Rıza Makamı ve İnsanın Yaratılışındaki Sıkıntılar kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bu son zamanlarda dünyada yirmi beş doğa afet meydana geldiği hali gibi. Bu afetlerin en çoğu da ülkemizde meydana gelmiştir. Bu afetler karşısında bizim tavrımız ne olacak? Bu hususta birkaç kelam gitmek isteriz, Rabbimizin izni. Erruda razı olmak, rıza Ehadü'l-makamat evil ahval evil ahval ande sufiyye.…
Rıza Makamı ve İnsanın Yaratılışındaki Sıkıntılar ne anlatıyor?
Rıza Makamı ve İnsanın Yaratılışındaki Sıkıntılar kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bu son zamanlarda dünyada yirmi beş doğa afet meydana geldiği hali gibi. Bu afetlerin en çoğu da ülkemizde meydana gelmiştir. Bu afetler karşısında bizim tavrımız ne olacak? Bu hususta birkaç kelam gitmek isteriz, Rabbimizin izni. Erruda razı olmak, rıza Ehadü'l-makamat evil ahval evil ahval ande sufiyye.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bismillahirrahmanirrahim. Bu son zamanlarda dünyada yirmi beş doğa afet meydana geldiği hali gibi. Bu afetlerin en çoğu da ülkemizde meydana gelmiştir. Bu afetler karşısında bizim tavrımız ne olacak? Bu hususta birkaç kelam gitmek isteriz, Rabbimizin izni. Erruda razı olmak, rıza Ehadü'l-makamat evil ahval evil ahval ande sufiyye. Büyüklerimiz katında çok müstesna bir hal ve yüksek de bir makamdır. Vehiye nihayetü tevekkülü ve gabul I külli şey gibi. Her şeyi Rabbımızdan bilerek onu kabul etmek ve tevekküldür. Hem de tevekkülün zirve noktasıdır, en üst noktasıdır. İnsan olarak başımıza her türlü sıkıntılar gelmiyor. İnsan neşeli de oluyor, kederde de oluyor. Cenabı hak Adem Aleyhisselam'ı yarattığı zaman otuz dokuz yıl keder yağmuru, bir yıl da sürur yağmuru, yavru. Bu sebeple insanın kederi sürurundan, neşesinden daha fazla. Kitabı Kerim'de de buna şahit oluruz.
İnsanın yaratılışında bütün zorluklar var. Hem yaratılışımızda hem de dünyaya gelişimizde, çocukluk döneminde, gençlik döneminde, orta yaşlılık safhasında ve ihtiyarlıkta insanoğlunun başına birçok musibetler, birçok değişik haller gelir. Bunlara karşı tavrımız ne olacak? İnsan dert ve elem ile yoğrulmuştur zaten. Allah'ımızın kitabı Kerim'inde rıza makamı hususunda ifade buyurduğu ayet-i celile hiç şüphesiz büyük bir kurtuluştur, huzura irmektir. Hem dünyada hem de ukrada ereceği en büyük devlettir o. Bu da kulun Rabb-i Zülcelalimizden razı olması, Allah'ın da kulundan razı olması. Başta kul Cenabı Hak'tan razı oluyor. Vermiş olduğu artık ezadır, cefadır neyse. Hele nimet hususundaki rıza kadar önemli bir husus. Ha bir şey mi diyor? Nimet dindiği zaman nimet hakkındaki rıza çok müstesnadır. Kuran-ı Kerim'e bir bakayım da Nemil Suresi'nde ifade buyuruyor Cenabı Hak.
Nimette rıza kadar önemli bir şey yok. Sebebi şu acaba bu nimet bize ikram olarak mı geliyor, yoksa imtihan olarak mı geliyor? Diyelim ki biz büyük nimete, dünyalıklara mazhar olduk. Ol. Bu mazhariyetimiz bizi nefsimizin yoluna mı götürüyor, yoksa hakkın yoluna mı götürüyor? Biz bunu Neml Suresi'nde görüyoruz. Süleyman Aleyhisselam'ın gelişmiş olduğu nimet kadar bir nimet yoktur. Allah'ım diyor, bana övme bir mülk ver ki bu mülk kimsede olmasın diyor. Biz bunu nasıl anlayacağız? Koskoca bir peygamber Süleyman Aleyhisselam. Allah'ım bana önde bir mülk ver ki bu mülk kimsede olmasın diyor. Bir peygamber mal arzusunda olur mu? Mülk arzusunda olur mu? Bir dünyalık isteği içerisinde olur mu? Bunu nasıl düşünüyoruz? Kuran-ı Kerim okuyoruz. Ashabı Güzide'nin canlı Kuran olmasının manası da bu işte. Mülk devlet demek. Bir sufi Kuran-ı Kerim ile hemdem oluyor. Onunla yoğrulur. Burada iktidardır.
Müslümanların iktidarda olması, güç ve kuvvete ermesi demektir. Dünyada da görüyoruz. Bunu açıkça müşahede ediyoruz. Nimetin imtihan olduğunu bilmek kadar önemli bir şey. Biz bu serveti iğneyle kuzu, kuyu kazıyarak elde ettik demenin yanında şunu diyeceğiz. Olayına biz bu devlete, bu nimete, bu ikrama mazhar olmadık, neler çektik derken, bu nimetin imtihan olduğunu bilebilmektir asıl önemli olan bu. Arabamız ver, evimiz ver, hiçbir sıkıntımız yok. Derken bunu düşünebiliyor muyuz? Üzerinde bilmemle durduğu başta şahsınız bunu mütalaa itmediğiniz için diyor. Allah'ımız Kitabı Kerim'in de ashabına Süleyman Aleyhisselam'ın gelmiş olduğu devlet kadar büyük bir devlet olamaz. Belkıs'ın tahtının gelmesi, Belkıs'ın iktidarının bitmesi demektir. Belkıs bir kraliçe ama öyle bir zeka var ki, öyle bir anlayış var, öyle bir nimete inmiş ki tarifi yok. Onun tahtının gelmesi büyük bir nimet.
Çok kısa bir zamandayım İbrahim. O anda Süleyman Peygamberimizin bize örnek olan sözü şu, Ve min palmr diye rabbim. Bu Rabbamızın büyük bir ikramıdır diyor. Geliştiğimiz nimetten bunu söyleyebilmek. Devamındaysan, acaba bu nimete girince şükredecek miyim? Yoksa bunun inkarında mı olacak? Bu nimete ölünce Rabbime yaklaşmam daha mı ziyade olacak yoksa nefsani arzunun içerisine mi gidecek? Başta konu Cenabı Hak'tan razı oluyor. Razı olacağımız hususu da kitabı kerimimiz açıklıyor. Bütün cenazelerde görürüz, hep bu aşr-ı şerif okunur ihsanır. Bu depremlerde hepsi yaşandı onun. Havv, korku ile imtihan ediliyor. Biz bunun artık detaylarına inmiyoruz. Halfı, halkı ilahi olarak ele alırlar. Müfessir-i nizam efendilerimizle Allah korkusu değildir. Bir korku yaşandı mı? Yaşandı. Velju açlık da yaşandı. Çünkü yiyecek içecek yerine göre bulamadılar. Daha neler görüldü?
Bunun yanında mallarından eksilmeler görüldü. Serveti bitti yerine göre. Kul başta bundan razı oluyor, ondan sonra da Cenabı Hak kulundan razı oluyor. Kolay mı? Böyle bir sıkıntıda sabredebilmek, Allah'ım sevgili kulları için nimet bir imtihan olarak, bilinmek suretiyle bir terakkidir, bir gelişmedir. Bunun için derd ü bela saltanatın iki cihana vermezem demişlerdir. Rıza nedir? Biz isimlerini tek tek söylemiyoruz. Bu ifadeler Cafer-i Sadık Rahmetullah Ali Hazretleri'nden, bizim imamımız Cafer-i Sadık Hazretleri, sadat-ı kiram, hazeratı içerisinde en seçkinlerinde. Marifet nurunun ışıklarıdır. Demek ki rıza haline erebilmek marifetullah ile gerçekleşir. Cenabı Hakk'ı tanımakla, bu nazari olarak değil, şuhudi olarak kalben tanımak, gönül olarak tanımak ve kendisinin bize zatını tanıtmasıdır. Diyorlar nasıl tanıdınız Cenabı Hakk'ı Arafullah, Araftübillah.
Öyle bir gayret göstermişler ki emri ilahiye uymak suretiyle Arafullah, biz Allah'ı Cenabı hakk'ın bizi, kendini tanıtmasıyla tanıdık diyorlar. Oysa mümkün değil. Zaten hakkıyla tanımak, çünkü o bakımdan kardeşlerimiz olarak iyi çalışalım, dini meseleleri öğrenelim. Çok güzel konuşmalar dinliyorum, ilahi alemlerden vasfediliyor, neyi dinliyor, konuşulsun ama temeli iyi oturtalım. Farz nedir, vacip nedir, sünnet nedir, müstehap nedir, Bunları güzel öğrenilenin dinimizin meselelerinin, onları öğrenirken bunlar hasıl olur zaten. Şuaun nur il-marife, marifet nurunun ışıklarıdır. Ayeti cennetdeki rızayı tefsir ederken kulun Allah'tan, Allah'ın da kulundan razı olmasını şu şekilde tefsir etmişler. Sürurulü kalp, belale musibette insanın kalbinin neşeyle dolması, gayri ihtiyari olmuş. O bu hale gelmiş, Gelmiş, onda kendiliğinden bu zuhur eder, öyle zorlukla değil. Erridan ve babullahi lillah.
Bu Cenabı hakk'ın lütuf ve ihsanının en büyük nimet oluşu Allah'ın, Allah'ın diyor, en büyük lütuf kapısıdır, ihsan kapısıdır ve cennetüdünya, dünyanın da cennetidir. Rıza hali cenneti istemek, cehennemden de Allah'a sığınmak o değildir. Halbuki biz hep böyle dua ediyoruz. Buradaki rıza makamındaki ilahi güzellikleri haber veriyor. Allah'tan cennet istemiyor, ateşten korunmak da istemiyor. Ne istiyor? Bunlar ilahi rızayı istiyor. Zaten ona erdikten sonra, cenneti istese ve istemese de Allah'ı lütfediyor ona, ötesini de lütfediyor ve ateşten de koruyor. Bu üstadımızı dinleyen arkadaşlar var mı bilmiyoruz. Varsa bilecekler, bulunmamışlarsa kitaplarından, bantlarından görecekler. Şu bizim anlattıklarımızı o kadar güzel beyan etmiş ki, bundan daha ötesi nasıl olur bilmiyorum, nasıl olur bundan daha ötesi.
Misallerle vermiş bizim gibi insanları, karşısındakiler üniversiteyi bitirmiş, on iki ilmi, ilmi müsakdini onu tamamlamış kimseler değildi. Köyden gelmiş, kentten gelmiş, isterse şehirden gelsin, ticaret erbabı. Bu gibi konularla meşgul olmayan kişilerle. Anlayacağı şekilde nasıl veriyor rıza halini? Diyor ki bir baba evladından razı olursa evlen babasına çok itaat eder. Baba ben artık yaşım da giderledi, beni evlendir. Bunun yanında yiyeceğim de olacak, içeceğim de olacak, bana bir iş bul gibi bunları hiç açmasına gerek duymadan ben bu yavrudan razıyım. Onun için ihtiyaçlarını gidermem lazım diye, onu kendisinden daha fazla düşünür diye rıza haline anlatıyor. Bu güzel anlatıyor arkadaşlar, biz de hoşumuza geliyor. Fakat bir yönüyle anlatılınca diğer önemli yönleri de verilsin istiyoruz. Ne diyorsun derseniz bize, Hacasın Efendi bir üniversiteydi.
Ondan biz her yönüyle istifade etmemiz gerekirdi. Hani üniversitesi bu? Bir hocaya Allah da seni okutsun derken Kadı Beydavi'den başlaması üniversite değil denir. Elini kaldırıp dua etmesiyle Allah'ımızın ikramının yayıp yayılması, ertesi olmaz o. Dedenin iltiha halinde aşık bir ihvanı bir şiir yazılmış. Dedemin ahirete güç şöyle, onu okuyun isterseniz. Bu ağır gelecek, biliyorum. Bu rıza, makam öyle kolay bir makam değil. Bizim anlayacağımız Rabbimizin takdirine razı olmak, Abdül Kadir Geylani Efendimizin buyurduğu gibi buyuruyor ki Abdül Kadir Geylani, Haddesallahu Sırra, kader oluğunun altına yat. Yılan akra ne akarsa ona razı ol. Diyoruz ki bu bir anda olmaz. Birden evlat ve ezkara dikkatimiz olur. Bu letaiflerden de derinleşmekle hasıl olur.
Bir anda değil bu çalışarak, gayret göstererek, nefsimizin arzu ve isteklerine dur diyerek, şeytanın yuvasını aldanmamakla, hayırlı insanlarla beraber bulunmakla, azalarımızı korumakla, kalbimizi muhafaza etmekle, kimin huzurunda olduğumuzu tefekkürle ancak gerçekleşip. Dedem ahirete göçmüş, sadık bir yaranı onun irtihaliyle şunu söylüyor. Biz de diyoruz ki, öyle bir nimet inşallah kaybolmamıştır. Bu ruhaniyetleri daha güçlü olur. Kılıcın kınından sıyrıldığı gibi olur biiznillahi kanaat. O zaman rabıtasına azami gayret gösterelim. Sami Efendi Hazretleri rabıta dersin lütfunu azamı olmalı diyor. Dersin yarısından fazla olacak. Esad Erbili Hazretleri yüz binlerce veli diyor rabıta ile yetişmiştir. Sabah işledik ağır bir konudur, ilmi bir konudur rabıta deyince gerçekten ilim mehirlerinin yapacağı vazifelerdir.
Nasıl derseniz, bir kimse bir mürşid-i kamilin izinli olmak şartıyla aleyhisselatu vesselam Efendimizden ve fenafillah olmak şartıyla Cenabı Hak'ta yok olmuş. Bu da yetmez. Bizzat Efendimiz tavsiye buyuruyorlar, emrediyorlar. Böyle bir kimseye yapılırken ta Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a kadar Şeyhi Kamil'den oraya kadar uzanıyor. Efendimizin mübarek kalbi saadeti de Cenabı Hakk'a her zaman dönük bir vaziyettedir. Rabıta da alınan feyiz Cenabı Hak'tan geliyor. Direkt alamadığımız için ona bir kabiliyet hasıl olsa zaten çekiliyor. Onun çekilmesi kalbinde tarifi mümkün olmayan bir genişlik hasıl diyor. Kendisini arasa dahi bulamayacak bir hale geliyor. Sonra rabıta da zorlanıyor, yapamıyorum, sıkılıyorum. O zaman diyorlar aman ya, yedi kat sema yok ki kalbini arşaazamı aç. Diyorum ya doğal afetler en az yirmi beş çeşidi meydana gelmiştir. En çoğu da ülkemizdedir.
Bundan çok şeyler anlar. Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Diyor bir acayip derde düştüm yanarım, bülbülü daldan çırdum bir defa. Anın aşkına daim dönerim, arıyı baldan, çılgın biridir. Derunuma bir ot düştü yanarım. Şemsi Abdullah diye dedenin ihvanı da ne kadar güzel söylemiş. Derunuma, kalbime diyor bir ateş düştü yanarım. Kıyamete dek sönmez benim narım. Arzı beka kıldı benim hünkarım ki hali halden uçurdum bir defa. Demek kişiyi bir mürid olmalı ki arz-ı beka diye ifade ediyor. Burada anladığımız şu Bu zat dedem hakkında bu şiiri söylerken insanın hayatı nefsine bağlı ise öldüğü zaman hayat biter. Beni hep yemeler, içmeler, giyim, kuşan dünyadaki şartların hep yerine gelmesi, bununla seviniyor kişi. Bu hayat son bulduğu zaman biter. Fakat hayatı Rahmani olacak olursa hep Allah'ımıza tam bir şekilde bağlı olursa bu nasıl olur derseniz rabıta da üç türlü rabıta vardır.
Birincisi ölüm rabıtası. Bunun güzel olması gerekir. Gönlünde dünya muhabbeti kalmıyor düşünmek suretiyle. İkinci şekli rabıtayı mürşit. Aslında rabıta diyoruz biz murakabedir. Dikkat etsek o murakabedir. Murakabede direkt Cenabı Hak'tan alıyor ama bu vasıta vesilelerle alınıyor. Bizim evimize gelen sular, e depodan gelen sudur ama depoya ulaşmamız mümkün olmadığı için bizim zahirde bu boruları vasıtasıyla ki geliyor, öyle sudan insan istifade ediyor, buyurun ki işte. Eğer Rahman olan Allah'a bağlı olursa onlar işte burada müridinin dediği gibi dedemin ağrısı beka olur. Gerçek hayata o zaman kalır. Bir de üstadımızın evlatları var. Fakat istifade etmek istiyoruz, çok dedi bunları. Biz onu nasıl dinledik acaba? Mübareklerin duvara dokundurarak ah Kuran'ın bir ötesine geçsek, dediği bu işte. Daima bakma diyor. Normal, normal, etkileniyorum bunu. Daima dikme gözünü diyor dedem.
Ledünni ilimden düller dökerdi. Gerçekten bir müridi imiş, gerçekten. Ledünni ilme sahipmiş. Dedemin ledünni ilme erimesi şu, diyorlarmiş Mustafa Efendi kendi dersine çalış, hep başkasını da yetiştirmek için çok gayret göstermiş. Bir başkasına olan şefkati, merhameti aman bu da öğrensin demesi Allah tarafından ilme mazhar olmuş. O sebeple çok misaller verir, çok. Bu üstadımızda da görüyoruz. Ledünni ilinden, lepünni ilminden böler dökerdi, inciler dökerdi diyor. Bunu şuna benzetiyorum bunlar. Bu kayçerdi eskiden olurdu bağ evlerinininden şimdi yok. Karları neleri koyulara doldururlar ve ondan istifade ederlerdi. Doldururlar, o sudan kış gününde neden istifade ederler. Yaz gününde istifade ederlerdi, kışın doldururlar. Bursu yerine göre hastalık meydana getirir ama içinden kaynayacak olursa o hayatı verir. Ledünninin bu işi. Zahiri olan ilim beynimize dolduruyoruz, beynimize dolduruyoruz.
Ledünninin, içten kaynıyor. Üstadımızın anneleri nasihat ederken babaları müderris, Hacı Mehmet Efendi Hazretleri ama çok seçkin. Şimdi bir kulak misafiri olmuş, demiş ki kızım ben seni okutmadım ama bu ilim nedir demiş. Nereden geliyor bu ilim? Bu dikkatimizi gönüllerine nur olarak doğuyor. Rıza kapısında boyun bükerdi, huzur aslanını saldın bir defa. Nedeni bir müridi dahi şu okuyacağımız konuları hülasa etti, gitti. Rıza kapısında diyor boyun bükerdi, Allah'tan gelen her şeye böyle neşeyle karşılardı. Huzur aslanı dediği Fecr suresindeki ey huzura eren nefis diye buyuruluyor, buna erimiş. Bütün çar köşeye dolmuştu şanı, ala-yı alliyine erişti cami. Anam için hak bezemiş cinamı, nurani yüzüm saldım bir defa. İzaha bitecek gibi değil uzat da ilmi ledün sahibi olmalı ki ala-yı aliyyin en yüksek derecedir bir veli için. Anan için hak bezemiş sinanı.
Bize hep efendimizin cennetleri müşahedesini gösteriyor. Efendimiz cennetleri gördüler, çıkmak istemeyince daha vaktim var ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Orası hazırlanmış zaten. Kitabı Kerim'de de geçer bu. Onlar için cennetler hazırlanmıştır diye buyuruyor. Arşı semaya ermişti o sesi, sesi ta semalara mı yetiştirti? Ayet-i celiler sanki gönlüne onun manaları doğmuş gibi bir şiir söyler, şiir yazmış. Onların amelleri Allah'ın katına yükselir, buyurdu. Ve yes adul kelimi tayyib ve amelus salih yerfavu ayeti celilesinden işaret ediyor bize. Amellere hakk katında kabul oluyor. Çünkü sema katlarında melekler her birisi bir ahlak ile alakalı. Eğer hasetlik olsa, sariya olsa kabul görmüyor. Fakat salih olan kimselerin amelleri Cenabı hakk'ın katına yükseliyor. Yalnız semakatını dedem ifade ederken şu şekilde buyurmuş. İlmen araştırılsın dedemin dediğinin dışına çıkmaz.
Sema katı buyurmuş, böyle üst üste binaların yükseldiği gibi değildir, buyurmuş. Bu sema katı aynen bir soğan gibi demiş. Ne kadar güzel misal verilmiş. Soğanın ortasında çeşitli bölgelere göre tabirleri olur. Onun meyvesi diyeyim de yanlış anlaşılmasın. Onun üzerine kat kat o soğanı görürüz biz, kat kat. O üst üste değil de daire şekillerinde, iç içe daireler ifade buyurmuş. Arşı semaya erimiş doğu sesi ledünni ilminden dolmuş kulesi, ne ulu yaratmış an-ı fedası, o irfan sözlümü saldım bir zebaati. Üstadımız da hatırladıkça bu zatın dertlendiği gibi dertleniyoruz da. Riza ne demektir? Ne de ateşten korunmak. O hadis-i şeriflerde geçer, insanlar üç kısımdır. Bir kısmı dünyayı ister, bir kısmı ukrayı ister, bir kısmı da Mevla'yı ister. Bu ifade ediliyor.
Erru daani bile Allah'tan rıza ve ve ire ibtelau fi bedenini enne yuhib bel'l-afiye Bedenine Cenabı hak bir sıkıntı vermişse bir hastalık, o hastalıktan dolayı şikayet etmez. Biz böyle diyelim. Afiyet bulmuş ise, afiyet bulmuş ise afiyet bulduğundan dolayı da neşelenmez. Hep Rabbımızdandır. Nimete henüzse Zenginlik Allah'ımız ihsan etmiş, fakirliği sevmez diyor. Eğer fakirliğe erişmişse zenginliğe razı olunmaz. Ne yapar ya? Allah'tan gelen her şeye razı olur. Başka ne diyeceğiz? Erruda rıza hali kendi arzu ve isteklerinden vazgeçer. Allah'ım ne diliyorsa ol, bana böyle takdir etti diyor. Efendimiz Hazretlerinin damadı idi, Ahmet Efendi, Rahmetullah Ali, Yirmi dört yaşlarında irtihal etti. Ayakları kesildi bir hastalık meydana geldi. Dayısı ziyaretine varıyordu. Dayısına demiş ki dayı Allah'ımız bu zamana kadar beni ayakla yürüttü.
Şimdi de böyle imtihan ediyor deyince dayısı ağırdı basmış. Ne kadar duygulandıysa şu genç yaşında, ayağını kaybettiği halde dahi bu zamana kadar bana ayak verdi. Bundan sonra da bunu takdim etti deyince tahammül edilemez onu teslimiyet, onun rıza halini görün diyor. Mesurur galip I mürririkada. Eğer başına bir olumsuzluk gelmiş ise bundan dolayı da kalbin neşe içerisindedir. Ve iskatu tedbir minen nefse hatta yakumallahü leyalihi. Tedbir alma neden de vazgeçer. Yalnız İslami esasları koruyarak ifade etmemiz lazım. Bunu derken diyelim ki evini sel basıyor. Öyle bir sel akıyor ki ben Allah'a teslimim deyip de diyor oraya bir ait, öyle bir engeline koymama hali değildir bu. Bütün tedbirleri alır, neticeyi Cenabı Hakk'a bırakır. Çünkü Hazreti Ömer radıyallahu anh, burada bir incelik var. Bu hale gelince anlaşılacak bir husus türüdür, şimdi anlaşılamaz.
Hazreti Ömer radıyallahu anh mescitte şöyle toplu bir cemaat gördü. Siz ne yapıyorsunuz dedi. Biz rıza ehliyiz. Allah'ımızdan gelen her şeye razıyız, tevekkül ehliyiz deyince, Hazreti Ömer radıyallahu anh eline kırba cevabı siz tevekkül ehli değil, tevekkül ehli giyicilersiniz. Çünkü Allah'ımız feiza buldu yessalah, fenteşhiu fil ard. Cuma namazını kıldıktan sonra fenteşe hu fil ard. Arza yayılan Allah'ın nimetlerinden istifade edin. O zaman İmam-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki bir derviş zikri daimde olacak, devamlı zikir. O zaman hiç eli dünyaya kalkmayacak, öyle değil. Rızkını helalinden temin etmek zikirdir, buyuruyor. Bir de asıl önemli olan zahirde halk ile batında hak ile olmaktır. Zahirde insanlar ile batında Mevla ile olabilmektir. Erişebilir miyiz buna? Rabıtaamız, dersimizin rüknu azamı olursa erişiriz. Ciddi olarak tutarsak işimizi başarırız Allah'ın izniyle.
Erroda, nedir rıza? Huvel'l-iltika, Cenabıhakk'a karşı yokluğumuzu, acziyetimizi ifade etmektir. Rıza hali nedir? Vuve ref'ul ihtiyar, kendi arzusundan çıkmaktır. Rıza hali nedir? İstikbanu'l ahkemi bil'l ferah, Allah'ımızdan gelenleri böyle neş'eyle karşılamak. Bu mevsimli üsfu amca vardı, kıymetli bir insandı. Bu Medine-i Münevvere'de kalıyordu. Oğlu Abdülhani Mekke yolunda şehit oldu, bir kaza geçirdi. Diyorlar ki Müslümanca bunu duyunca çok seçtiği, böyle sevimli bir evladı. Seçilmiş, ahlaken müstesna bir evladı şehit olmuş. Acaba diyorlar nasıl karşılayacak. Onu yıkarken tebessüm ediyormuş. Diyormuş ki Abdulkadir sen benden evvel Cenabıhakk'a kavuştu. Dedem irtihal ile iltiha etmiş, ahirete göçmüş. Efendimiz çok genç. Şunu diyoruz, düşünün bir kimse Beytullah'a kavuşsa buna insan sevinir mi, üzülür mü? Babam görmüş Allah'ımızın cemaline kavuştu, ereddüd'a.
İstillezü'l belva, Allah'ımızın vermiş olduğu musibetten dolayı neşe içinde olmak. Bir kimse hanımından su ister. Belki bana bir su ver. Çok yorgun olduğu için kocası uyuyakalmış. Bak hanım elinde su bardağı bekliyor. Bunu görünce o kadar memnun olmuş ki kadın demiş ne istersen, hanım demiş, ne istersen onu yerine getireceğim. O da beni boşa, demiş. Demiş böyle bir kadını ben nasıl boşayabilirim? Neden demiş hanım, böyle bir şey olur mu? Ne demek bu? Ben senin gibisini bulmam mümkün değil. O zaman demiş bir kadıya gidelim, bir hakim karar versin, öyle olsun bu iş. Tepesinden vurulmuş. Yine çok hürmet ediyor kocasını, adtır merkeptir, ona bindirmiş, yularını tutup götürüyor. Bak giderken her nasılsa at tökezlemiş. Adam düşmüş, kolu kırılmış, haydi demiş eve dönelim. Neden? Kadie gidecektik, hükmünü onun bekleyecektik, dönelim eve. Otuz dokuz gün oldu başına hiçbir musibet gelmedi.
Ne dişim sızladı, ne başın ağrıdı, ne dalın, ne dişim, ne böbreğin, ne dalağın hiçbir şeyinde bir sıkıntı olmadı. Kırk güne varsaydı bu Firavun'un hayatı olurdu. Çünkü mümin bela ile yoğrulmuştur. La rahatefitdunya bu cinsini nefyeden ladır. Mümin için rahat yoktur. Efendimizin altmış üç yıllık hayatı üç yıldızdır, akla geçmiştir erruda. Evet süpunul kalbi bin mura lga'da o gelen başa musibetten dolayı huzur içerisinde olmak erruda ve nihayetus sabr, sabrın neticesi rızadır erruda. Allah'ımız ne hükmün verirse versin, onda feryad-ı fianı, endişeyi kaldırmaktır. Her o da darun yok olduğu diye, kulluğun gereğidir. Biz bunu Sami Efendi Hazretleri'nin tatlı tatlı mübarek dilleriyle anlattığı şu hadiseyi de tamamlayalım. Ta'an Haline Hazretleri'nin seçkin bir müridi var. Bu Efendi Hazretlerine gelmiş demiş ki efendim, ben velayet-i Suradan velayet-i Kübra'ya yemiştim. Eğmiştim.
Küçük velayetten, büyük velayet eğmiştim. Efendi Hazretleri biliyor Allah'ın izniyle. Zaten huzuruna intisab için gelen bir kimsenin Allah'ın izniyle ereceği son noktayı görmeden dersini de belirtir. Bu dersler böyle bilinmezdi. Üstadımız buyurdu ki aman ha, olumsuz yerlere gitmesinler, dersi esirgemeyin dediği için biri diyor. Yoksa kolay kolay mümkün değil. Mevlana Halid Hazretleri'ne sormuşlar ve ne kadar müridim var? Bir İsmail yetiştirdim, o da yarım binmiş. Biz buraya girmeyelim. Buraya girersek, azmimiz kavye olsun, kuvvetli olsun, gayret gösterelim, biz de bu nimete eyelim diye. Onların ellerinde ilahi defterleri var. Buna divan derler. Bizim ismimizin oraya geçmesine gayret ederim. Ciddi bir yoldur. Sıddîk-ı Azam ile açılan hususi bir ilmin verildiği bir yoldur, gelişmeden bir yol değil. İmam Gazali, mişkat-ı nübüvvet diyor, nübüvvet nurundan gelen bir yoldur.
Böyle amcam almış, daim almış, zaten bizim geçmişlerimizde de böyle imtisatlar girdik deyip girmekle değil bu iş oluyoruz. Iş gönülden gelen bulmuştur. Onu hiçbir şey bu yoldan alıkoyamaz. Bağlandı bendim, gidemem gayrı'ye. Böyle az bir iltifatsız hal olunca bu olmazsa şu olur, iyi. Biz bu yönlerini adap hücresinden okuyalım çok güzel olur. Efendimizin şifa tarifesinde, sohbetlerinde de görülür, Sami Efendi Hazretleri'nin eserlerinden de, bilhassa Muhammed Nuri Hazretleri'nin çok güzel bir eseri. Çünkü lebi yekem ve sellem ona işaret etmiştir. Reşat-ı aynü Hayat gibi bu eserlere de mütalaa ilericeğimiz bakınız. Teslimiyet nasiptır, bağlılık nasiptır. En azından dediğimiz gibi Behçet-i Seniyye'de ifade edilir. Sade-i Evliya Hazretleri'nin Mektubat'ında da anlatılır. Efendim, bu küçük velayetten büyük velayete geldim diyor.
Efendi Hazretleri biliyor onun o noktaya gelmediğini, bunu bir imtihan ederiz diyor, kendisini kendisine gösteririz. Böyle bağlı pamuk dipliğiyle olmaz, çelik halatlarla bağlıdır. Sami Efendi Hazretleri kırılmayan destilere alın buyurdu. Ne oluyor, alsam bile. Çünkü Efendimize takdim ediliyor, saygılı Teala arasında. Efendi Hazretleri cemaatiyle bir deve veya bir ırmak geçiyorlar, bu yüksek makama girdim diye kimsenin atı ise tökezlenmiş, düşmüş, bağırmaya başlamış. Bağırma, kurtarın, öldürdün, boğuldum, boğuldum, efendi Hazretleri zaten kurtarmışlar, tebessüm ederek buyuruyor ki hani küçük velayetten büyük velayete geçtim diyordun, Bu feryadu figan nedir? Estağfurullah efendim, bilememişim diyor. Şu söze dikkat ettik mi biz, Sami Bende Hazretleri salih ifadesini kullanıyor. Neden bunu söylüyor?
Bak, derviş demiyor, mürid demiyor, sohbetlerde dinlerdim, kendi kendime Allah Allah der düşünürdüm. Sonra bunu bizzat Risale-i Kuşeyrî'de gördüm ve kaydettim bunu. Mürid, yirmi sene amel defterine günah düşürmeyen kimsedir. Düşüneceğiz acaba günde kaç defa düşüyor bizde. Mürid tabirini kullanmamış, mürid iradesini öyle bir Rabbimize teslim etmiş ki, tamamen bağlı. Salik demiş, bu mübarek yola giren demiş. Burda bir doktorumuz vardı ve bilmiyoruz, onun doktorluk derecesini nasıl olduğunu. Üstadımız Hazretleri imam hatip okulunun yapımı için çok hoşnut efendimiz. Üstadımızı siz evrak ve ezkarının orada gerçekleştirdiği güzelliklerle tanıyalım. Hep hayırlı işlerde öncü olmuştur. Biz verilen derdine ediyoruz. O zaman böyle bir çalışma yok, böyle bir kurum yok. Ama bir sandık kurduruyor. İnsanlardan durumlarına göre yardım alınıyor, fakire, yoksura hizmet edildi.
Şimdi memleketimizi çıktı, Ta sumalilere uzandı. Sayamam. Siz kurbanda girilen ülkeleri sorun. Ta nerelere uzanıldığını. İşte haberini aldım. Yirmi tane, daha bu ne, daha fazlasını, kalem üzerinde çalışıldı göz ameliyatları vesaireler, su ihtiyaçları. Bir artık biz bunu sayamaz hale geldik. Bu üstadımızın himmet-i aliyeleriyle olur. Eğer biz veremez diye bir gün önce demezsek başkaları ta'lifüz, oturuyoruz. Bu Allah'ın lütfu. Dedim verin ez deneyimini kuralım. Elhamdülillah, onun himmeti, büyüklerimizin himmeti. Sami Efendi Hazretleri'nin torunları var. Beni bize Medine'de önemli yerleri ziyaret ettiriyor. O esnada şunu anlattı, dedi ki benim dedeciğim dedi Efendimiz Hazretleri, şu kadar evrak ve ezkar okuduk, evet bundan memnun olurdu, fakat dedi, asıl memnun olduğu fakir, yoksul gözetilirse o zaman memnun olurdu, dedi.
Annesine anlattı Rahmetullah Aliha, böyle öldüğünü takınıyor, yedi sekiz saat fakir ve yoksunlara yiyecek hazırlıyor. Arabanın arkası bütün yiyeceklerle dolu fakirlerin kapılarını çalıyor çalıyor onlara yiyecekler konur. Kendisi Ashab-ı Soffe'de yaşlı kimseler var. Onlar ciddiye gidip de pasaportunu tazeleyecek, bilmem fren müddeti bitmiş, bunu takip edecek durumda değiller. Onların pasaportlarını alıp, cidde de artık nerelerde takip ediyorlarsa bu resmi işlemlerini, onları yaptırıyoruz. Biz üstadımızı şu şekliyle de anlamaya çok dikkat edelim. Sami Fendi Hazretleri yaptığı gibi kendisi de aynı. Sami Fende hazretleri bugünkü gibi doğalgazdı, kalorifer teşkilatı gibi yok. Kocası tütmeyen evler var ise sobasını yaktırmıyordu, bizzat şahidiz biz bunu. İşte Elmalı Köyü. Çam artımı. Elmalı Köyü. Orada Hüseyin Efendi var, yedilerden uzak. Şimdi yaşıyor mu? Yaşayan da var diyor Allah'ımızın.
