Rıza Makamı ve Hakikat Yolculuğu kaydında Bütün geçmişlerimizin, mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile insan olan bir batınaya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına, İslam'ın hakimiyetine, Kuran'ın hakimiyetine, gençliğimizin İslam ve tuğyandan kurtulmasına, itikadi sapıklıktan, ibadet ve taatteki gafletten kurtulmasını ve kurtulmamızı. Bir Fatiha üç İhlas ruhi ve…
Bütün geçmişlerimizin, mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile insan olan bir batınaya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına, İslam'ın hakimiyetine, Kuran'ın hakimiyetine, gençliğimizin İslam ve tuğyandan kurtulmasına, itikadi sapıklıktan, ibadet ve taatteki gafletten kurtulmasını ve kurtulmamızı. Bir Fatiha üç İhlas ruhi ve kalbi manalar içerir. Daha önceki. Onu açtığımda bir bölüm çıktı. Rıza diye bir bölüm. Bu çok müstesna bir makam. Şimdi biz kendimizi ferah alarak yürüyecek olursak, bu rıza makamı çok üstün bir haldir. İşte dedem Rahmetullahi Hazretleri bir yaştan ayrılırken bunun şiir söyleme kabiliyetini biliyorlar. Görürlerken bir şiir söyle. Bir de aklınıza ebedi olsun. Deyince, şunu söylemiş, gönül dostunda, rıza kastığında, hakikat dostunda övünür şeyhim. Övünür demek dalmış. Artık Cenabı Hakk'ın muhabbetine dalmış manasına.
Burada dikkat edilirse, rıza kastığında, hakikat postunda övünür şeyhim derken biraz tefekkür istiyor. Demek ki insan seviyesine göre konuşulur. Şimdi gitsek, şu cemiyetin içerisine paylaşsak, konuştuğumuz insan, evet, şimdi bizim gibi gelişebilirler bir kimse ise neler anlatacak? Böyle şuradan bundan ipe sapa gelmez sözlerden konuşur. Daha başka değişir. Mesleğine göre konuşur. Diyelim ki ziraatçidür, ziraattan konuşur. Eğer tababet üzerinde çalışıyorsa tıptan konuşur ama bunun yanında hakikat ehilleri hakikatten kurmuştur. Demek ki Şeyh Mustafa Efendimiz dedem rahmetullahi aleyh hakikat ehli ki diyor ki hakikat postunda bu hakikat çok önemli. Şimdi bu tacizlerini siz muhafaza ettiğinize inanıyorum. Bu hakikat üzerinde dururuz, bir araştırırız, bir bakarız, ne demek hakikat? Zaten bu mübarekura girişin sebeplerinden birisi odur. Hakikati bulma. Hakk'a iletebilmek.
Bu böyle söylenir geçer, söylenir geçer ama bu yaşanması gereken bir işte Dilen rahmetullah Ali Hazretleri bunu yaşamış. Böyle olmasaydı Sami Efendi Hazretleri o kasabai teşrifinde buyuruyor ki buyuruyor ki birkaç daha üst ağzını ziyaret etseydi artık hangi maksatla söyledi onu da bilemedi. Bu kendilerine ait. Zamanın futboluydu diyor ama müstesna bir kimse. Rıza kasında hakikat postunda bir daha var beytinde geçen Muhammed yanında Hızır yanında görülür şehri. Yani zayi istiyor halkın rızasını ve Hızır yanında görülür şeyhi. Hızır yanında buyuruyor, görülür şeyhi. İşte bu Kayser'den eski dervişlerden birisiydi. Onu pek kimse de tanımazdı ama askerliği bilirsiniz ya askerde herkes kendi tabiatına vurgun kimseleri bulur. Bir bakarsınız birkaç gün askerlik yapar, günler geçer. Bir de bakarsın ki herkes grup grup kendisine mahsus kişileri bulur.
