Önümüzdeki perşembe günü cumaya bağlayan gece revaip gecesi. Revaip, rağbet kelimesi, o istek ve talep manasına gelir. Allah'ımızın Kitabı Kerim'inde de rağbetle alakalı bir hayli ayet-i celile var. Onlardan birisi de Enbiya Suresi'nde, Esteail billah. Onlar hayırlı işlerde koşuşur, ümit ederek rağbeten ve kaygı duyarak, rehbeten dua ederlerdi. Bize karşı pek saygılı idiler. Burada rağbet etme hususunda Ulema-i Kiram'mızın görüşleri var. İmam-ı Gazali var, Rahmetullah Ali. Hace Abdullah El-Harevi, Rahmetullah Ali. Şunları ifade buyuruyorlar ehli hayır ve ehli haber adını verdiği zümrenin rağbet ilimden kaynaklanır. Rağbet, arzu, istek budur, ilimden kaynaklanır ve sahibini çalışıp çabalamaya sevk eder.
Demek ki bilen insanlar, Allah'ımızın kitabını, Resulü'nün sallallahu teala aleyhi ve sellem, ehadîsi Muhammediyelerini ve İslam hukukunu ibadet, taat, muamelat, ahlaki konular bunları bilenler diyor. Hayra koşarlar ve çalışıp çabalarlar. Aynı zamanda bu zümrenin ruhsatlardan kaçınır. Zorluklar karşısında şeriatın tanımış olduğu kolaylıklar. Bunlara da ulu orta hareket etmez. Riayet eder. Ancak şer'i bir mazeret olursa yapar. Yoksa kolayına gitmez her zaman. Azimetlere göre hareket eder. Bu da Muhammed Bahaüddin Hazretleri'ne, Abdül Halid ve Vucdevani Hazretleri'nin bir nasihati var. Onu da inşallah yeri gelince söyleriz. O nasihatte Bahaüddin buyuruyor. Aman ha kolaylıklara kaçma. Azimetle amel etti. İkinci olarak Ehl-i Hal'in Rağbeti. Ehl-i Hal, şimdi biz istiğfar okuduk. Okuduğumuz istiğfarda kalbimize bir pişmanlık neden bu hataları yaptım diye bir sızlanış meydana gelmesi gibi.
Diyelim biz oruç aylarına giriyoruz. Tuttuğumuz oruçta kalbimiz oruç tutuyor. Hiç Allah'ımızın dışında bir düşünce kalmıyor, bu öyle kolay değil dediğimiz. Gönlünden de geçmiyor kötü düşünceler. Değil yapmak. İşte hal sahibi bunlardır. Allah'tan başka hiçbir şeye ilgi duymazlar. Allah'ımız da ona ilgi duyar böyle olduğu zaman ama. Buyuruluyor ya es-Saimile ve ma yaabu biküm rabbî levle du akukum sizin Allah'a yalvarış yakarışınız, ibadetiniz, taatiniz tertemiz bir kalbiniz böyle olmasaydı Allah size değer mi verirdi, buyruluyor. Çok güzel ulema-i kiram'mızın tespiti çok. Üçüncü olarak artık eşyada hakikati görenler, bunlar saf ve halis kimselerdir. Sadece Hakk'a rağbet ederler, Allah'tan gayrıden ümitlerini keserler. Bu çalışmak ister. Evrad'ta, Ezkar'da son derece dikkat ister. İmam-ı Gazali de rahmetullahi aleyh şu şekilde ele almış. Nefsin sevaba meyli buyurmuş.
İnsan yapmış olduğu ibadet ve taatten işte şu kadar bana ecir gelir, mükafat gelir ve cennete de dahil oluruz. Böyle bir rağbet var. İkinci olarak kalbin hakikate yönelmesi. İzahı yok. Bunun izahı diyelim ki hiç okumamış, gitmemiş ama kalbi Cenab-ı Hakk'a aşık kimseler. Biz okumamış. O kadar malumatı yok ama Mevlamıza öyle bir sarılmış ki emirlerine, son derece dikkatli. Üçüncüsü sırrın, iç alemin Hakk'a rağbeti. Bu nasıl anlatılır, nasıl edilir? Burada Ebu Ali et-Tekka, KaddeSallallahu Sırra Hazretleri, hakikat ilmi diyor şeriattan ayrı bir şeydir diye hatırıma geldi. İşte bu yaşadığımız manevi haller kitapların haber verdiği hocalarımızın söylediği işte abdestin şartları şudur, namazın şartları şudur, bunlardan ayrı diye hatırıma bir düşünce geldi. Fakat böyle der demez diyor gönlümden bir ses işittim, o da şeriata dayanmayan bir hakikat küfürdür dedi.
Şeriat kulluğun gereklerini tam olarak yerine getirmek. Hakikat ise Rabbin tecellilerini temaşa etmek. Üçüncü bir sınıf dedi ya. Birincisi dedi nefsin sevaba meyli. İkincisi kalbin hakikate. Demek ki hakikat tecellilere tecelli nurdur. İsimlerinden gelir, sıfatlarından gelir, fiillerinden gelir, zatından gelir, bu. Hak ve hakikat kalbi selimin hükmü ve sesi ile anlaşılır. Bu hakikati diyor anlamak isterse kişi kalbi ol günde ne mal ne de evlat kayda vermez ancak huzurlu bir kalp. Hz. Musa Aleyhisselam şer-i Şerife, şeriata genel bir ilme sahipken, Hazreti Hızır aleyhisselam hakikat denilen özel bir bilgiye sahiptir. Burada hakikat nedir onu izah ediyor ve bu iki bilgi zahirde birbirine aykırı görünse de aslında birbiriyle uyumludur. Gerçekten okuduğu zaman insan diyorsun ki daha aklı yetmez küçük bir yavruya nasıl oldu da bir tokat atıp ölümüne sebep oldu? Bindiği gemiyi neden yaraladı?
Gerçekten öyle aklen hesap edildiği zaman mugayir olur akla. Sonra o duvarı düzeltme hadisesi bu muhalif görünür şer'a. Aslında birbiriyle uyumludur. Nitekim Hızır Aleyhisselam yaptıklarının sebeplerini şöyle açıklıyor Sakallah öyle diyeyim. Gördüğün gibi bunların hiçbirini ben kendiliğimden yapmış değilim. Senin kötü zannedip tahammül edemediğin bu olayların iç yüzü ve altında yatan hikmet işte bundan ibarettir. Aynı kapıya çıkıyor. Hakikat, bir şeyin iç yüzüne vakıf olmak, onu söylüyorum. Burada Kenz, o Kuran-ı Kerim'de geçen o üç hadise, Kehf Suresi'nde, işte duvarın düzeltilmesinde orada babaları salihlerden kimseydi diyor. Evlatları için oraya bir servet bırakmış, duvarı düzeltmese kimse bilemeyecek. O hazine nedir onu şöyle izah etmişler. Çünkü o hazinenin diyor o hazinenin üstünde bir tahta parçası vardı.
O tahta parçasının üzerinde yazılı olan şmüş, hazinenin üzerinde ve aciptü limen arafallahe yakinen ve heyhezkruveirau Ben diyor, taaccüb ediyorum, böyle Allah'ımızı kesin olarak tanıdığını, inandığını söylüyor ama ondan başkasını yad edip duruyor. Yaptığı hareketler hep Rabbimizin emretmediği davranışlar. Ben buna diyor taaccüb ediyorum. Bu yazılıymış. Ve aciptü limen arapel cennet böyle cenneti de biliyor, cenneti de biliyor fakat kesin olarak da biliyor. Ve ve yesteriyefu biddunya fakat rahatlığı hep dünya. Ve aciptü'l-limen arafeş-şeytan şeytanı da tanıyor. Onun en büyük düşman olduğunu diyor fakat Fe'at'a ah, ona itaat ediyor. Buradaki Kenzin hazine buyurur ya El kenzü'l levhun min zehabin Aciptü limen arefel mevt ve hüve yal hakku. Ölümü de biliyor. Anası da öyle, babası da öyle, yakınları da öyle, gözüyle de görüyor. Fakat diyor ve hüve yalb-ı hakku aldırış etmiyor, gülüyor.
Ve aciptü limen arafet dünya, feyni, dünyanın geçici olduğunu da biliyor. Feyinnehu ve huve yergabu fiha, fakat helal haram demeden koşuyor. Ve aciptu limen arefe ennel ummura bil aktar ve ve yavtamu lil fevvet. Biliyor. Kuran-ı Azimüşşan'da da geçiyor. Bir ağaç dahi yaprağını emri ilahinin dışında düşürmez. Fakat diyor, böyle geçirdiği bir sıkıntıya düştüğünde ne de isyanı feryadı basıyor. Yine de diyor şikayette bulunuyor. Limen arefel hesap hesabı da biliyor. Her şeyin diyor kişi hesabının olacağını biliyor. İğneden iple her şey. Ve huve yecmeum mealen. Yine de burada mal yığma dediği asıl şu helal haram düşünmüyor. Yeter ki gezsin. Ve aciptu limen arafenna. Ateşi de biliyor çünkü Kuran-ı Kerim'de geçiyor. Hadis-i şerifleri de var. Çokça bu hususta bize bilgiler veren kitaplarda mevcut. Fakat ve hüve yeznebu hata işliyor yine de.
Peygamberimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem hazım ensariye, her hakkın bir hakikati var. Senin imanın hakikati nedir diye sormuştu. O da dünyadan o kadar koptum ki, gözümde altın ile taş arasında fark kalmadı. Sonra Rabbimin arşında cennetlikleri ile cehennemlikleri görür gibiyim. Bunun üzerine Efendimiz aleyhissalatu vesselam, marifetin iyi buyurdu, ona sıkı sarıl buyurdular. Bir de bunun değişik şekli var. Şekli değil, bu hadise de naklediliyor. Hz. Hanzala de Allah Resulü'nün mübarek huzurlarında bulunurken cennet ve cehennemi görür gibi olurduk demiştir. Bu örnekleri vermemizin sebebi hakikat nedir onu ifade için. Burada Abdülhali Vucdevani Hazretleri'nin Muhammed Bahaeddin Hazretleri'ne yapmış olduğu tavsiye çok önemli. Buna bakalım. Buyuruyor ki Hızır bana ne tavsiyede bulunmuşsa Ey Muhammed Bahaeddin, ben de sana bu nasihatleri yapıyorum buyuruyor.
Bir kere bunlar Hızır aleyhisselamın arzu ettiği şekilde kimse ki görüşüyor. Eğer diyor kul Allah'a aşık olursa Hızır aleyhisselam da o kula aşık olur. Bir kere bunu temin etmiş azasının her bir zerresine ilahi aşk sirayet etmiş, İşlerine de sirayet etmiş, her adımın adımına her aldığı, verdiği nefese sirayet etmiş Allah'ımızın aşkı. Buyuruyor oğlum Bahaeddin. Hak tarafından büyük bir istidada sahipsin. Diyelim ki bir maden, o madende ne var? Ne olacak? Altını da var, gümüş de var. Hatta bir ara okumuştuk, bir gramı yüz trilyon dolara bedel. Bu bir taş parçası veya bir pırlanta. Aleyhissalatü Vesselam ve Ben Müslim. İnsanlar madenler gibidir buyuruyor. İnsanlar madenler gibidir. Bu madene benzemez o. Bu madenler insanoğlunun kulluk vazifesini yapması için hizmettedir. Hepimizde var bu. Okuyacağım inşallah. Büyük bir istidada sahipsin.
Aleme manevi ışık yayacak olan bir kabiliyet içindesin. Bu fitili tahrik et. Zikrullah'tan bir an ayrılma. Mahlukata samimi olarak hizmet et. Onunla Hakk'a giden yol bulunur, erişilir. Diyorlar ya büyüklerimiz asıl muameledir, ibadet yapılır ama insanlara olan güzel bir muamele. Komşuya olan güzel bir muamele vesaire. Bahaüddin her zaman ve mekanda ayağını şeriat esasları üzerine basasın. Emir ve nehiyde istikamet üzere olasın. Daima azimetli amel ehliyesin. Sünnete tabi olasın. Cemi sünnetleri mümkün oldukça işleyesin. Ruhsatları terk edip bidatlerden kaçınasın. İnsanlar, hayvanlar, nebatlar senden hizmet bekliyor oğlum. Seyri sülukun evvelinde, ortasında ve sonunda gerekli bilgi ve usulleri Hızır aleyhisselamdan aldığım gibi sana talim eylerim, daha çok zikr-i hafi, iltizam et, girdiği zikr-i Allah'ın tevfik ve yardımı üzerine olsun buyrulmuştur.
