Resulullah'ın Hayatından İnsani Değerler ve Merhamet Dersleri
Resulullah'ın Hayatından İnsani Değerler ve Merhamet Dersleri kaydında Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin doğduğu, mübarek ayda rebiülevvel ayında bulunuyoruz. Her zaman tazimimizi göstermekle birlikte bütün hayatımızın her safhasında özellikle buraya daha çok dikkat ederiz salatü selam, ibadetimiz, taatimiz, asıl muamelatımız çok önemli. Çünkü Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem…
Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin doğduğu, mübarek ayda rebiülevvel ayında bulunuyoruz. Her zaman tazimimizi göstermekle birlikte bütün hayatımızın her safhasında özellikle buraya daha çok dikkat ederiz salatü selam, ibadetimiz, taatimiz, asıl muamelatımız çok önemli. Çünkü Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem fakir ve yoksulu çok gözetirdi. Ashab-ı Soffe'deki o günde bulunan yedi ile dört yüz arasında sayı değişiyor. Ashab-ı Müziğin efendilerimize çok yardımda bulunurdu. Ganimetten bir gelen olsa yiyecek, içecek hemen Ashab-ı Sofra'daki fakirlere gönderirdi. Ashab-ı Sofra'da bulunan Ashab-ı Düzgün efendilerimiz diyorlar ki karın tokluğuna burada bulunuyordu. Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem mübarek hadis-i şeriflerini ezberliyorduk. Sonra vahiy katipleri Kuran-ı Azimüşşan'dan ayat-ı ilahiyeler indikçe onu muhafaza ediyorduk, diyorlar.
Bunun yanında diğer fakir ve yoksulu hep gözetiyorlar Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem. Dur, kadınların kapılarına kadar gidiyordu. Onlara su taşıyor, onlar tanımıyorlardı Efendimiz'i. O suyu götürüp kapısının önüne koyunca e, siz kimsiniz dediklerinde Muhammed'im diyordu sallallahu teala aleyhi ve sellem. Onlar da büyük bir saygı içerisinde karşılıyordu. Bunu ehadîs-i Muhammediyyeleri var. Siz yeryüzündekilere merhamet ederseniz Cenab-ı Hakk'ın rahmeti ve mağfireti üzerinize yar, semadakiler de size merhamet eder diye buyruluyor. Yine bir Hadis-i Şerif'inde ma ne kasat sadakatü minmal, sadaka vermekle mal eksilmez, buyruluyor. Eksilir gibi görünse bile insanın vücuduna sıhhat ve afiyet verir. Evinde güzel geçim olur. İsterse çok az bir yiyecek olsun, onu ağız tadıyla yer. Velhasıl gönlündeki bereket tarif edilemez. Mevla-yı Zülcelal'imiz artırıyor zaten.
Halikımızın ilk sıfatı, ideiyesi Rahman'dır. Biz Besmelei Şerifeyi okurken bismillahirrahmanirrahim diyoruz. Burada üç tane ismi Celal geçiyor. Allah ismi celali geçiyor ki bütün isimler onun içerisinde zaten, bütün isimler. Bunu Ayetü'l Kürsi'nin anlamında buluruz. Çok güzel izah etmişler. Diğer ismi Celaller'de diyelim ki Rahman dedik biz, Ra harfini kaldırsak hemen mana bozulur, diğerleri de böyle, mana bozulur ama Allah lafzail Celalinde mana bozulmaz. Elif'i kaldırsa lillahi mahfuz semavati vallahu. Olamı kaldırsa lillahi mahfuz semavati vallahu. Olamı da kaldırsa vallahu lelle lillahu cansız hiçbir varlık yoktur, hepsinde can vardır. Bütün mahlukat zaten hu zikrini yapsın. Bir kedi nefes alıyor zaten. Hu, nefes alırken hep Rabb-i Zülcelal'imiz zikredilmiş oluyor. O zaman Gayri Müslimler ne oluyor? Onun şuurunda olmadığı için küfür içerisinde kalmış oluyor.
Resulullah'ın Hayatından İnsani Değerler ve Merhamet Dersleri ne anlatıyor?