Mesela ilahiyatçı ise, hani ilahiyat takdirde bizde yüksek İslam menüsüydü. Onlar birbirleriyle hemdem olduğudur. Ondan sonra, bu eğitimciler onlar bir aileye geldi. Hakimler de vardı, savcılar da vardı. Diğer meslekten olanlar, hep onlar hep bunlar birbirlerini mutlular. Birbirleriyle konuşuyorlar, görüşürler. Şimdi mürşid-i kamilimiz hakikat ehli olduğu için şuna benziyorum. Şimdi altın çıkarılıyor. Altın madeni. Bu devedik ilçesinde işte bu bakırla tarafları diye biliyorum. Şehrin ışıklı olur. Hepsi civariler bu altun madeni çıkıyor. Ne yapıyor? O topraktır dünyaya ait çıkarmıyorlar, bir yere seriyorlar. O siyahlülle o toprağın içerisindeki altınları alıyorlar. Siyanürle. Şimdi büyüklerimize bakıyoruz hakikat delillerine, atya zehirlerine, bunlar hep birbirlerini buluyor. Şimdi bu kasıranın dağında bir su var. Acıman derler. Ben şelalelerim sayın güzel.
Rıza Makamı ve Hakikat Yolculuğu kaydında Bütün geçmişlerimizin, mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile insan olan bir batınaya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına, İslam'ın hakimiyetine, Kuran'ın hakimiyetine, gençliğimizin İslam ve tuğyandan kurtulmasına, itikadi sapıklıktan, ibadet ve taatteki gafletten kurtulmasını ve kurtulmamızı. Bir Fatiha üç İhlas ruhi ve…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Onu belki bulmakta zorluk şekilde binemem. Şimdi kolayca giriliyormuş. O şelaleye bakıyor, o bayram günlerinde yollara jandarma bilmem kalan türlü dolu diyor, geçemezsiniz diyor. O plakalara bakıyorsunuz Adana'dan gelmiş. Hatay'dan gelmiş. Daha bir uzak yerlerden gelmiş. Neden? Orada bir manzara var. Çok da kıymetli. Onu görmeye getiriyorum. Şimdi Allah'ın dostları en ücra bir yerde de olsa ne yapıyor? Hakikat ehirler bunu buluyor. Bunun için buyruluyor ki sen Mevlana ol, Şems denir. Mesela biz giriyoruz bir yerde ayağa kalkılmıyor da hürmet edilmiyor da biz kırk yıllık dervişiz de. Yok, bunlar olmaz o. Gönül derviş olmadıktan sonra huyunuz onların güzel huyuna uyumadıkça ifade çok yüksek şimdi hakikat deyince siz araştırıp alacaksınız, tahmin. Bize de bilgi verirsiniz. Şimdi marifetullah'a da erdikleri için onlar birbirlerini buluyor.
Dedik ya o siyanürle siyanürle bir yere seviyor, toprağın içerisindeki o altınlar ne yapıyor? Çekilin, ağı diyor. Mesela Samet ehli hazretleri kimi buldu? Mürşid-i kamilimizi bulmuş daha askere gitmeden önce. O, umulduğu yerde de görür. Bunlar aynı konular var. Var. Mevnya mahpuza bakar da görür vesaire. Bura herkesin bizim gibi insanların anlatacağı bir husus değiliz. Fakat bizi buralara yönlendiriyorlar. Şimdi bir kardeşimizdi, genç bir kardeşimiz. Genç bir kardeşimiz. Genç bir kardeşimiz. Babası göz olarak Allah'ımız böyle halk etmiş. Dünya gözünü almış. Konuşuyordu. Bu gözler kırılmaz ama kalp gözleri kırıl. Diyor ki, Rabbilos ona öyle bir mükafatta bulunuyor ki buraya dündere dündere şey gördük. Bir devam. Şimdi bu gözlem o dünyayı görüyor. Gördük ki Allah'ımız o eksikliği böyle tamamlıyor ki ta ki ters şek olan riayetten kimselerimiz için gönül gözlerini açıyor.
Gönül gözleriyle görülmeyen alemleri görüyor. Nedenle de bunu görüyor. Diyor ki istidadı için hakikat kostunda bürünür şeytan ve zat karşısında diyor. Büyük insan büyük konuşuyor. Daha sonra, Efendimiz hazretlerle bakıyoruz Mürşid-i Kamilimize ve Zadan dem oluyor. Boş yüksek bir makam. Rızadan demir oluyor. Diğer işi bil, eşit deme, bassalar razı olmam neden. Yerlişi tarif ederken, nefsine yapılan darbelerde sabreddik, sabrediyor. Bu eski yeşil Mersin günü ve iki tarif değişmiştir. Onlar basıla basıla basıla böyle çok hafif bir hale gelir. Böyle yufkaşır kopacak gibi bir hale gelir. Fakat o eşit dinler ki, beni üzerime basıp durma, dinler. Efsaneyi bulan, kendisine yapılan darbelerde şikayette bulunmaz. Dinimiz müstesna. Derviş işi bil, eşik bil. Eşik Demek ki bassana razı olman neden? Derhal kabarık vermek mi? Zaten insan buradan belli olmuyor. Bunu demin kardeşimiz çok iyi bilir.
Oraza Hacı Mehmet Efendi, derdi ki gönül olarak bilir. Böyle dıştan bilenlere bakmasak gönül olarak bilir. Şimdi bakıp durmayın bir kimseye. Şimdi o derdi ki nefsin üzerine silah atılmaz deriz. Yani bu kaba saba gibi bir adam, Ama gerçeği söyler. Mürşid-i kamilimiz onun ayağı ürperdi. Öyle bir kimseye değil de, onların ayrı bir sevgisi vardı. Belli olmaz insan. Böyle şekille, şima ile değil. Kendimizi böyle boy aynasında göstermekle olmuyorum. Gönülden göstermek gerekiyor, gönüllüler. Onu der rahatça güzel onları. Şimdi santrallerde mesela biz telefon açıyoruz diyelim. O telefonun tuşlarına basıyoruz. Eski telefonları çevirirler, telefonlar. Derhal santralde şimdiki usulü demiyorum şimdi, ne içmeyecek tabii. O santralde kim oraya basmışsa belli olur. Onu alıp nereye istiyorsa oraya bak. Şimdi onların gönlü buna benzeler. Allah'ım böyle bir gönül vermiş mi?
Hakiki olan kimseler, çünkü o kuşlara basıyor, seherle basıyor, Öyle bir muratepesi var, öyle bir Cenabı Hakk'a dönüşü var ki. Tarih yok. O naz makamında dönüyor. Nihat ile dönüyor. Rabbimize o dönüş sebebiyle o tuşlara basınca Ehlullah ağlığında tanıyor. Onun gönlünde zaten niyet ediyor. Onun için Tunus sende hepsinden nitreyip ilk gönüle girmektir. Ne olur o gönüle girdiği zaman o gönül halkın rızasını bulunduğu için Mevla'mızın muhabbetine girişiyor. Mevlanamız buyuruyor ya sen Mevlana bu, yok bir başkasının sözüdür, sen Mevlana Şems gelir. Böyle beklemekle, neyle? Kendimizi tatmakla bu olmuyor. Bu Allah'ımıza olan sadakatle olur. Onlar muhabbetle olur. Bak bizim çok kısa devre bir askerliğimiz oldu. Bizim kaçırdığımız noktalar bu oldu işte. Efendimizi böyle dinledik. Anlatılıyor, çok güzel saygımız var, ona muhabbete saygımız var.
Çünkü çok üzüldüğümüzde okula bedenimizin kerametini mesela şu kerametini anlatsalar, çünkü onu kıyından, kenarından beden edin. Sonra Efendimiz, bunu azzam bis vahşiti tamir müstesna olur, anlayan yok mu, çok az. Ondan da böyle siyanür dedikken onun da böyle altınları çekip alıyorum. Gönlüm öyle siyanür gibi olup hakikati bulabilecek, gurbette olan kişiler amca, tancayı diyor. O amca iyice. O amca gelirdi, ayakkabısını çevirirken, ancak kullanabileceğimiz da var, dedi ki efendimizin dedi, yanında oturuyor anne gördünüz mü? Tabii biz süper ettik, İşte bu kerametleri anlatılsa çok tatlı olur. O otundadır. O halde. Şimdi biz zayi konuşacağız. Ne yapalım? Dinlenme bağlımız olacak. Şimdi bunu konuşurken biz mahcubuz tabii. O hali yaşayacağız, o halden olacağız ki, o zaman teyzenizi bıraksın. Yoksa olur mu? Bir kere yaşamamız gerekiyor.