Bir de rağbet hakkında bu Ashab-ı Kehf haber verilince o kens, o hazinenin üzerindeki yedi satır yazıyı okumuş olduk. Nelere meyletmemiz gerektiği hususunda. Zünnun-i Mısri Hazretleri bir küp altın buldu. Bu küpün ağzında bulunan tahta, kapakta Allah'ımızın Celle Celalühu ismi yazılıydı. Altunları fakirlere dağıttı. Kendisi de tahtayı alıp o gece de orada yattı. Uyandıkça yazıyı öpüp başına koyup gözüne sürüyordu. Bu şu demek, Allah'ımızın emrini baş tacı etmek demek. Sadece o tahtanın üzerindeki besmele değil o. 0 besmele ile bize nasihat ediyor. Aman ha teheccüd namazı mı kıl? Bunu söylüyor. Sonra Kuran-ı Kerim okuyun, gereği ile amel edin. Sonra dostlarınız hep salihlerden olsun yoksa gönlünüzü, beyninizi bozar, daha sonra açlığı iltizam edin. Bunun gibi güzel tavsiyelerde bulunuyorlar. Gece rüyasında kendisine arkadaşların altunları aldılar dediler.
Sen Allahu Teala'nın ismini aziz tuttun, sen de dünyada aziz ol dediler. Sonra uyandı. O anda diyor gönlümün içi nurla doldu. Bunu artık tarif edemeyiz biz. O nuru tarif edemeyiz. Yaşayanların bileceği husustur. Daha başka nelere rağbet edeceğimiz hususunda bilgiler pek çok. Allah'ımız neye değer veriyor? Çünkü bizim ölçümüz bu şimdi. Regaip gecesi denince, işte üç ayları dindi mi ilk Cuma gecesi Regaiptir demekle geçiştiremeyiz. Öyle geçiştirirsek öyle kalırız. Tecelliyata mazhar olanların ecrine iremeyiz. Yüzeysel, yüzünden geçer. Bu zaten bizim yaşantımızla ortaya çıkar. Bakarsın ki konuşması, görüşmesi hep malulül ya. Allah korusun. Öyle olursa o Regaip gecesi de o şekilde geçmiş olur. Allah'ımızın değer verdiğine değer verirsek, o zaman bu geceyi idrak etmiş oluruz. Çünkü biz yerine göre tartılıyoruz tartı aletlerinde, kilomuzu öğreniyoruz.
Bak burada gönlümüzdeki kiloyu da öğreneceğiz. Kalbimiz ne kadar Rabbimizin sevdiklerine muhabbet ediyor, ne kadar sevmediklerine buğz ediyor. Asıl insanlığımız bu noktada. Cenab-ı Hak neyi seviyor? Çünkü biz bunlara rağbet edeceğiz. Sadakallahü ala ali. Kuşkusuz Cenabı Hak iyilik edenleri sever. Muhsin dendiği zaman Rabbimizi görür gibi taat yapanlar bunlar. İşte bunun ölçümünü ve tartısını yapacağız. Ben geziyorum, dolaşıyorum, illa bunu namaz olarak düşünmeyelim, her halimizde. Diyelim yemek yiyoruz, diyelim bizim de beşeri olan ihtiyaçlarımız var. Bunlarda Rabbimizi görür gibi bir halde miyim yoksa değil miyim? Bunu ölçüp biçmek. Allah'ımız neye değer veriyor? Bu Muhsin dendiği zaman eğer dinleniyorsa Hacı Hasan Efendi, Kaddafi Allah'u Sırrı, değil diyor, görmek bandında dinliyoruz. Değil, görmek. Gördüğünü hatırlamak bile vücudumuzu elden çıkarıyor diyor. Rağbet bu.
Eshabü'l-Arabî Dinnallahe yuhibbü't-tevvabine ve yuhibbül mütetahiri buyuruyor ki iyice temizlendiklerinde onlara Allah'ın emrettiği şekilde yaklaşın. Allah çok tevbe edenleri sever ve içi dışı nur olanları, temiz deyince nur demek, temiz olanları sever. Hem dinimizin emirlerine dikkatli hem de onun hakikatine ulaşmış kimseleri Cenabı Hak seviyor. Asıl iltifat bu yönlerde olması gerektiğini bize tavsiye ediyor. Mesela yine bu konuda Esselamübillah. Allah'ımız neyi seviyor? Bizden neyi istiyor? Biz Regaip gecesi dendi mi o gece uyanış gecesi demek. Her an uyanık olmamızın bir egzersizi de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. Sonra neye değer vereceğiz? Cenabı Hak ve innallahe yuhibbül müttaki, bilesin ki Cenabı hak muttakileri sever, sakınanları diyeceğiz. Bu anlam o kadar oturmuyor.