Bir elini öpsek, iki gün elini öperiz ama üçüncü günde dikkat etmemiz lazım. Onun için korur, muhafaza ederler. Bakıyorum kardeşlerimiz çok güzel. Bunlara sevdalılar, olacaklar. Böyle Medine-i Münevvere'de dilek tiplerinde, sakalı biraz uzun, cübbeli, böyle sarıklı kimseler arıyordu. Görüyorum bizi. Akşam bir araya geldik. Gidin bak bir sofra düşünün. Çorbası var, türlüsü var, pilavı var, cacı var, turşusu var, salatası var. Başka ne diyeceğiz? Tatlı stere, çay lira, kahvesi var, midesi de. İstazımızın sofrasında üçleri de var, yedileri de var, kırkları da var. Biz yeter ki diyor ya sen Mevlana o şems gelir. Biz kendimiz dikkat edenin de şu rıza makamı nasıl olacak bizlere dua edin de erişmeye çalacağım, muhtacız. Burada size anlatacağım, o diyeceğim konuyu Allah'ın izniyle, dedemin icazetnamesi. O icazetnamede bakın Es'adi El-Bimi Hazretleri kendisini nasıl tanıtıyor.
Söylüyorum bizim halifemiz yok. Biz kimseye el vermedi. Niye vermedi? Bu Resulullah'tan gelir de onun için, sallallahu teala için. Es'ad-i El Bidî Hazretleri kendi imzasını buraya kondururken bakın Sami Efendi Hazretleri kutlu patlak'tır, Raufsu'l-Sekalliye'ydi. Üstadımız kutlu'u cihan. Kendi arasında dereceleri var. Enel fakir, böyle fakirlerin, dervişlerin hizmetçisi, Nakşi ve Gadiri evlatlarının klasik diyor. Burada girdiğinizde Efendimizin vasiyeti var. Burada kölenin ücreti olmaz ya diyor. Kimseye el vermedim, Sohbet edenler olarak dikkat edelim. O sohbette en aşağı olduğumuzu bilelim. Bir mürid nefsini şiravunun nefsinden yetmiş iki derece aşağı görür. Biz işte bu grubun başındayız deyip baş kaldırılmaz. Bizim müstahzerimiz kendilerini bir fakir olarak, yoksul olarak bu yolun hadimi olarak görmüşler ama Allah'ımız öyle bir derece ihsan etmiş ki onlar o dereceyi görmez.
O, hafsiyet makamıdır, hutbiyet makamıdır, aktabiyettir. Onların bir derdi var, o da ubudiyettir. Allah'ımıza kulluktur, bu derdi de yanarlar. Zaten huzur içerisinde. Devam. Neş'ede de huzur, kederi de de huzur, herhalde Cenabı Hak'la mülaki, bundan dolayı burada, kayıtlarda mevcut. Bir an diyor, Ehlullah'ın ortak sözü budur, bir an Allah'tan gafil olmak bize cehennem ateşinde yanmaktan zor diyor. Biliyordu. Her an Allah ile beraber. Çok söyledi üstadımız de onun Arapçasını arıyordu. O da şu Allah ile O. Eğer Allah ile olamazsan onlarla olan kimselerle O. Bir dua edin de bunu bulmaya çalışayım. Bizde de bir arzu, hep ifadelerin Arabi olmasını isteriz. Çünkü bu doyuma ulaştırıyor insanı. Türkçede manası çok yarım oluyor, düşük oluyor. Bunlarda müstesna bir mana var. Dedik bunu, bulduğun zaman söylemeye çalışın. Ölüyorlar ki kılma Allah, Allah ile olun.
Eğer buna güç yetiremezseniz ve illem tasasati Allah ile olanlarla olun, buyururlar. Velayeti, suğra, küçük velayet deniyor. Biz küçük diyoruz ama velayete bir inebilsek. Onun manası şudur. Burada biz size üç, yedi, tek efdalim ve evtad dedik ya onun hülasası şudur esamü'l-uhuv ve yetevelle salih hay, Araf suresindeki son saygıyla. Allah'ımız salihleri kendisine dost olarak seçiyor. Hepsi Kuran'ı azimüşşan'da mevcut. Elhamdülillah yolumuz gayret edelim, dikkat edelim, her şeyiyle mükemmel, o sofra misafir misalini verdik ki bunun gibi onu ifade etmezler edilmez. Bir noktada da şudur ifade edilmeme sebebi böyle bal görürüz, bal. Balın bir sırrı olur. Bal eteğin yüzünde bir sırrı olur. Onu eğer kaldıracak olursak bal akmaya başlar. Bundan dolayı sırrı hep muhafaza edilir. Sırları korunur.
Büyüklerimiz için Essadi El-Bili Hazretleri buyuruyor ki, Nakşi kutupları yaman olurdu, çok Efendimizin bu husustaki seçkinliğinden bir misal, ne bileyim size, çok seçtiği bir evladı, seçkin bir evladı, hak tarafından ihsan olunan bir evladır. Fakat haset edenler pek çok, sevenler de var haset edenler çok ama. Diyor ki bak evladım, seni bunlar ortadan kaldıracak, biliyorum. Ben seni, sen şahit ol buna, onların bulunduğu mecliste azarlayacağım diyor. Ben seni azarlayacağım onların için diyor. Az sen bil bunu diyor. İşte bu nereden çıktı? Başımıza şeyh mi oldu? Ne deyince o hazımsız insanlarda bir neşem idare geldi. Nasıl idare etmişler? Hacasen Efendi'de iki özellik var. Birisi siyasettir, ikincisi de insan idaresidir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Rıza Makamı ve İnsanın Yaratılışındaki… | Mihmandar