Mesela sohbetlerde neden Sami Efendi Hazretleri, hadisallahu ve sırra olarak üstadınızı ifade buyurmuş. Ben her yere hiç yemem. Böyle söylediğim kimseler de yaptırabilir mi? Olur mu? O sohbeti yaptırmak için mutmainne sıfatı icab eder. O bir zirve yoktur ama bilmiyorum ki aman sohbetimizi yapalım, yaptıralım. Bu şimdi şeyh ilan etmekte değil. Bu efendimizin bildiğimiz zaman hemen habri saadetinin ayak ucunda vasiyeti var. Mürşidimiz buyuruyor ki kölemiz olarak hizmetinizdeyim diyor. Bize ne oldu? O böyle dedikten sonra kölemiz olarak hizmetinizdeyim diyor. Diyor ki kendinize bir varlık görünme mahvederiz. Onu Mevlanaımız şu şekilde ifade buyuruyor. Bak bu sözü derken şunu söyleyeceğiz, Rabbımızın lütfusuyla, Sami ben de hazretlerine o kutsiyi gören, onun adı o kutsiyi gören denir ona. O Kutsi Gören birinin de benim adım sağıma ama başta sağıma arayın ben.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz şimdi, ahirete ittihal buyuruyorlar. Daha cenaze ortadayken bir hilafet seçimi var önemli olduğu için Ashab-ı hüzün edenler bunlar. Bir hilafet seçimler. İşte şu olsun, bu olsun derken Sıddıyı Azam'da Ashab-ı Güzin efendilerimiz karar verilir. Radıyallahu anh elini tutuyor, işte tam taş getirine korur diyor. Ben Resulullah'tan duydum. Asıl görevden layık değilim diyen de. Bir, beraatlı misal diyor. Şimdi Mevlana namuzu misal şu. Olur? Üste kalırsa onu haşara büyür. Toprağın altına girerse fitilleniyor, büyüyor gelişiyor. Bu büyüklerimizin gözüne çok çirkin görür. Göründü. O varlık sahibi olmak, kendimizi o şekilde görmek onlarda çok acayiptir. Onun için hep kalp yokluğunu ayarlar ve okurlar. Asıl sadaka fakirlere, böyle manevi ikramlarla kalben fakir olanlara, öyle intisap yılını saymak mı olmuyor bu iş? Kalbi yokluğun içerisinde.
İki kimseye, iki kimse değil aslında bu belli olan, buyurulan iki kişi olarak. Yoksa diyorum ya mülteci tabirlere akıl yediler, bu akıl onları tartamıyorsa ilahi bir akıl, vahye dayalı bir akıl, ruhani yönüyle tek yemediler bir akıl, anlamaz mümkün değil. Zor. Şimdi bunu bazı kimseler duymuşlar. İşte Pakistan'dan Muhammed Zübeyr diye gördüm onu bir izinden bir tane. Dedim çok gururlu gördüm ama. Bir de Afgan İslam'ı iyiydi, böyle bir kimse. Bunu duyanlardan bir grup memleketin bilme yığmaz. Birbirimiz olup gelmiştir. Onların idarecisi durumunda olan demiş ki efendim, duyuyoruz Pakistan'daki kimselere teveccüh buluyorsunuz. Daha sonra Afganistan'daki kimseye. Evet, bize bu nimet nasip olmaz mı deyince onlar yokluk içerisinde geliyor ama siz biz de biliyoruz diyorsunuz. Üstünüzün huzurunda en çok üzüldüğüm bu olur. O konuşurken elini şöyle bir şakada doğru götürüp düşündüler mi?
Tabii ilk geliyorlar, ondan da olabilir. Tanımayabiliriz. O değil. Biz orada asıl onun kalbi ve ruhi cihetinden istifade etmek söz değil. Bak kendisi bile ifade ettik. Bak kerametin birindeyim. Konuşmalarımız buyuruluyordu. Bunlar nasıl olmuş? Konuştuğumuz Konuşmuyorlar. Bilenlerin susun bunu konuşsaydık. Yok. Ayağıdı şöyle uzattıydı ha, elini şöyle uzattıydı ağzıma ha bunu anlatmam. Bunu tartacak kimse yok. Bu içinde kalsın. Böyle bir dervişlik de olmaz zaten. Bu yanlış bir hareket. O senin şahsıma alayım. İçinde sabır kalsın. Bak bu loklarımla duydum ve rencide durdu. Dedim ya, vücutlerimizin sahibine tilt getirmek bu, başka biri değildir o. Olmaz böyle. O şahsına ait. Onlarda öyle bir mana, öyle bir sır var ki o arıya melek dahi giremiyor. Efendimiz, benim Allah'a ile bir vaktim var. Bak bunu Sami'den de hazretlerden. Hazreti Allah'ın sırrı zevceyi muhteremeleri bildiriyor.
