İmam-ı Enbiya olsan revadır ya Resulallah, işin erbab-ı hacate atadır ya Resulallah, ey Allah'ın Resulü, nebilerin önderi olmak sana yaraşır. Çünkü sen hacet sahiplerini hacetlerine kavuşturacak olan kimsesin. Re'yi aşkın da bi'sabr-u şekibim ya Resulullah, seni her kim severse ben rakibim ya Resulullah, ey Allah'ın Resulü, aşkının yolunda o derece sabırsız ve tahammülsüzüm ki, seni her kim severse kendime onu rakip görüyorum. Senin şevkınla suret buldu hilkat ya Resulallah, semaya talatından geldi satıvet ya Resulallah, Ey Allah'ın Resulü! Yaratılış senin özleminle suret buldu ve semalara senin nurundan bir heybet yansıdı. Hakayık ilminin Sen mahremisin ya Rasulallah, vücudun zaafının Sen Merhemisin ya Rasulallah, ey Allah'ın Resulü, sen hakikat ilminin mahremisin. Bu yüzden varlık aleminin yaralarının merhemisin. Gönül Hun oldu şevkından.
Boyandım ya Resulallah, cemalinle ferahnak etki ki yandım ya Resulallah, ey Allah'ın Resulü, senin hasretinle gönlüme kan oturdu. Artık cemalini rüyada olsun göstererek beni sevindir. Çünkü yanıyorum, yanıyorum. Gönül aşkınla ya Resulallah. Yolunda baş ile canım fedadır ya Resulallah. Ey Allah'ın Resulü, gönüller senin aşkınla inleyen birer tutkundur. O halde yolunda başım ve canım feda olsun. Gönül fikri hayalin ile sabahlar ya Resulallah, olur şem'a cemalinle sabahlar ya Resulallah, ey Allah'ın Resulü, gönlüm senin hayalini kurarak sabahlar cemalinin mumu olmasa sabahlar olmaz. Riyaz-ı Midahatin de andelibim ya Resulallah, senin bimarın olmuşken tabibim ya Resulallah, ey Allah'ın Resulü, seni övme bahçesinde bir bülbülüm. Sırf bu yüzden senin bir hastayken şimdi gönül tabibi olma mertebesindeyim. Saadet mülkünün sultanı sensin ya Resulallah.
Beraat-ı Vahdettin unvanı sensin ya Resulallah, ey Allah'ın Resulü, saadet ülkesinin Sultanı sensin. Vahdet beratında la ilahe illallah, Muhammedur resulullah biçiminde yazılı olan da sensin. Olursa ümmetinin çok günahı ya Resulallah, ne hoştur onlara çişmin nikahı ya Resulallah, ey Allah'ın Resulü, ümmetinin günahı çoktan da çok olduğunda şöyle onlara göz ucuyla bir bakışın ne hoş gider. Hemen Azur'de-i Har-ı cefa'yım ya Resulallah, Gülistan'da Hezar-ı nevayım ya Rasulallah, Ey Allah'ın Resulü, Senin ayrılığında cefa dikenleriyle incinmedeyim. Sanki gül bahçesinde sesi kısılmış bülbülüm. Yüzündür ayet-i sunay ilahi ya Resulallah, kaşındır ehli aşkın kıblegahı ya Resulallah, ey Allah'ın Resulü, yüzün ilahi yaratışın delilidir. Haşın ise aşıkların yöneldiği bir kıble. Senin derdinle yanmak bir saadet ya Resulallah. Şu alemde hemen sensin ya Resulallah.
Gönüllerin senin derdinle yanması bir saadettir. Çünkü şu alemde yegane hakikat sensin. Seni görmekle bir can behadır ya Resulallah. Seni methetmek Allah'tan atadır ya Resulallah, seni bir kerecik görmeye bir can, bin can feda olsun. Seni övebilmek de Allah'ın bir bağışıdır. Senin aşkın hamu derde devadır ya Resulallah, senin katında hacetler revadır ya Resulallah, Senin aşkın bütün dertlere devadır. Çünkü senin istediklerin geri çevrilmez. İmam-ı Enbiya Oğuzhan revadır ya Resulallah. İşin erbabı hayata atadır ya Resulallah. Nebilerin önderi olmak sana yaraşır çünkü sen hacet sahiplerini hacetlerine kavuşturacak olan kişisin. Ve efendimizin bizzat mübarek dillerinden Marifetullah asludini, Cenab-ı Hakk'ı tanımak benim dinimin esasıdır. Vel hubb-u esasi, sevgi benim temelimdir, gayemdir ve şevkü merkebi, aşk, şevk benim adeta bir bineğimdir.
