluyor. Burada iki hususa dikkat çekerler. Hızır Aleyhisselam bir kimseye denk geliyor fakat o kimseyi çok seviyor. Öyle bir kimse görüyor ki bu diyor ne kadar hoş. Bir de Hızır Aleyhisselam'ın gözüyle bakmalı, o ilahi nurla bakıyor, şöyle bir listesine bakıyor, böyle dosyayı açıp böyle sahife sahife döndürdi yok. O listede göremiyor. Allah'ımıza Celle Celalü Ya Rabbi bir kulunu görüyorum çok seçkin, çok müstesna ama listede yok. Acaba bu nedir deyince Mevla-yı Zülcelal, Ey Hızır kulum, o bizim tahtımızdadır. O bizim listemizdedir. Buradan bir, Allah'ımızı 7 kullar var. Keşke, keşke sevebilsek. Buna mani olan bizim nefsani arzularımız, isteklerimiz yoksa bizim fıtratımız, yaratılışımız muhabbet zaten. Selefi Salihin geçmiş büyüklerimiz, geçmiş büyüklerimiz dünyevi alakalardan kurtulmaya çalışıyorlar.
Nefsin arzu ve isteklerinden de kurtulmaya çalışıyorlar. Ta ki yaratılışlarında mevcut olan o muhabbeti elde etmek için. Şimdi dağlarımızdan demir, kurşun çıkardı. Bu yakın tarihte altın da çıkmaya başladı ve çok büyük de gelirleri oluyor, altın çıkarıyorlar. Eğer bunu maden mühendisi olmasaydı, kazması, küreği, dozeri, greyderi ona ait artık maden çıkarmak için ne gerekiyorsa, bunlar olmasa nereden çıkaracaklardı? Diyoruz ki Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz insanlar madenler gibidir buyuruyor. O zaman bu madenin çıkması lazım. Nasıl ki o dağdaki madenlerde maden mühendisleri varsa, bizim de ilahi mühendislerimizin olması lazım. Çünkü Aleyhisselatu vesselam Efendimizin bir Allah'ımızın emirlerini bildirme yönü var, daha sonra devlet reisliği yönü var, bir de ruhani, Sıddik-ı Azam gibi, Ali Efendimiz gibi, radiyallahu anhuma, diğer ashabı gücünün ruhani yönlerini geliştirme özelliği var.
Bunu nasıl yapacağız? El ulema ve verasetü'l enbiya. Alimler nebilerin varisleridir. O zaman bunlar bunu çıkaracak. Allah'ım Sıdddıy-ı Azam'dan başlıyor. Daha sonra bütün şartlarının yerine gelmesi icabiler ve bizzat Risalet Penah Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem tespit ettiği insanlar çıkarıyor. Aslında siz bunu çıkarıyorsunuz Fakat yorulup bir tarafa çekilmeyelim, çok güzel bu madenler. O dünya madenleri burada kalır, madencilerinden çok ahirete göçenler var, göçenler var. Yahu bu adam yillarca çalıştı, bir ömür buna harcadı, ömür harcadı, ömrünü verdi. Ya şuradan, madenden birkaç tane koyalım yanına demiyorlar ama ahiret madeni bizimle beraber girecek. Buna dikkat edeceğiz biz, buna riayet edeceğiz çünkü hepimiz öleceğiz. Şu dünyaya gelişimizde bir defa, ikinci bir geliş yok. Hem Münafikun suresinin en son ayetlerinde geçer, bir fırsatımız yok başta. Bak şimdi fırsatımız var.
Diyelim hata işledik, zaten hatalıyız. O hatamızdan dönmek için fırsat var, ömür var. Onun da aleyhisselatu vesselam efendimiz, sabaha eriştiğimizde akşamı çok güzel ama efendimizin bu sözleri bizi kendine aşık etmedi. Boşuna biz şurada burada duruyoruz, hani geçmiş büyüklerimiz kalplerindeki yersiz alakaları kaldırmışlar. Dedem buna işaret ediyor Şeyh Mustafa Efendi Hazretleri Rahmetullah Ali. Elden bize ne lazım? Gıybet etmeyin gözüm, ağarsın iki yüzün, siyah yüzü sevmesem. Ne lüzumu var? Yani şu madenleri çıkartacaksın, maddi olan madenler bile Osmiyum diye bir maden grubu var. Bir gramı bir trilyon dolar. Yani insan böyle mi? Bir gramı bir trilyon dolar. İnsan, eğer biz bu madenleri mürşid-i kamillerimiz vasıtasıyla dedikleri esaslara dikkat edersek, beş yüz dıştan buyuruyor. Bu bir şey değil, bu hiçbir şey değil. Beş yüzde içten Lafzai Celal okuyor. Ne ki bu?
