Ramazan'ın Manevi Mirası ve İlahi Nimetlerin… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Ramazan'ın Manevi Mirası ve İlahi Nimetlerin Devamı
Ramazan'ın Manevi Mirası ve İlahi Nimetlerin Devamı kaydında Ramazan-ı Şerif'ten çıkınca hatırıma şöyle bir husus geliyor. Rabbi Zülcelal'imiz beş vakit namazı kıldığımız zaman ayrıldığımızda bu beş vakitle beraber ne var? Mesela sabah namazını kıldık. İşrak namazı var. O kerahat vakti çıktıktan sonra. Keraat olan zaman. Ondan sonra bakıyoruz kuşluk namazı var. Diyelim öğle namazına kırk beş dakika…
Ramazan-ı Şerif'ten çıkınca hatırıma şöyle bir husus geliyor. Rabbi Zülcelal'imiz beş vakit namazı kıldığımız zaman ayrıldığımızda bu beş vakitle beraber ne var? Mesela sabah namazını kıldık. İşrak namazı var. O kerahat vakti çıktıktan sonra. Keraat olan zaman. Ondan sonra bakıyoruz kuşluk namazı var. Diyelim öğle namazına kırk beş dakika kala. Akşamdan sonra akşam namazını kılıyoruz, İki rekat evvabin namazı. Evvabin namazı günahlarımızı hatırlamaya vesiledir. Yatsıdan sonra kıldığımız gece namazı diyoruz. Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra iade ettiğimiz, yaptığımız teheccüd namazı bunun gibi. Mesela kurban kesiyoruz biz. Kurban kestikten sonra ne oluyor? Bunun yanında adak kurmanları var, nezir olanları var, dakika var, misafirimize ikram olarak var, fakir yoksul ülkelere iane için var. Rabbisizü Celal'imiz o tadı ve o lezzeti yaşatıyor. Başka ne diyelim? Hac taati.
Birkaç misal vereyim diyorum. Haccı yaptıktan sonra umreler var ki Mevla Zülcelal'imiz tadını ve lezzetini devam ettiriyor. Ramazan-ı Şerif'ten sonra da Şevval ayında altı gün oruç. Bunun yanında pazartesi, perşembe aleyhissalatü vesselam Efendimiz devam buyururlardı. Arabi ayların on üç, on dört, on beşinci günlerinde eyyamı bir yıl. Ve yine mübarek dillerinden zuhur eden en güzel oruç Hazreti Davut'un orucu. Bir gün oruç tutarlar, bir gün iftar ederler diye. Ondan dolayı ah vah diyecek bir durumumuz yok. O tadı ve o lezzeti muhafaza edeceğiz, koruyacağız. Her zaman. Elbette ki Ramazan-ı Şerif'in önemi olduğu belli. Ayet-i Celile ile, Hadis-i Muhammediye ile sabittir. Ve Allah'ımızın tecellilerinin olduğu bir aydır. Kuran-ı Azimüşşan inmiştir. Mesela ayetler diyoruz. Ayetler dediğimiz zaman, ayetler dediğimiz zaman biz altı bin altı yüz altmış altı ayet diyoruz.
Yine altı bin altı yüz altmış altı ayet semada da var. Arzda da var. Taşta, toprakta, Gördüğümüz insanlarda, hayvanatta, nebatatta, her yerde Allah'ımızın ayat-ı ilahiyesi var. Varlığına, varlığına, yüce kudretine delil olan işaretler. Hakkı beyan eden, hakkı gösteren, burada hakkı gösteren deyince Allah'ımızın yaratma sıfatını gösteren, her şeyin kendisine döneceğini bildiren işaretler var. Bak annemiz, babamız, kardeşlerimiz, dayımız, amcamız, halamız, teyzemiz, yavrumuz, akrabamız, ahirete göçenler bize Rabbimize dönüşün bir alameti, işareti değil mi? Bir ayet değil mi? Hani anan, hani baban sen de aynı yere giden, böyle ilahi şeklinde söylerler. Bir işaret bize. Semavat. Dolu Ayet-i Zülcelal'ler var. Kevni ayetler var. Bunlarda yoğunlaştığımız zaman Rabbi Zülcelal'mize muhabbet artar. Halık'ımız mesela Ala suresinde madenlerden bahis buyuruyor.
Bunun yanında yeraltı kaynaklarından Mülk suresinde haber veriliyor. Bunlarda biz daha yoğunlaşırsak göreceğiz. Rabbimize muhabbetimiz arttıracak. Çünkü her şey ona ait. Böyle üstadlarımız Evrad'ı ezkar verirken hep beynimizi toparlamamızı ifade ediyorlar. Ne buyuruyorlar? Ölüm tefekkürü. İlla şu rahatsızlık gelince mi ölümü düşüneceğiz biz? