Emrine son derece rüya ederken, gönül huzur bulması, rıza bunlar birbirlerine yakın anlamlar taşırlar. Rıza diye bir bölüm buradalar. El-Vasaya diye bir isim. Babur Rada, Rıza ölümü, galallahu aleyhi ve sellem, radıyallahü anhüm ve raduan. Allah onlardan, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır buyuruyor bunlar. Hayır, o yüzden. Allah onlardan razı olmuş. Allah da onlardan razı olmuş. Bu yüksek bir makam. Ragan, entur diye, geçmiş bir sıkıntıdan, cezadan dolayı ona razı olmak. Aşa gelen bir bela var, bir musibet var. Bir sıkıntı var, ona razı olmak. Efendimiz buyurdular ki, ey fakirler cemaati ve otururda min kulu ve Bir kere kalbiniz rıza halinde olsun. Cenabı Hak'tan gelen sıkıntılara katlanma hali, böyle dış şekil ve şema elinizde, dilinizle değil de kalbinizde olsun. Fakirlik hususunda da sebat ediniz. Bunu birkaç şekilde de ele almak mümkündür.
Bu kalbi fakirlik de olur, kendimizi aşağı görmek de olur Ve gal-i Ahmed bin Hanbel radiyallahu anh errada, selatü eşya, rıza hali üç şeyde tecelliler. Terkü'l ihtiyar, kendi arzu ve isteğinden geçmek. İşte ben şöyle arzu ediyordum, böyle istiyordum ama bu isteğimin dışında iş tecelli etti dememektir. Nasıl meydana gelmişse ona razı olmaktır. Bu büyük bir kemaldir, büyük bir üstünlüktur bu. Terkül ihtiyar, kendi bir seçim yapmıyor. Eğer insana seçim diyorsan hiç fakir olmak istemez. Hiç hasta olmak istemez, hep rahat olmak ister ama Cenabı Hak bazı kulunu imtihan için korku ileri olsun, Allah'tan korkacak mı korkmayacak mı diye, bununla olsun, açlıkla olsun oruç tutmak suretiyle, malında olan eksilmeler de olsun, zekat bilmek suretiyle de demiş ulema-i kiramız. Gerek canına gerekse evladına gelen sıkıntılardan dolayı olsun.
Bunlar da kendi arzu ve isteğinden geçmek, arzusunu, isteğini Rabbamıza teslim etmek. Bu çok mühim bir sıfat. Biraz daha izah denince ortaya çıkar. İşte falan çok zengin oldu, biz olamadık. Falan çok sır hak verir, biz öyle değiliz. İşte bir kısmı şöyle çok şerefli, çok üstün kabul görüyor, bilse öyle değil, geride kalıyoruz, biz hep arkalardayız gibi sözleri terk etmek. Allah'ımız nasıl takdir etmişse, ona razı olmak. Bu ancak şöyle bölüyoruz, dedem Rahmetullah Ali Hazretleri ve onun kıymetli evlatlarından iki kişi, kılavuz hafız ve fazla hafız hapse düşerler. Kendileri metin çok inançlı, bak bir diğerlerinde üzülme hali var. O anda buyurmuşlar ki mahalli bir tabirle Fatma'nın ipliği pazarda belli olur. Yani değeri üstün müdür, değil midir pazara çıkınca belli olur. İnsanın değeri de bu gibi hallerde meydana gelir. Yoksa yine büyüklerimizin ifadesiyle zor olgunu derler.
Onlar çok güzel tarif, buyururlar bunu. O da domateslerde olur. İşte havunda olur, karpuzda olur. Onun kulkuyla, safıyla oynarken onu olmuş gibi bir halde gösterir. Öyle değil de aşamalı bir şekilde nasıl ki okullarda okurken, ilkokulu, ortaokulu, lisesi, üniversitesi daha yükselip giderdi. Okullarda böyle olduğu gibi gönül meklerinde de nefsin mekteplerinde de, sınıflarında da, ruhta da, sırda da, ahlakta da, ilimde de, erkanda da belli bir seviyeye gelmek. Gelmeyince olmaz. O şuna benzer, diyelim ki paslı demir satan, teneke satan bir adam. İşi gücü, bulunca eşyalar, bilmem falan bunlarla meşgul. Kalkıp da bunu siz alsanız bir sarraf dükkanına, sen şu altınla meşgulun, gümüşle meşgulun desen anlamaz. Şimdi benim işim gücüm bu değil. Ben sarraf değilim. Ben demeyle, işte tenekeyle bilmem tarafla meşgul duran bir insanım. Aynen buna döner.
Bu seviyelerde olmamız gerekir ki bir yargılama hakkımız olmamakla birlikte, iş şudur, şu şekildedir, daha şöyle olması icabide sözlerini ifade edebilelim, yoksa olmaz. Yerimizi yurdumuzu bilmemiz gerekir. Hiç unutmadığım bir hadise Medine'nin ölmesine Sami Ramazan olup, kalpte sallallahuü sırra üstadımızın huzurlarında çokça bulunan bir zat. Saygı duyulan, sevgi duyulan, edebiyle, erkamıyla, ahlakıyla, seçilmiş kabul edilen bir kimse. Yanında artık onu siz bir profesör gibi düşünürseniz talebe durumunda olan kimseler var. Bunlar gittiler. Onlar da halk nazarında bir hoca olarak kabul ediliyor. Ozak dedi ki, siz buyurun dedi, konuşun, görülsün, istifade edelim deyince aralarından birisi dedik efendim. Dediler ki İslam'ın şartı beştir. Altıncısı da haddini bilmektir. Haddimizi bileceğiz. Diyelim ki bir bir duvar ustasınız.
Biz misallerden daha güzel anlarız, onun için söylüyorum Bismillahirrahmanirrahim. Duvar ustası. Halkmış, o binanın düzeni, intizamlı, planlaması, hani mühendisin işleriyle meşgul olur. Ne olur o zaman? İşi tamamen batırmış oluruz. Bu artık onun görevi. Çünkü artık bunlar bilgisayardan çıkartılıyor. Bir elbisenin dahi ölçüleri oradan çıkartıp. Hepsi sabitlemiş, en ince detaylarına kadar tespit edilmiş. Utanırız, işte ihtiyaç yeri nasıl olur, mutfak yeri nasıl olur, oturma yeri nasıl olur, salonu nasıl olur, antidepresan nasıl olur, şurası, burası penceresinin boyu her şeyi bir mühendisin bilgisi içerisindedir onun alanı. Kalkıp da bir yapı ustası, bir işçidir. Şöyle olsun dediği zaman işi karıştır. Bunda bir kardeşimiz, biz de ev planı istedi. Uğraştın, kağıt üzerinde uğraştım, çiziyorum.
Sağını, solunu, odalarını olacak bir şey evet yapılacak bir şeyler olur ama bunu kendine gelecek olursan ısıtmasına göre düşünür. Şu odanın iki etekle, bu oda anca onunla ısınabilir. Şurası şu şekildedir, bir etekle değil. Şuraya ihtiyaç yoktur der. Bunu ayarlar. O artık bunun uzmanıdır, hesabını yapın. Artık inşaat mühendisi değil, o onun kireci nasıldır, çimentosu nasıldır, demiri nasıl kullanılır, bunları ayarlarım, onun hesabını yapar. Bu artık mimardır. Onu tespit edin. Kalksa da bizim gibi birisi kendisine göre bir düzenleme yapsak bozar. Şimdi mimar bir kardeşimize bir uğraşın. Bu da efendileri, sağını solunu, bunun yönünü, pirpesini bize haber verir. İşte seminerdir, ön tarafı kıbleye geliyor. Diğer taraf neyse abi, dedik. Belki alanından da birkaç söz söyletti. Ben hazırlıyorum. Hazırladım. Sonra bu kardeşimiz yaptıktan sonra evine gitti. Yine girmez beni. Bozmuş.
Dedim ne oldu bu plan, uyguladım. Nasıl uygulanırsın? Efendim, dedim, çocuklara da bir oda çıkarayım, dedim. İşte şurada biraz kol geliyor, büyük geliyor, burayı biraz küçültebilirim, dedim. Delil, bahs etmiş. Neden? İşi ehline vermek lazım. Eğer ne şair izamdansa işi ehline ver, Ehlullah'ın kaydına göre imme tabirinden geç. Niçin demeyi terk et. Onun da yerleri var. Ama biz bunu anlayacak daha kafada değiliz. Bir yapı ustası bile olmamışız, kalkmışız derler ya elinin hamuruyla haklı şu işlere karışıyor diye bu iş karışık bir şey. Eğer bir kimse ihsan mektebinin öğrencisiyse öğrenciliğimiz yapacak. Daha nefsi mertebesi, ilmi mertebesi. Yok. Ne şeriat, ne tarikat, ne marifet, ne hakikat, bunda bildiğimiz yok. O zaman o zatın sözü ne kadar yerinde olmuş oluyor İslam'ın işareti. Beş, altıncı İslam'ın efendim haddimizi bilmektir. Haddimizi bilecek.
Eğer bunları birbirine karıştırırsak o zaman iş bozulur. Diş çığırından çıkmış olur. Bak ne kadar güzel. Siz gidip evden misal verdiniz onu söyleyin. Menisiniz artık Onun planını, çizer, mühendisler. Ona göre temellik azalır. Ona göre yapısı yapılır. Eğer sıvası, sılası başlayacakse alelade bir sıvacıyı bulmazsınız. Bu, bunlar birbirini de takip edin. Eğer temelini güzel oturtursanız, taşlarını güzel kursanız, yapıyı artık buna da gerek kalmadı, hazır betonlarla, nelerle. Bunları yaparsanız sıvası da çok kolay olacaktır. Ehne bir misiniz zaten? Ehne birinci onun süslemelerinde nedir de güzel bir ölçü çıkacaktır. Yoksa penceresi çarpık olacaktır. Ne kadar demirleri giydirsemir bile sağında bir açıktır, solunda bir açıktır, altında, üstündür meydana geldi. İşi ehline vermek Allah'ımızın emridir, Celle Celaluhu. Mekke-i Mükerreme petrol olundu. Mekke-i Feth olundu.
Kabe'nin anahtarı, Kabe'nin anahtarı bir müşririn elindeydi. Tefsirlerde görürsünüz. Hadi kere ve mallahu aleyhi ve sellem, çok güçlü ve kuvvetli mübarek biletleri çöktü, mübarek elleriyle kolunu büktü, anahtarı aldı. Efendimiz buyurdular işin ehli odur ya Ali, buna göre. Efendimizin mübarek sözü ve mucizdir. Şimdi diyeceksiniz ki ya bir müşriktir. Durun. Bunu yapan Rasulullah. Orada Ashab-ı Kiram'ın uygulaması nedir? Sahada, sahabeliğinde dur. Bir söz söylediği zaman Allah'ın Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem, Allahu Lau ve Rasul, en güzelini Allah'ın Rasulu bilir. Edeb bu. Şimdi, hiç daha güzel anlaşılsın. Bir yerde İbn-i Eser mütalaa ediliyor. İdilerken hiç alanı değil, bir marangoz olsun. O işe kardeşi, işte bazı kendisine göre kelimelerden anlam çıkarıyor ve huzur harçtır. Orada mütalaa verilecek bir ortam hasıl olmadı. Çünkü işe karşıkınca anlaşılmıyor.
Bu eser bu zatın eline verildi. Buyur, okutacak. Bir tane okumak mümkün değil. Bu kardeşimizin Medine'de dediği gibi, Sallallahuullah, İslami şahit etmiş. Altıncısı de haddini bilmek, haddimizi ve sırrımızı, müminliğimizi bileceğiz, Müslüman olduğumuzu bileceğiz. Bu işte hakikaten ayeti celhimesiyle, iman yönünden tahkike giren, bize bu yönde ders veren kimselerin işinden hariç. Nasıl bir diğer işleriniz doldurdun. Bu sebeple budama işi oldu. Bir kardeşimiz anlaşılsın diye söylüyorum. Biri demiş ki budama yaparken bir karış hesap edeceksin. Bir karıştan sonra bu gül budaması yapıyor. Bir karıştan sonrasını keseceksin ve kesmiyor. Bazı güller var, bunlar devamlı bilgi. Mesela birisi kurur diyelim, bundan sonra tekrar meydana gelir. Korur tekrar meydana gelir. Olduğu gibi kurur. Niye? İş şehrinde değil. Eğer burada imamsa, hakikaten imam olmaya değil, bir kimse geçer.