Sami Efendi Hazretleri askerlik döneminde beş bin lafzai celali okumadan yatağına girmiyor. Örnek bize, hep gafletimiz. Bu madenin çıkması lazım. Cezbetun min cezebati rağmen tuvazi ameletata leyik, geçer. Kaynağı nedir? Orada hadisler ifade edilirken, hadis-i şerifler, ravileri var, kim rivayet etmiş ve onların sıhhat derecesi de yazdı zaten. Bu ilim ehlinin de elinde bulunan eserlerdir. Orada getiriyorum. Bir cezberinin göz açıp yumuncaya kadar ki ameli insanların ve cinlerin ameline denk. Ya bir madenin bir gramı bir trilyon dolar yaparsa bu nedir yani? Bu öyle değeri ölçülemeyecek bir kıymet. Efendim bu madene girmişken içinden zor çıkacağız. Çünkü bütün imanda bu maden var. İbadette var, aynatta var, muamelatta var. Asıl maden muamelatta, Bazen çıkarıyorlar ya bizim orada biraz fazlaca madenle uğraşıyorlar. Çünkü her tarafı maden. Şimdi de altun madenleri tespit ediyorlar.
Her dağa bakmıyorlar. Önemli olan madenlere bakıyorlar, önemli olan. Burada ibadet ve taat, biz iman dedik, imanın tasdik yönü, tahkik yönü. Semenülcenne ilahe illallah cennetin fiyatı nedir? Kelime-i tevhid. Yalnız cennetin de dereceleri var, avam cenneti var, has insanların cenneti var, ehassul has daha da seçkin kimselerin cenneti var. Buyuruyor ki cennete giren de pişman olacak, girmeyen de. Girmeyen zaten pişman. Giren neden şu makamlara gelemedik diye. Ashabı Güzin efendilerimize böyle çok ağlayanlar oldu. Ya Resulallah siz mürseller makamında yani peygamberlik, biz ise aciz kimseleri sizi göremezsek ne olacak diye. Bak cennetin kademeleri var. Cennet deyince hatırımıza ne gelir? Mekulat ve menkuhat gelir. Yemeler, içmeler ve nikaha. Bir de Cennetü'l Maarif var. Bunun için Esad Erbili Hazretleri insanın gönlünde öyle bir cennet var ki buyuruyor maddi cennetlerin çok üstünde diyor.
Bunun için Yunus Emre de söylemiş ya Rahmetullah Ali, cennet cennet dedikleri bir köşk ile birkaç huri, isteyene veranları bana seni gerek seni. Bayezıd-i Bistamiler bu cennete talipler. Onun şahsında günümüzde bulunan ve geçmiş Arifani İlahi bu cenneti istiyor. Nasıl istiyor? Diyorlar ki senden seni isteriz Ya Rabbi. Bunu şöyle bir tefekkür edelim. Ne demek senden seni isteriz Ya Rabbi. O zaman marifetullah bunun belirmesi gerekiyor. İbadetimizde, ibadetimizde bir ubudiyet yönü var, abdiyet ibadet yönü var. Bir ubudiyet yönü var, bir de ubudiyet yönü var. İbadetin esrar yönü var. Biz bir şeyler anlamak istiyoruz. Evet, bunlar sıralanıyor ama böyle basitçe ifade edilecek gibi değil, çok büyük manalar için. Ne demek ubudiyet? Biz önümüzde bursu var, bursu var. Ne yapıyoruz? İçtiğimizde hemen su olduğunu biliyoruz. Eğer bir vişne suyu olsaydı onu da bilirdik, portakal olsa onu da bilirdik.
Bak bunun tadını alıyoruz ama yaptığımız taatin mesela Allah diyoruz Celle Celalühü. Bunun taatin, bu Allah deme zikrinin tadını nasıl alacağız? Bunun tadını merkurla alacağız. Zikrettiğimiz Mevla ile kurduğumuz alakalıdır o. Gönle inen nurdur. Yani böyle yaşayıp gitmektense bu nasıl bir yaşantı? Bu nimetlere ayırmezsek bu yaşantıya ne derler? Bunu Huttüsü Veli Hazretleri desin, biz demeyelim. Yeyip, üçü ben uyumakla insan olunmaz, bu sınıf zümre-i hayvana münasip. Hüdainabitdirler de ot gibi değil. Verilen esrar insanlara çok büyük okuduğumuz Ayet-i celleye bunu bildiriyor zaten. Ahlakta ahlak-ı Muhammedi, ahlak-ı ilahi, ne nimetler. Diyelim bizim evimizin önünde iki tane vasıta var. Birisi traktör, traktörün bile şimdi çok üstün olanları çıktı. O motosiklet diyeceğiz, şu yeni çıkan vasıtalara eş neredeyse önüne motosikletler de var. Fakat biz bunun basit olanını söylüyoruz.
Belki muratları söyleriz, serçeleri söyleriz, bunu söyleyebiliriz. Bak bunun yanında öyle bir vasıta var ki tarifi yok. Müstesna ki müstesna. Biz o vasıtalara değil de böyle eski kırk altı model dediler. Kırk altı model arabalara binsek ne dediler? Hey akıl sana. Allah sana ne nimet vermiş senin yaptığına bak dediler. Yani biz Allah'ımız öyle yaratmış ki bizi, çok yüksek gayeler için yaratmış. Bir tanesi yeter esamle. Inni cailin fil ardı halife. Yeryüzünde insan Allah'ın namına hükümlerini gerçekleştirecek bir halifedir. Bunun üstün olmaz, bundan üstün bir söz söylenmez. Yani böyle bir nimet varken bundan mahrum olmak gerçekten çok ızdırap verir bize. Dönüşü de olmaz. Ahirete göçtükten sonra dönüşte olmaz. Onun için Hacı Hasan Efendi Hazretleri buyuruyor ki hafta geçmez, tekrar gelir görüşür, letaifin danışır diyor. Bak hafta geçmez diyor.
Bu madenin kıymetini bilenlerden öyle yetiştirdikleri var ki bir hafta içerisinde buyuruyor, bütün şeyi sülukünü kalp bir madendir, alemi emirdendir, elle tutulup gözle görülmez, ruh bir madendir, sır bir madendir, harpi akfa, bunları ve diğerlerini bir hafta içerisinde tespit edip eline verdik buyuruyor. Yani mahrum olmayalım yani büyük bir nimet. Burada nasılsak yarın orada o şekildeyiz. Bunun başka bir izah yok esammül. Yaptığımız amellere göre, taatlere göre yani her şey bir bedelin karşılığı Bunu bazı namaz kıldıranlarımız var, herhalde anlamlarını çok iyi biliyorlar ki buraya gelince Allahu ekberdi, ruku var burada. Çünkü nihayeti Cenabı Hak. Alıyor şimdi İkra ashabni, İkra bismillah dönüş Cenabı Hakk'a. Bu görüştüğümüz çok dağıtıldı biliyorum, mevzu dağıldı. Bak toplayacak olursak demek ki Cenabı Hakk'ın iki sınıf kulları var.
Birisi Cenabı Hakk'ı sevenler, bir de Allah'ımızın sevdiği kullar. Belki okuyamazsak şimdiden değil. Demek ki bu sevdiği kullar kamil müminlerdir. İman da kemale ermiş, ibadet ve taat de de samimi Allah için yapıyor. Onu görür gibi yapıyor. Bak madenden misal verdik. İşte bir grammış bu kadar bir değer, bir kıymet, bir karşılığı vardır diye insanın eğer biz bu yeteneklerimizi kullanacak olursak, bunun üstünden üstün körü geçmeyip de kıymetini bilebilirsek, o zaman bir nefeslik taatine insanları ve cinlerin Amerika kadar mükafat verilir. Ne büyük bir nimet, ne büyük bir ihsan. Bu usta bazı konular ele alınır, biz buraya bakalım da madem bunu ifade ettik. Dediğimiz gibi böyle Ayet-i Celilelerle, Hadis-i Şeriflerle tespit edilmiş. Yok, bunu işte bir çarıkla dolaşan sırtında cübbesi, elinde asası ve değer verilmeyen bir kimse söylemiştir diyemeyiz.
Aslında bizim gözümüzde çok kıymetli ve değerlidir ama bakış açısı olarak şu yalınayak gezen dervişlerin ifadesi, derviş kim? Derviş peygamberimizdir Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bu tabirleri yerli yerinde oturtmamız gerekir bizim. Der kapı, viş parça tamir gibi kapının işi demek. Efendimiz niye öyle derviş dedik, Sallallahu Aleyhi ve Sellem? Buyuruyorlar ki El-Pakru fahri, kalbi fakirliğimle iftihar ederim. Allah'ımıza olan acziyetini. Bunda biz zorlanıyoruz, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz için bunu uygun bir dille söylemeye Cenabı Hak muvaffak etsin. Şunu söyleyebiliriz, Cenabı Hakk'a karşı yokluğunu ifade ediyor. Bunu ifade edebilmek için azamet-i ilahiyeyi müşahede etmek lazım. Bir namazda dahi ehlullah anlatılırken Allahu Ekber derken bayılıyor. Bizzat kaynaklarıyla ifade edilir. Mevlana'mızın bir Ramazan-ı Şerif'te başında başında oruca niyet edip otuz gün sonra iftar ediyor.
Ehline göre bu zor değil, yaşayamaz, bilmem falan. O hale gelince, soruyorlar kendisine, efendim aşk nedir, benim gibi olursanız anlarsınız. Şimdi bizim o tarafta bezimiz olsa anlayacağız ve sonra namaza duruyor. Bir hafta, bir hafta namazda kalıyor. İşte bunların bir nefeslik taati insanların ve cinlerin ameline denk. Bir de Rabbimizin sevdiği kullar. Bunlar Rabbimizin sevdiği kullardır. Ennüceba fe erbaun ve file sebun vehum meşhuune bih hamlülil halk. Pele yan zurune illa filhak Bunlar kırk kişidir. Bir diğer rivayete göre yetmiş kişidir. Görevleri insanların sıkıntılarını kaldırmaktır. O zaman hep sıkıntıdayız. Bu Gazze'de öyle vesaire yerlerde kaldırsınlar ne duruyorlar? Kırk bin mi geçti? Allah'ımızın emri olmadıkça Celle Celalühu yapamazlar. Öyle basit ve kolay bir iş değil o. İşte veliymiş yapsın, Allah'ımız müsaade etmedikçe yapamaz.
Bunu kolay ifade ederler ama o emri ilahi ile yaparlar. Onlar ancak Mevla-yı Zülcelal'e bakarlar. Gönülleri, gözleri, her şeyleri Mevla'dır. Bunların sekiz tane özellikleri var. Dördü iç aleminde, dördü de dış alemlerindedir. Zahiri olan dört tane özelliklerinden birisi şahsiyettir. Şöyle bakınca bu ne değerli bir insan, bu ne dese ben tutarım dedirttirebilmek. Yani kabul ettiriyor, kendisini kabul ettiriyor. Rabbimize kabul ettirmiş hayırlı bir kul olmuş, aleyhisselatu vesselam Efendimize kabul ettirmiş, iyi bir ümmet olmuş, buraya Muhammed Hamidullah geldiğinde bir tarih rahmetullahi görmek nasip oldu iki defa. Şimdi dünyada profesör parmakla gösteriliyor. Ne konuşacak diye bekliyoruz biz. Hem İmam Hatip'te bütün olduğu gibi toplandı hem de İslam menüsünde konuştuğu namaz oldu. İnsanın kainatla ve melekut alemi ile beraberliğini anlattı.
Şu zahir kısmımız, kainatın adeta bir kopyası, ruhi cihetimizde ilahi yönün. İşte bu madeni çıkarmaya çalışıyor büyüklerimizin uğraştığı bu. Biz belki çekiniyoruz, üşeniyoruz, ne diyeceğiz, bir şeyimiz yok ki, o bir şeyimiz yok ki dediğimizde görüşürsek eğer kalplerindeki nurdan belki istifade edeceğiz. Efendim bu fütüve şahsiyettir. Yani bu ne güzel insan dedirtebilmektir. Tabii insan kendisini ölçmek biçmek istiyor. Diyor ki ben ne haldeyim, bizim ne halde olduğumuzu anlamak, şöyle bakılınca, ya bu güzel bir insan, ne tatlı bir insan deyip, her kavim, her görüş ona bir saygı duyuyor. Diyor ki biz aynı fikirde, aynı düşüncede değiliz ama güzel bir insan, temiz bir insan dedirtebilmektir. İslam'da böyle yayılır zaten, asıl yayılış o. Ve tevadü alçak gönüllü, Vel edeb.
Edebin bizim fıkhımızda karşılığı sünneti Muhammedi'dir Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kısım görüşlere göreve kesrefü'l aybae de. Zaten o geninde var. Hepimizin geninde var. O madeni çıkaramadığımızdan böyle oluyoruz. Yaratılışımız Cenabı Hakk'a kulluktur. Yaratılışımız İbni Abbas radıyallahu anhuma'ya göre yarifum, halıkımızı tanımaktır. Şunun için söylüyoruz, ve kes-zevul ibadet zaten geninde var onun, denasında var. Genç değişebilir. DNA'yı değiştiremezsiniz, kopyalama yapar ama aslını neden yapamaz? Esselamü fetebarekallahü ahsenul halikı olduğu için. Yaratanların en güzeli Mevla'dır buyuruyor. Efendim bunu sun tamamlayabilsek, batini olarak iç sabırdır, rızadır, şükürdür, hayadır ve güzel ahlaktır.
Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehlinin ashabına, Peygamberanizan ve pirananizan, bütün geçmişlerimizin ruhları için bir Fatiha, üç İhlas şerif.