Demek ki Allah'ımız buna layık kılıyor. Meryem Bariz demiş diyor. Meryem Bariz müstesna bir anamız o bizim. Onun hükumeti ehliullah'a huzur, ilk şimdiki tabiattaki kimselere de korku zanneder. Müstesna. Çok ciddi, doğru olması hasebiyle böyle hayırlı kimseler baş taciyle bilmeyenler de haline gelmiş. Herkes. Yani mürşid-i kamilimizin, mürşid-i kamilimizin çözülmesi zor. Mürşitlerimizin. Çünkü buyuruyor ya Cenabı Hak benden başkası bilmez buyuruyor. Bir de o anı anlattık diyelim. Ondan sonra nefes de nefes. Yani am be am değişiyor, devamlı terakkinin içerisinde. Yani şöyle gördüm. Bak yine mürşid-i kamil'i lüzum bulmuşuz. Ne dedi bize? Ben efendimi kırk yıldır gördüm dedi Sami Efendi Hazretlerini. Her görüşümüze farklı gördüm. Bu gün benim Bilmemizlikten. O Hızır Ziya'nın da görünür, şeyden diyor, oturuş yani. Hep rızadan ifade ediyorlar. Mübarek tabi kimselerin, Arifanın baş tacı.
Bayezid İslami hazretleri, kalpte Sallallahu Sırrı, Ben diyor, böyle dayandım, oturuyorum. Ya bayirsin, ben sana iki tane hediye getirdim. Ne getirdin? Birisi Muhammed, birisi de Rıza haini. Şimdi bulabilirsen konu çok uzun. Konu çok uzun. Sizlerin, duasını tanem için baktım, baktım. Acaba nereyi? Ben diyor Rabiekü'l Adeviyenin yanında idim Rahmetullahi ya. Ondan sonra konuşur. Diyelim ki Allah'ım benden razı ol. Sen Allah'tan razı olmadığın halde, Allah'ın rızasını nasıl talep ediyorsun geri diyor. Demek ki desem. Kul başta Cenabı Hak'tan razı olacak. Kul razı olunca Allah da kulundan hicret eden razı olur. Allah'ım bizi bir şeylerle imtihan ediyor. İlahi korkuyla imtihan ediyor. Ondan sonra oruçla imtihan ediyor. Zekatla imtihan ediyor. Gönül meyvesi yavrularımızla imtihan ediyor. Bunu nereden alıyoruz? Bunu Elmalılı Hamdi Yazır'ın rahmetü vadeyi tefsiriyle aldı. Alınıyor.
Başta işali tefsirler alınıyor. Bu şekilde mana vermişler. Biz böyle bir rıza haline olacak ki onu söylüyor. Allah'ımız da razı olsun. Sordum. Sordum. Kul ne zaman bu hale yeşil? Mesela maaş O gevrat ve ezkarımızın içinde hepsi var. O göğe bir nimet ki tarifi yok onun. Biz zannediyoruz ki başka emlaklar olacak. Ne olacak? Sami Efendi Hazretleriimize değinmiş ki efendim siz ne dersi çekersiniz? Aynı dersi çekerim bugün. Ama kalbinize dikkat edin. Başta Cenabı Hak'tan razı oluyor. O razı olunca, haletımız da ondan razı oluyor. Başta kul, rıza halini gösteriyorum. Şimdi bir evlat babasına itaat edince ne yapıyor? Babasına halini açmasına hiç gerek yok. Babam bana iş bulsa, babam bana ne bileyim evlendirirse, evimi, barkımı, teyminse hiç gerek yok. Çünkü razı olunca her şeyi bahşetiyor. Allah'ımız kulundan razı olduğu zaman bahşetmediği lütuf ve ihsan yok.
İşte bizim sıkıntılar hep buralarda. Bak boşluk yaşıyoruz. Böyle kafamızda boşluk var, kalbimizde boşluk var, hayatımızda boşluk var, böyle bunalıyor, daralıyor, sıkıntılanıyor, hep buradan işte. Bu ilahi nimetin bizdeki eksikliğinden oluyor. Mesela adamın tırnağında rahatsızlık var. Vücudunda rahatsızlık var. Allahutaala hastalıklar meydana geliyor. Onlar nedir diyor hep demir eksik eyvari. Vitaminler ve su vitaminler eksik olduğu için bu diyor başında da gardiyahanlar meydana geliyor, su vitamin eksik. İlahi ve ruhani vitaminler iyi açsak bu sıkıntımız kalmayacaktır. Şimdi düzelt otursa imradımız, ezkarımız, azalarımıza iyi sahip olsa hedefi de gözettirsek birileri kalmaz. Gözünü o ilahi aleme dikmiş, ben nasıl nefsimin esaretinden kurtulup ruhum doyumuna geçeceğim dese hiçbiri sormayacağım. O stresmiş, vesairiymiş. Bak stresin en güzel devası nefdü ispattır.