Ve zikrullahi enisî, seni zikretmek Ya Rabbi, benim yoldaşımdır. Vel-fakru fakri, sana karşı yokluğumu ifade etmek benim övünmemdir. Ganat bana yeter. İmanda yakın tam inanç benim gücüm kuvvetimdir. Ve'l-ailmü silahhi ilim benim silahımdır. Bel-fakr-i kalbi yokluk benim elbisemdir. Ve rudha senden gelene razı olmak benim ganimetimdir. Ve cü'l-et gurretu aynî fi's-salah namaz da benim gözümün nurudur. Allahü Zülcelal'e yönelmek, O'na tam manasıyla dönme hususunda yolun engelinin nefis olduğu büyüklerimiz tarafından izah buyurulmaktadır. Yegu'l-Eşşeyh, Ahmed, El-Gümüşhanevi, En-Nakşibendi Gaddi sallallahü sırra buyurdular. Rabbi Zülcelal'imize kavuşmakta, nefsin engellerini ifadede. Nefsin dört tane merkezi vardır. Merkezün, fil muhalefat, Allah'u zülcelal'in emrine karşı koymakta sanki bir merkezdir.
Ve merkezünniş şehveti fit taat, ibadet ve saatte de bir merkez ve merkezünfil meyli ile rahat, yemeğe içmeye her türlü rahatlığın sebebi de yine nefistir. Ve merkezün filacci an edail mefrugat, Allah'ımızın farz kılmış olduğu emirleri yerine getirmekteki tembelliğin merkezi de nefistir. Fimedarin nüfus, gebul eşşeyh Ahmet Zerruh, rahmetullah aleyh nefsin dayanakları, nefsin artık istedikleri, arzu ettikleri, sevdikleri, medar ruhen nüfuz ala salaseleseti ummurin. Bu üç şekildedir. Birincisi nefsin arzusu isteği, Gafebü'l-huzzu bil-lafle, gaflet ile. O devamlı dünyevi haz ve istekler, ahirete müteallik, Cenabıhakk'a ait hiçbir şeyi arzu etmez. Arzusu sadece gaflete düşüp dünya ve onun içindekilerle haz duymak, ondan lezzet almaktır. Ve ittiba'ül fehmimin ğayr-i tahkikin, hiçbir şeyin hakikatine ermeden, esasını öğrenmeden, öğrenmeden lehim, duygu ve düşünce, böyle yersiz.
Diyelim duyduğumuz bir söz aslını, esasını araştırmadan ona tabi olmak. Demek ki Hucurat suresindeki ashabüne ince yekun fasikun binebeyin. Fasık size bir haberle gelirse fetebeyyninü araştırınız. Araştırmadan aslına ermeden böyle kuruntularla, yersiz düşüncelerle karar vermek ve buna tabi olmak. Ve sarihut dava min gayrı hakikatin, gerçeğe ermeden kişinin kendisini belli bir yerde, belli bir makamda, belli bir derecede bölmesidir. Gerçekte ona irmediği halde kendisini bu şekilde farz etmek. Bu nefsin kuruluşu ne üzerinedir? Hazihin nüfuz meblaha alesebe ayn. Burada yedi tane madde ele almış. Birincisi gaflet diyor. Tembellik, ibadet ve taate olan gevşeklik. Şirk, Allah'a ortak koşmak, bir de şek, şek şüphe demek. Emri ilahide kuruntular, başka ne olacak? Bunu demekten bile biz hicap ediyoruz, Allah'ımızın emrine tam sarılınır.
Burada şüpheye düşmek, bu müminin de şiarı olamaz zaten, gazaptır. Sebebi olmaksızın her şeyi devirip yıkmaktır, mahvetmektir. Çoğumuzun hali de bu zaten. O kadar güzel dedi ki, müstesnalar olmakla birlikte gerçekten buradaki sayılanlar, bir kere ifade buyuran, bunu ona bakmak istiyorum, Hakim Tirmizi Hazretleri, Rahmetullah Ali, büyük bir ilim ehli. Bunlar Kuran-ı Azimüşşan'dan ehadısi Muhammediye'den süzerek ortaya çıkarmış oldukları hususlardır. Hayvani duygulardır. Bunu bize yol gösterecek olan Ebu Hafs Hattadi hazretleri bir demirci ama zamanında kutbudur. Nefis bir zulmettir, karanlıktır. Şimdi buraya gelmeden önce bir kimseyi dinledim. Diyor ki eyvah diyor, çok güzel konuşuyor. Ben diyor oğluma diyor bir kompozisyon hazırlanacakmış, hazırladım diyor. Hocası demiş ki bak şu üç beş satır neyse, ne kadarsa bu sana ait değil demiş. Diğeri sana ait.