Müezzin, bir diyorsa mümessilliğini yapar. Çünkü imam dediğimiz zamandır. Namazı bozan, iadesini gerektiren, sehiv seytesiyle tamamlanmasını anlayan, şartlarını bilen kimselerin, yoksa olmaz. Hep içimizde böyledir. Siz bir atölyeyi, bitmiş şeye terk etmezsiniz. Niye? Bilen insana vermişsiniz, hep işidir. O zaman rahat oluruz, huzurlu oluruz. Açılın bir aşk ile. Kelimesiyle Tedbir ihtiyar, kendi arzusundan geçmek. Kara, Hanefi Hazretleri'nin bir evladı var. Şimdi yorgun hallerimiz geçer bunları anlattıkça. Bir gün ifrasına gelir. Bunu, üstazenımızın üstazı çok tatlı faziletle beyan buyururlardı. Cenab-ı Hak şefaatlerine namaz haykırsın. Himmetinden, teveccühünden bizlere ayırmasın. Hakîlette de sancağı altında beraber gölgelenleri lütuf ve ihsandır. Üstadına gelir der ki, efendim, velayet-i Kübra'ya iliştim. Şimdi velayet-i sırları çok yirmiye kadar saygı.
Fatih'ülasa İngilizce bulursa üç madde halinde verilir. Seslenmez, o hale gelmediğinde bilir Allah'ın izniyle. Yani bir öğretmen öğrencisinin gözünden okur ve dikkat edin. Aynen bunun gibi Allah'ın izniyle, nur-i ilahi ile bakan gözüyle, ferasetiyle, anlayışıyla onu müşahede eder. O makama gelmediğini bilir, diğer bir hadise ile onun kendisine bildirilir. Efendi Hazretleri ve etrafı bir mahalle inecekler. Talha Rihan Hazretleri'nin atı bir çay geçirecek bir hamlede geçer. Diğer evlatlarının da atları geçer. Bu ise nasıl uysa atı çöker suya düşer. Bir feryadı filan başlar. İşte kovuldum, öldüm, yetişin bir çaba kurtarırlar Allah'ın izniyle. Efendi Hazretleri de tebessümle der ki, hani küçük velayetten büyük velayete, büyük veliyeye geldiğini söylüyordu. Bu çaba nedir? Bu ızdırap nedir? Bu feryadı tihaye nedir? O da verdi, estağfurullah Efendi bilenmiş.
Şimdi bunlar, tüm İfadahi Hazretleri'nin ifadesini sadece deyim ve olan kişidir. Bu sadece diyelim ki bize büyüklerimiz anlatırlar ya, ne kadar yaşayamasak bile. Detayifler anlatırlar, murakabeler anlatırlar. Zirvesinin zirvesine de bulaşsak olmaz, olmaz. Haram Resulullah'tan üren Recai-i Hudayb mevcuttur. Bunu İpek Hocamız, gaip erenleri diye çok güzel yazmışlar Mevlana Haip. Efendimizin halife olan İbni Abidin hazretlerinin eserindedir. Hızır aleyhisselam hayatları, yani bu, bu işlerle ilgili eğer öyle olsaydı, Bayezid İbn-i Sami Hazretleri bir gün murakabe halinde, zamanın kutbunu arar, yetmiş bin evliya içerisinde bulamamış, bulunmamış. Yani bu da bir sırdır. Yetmiş bin, yediğinin içinde yok. Dışına kaçmış, bakmış ki bir demirci. Ve bilmezsiniz, bir kömürcülere olur, bir demirciler olur vesairlerinden olur.
O zaman Allah korusun, Firavun, Taha suresinde geçen, Firavun bir ara firavunluğundan vazgeçiyordu. Dedim ki, ben, ilah olmadığını destek, siz incelersiniz Taha suresini, ben dedi bu ilahlıktan nasıl edeceğim? Etrafı diyor ki olmaz, olmaz, bakma. O zaman sen bir başkasına itaat etmiş olursun. Onların kendisini böyle havalandırmalarıyla, sizin en büyük ilahınızın dedi, kodu gitti. Bunun için, Bayezid Bediüzzaman sultanımız ölüyor ki, benim yüzüme karşı öven kimse çamur atmış olur. Eğer hatamı söylerse o da bir suyu dökmüş olur, görünmek. Bunu yine üstadımızın üstazı, bu zamanda imtihan edilecek kimse kalmadı, buyurmuş. Siz kalben imtihan edin. Birbirinize güzel hakkı tavsiye edin. Bir olsaydı, sen ancak tebyincisin, zorla gideceksin, hakikati duydun gider. Burada bu hakikati bize Ahmed bin Hanbel Rahmetullahi Ali Hazretleri, terkül ihtiyar, kendi arzu ve isteğinden geçmek.