Resulullah'ın Hayatından İnsani Değerler ve Merhamet Dersleri kaydında Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin doğduğu, mübarek ayda rebiülevvel ayında bulunuyoruz. Her zaman tazimimizi göstermekle birlikte bütün hayatımızın her safhasında özellikle buraya daha çok dikkat ederiz salatü selam, ibadetimiz, taatimiz, asıl muamelatımız çok önemli. Çünkü Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Demek ki her anımız zikrullah, eşyayı bile incitmeyin, buyrulur. Eşyayı bile incitmeyin. Onda bile zikir vardır. Böyle bir taşı kaldırıp şiddetli bir şekilde atmayın, o da Rabbimizi zikrediyor diyerek usulüne uygun bir şekilde koyun, ne olursa olsun. Şimdi hep mevlamızı zikrediyor. Muhyiddin Arabi Hazretleri buyuruyor ki, ben hayvanatın zikrine diyor iki defa denk geldim, iki defa. Birinde diyor yetişemedim, zikrullah'a diyor o hayvanın zikrine ben yetişemedim diyor. Öyle bir zikrediyorlar ki diyor. Zaten kendisi de mahlukatı dört kısma ayırır. Birisi cemaat, cansız varlıklar demek. İkincisi bitkilerdir. Üçüncüsü hayvanlar, dördüncüsü insanlar. İnsanlar Cenabı Hakk'ı en az zikreden bir kimse diye haber verilir ama elimizden geldiği kadar boş durmamaya çalışacağız. Cenabı hak boşluğu sevmiyor zaten. Es-Samü anillahi nuridul.
Aişe annemize soruluyor, Resulullah'ın ahlakı nasıldı, siz Kuran okumuyor musunuz buyuruyor. Onlar lağ, boş sözlerden uzaktırlar buyuruyor. Boş sözlerden uzaktırlar buyuruyor. Anil lauit morigun. Laı ulema-i kiramımızı anlatırken Cenabı hakk'ın dışında ne varsa onu nefyetmektir. Tevhid bunu beyan buyurur zaten, la ilahe illallah, başta nef ile red ile başlıyoruz. Allah'tan başka ilah yoktur, illallah ancak o vardır diyoruz zaten. Bir de bunu, buna ehil olarak, çalışarak, gayret ederek okuyacak olsak, o zaman insanın hali değişir. Bu yaşanmayınca olmaz. Yaşayınca ortaya çıkacaktır. Biz bazı hususları garipsiyoruz ilk anda. Fakat o hale gelince insan eyvah diyor. Ne kadar hakmış, ne kadar bunlar hakikatmiş deniyor. Velhasıl Cenabı Hakk'ı zikretmeyen hiçbir varlık yok. En son bu lam-ı tariflerde kaldırılıyor.
Hu, biz Haşir suresinin son kısmındaki üç ayet-i celileyi okuyoruz ya, sabah namazından sonra esamü, ve vallahiüllezilla ilahe illa hu diye. Demek ki zikretmeyen hiçbir varlık yok. Her varlık Cenabı Hakk'ın zikrin içerisindedir. O zaman bütün varlıkta cihan var demek, hayat var demek. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin doğum ayı olması münasebetiyle demek fakir, yoksun ve mahlukata şefkat içerisinde olmak, Allah'ın dostlarından birisi soruyorlar, sana Cenabı hak ne muamele etti? İbadet ve taatimden hiçbir hayır görmedim diyor. Aynen böyle söylüyor. Ama diyor, bir kedi tutsaktı, onu kurtardın, Allah'ım beni, o kediye merhametim sebebiyle beni bağışladı. Velilerde de bu hal var. Sebebi de Allah'ın ahlakı ile ahlaklandıkları için çok şefkat ve merhamet içerisinde oluyorlar.
Çok anlattım bu Hayseri Ulemasından Hacı Zühtü Efendi Hazretleri'nin çok kıymetli bir Allah'ın alim bir kulu inşallah velidir. Hem de müntesi bu. Hüsamettin Efendi diye bir kimseye intisap etmiş tarik ehli bir kimse. Bu dedeme demiş ki Rahmetullah Ali, Mustafa Efendi evliyaullah için öyle çok şartlar arama. Şimdi elimizde çok notlar var, velilerin alametleri, işaretleri demiş ki cömert olurlar. Çünkü Cenabıhakk'a gönüllerini tam teslim ettikleri için Allah'ımızın dışında her şey onlarda yok olmuştur. Sadece zatı dikkat edilirse misal ne kadar çok verirse aynı şeyi duysak dahi burada mühim bir nokta var. Ahmed bin Hanbel Hazretleri, biz bunu çok diyoruz. Diyor ya Bişr-i Hafiye, Gaddesallahuü'sü'l-hah bana Allah'tan haber ver. Eğer fenafillah olursa kişi, Cenabı hak'ta yok olursa, hep Allah'ımızın evsafı, sıfatları üzerinde durur.
Esması üzerinde durur, sıfatları, ef'al-i ilahiye hep ondan başka bir söz istemez. Çünkü daralır, çok bunalır. Çünkü fenafilla halindedir. Dikkat edilirse büyüklerimizde Kuran-ı Kerim okunurken böyle bir iç geçirme gibi bir hal görüyoruz. Böyle hoo diye ta gönülden gelen bir ahları var. Kuran-ı Kerim okunurken, üstadımızda bu bantlardan neden de takip edebilirsiniz? Kelamına kurban olayım, böyle diyor. Yanına alıyor Kuran-ı Kerim okuyacak kimseyi. Üstadımızın üstazı da öyle. Sohbetlere başlanırken Kuran-ı Kerim'le başlanıyor. Kuran okuyacak kimseyi kendisi eğer böyle bir koltukta ise, o da aşağıdaysa aşağıya inmiyor. Onu koltukta ise yine bir yüksek yere alıyorlar. Mübarek elleri de Kuran-ı Kerim dinlerken hep dizlerinin üzerinde, büyük bir tazimde. Çünkü Allah'ımızın kelamı. Ah diyoruz, biz Cenabı hak ile münasebetimizi kurabilsek o zaten bize bizden yakın.
Görüyor Yunus Emre, bize bizden yakınsın, görünmezsin hicap nedir? Ne olacak? Hicap nefsimizdir. Burada okuyacağım da vakit bulabilirsem okuyun. Nefsin nasıl bir perde olduğunu, Aslında İmamı Gazali, Rahmetullah Ali nefis çok azizizdir diyor. Çünkü Allah'ımız ona hitap ediyor. O noktaya geçse, taatlerin kabul olduğu nokta, ibadet lezzeti o zaman alınıyor. Çok duyuyorum insanlarımız çok şikayetçi. Diyorlar camiler boşalıyor, sabah namazında iki tane yaşlı geliyor, başka kimse yok. Hep bunlar Rabbi Zülcelal'imizi tanımamaktan ileri geliyor. Çünkü o alemden bir bize menfez bir kapı, bir pencere açılmıyor. Hadis-i kutsidir, Hadis-i kutsidir. Cenabı hakk'ın öyle kulları vardır ki buyuruyor, nasıl ki yeryüzü yıldızla, ayla, güneşle aydınlanırsa onların kalplerindeki nur ile de semavat aydınlanır. Bir defasında Bayezid Bistami Hazretleri arş-ı Azam'ı yerde görür.
Diyor iyi arş, biz sana kalbimizi açıyoruz. Ah bir fırsat bulsak velilerin mübarek özelliklerinde var, arşın üzerinde. Şimdi yanıp tutuşmak gerekiyor. Yanıp tutuşmamız gerekiyor, yoksa olmaz bu. Elimizin şöyle ucuyla tutmakla olmaz bu, yürümez bu. Sağlam bir şekilde, Hakk'a tu gadil, çok güçlü bir şekilde bizim dönmemiz gerekir. Yoksa olmaz. Arş-ı Azam diyor ki, Arş-ı Azam, yeryüzünde de Allah'ın öyle veli kulları var ki, biz de onlardan istifade ediyoruz diyor. Şimdi bak bir şey, nasıl kıymetli kimselermiş, arada bu. Allah'ımız Celle Celalühu, öyle bir nur vermiş ki gönüllerine, onların vücutlarının zayıf olduğu, pek insanların içerisine karışmadıkları, sadece irşad ve ıslahımız için herkese vavuzu nasihatte bulundukları, kimseyi rabbımızın koludur diye kerih görmedikleri yalnız en çok sıkıntıları kalbi hallerimizden olur.
Kalbimizin durumu onlara malum olduğu için biiznillahi teala, ondan çok sıkıntılanırlar. Yoksa Allah'ımız yaratmıştır, bunda bir sıkıntı duyulmaz. Halid sıfatının tecellisidir ama huylarımızdan dolayı, Yoksa şahıs olarak değil, Allah'ımız onların gönüllerinden öyle bir pencere açıyor ki Halık-ı Zülcelal ile naz ve niyazda bulunuyorlar. Uyumayan Allah'ın dostları var, uymuyor değil, uyurlar ama çok az. Bu Zariyat suresinde görürüz, buyuruyor Cenabı hak. Onlar seherde istiğfar ederler ve gecenin az bir müddetinde, çünkü uykunun üzerinde öyle bir hazları var ki onların lezzetleri tecelli-i ilahiye mazhar, o tecelli bin senelik ibadete bedel, bunu elde etmişler. Olmaz mı? Geliyor, dayanıyor kişinin şahsına. Her şey bizle bitiyor. Olumlu haller de bizden bitiyor, olumsuzluklar da bizden bitiyor. Şu dünyanın hali de bizden bitiyor. Eshable.
Bizim kendi elimizle yaptıklarımızdan dolayı karada ve denizde fesat meydana geliyor. Ne diyelim? Allah bizi ıslah eylesin diyelim, başka ne diyelim? Bu mübarek ayda Efendimizin mübarek huyları nedir? İnfakta bulunuyor. Şairlerden bizzat diyor, kelime-i tevhidin la'sından başka hiçbir şeye la dememiştir, Her şeyini feda eder, yeter ki canını istemeyin diyor, bu kadar. Çünkü dünya gözünde yok. O melekut alemine bakmış, ceberuta bakmış, lahuta bakmış. Var mı böyle bir alem? Eğer esma-i ilahiyenin tecellisine inersek var. Sıfatı ilahiyenin tecellisine inersek, o alana girebilirsek Ceberut alemi de var. Zati sıfatları eğer ona da erişirsek lahut alemi de var. Onun için bu dünyada durmak istemedikleri o. Niye duruyorlar bu dünyada? Bizim gibi asilerin, sizi tenzih ediyorum, ıslahı için, irşadı için. Hakkın dostlarından birine diyorlar ki senin vefat etmene bir sene kaldı, tutturmuş ağladı.
Diyorlar, zata ölümünü söylüyorsun, bak ağlattın. Hayır, hayır diyor. Ben o bir sene kaldı dediğini ağlamıyorum, maşuku hakikime daha bir sene sonra mı kavuşacağım diyor. Yer içmiş, kavuşmuş, müşahede makamında Eğer yanlış anlaşılmasa çok şey anlatacağım. Onlardan birisi şu, Rabbimiz'ın izniyle. Üstadımızın mübarek hayatında derdim, bu dünyaya nasıl sığıyor derdim kendi kendime. Niye? Evi ney dar mıydı? Memlekette ne de böyle dolaşacak bir yer yok? Böyle basık mıydı? Hayır, o değil. Onda öyle alemler vardı ki, nasıl bizim içimizde durabiliyor, sabrediyor diyordu. Demek ki biz inşallah iyi olmaya gayret ederiz, olumsuz bir şey söylemeye İnşallah iyi oluruz. Esad Erbili Hazretleri'ne, Behice anamız var dergahta, sormuş. Efendim, Allah mı sizi çok seviyor, bizi mi çok seviyor? Allah'ımız, sizi mi, bizi mi? Bu sorunun karşısında durakalmış Esad Erbili Hazretleri.
Bu çok ağır bir soru oldu, bir iyice hanım buyurmuş. Beni seviyor dese, Allah korusun zerre kadar kendilerine bir fazilet verecek olsalar helaki gibi olur onların, Adeta biter. Çünkü tevazu içerisinde. Bak, Efendimiz bir söz söylüyor üstadımız. Suyu suya, havaayı havaya, ateşi ateşe, toprağı toprağa kendiniz ve Allah'a verin diyor. Bir cilt kitap okusak böyle insani kamili tarif için şu söz yeter. Suyu suya verin, havayı havaya, ateşi ateşe, toprağa toprağa, kendinizi Mevla'ya verin diyor. Neyi söylüyor? Neyi söylüyor Hacı Hasan Efendi burada? Bu sözüyle neyi bize hatırlatıyor, Esrarı? Dünya ve onun içerisindekiler bitecek, onun zatı müstesna, buraya ermiş. Demiştik, fenafillah haline gelecek olursa ne oluyordu? Fenafillah haline gelecek olursa Kuran'ı azimüşşan'a düşüyordu. Fenafil resul olursa ehadîsi Muhammediye'ye. Sonra menkıbeler neler?
Bizim gibi insana o bile bize büyük bir haz veriyor. Demek ki onlardaki hal Aişe annemize soruluyor, toparlamaya çalışayım, sözüm biri orada kaldı, biri burada kaldı, biri sağda, biri solda, biri önde, biri arkada toplayabildiğimiz kadar. Siz diyor Kuran-ı Kerim'i okumuyor musunuz? Onlar lağvoz sözlerden uzaktırlar. Size okudum mu bilmem, ladikli Ahmet babadan okudum mu, Hızır aleyhisselamla görüşen bir kimse. Böyle iki ay kadar buluşamamış. Burada ona dair şiirler de var. Burayı kaybetmeyeyim diye ona dönmüyorum. Çok ceylan dağlarında neden gezmiş dolaşmış, arıyor, neden arıyor derseniz, onun öyle bir kokusunu alıyor ki, Hızır Aleyhisselam'ın öyle bir kokusunu alıyor, Şu bizim kullandığımız esaslara, niye benzemez onu? O ilahi kokunun yanında bunlar çok acayip olmaya başlar. İlahi koku geliyor, Rahmani kokular geliyor.