Şimdi görmek ki nefesinizi bir dakika tutacaksınız. Bir dakika boş yere nefesi tutacaksınız. Ama bizim mürşid-i kamillerimiz nefesimizi bebeğinizin altına alıp nefes almadan diyeceksin ki, onu okuya geldiği zaman burada bir sıkıntın anlar. İşte bunu yaşayanlar hep onu söylenmiştir. Dünyaymış, bunun içindekiler hiç düşünmezler bile. Onlar ilahi aleme gözlerini bitmiş. Bu hepimizin yerinde mevcut. O verilen evladı ezkar da mevcut. Sonra efendimiz hazretlerinin eserleri de öyle. Üstadımızın buraya gusül can koymuşsunuz. Zahiri, batıni, şifa tarifi hep onlar dersleri tarif ediyor. Hayran kaldım. Bir nefr-ü ispatı tarifini efendimizin ancak bu Yunus Emre'nin stilinde, Yunus Emre onu Mevla anamız hangi menzile hangi manevi konu ağlarsan bu tür bu tıbnan kocasının izini ileride gördüm dediğin mübarek kimse olur. Fena fillah bekabilda halinde o stilde yazmış.
Bu nefr-i ispat Üç dört sahifeyle anlatmakla bitmez yetişmez ona. O üç dört sahife kafi gelmez gitmez. Ama bakıyoruz mürşidi kamilimiz böyle birkaç kıtanın içerisinde mefhüv ispatı Hızır aleyhisselamdan akıl harik-ı Hoccevani'nin aldığı evradı bu velayete işaretti. Bizim gibi insanlar da olmuyor, gerçekten yapanlar için olur bu. İmanı gurutan bir derstir bu. Yetti ispat imanı duruptur. Sureti imandan taskike getirir. Bak, hakikate gelenler gelen buna işaret ediyor. Hakikat dostunda, yürünür şeyden diyor. Kendine geçer şeyden diyor. O zaten o peryanın içerisinde, kendinden haberi yok diyor. Tek olacak varın üçe yirmi bire yol açan maksup, maksup rıza lazım. Maksup maksup rıza, bak rıza konusuyla hiç diyemedim zaten. Maksat ve gayesi Mevla başka bir şekilde sadece arzumuz Mevla. Hep hadis-i şeriflere, ayet-i gelirlere işaret ediyor.
Hani bir kısım insanlarımız dünyayı istiyor, bir kısım insanlarımız Ukba'yı tanımak. Bir kısmı da diyor Mevla'yı ister, onu söylüyor. Ona işaret ediyor. Izah. Bundan sonra nefkül ispat. Gelir Tevhid gider zulme. Bunu nasıl anlatacaksın? Ayeti gerilesin, ters yerini yapıyorsun da bir gün de inkar ediyorum. Bir gün beklerim yok diyen kurbanın. Lakin çok istermiş gayret, fikren buna devam lazım. Böyle düşüncemiz hep dünya olmamalı dinlemek istiyor. Tefekkürümüz hep yarın ahirette nasıl kurtuluruz, nasıl olur? Bu bölgelere göre değişiyor. Kabir ziyaretleri bazı yerlerde bayram günleri yapıyorlar. Bazı yerlerde muhtasavanlar şeyde, kalorifer günü yapıyorlar. Bak onu yaparken ne oluyor? İşte bunlar bizim gibi yaşıyordu. Bizim halimizde bunu ne yapacağız diye bir tefekküre dalabilmek. Yazmakla bu iş bilinmez. Sadra yazılıdır bilinmez ve bu Bu ayeti celile el işaret ediyor.
Allah'ın yüce kudretini, en doğrusu kendi içimizde de kendi dışımızda da gösteriyor. Bu sadırda kudret olarak yazılmış, Yazılmış. Kelime-i tevhidi ifade ediyor. Yazmakla bu iş bilinmez. Sadra yazılır silinmez. İnsanın sadırında mevcut.