Biz diyor astımızdan bu dil sebebiyle kopmuşuz. Burada bizim imam hatipte okurken çok sevdiğimiz bir kardeşimiz vardı. Şimdi İslam fıkhında ya profesör oldu ya da çok gelişmiş bir kimse. O derdi ki, o zaman hayret etmezdim de dinlerdim, severdim. Derdi bir Arapça ifadeyi Türkçeye çevirmek kadar zoruma giden bir şey yok dedi. Çünkü aslı bulunmuyor. İsmi münakaşaya götürebilir sizleri, biz münakaşaya gitmem, Allah'ın izniyle. İyi olan tarafını alırsın, kabul edersin. İyi olmayanı da bir tarafa bırakırsın. Bir konuşmasında diyor ki gerçeği söylüyor ama, Rahman kelimesinin Türkçede ben anlamını bulamadım diyor. Ondan ne yaparsak yapalım Sami Efendimiz Hazretlerinin kitaplarını alalım, isterse hiçbir şey anlamayalım, onu yazan parmaklar Allah'ımızın nuruyla tutan eldir o. Rabıta olur bize. Okuyalım arkasında da onun açıklamaları var. Birer satır olsun.
Ne okudun diye gelirken Hud suresinden okuduğunu takip ediyorum, bir cümlesi hatırımda kalan, verdiğiniz nimeti Mevla'yı Zülcelal'den bilmemek diyor, en büyük zulümattan birisidir. Bir dünyevi nimete kavuştuk. Bunu kendi gücüm ve kuvvetim demeyin. Çünkü Kasas suresinde bunu Karun dedi, kendi gücümle dedi ve olduğu gibi battı zaten, yok oldu. Geliştiğiniz her nimeti Rabbi Zülcelal'imizden bilerek ona itaat edin, teslim olun diyor. Bu bize hiçbir zaman zatını unutmamamız gerektiğinin bir öğüdüdür aynı zamanda. Gırdır güzel söylüyoruz. Yoğunlaşalım, göreceksiniz çok faydamız olacak bizim. İstifade edeceğiz. Nefis gerçekten bir karanlıktır. Onun ışığı nedir? Gönüldeyken nurdur. Onur ne ile kuvvet bulur? Allah'ımıza tam dayanmakla tevfiki Samedani ile olur. Bazen işin içinden çıkamadığımız olur. Bazen zorlanırız. Deriz ki ben beden olarak yapmıyorum ama gönlümden de şu düşünceler geçmesin.
Bak burada Esad Elbili Hazretlerinin buyurduğu gibi samimiyet istiyor. Şamus seher ağlar isen tez bulunur umman sana diyor. Şamus seher, yedi gündür. Candan talep kıl yarini diyor, Esad erbili Hazretleri. Candan diyor sarılı. Belki birincide kahrolup gitmeyecek bu mermi. İkinci bir, üçüncü yol bulamazsa dahil olamaz. Yani ona kapıyı tam kapamak, azıcık bir kalıntısı olsa Allah korusun bizi yıkmaya sebeptir. İşte ormanlar görüyorsunuz, söndürülüyor, sonra bir kıvılcım, az bir ateşin çok küçük bir parçası yanmasına, koskoca servetin bitmesine sebep oluyor. İman servetimize, İslam servetimize, manevi nimetimizi yok etmeye Allah korusun bir sebeptir. Bunu fırsatı vermemek, mühim olan. Allah ile aramızdaki en büyük engel, halbuki biz Rabbimizle olsak öyle nimetler var ki, bunu onu tanımakla alakalı. Nasıl ki onun ilmi bir deniz, yedi deniz ilave edilse bitmezse onun mülkü tarifi yok.
Nelere eriştirir bizi, ne nimetlere kavuşturur bizi. Onun için hep Rabbamıza dönmek. Vakit geldiği için burayla bitireceğim. Asıl diyor Allah ile kul arasındaki perde nefsinizin arzusuna uymanızdır, buyrulurmuş. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.