Ahmet Baba Hazretleri, Rahmetullah Ali, Hızır aleyhisselamdan o kokuyu alıyor. İstemez olur mu? Biz bir üç beş saat sonra ne olacağı belirse bir taamı unutamıyoruz. Yirmi sene önce diyelim neymiş diyelim, makarna desem olur mu acaba, neyi söylesem? Bir kebap diyeyim, neyse artık onu söyleyeyim. Yirmi sene önce yedim o kadar tatlıydı ki diyor, bir arabaşı içmiş, bir mantiymiş, Bunların yediği marifetullah taamı, aldığı koku, bu bizim kullandığımız esanslar değil. O ilahi koku Cenabı Hak'tan gelen koku, Sa'd ibn-i Rebi demiyor mu? Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, Sa'd ibn-i Rebi'ye hücum edildiğini gördüm muharebe meydanında on iki kargıyla, bir bakın ondan bir haber getirin bana, ya Sa'd, ya Sa'd, hiç ses çıkmıyor. Seni Resulullah soruyor deyince göz açıldı Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ben ölüler içerisindeyim, şu anda cennetin kokularını alıyorum dedi.
Bakın duyduğu kokuya Hazreti Enes radıyallahu anh babasına gitmiyor. Efendimiz serbest bırakıyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ya Enes, işte baban, işte senin hayata kavuşmana, dünyaya gelmene sebep olan baban, onu mu istersin, beni mi istersin? Resulullah'a koşuyor sallallahu teala ve sellem. Çünkü ilahi kokuyu almış, Resulullah'ın kokusunu almış ayrılamıyor. Cenabı hak kurumlarımızı açsın. Neden duyamıyoruz? Çünkü bu duyular iç duyularının tıkacı durumunda da onun için. Bazı böyle suya giriyorlar, kulaklarını tıkaç, su kaçmasın. Hiç duymuyoruz yani. Bu kulaklar, o iç kulaklarının tıkacı olduğu için gözleri var görmez, kulakları var duymaz, kalpleri var anlamaz buyrulmasının sebebi bu. Üstadımız bazı ederken bir gün diyor ki şu kafalarımızı bir açalım yahu diyor. Bakın ne diyor? Pazarımı açtım, almak isteyen açsın diyor.
Ne kadar mal kıymetli olursa olsun, cebimizde eğer onu alacak bir değer yoksa nasıl bu nimete kavuşabiliriz? Onun için muhabbet harçlığı alsam, o yarın o zatın dairesine varsam diyor. Efendimiz Hazretleri söylüyordum. Bu sebeple büyüklerimizin huzuruna varırken osur abdesti alırlar. Tövbeleri derler. En az yirmi beş istiğfar okunurdu. Üç İhlas bir Fatiha aleyhisselat u vesselam, beynimizin ruh tayyibelerine ehline ashabına ve sadat-ı kiramın ruhlarına gönderilir, edeple gelir. Biz değil de bu Konya'da bir yerde bulunuyorum, bir yerde dediğim kendi yeğenimiz. Dedim yeğenim, bu odadan şu görsel cihazı kaldır dedim. Kaldır dedim, şöyle bir rahat yatayım. Yattık, sabah birisi geldi. Efendim bir yere gitsek razı olur musunuz? Oluruz. Tandırdım kimse. Baktım öndeki arabada hep böyle ladikli Ahmet Baba'nın dostlarında, onlar verdi. Biz de vardık, vardığımız kimse neredeyse beğenirsiniz.