Allah'ımızın arzu ve isteğinin emrini her şeye tercih ediyor. Yokluğuna girse, sırtlığa da girse, zahmete meşakkat takılıp gür çağırın, bu bana Rabbimin emridir, ben onun emrini çiğneyip geçemem diyor. Bu Rabbimizi tanımakla alakandır, onu tanimamız icap eder. Başına gelen sıkıntıdan dolayı, bir ne şey var kendisinde, diyor ki ben korkuyordum kırk gün başına musibet gelmese, firavuni bir hayat olur diye, bak şimdi benim başıma bir türlü, bin, bir türlü sıkıntı hasıl oldu deyip, gönlünde büyük bir sürur var. Çünkü sabrın neticesi Cenabı Hak onun tadını verir. Tevekkül, teslim olursa tevekkünün tadı geliyor. Tevekkül tadı geliyor. Eğer nimete şükredersen, şükrün şükür tadı geliyor. Eğer sahih cömert olursa, sefanın sefa tadı geliyor, lezzeti gelir. Hep bunların tatları ayrı, yani bir fark olsun kendi arasında ayrı tatları olduğu gibi, meyve çeşitlerinden öyle.
Bin bir türlü meyve Rabbimizin lütfu, hepsinin tadı ayrı olduğu gibi güzel ahlakın da tatları, manevi lezzetleri ayrı ayrı, onu duyuyor, bunun için ayrılamıyor. Şimdi devamlı adam bir nimetin tadıyor, tadıyor, lezzetli tadıyor. Ne ister? Bir başkasından da almak ister. Yahu dedim, şimdi vişne zamanı, vişneden de tadıydı. Harpızdan alırken ondan da almak ister. Havundan alırken şala tadından da almak ister. Çünkü tatları ayrı ayrı. Diyelim ki tevazımız katındayız, tevazunu tevazunu tadına ezirler. Onun için bunlar da huy haline gelmiştir, gönüllerde yerleşmiştir, sebebi bu. Bak biliyorsunuz, acılı da ayrı, salatalık da ayrı, domates de ayrı, vişne de ayrı, tek bunların tapları birbirinden ayrı. Onların yaşamış olduğu manevi hal ve lezzetle ayrı ayrıdır, manevi tat ve lezzetleri ayrı ayrıdır.
Velayeti suğra bunun tadı bir ayrı, kübrası ayrı, hülyası bir ayrı, takvadaki lezzet ayrı, bu kadar bulmasında olmanın tadı ve lezzeti ayrı. İş bundan değişiyor, bunun için bunlar suldere riayetkar. Bunlar için bilmediği nüshusuz saldırdığımız ancak bunların gediklerinden nakledebilirsek, kırık, durup bir şeyler söylemeye çalışıyoruz. Onun için hakkimizi bilmemiz gerekir Ve istavatı tedbir bir minen nefsin, hatta yadimallahu lehave alihi, gerek aleyhinde olsun, tedbir, Onları tamamen terk etmiş. Şimdi dinimizin esasını korumamız gerekir. Diyelim ki bu tedbir nedir diyeceksiniz, Bunu daha ziyade biz okullarda sürekli şekilde görüyorum. İşte araziyi hazırlıyor, bakımlı bir hale getiriyor, buğdayını artık ekiyor, buğdayı saçmıyor, gerekli ne ise ihtiyaç, bakım için onları yapıyor, sonra da Cenab-ı Hakk'a teslim ediyor. Bunu bu şekilde ifade etmemiz gerekir.
Bunun yanında başka sebeplere dalmanın doğru olmadığı bildiriliyor. Böyle Caferü's-Said radıyallahu anh, El-Gudbudiyyette'lerde Allah'a kulluk üç şekildedir. Bir emri ilahiyi Allah'ımın bana vermiş olduğu görevdir deyip yerine getirmek ve o emrin Rabbimizi görürcesine yapmak, bir de yaparken gönlünde ilahi huzur duymaktır.