Hani muttaki dendiği zaman onun dört tane aşaması var. En sonunu diyeyim, Cenabı hakk'ın dışında kalbinde hiçbir sevgi yok. Sonra Cenabı hak kimleri sever. Cenabı hak, Allahu ekberabüs sabirin, sabrın da üç tane şartı var. Günahtan, büyük günah, küçük günah, daha evvel küfürden, şirkten, nifaktan, küçük günahtan, Allah'tan gayrı düşüncelerden. Bunun yanında daha da bir sıralama yapmışlar. Birincisi, kötülükleri işlememek. Asıl kurtuluşumuz da bu zaten. İkincisi ibadet ve saatte sabırlı, başa gelen musibette de tahammülle. Allah'ımız neye seviyor? Neye rağbet edeceğiz biz? Eshabü. Innallaha yuhibbül mütevekkilin. Peygamber makamı tevekkül. Ehlullahın ulaştığı en yüksek makamlardan birisidir. Cenabı hak tevekkül ehlini sever. O tevekkül ehli gönülde yaşanacak da bir hal aynı zamanda. Zaten gönül durmaz, satış durmaz. Sonra Cenabı Hak kimleri seviyor? Adil olanları sever. Ne demek?
Adil olan ne demek? Adaletle davranan. Şu konuşmamızda bile adil olmak. Bu konuşmanın adaletsiz yönü nedir? Cerbezedir. Cerbeze ne demek? Diyelim ki bir konuyu tartışıyorlar. Kavbalı ve gürültülü bir şekilde götürmemek. Böyle dinlemek güzelce, ondan sonra o da güzel güzel delillerini ortaya koyacak. Eğer birbirlerine yaka paça bir harekette bulunurlarsa buna cerbeze denir, dövüştür, kovadır. İkincisi nedir bunun? İkincisi belt diye geçer. Bu duygusuzluk. Vurdumduymaz. Üçüncüsü nedir? Bunun adil olan yönü hükümettir. Konuştuğu zaman hikmet konuşuyor, gönülden konuşuyor. Adalet dindiği zaman basitçe geçiremeyiz bunu. Diyelim ki insanda bir gazap illeti de var. Öfkeleniyor, daralıyor, bunalıyor. Dünyada ne hadiseler oluyor? Bunun aşırı olan nedir? Teevvür. Bak çok hanımını bırakıyor. Hanım kocasını bırakıyor. Yavrularını doğuruyor yerine göre, katlediyor.
Neler neler bu sizin gördüğünüz, bizim de müşahede ettiğimiz tavırlar, bunlar tehevvür. Bir gazaba gelip evi de yakıyor, yıkıyor. Daha neler neler, ne olumsuzluk haller yaşanıyor. Tevevvür, gazabın ilerisi. Hiç olmaması nedir? Cebanettir, korkaklıktır. Çünkü Allah'ımız bu duyguyu boşuna vermedi. Bir insanın edep yolunu seçmesi, ihsan mektebini seçmesi, kamil bir mürşidin dizinin dibine oturmasındaki sebep bu. Ne olacak kazak? Şecaat olacak. Ehli küfre karşı şecaat, vatanımızın korunması için, dinimizin muhafazası için. Cenabı hak neyi seviyor? Temizlenenleri seviyor. Daha sonra Rabbimizin sevdikleri rağbetimiz bunlara olacak. Bu noktada ifade ediliyor. Sonra Bunlara diyor meyledim, muhabbetiniz, rağbetiniz bu olsun bu geceyi, ihya demek o demek. Bilin ki Cenabı hak kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever.
Müminlerin birbirleriyle kenetlenmesini söylüyor. Mümkün müydü yirmi üç binin üzerinde bir şehidin olması bu kenetlenme olsaydı, daha nedir rağbet? İnsan olmaktır. Velhamdülillahi Rabbil alemin El-Fatiha.