Dedik ki ya ben ne konuşacağım dedi. Ben kendimden geçiyorum, nasıl gelinmiş öyle dedi. Ben dayanamıyorum dedi. Sonra bize dediler biraz konuş diye, hiç konuşmaya gerek yok ki. İnsan Beytullah'ı görünce konuşacak mı? Ben geldim Beytullah, nasılsın, iyi misin? Bak ne kadar acayip. Bak. Anca bakarsın, nazar edersin. Nazar edene yirmi ecir var, mükafat var. Gönüllüler konuşsun dedik, otururdu. Muhabbet harçlığı alsın. Bu her zaman için bize gerekli. Namazı kıldık mesela, kıldık biz. Kıldığımız namazdan ne kadar nasipdar oldu? Ramazan-ı Şerif geçti, ondan ne kadar kısmet bize ayrıldı? Evrad Ezkar'dan. Hep bunlar boşuna değil. Okuduğumuz o tevhitte öyle nasipler var ki onu mizan tartmıyor, mizan tartmıyor. O taatler için bir gayri hisab hesabı yok, sonsuz mükafat verir diyor. Demek ashabına anil lava ve nuri idi. O sözlerinden uzaktırlar.
Laı masiva, Allah'tan gayrı hiçbir şey yok gönüllerinde. Onlar Mevla-yı Zülcelal'e, dediğimiz gibi suyu suya, havai havai, ateşe ateşe, toprağa toprağa her şeyiyle yerli yerince şer'i emirler doğrultusunda yürütüyorlar. Öyle bırakmış değil. Eşini bırakmış, aşını bırakmış, akrabasını bırakmış, insanları terk etmiş, işini, gücünü bırakmış, bir tarafa çekilmiş değil. Hep bunları dinimizin ölçüleri içerisinde yürütüyor. Ama Cenabı hak'ta bir an bile gafil değillerdir. Efendimizin doğumu münasebetiyle ne yapacağız? İnfak. Bir tanesi bu. Bunu bakarız, görürüz, özetleriz. Sonra arkadaşlarımızla da olabilir, lavva gitmeden, boş sözlere gitmeden ikramlar yaparız, yediririz, içiririz, Allah'ımız bereketler verir, taşırır. Bir kere doğan kim? Doldu ol saatte ol sultan din, nura harp olduğu semavatu zemin diyor, mevlit yazarımız. Her zaman doğuyor zaten.
Bu önümüzdeki açılan notlardan Efendimize sallallahu aleyhi ve sellem hakkında bir hadis-i şer okuyalım, ondan sonra ne kadar devam edebilirsek. İşte, önümüze ne sofralar açmışlar, ne bereketler, ne insanlar sunulmuş bize. İnşallah bunu anlarız. İslam kadar büyük bir nimet olamaz, dinimiz gibi bir nimet olamaz. Bu mübarek yol gibi bir nimet olamaz. Kuran-ı azimüşşan en büyük nimet, hadisi şerifler en büyük nimet, aleyhissalatü vesselam Efendimiz burada bir kimse gelmişti, idimehelde bizzat, ta doksanı neyin Allahu alem üzerinde. Konuşurken bazı peygamberlerin Efendimize aşık olduğunu, sallallahu teala aleyhi ve sellem, ona ümmet olmayı istediklerini deyince amca dedi ki bütün enbiya dedi. Sadece şu peygamber bu peygamber değil dedi. Bütün enbiya ona ümmet olmak istedi. Bak, Allah'ımız bize vermiş bunu.
Nasıl sohbetler terk edilir, nasıl zikirler terk edilir, nasıl cami cemaati terk ederiz, bunu akıl almıyor. Sizden önce üstadımızın şiirlerine baktım, içinizden çıkıp hem gideceğim diyor, kimi eviyle etmiyor geçin, ailesi ağlar, ne diyor? Ne ola suçum? Düşündüm sizleri, ağardı saçım, kimseye diyecek sözüm kalmadı diyor. Devam ediyor, ediyor, ediyor demek ki çok garip bir hayat yaşamışlar. Bu Kayser'de, Kayser'de bir görüşmeydi. Üstadımız için onun kendine mahsus halleri var. Ev sahibine dedim, bir odanız var mı, böyle koş, mu var dedi. Onun çok sevdiği birisi vardı. Sami Efendi Hazretleri herkesten sormuyor, ondan soruyor. Sorduklarından biri o. Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz diye herkesten sormuyor. Onu yanına aldım, açıldıca açıldı. Görüştüler. O dedik efendim biz gençliğimizde yanlıyorduk, dönüyorduk, şimdi bir şey kalmadı içimizde. Üstadımızda o zaman kalbiniz bir cezve gibiydi.
Hemen ocağın üzerine koyunca taşıyordu. Şimdi kazan gibi oldu dedi. Onların hep içine dökülüyor, içine dökülüyor diye. Güzel, yaranını bulunca, coşuyor. Fenafillah dedik ya, Kuran-ı Azimüşşan'ı dedemin evlatlarından biri. Yanına varmıştın, dedi ki, bizi görünce Kuran-ı Kerim okuyormuş, bıraktı. Kuran'ın dedi, sahifelerini bile yiyesim geliyor, doyamıyorum dedi. İnanın, inanırsınız zaten Allah'ın içine, vefat etmek üzere olan bir kimse bize şunu anlattı, dedi ki efendim ölümden korkmuyorum dedi. Yalnız dedi ben namazı çok seviyorum dedi. Ölünce namaz kılmayacak mıyım dedi. Şu aşka bak, şu muhabbete bak. Bir veli haber haline muttali oluyor. Bakmış ki oradaki kimse namaz kılıyor, evine gelmiş, Demiş ki sizin babamız nasıldı? Bizim babamız namaza hiç doymazdı ve derdi ki ben acaba kabrimde namaz kılmayacak mıyım? Size müjdeler olsun, baban kabrimde namaz kılıyor diyor.
Ne büyük bir aşk bu, ne büyük muhabbet. Bir Allahu ekber lafzai celalinde, tekbirinde bunu diyemeyen veliler var. Allah Lafza-i Celalinde kuşlar gibi çırpınıyor. Şeyh Seyyidüddin Hazretleri, bizim müstazlarımızdan. Böyle diyor ney sesini duyduğu zaman böyle kuşlar gibi çırpınırmış. O ney sesini de Rabbimizi hatırladığı için, o ney üflenirken Allah aşkıyla geliyor, ciğerden geliyor. O sanatsal olan ne değil o. Daha bir ötesine gitmeyelim biz, içinden geliyor böyle Allah'tır. Diye. Her zerreden Rabbimizin sadasını duyuyor, her zerreden duyuyor. Bir kıymetli insandı, vefat etti Hilmi Efendi diye, çok iyi bir kimseydi. Biz bu ayda inpakttan deyince komşusuna ilaç getirecek, dokuz mu on defa mı eczaneye gitmiş, demiyormuş, hayır yoruldum, hangi ilaçları onu kurulan demiyormuş. O değil mi diyormuş, tekrar geliyormuş.
Böyle bir kimse, böyle hep infakta, hep infakta, onun yakını olan birisini misal verecektim. Evrad ve ezkarıma kalkıyorum ki şöyle başımı yastığa dayıyorum, O evin içerisinde çok küçük, size denk geliyorum bilmem, bazen Allah'ımızın öyle yarattığı mahluk oluyor ki devesi var, fil var, zürafası var, su aygırları var, neler var neler var. Ama bunun yanında öyle bir yüce kudret sahibi ki gözle görülmesi çok zor. Onların diyor zikrine ben tahammül edemiyorum, öyle Allah'ı zikrediyor der ki diyor. İnşallah gayrete geliriz, çabaya geliriz, kardeşlerimize de gayrete ve çabaya getirmeye uğraşırız, görüyorsunuz içerisinde insanın kan ağlıyor. Dünya ne olacak, dünya ne olacak, dünya ne olacak, bizim iyi olmamız lazım. Bura biter ve bitiyor da zaten. Mühim olan bitmeyen alem için bir hazırlık yapabilmemiz. Hadis-i şerif olsun okuyun.
Bana salat gönderenlere, Cenabı hak sırat köprüsü üzerinde bir nur ihsan eden, ehli nur ise ehli nardan olmayacağı bedidir. Hep nurumuzla gireceğiz, Allah'ımızın huzuruna. Mühim olarak onu çoğaltmaktır. Böyle dedemin olsun Efendimize ait şiirinden birkaç beyik okumaya çalışalım. Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme olan aşkıyla şunu hatırladın. Büyüklerimizden duymakta fayda var. Onları çok güzel ifade ediyorlar. Şu cihanda Muhammed ya Muhammed sakınmaz. Senden ala bulunmaz, elbette, en üstün. Nasıl üstündür? Böyle topraklar süzülür, süzülür, toprak süzüldü mü bitkiler meydana gelir. Onun içerisindeki bileşikler bitkilerin içine nüfuz eder. Bitkiler de süzüldü mü hayvanlar, çünkü onunla besleniyor. Hayvanlar süzüldüğü zaman insanlar, insanlar süzülse veliler, veliler süzülse nebiler, nebiler süzülse süzülmenin bir anlamı ıstıfadır. Mustafa, peygamberimiz kainatın en üstünü.
Allah'ımız onu öyle bir yaratmış ki sallallahu teala aleyhi ve sellem, yapışmamız lazım. İmam Şarani Hazretleri gibi ben diyor Mısır'da bulunurum, elimi Resulullah'ın kabri üzerine kor ve görüşürüm diyor. Ya Habibsin, hak Habibsin, lütfeyle ya Muhammed Mustafa hazır. Ya ilahi kıl inayet ol habibin aşkına, ümmetliye kabileyle ya Muhammed Mustafa. Ne güzel söylemiş. Cümle mahluk adedince yüz bin salavat olsun. Şunu diyecektim, bugün de hatırlatayım diyorum. Biri bazen şu kadar milyar sallallahü selam getirelim, bu kadar. Bunun milyarını yok. Birbirlerimize de duyuralım, her zaman okumakla birlikte inanmıyorum okuduğumuza. Bu ayda daha da çoğaltalım, daha da çoğaltalım dilimiz durmasın. İşte bugün bin çekeceğim, yarın iki bin, bu değil, iki bin neyi geçsin. Diyelim ki evden kalktık, Arabiye bindik, iş yerine geldik, gelene kadar her zaman müşteri aktığı yok.
O aralar okuruz, isterse şey yapsın, ne yapıyorsun? Salah aleyhisselam okuyoruz deriz. Müşteri geldi diyelim. Dedi ki dilin hiç durmuyor yerine, Salah aleyhisselam okuyorum bu Rabiulevvel'ı da, ona da vesile oluruz. Onun soru yok. Ondan sabahlara kadar, akşamlara kadar okuyalım sallallahü selam. Yattığımızda niye okumayalım yatarken? Sallallahü selamlarda böyle sızalım gitsin. Sızalım dedik, uyuyalım gitsin. Bize Resulullah'ın sarhoşu olarak sızalım ne olacak, sallallahu teala aleyhi ve sellem. Nasip okuyorlar görüyorum bazen. Cümle mahluk adedince yüz bin salavat olsun. Şeyh Mustafa Efendi söylüyor bunu dedi Emrah'ın. Cümle mahluk adedince dedi sayamayız, mahlukatı saymak mümkün değil. Her nimet senden olmuş ya Muhammed Mustafa, gerçekten Şeyh Mustafa Efendi'ymiş. Çok kısa zamanda yetişmişse, çok kısa. Öyle uzun bir zaman almamış. Şeye benziyor, dedemizin hali Akşemseddin Veli gibi.
Dediler ki benim burada kırk senelik, elli senelik dervişler var. Bu nereden geldiyse gelir gelmez halifemiz oldu. Neden dediler? Ben bir şey söylediğim zaman siz yoruma kalkıyorsunuz. Acaba bu olur mu, olmaz mı, mümkün değil. Şu zamanda bu nasıl olacak, bu akla da uygun düşmüyor, acaba bu kafaya kim okudu bunu, siz bunu söylüyorsunuz. Bu ise, demiş, emreden efendim mi, tamam, diyor. Biz emreden efendimizi emir de etmiyorlar onu. Sami Bende Hazretleri şunu yapın dememiştir daha. Yapalım diyor, yapın demiyor. Bildiği için halimizi, biz rabıta dersin rüknü azamı olacak buyuruyorlar. Yarısından fazla bunu yapsaydık böyle mi olurdu? Her tarafında nur akardı. İnşallah inan, dikkat edersek, ismi pakinya dolunca vacip olur salavat, Ruzi cezada şefi olaya Muhammed Mustafa'ya. Sözlerin güzelliğinden kendimizi alamıyoruz, ne güzel söylemiş, ne hoş deyip duruyoruz.
Kendi hoş bir kere, kendi müstesna. Bütün mahlukat için de hüsnü ahlak sendedir. Cennetine daveteyle ya Muhammed Mustafa, zannediyorsun. Burada neyi söyledi? Cennetine davetin o davetiyenin üzerinde bir yazı var. Ona ulaşırsak olur bu. Mutu kable ente mutu, ölmeden evvel ölme sırrına erenleri davet edin. Zorlaştırmayalım da hakikat bu ama. Kelimetullahı kelimetullahı, i'lam için çektin çok zahmet, biiznillah yardım eyle ya Muhammed Mustafa. Allah'ın dinini yaymak için diyor, Taiflerde mübarek ayakların kanlar içerisinde, Uhud'da mübarek kişinin yarıldığı, yani bizim canımız ondan daha mı kıymetli ki bir sabah namazına iştirak bile olmuyor. Bir sohbet, bir zikir. Mücrimim geldim bab-ı rahmana, hemen durdum da mahrum etme bu memuru ya Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem. Cenabı hak şefaatlerine mazhar kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.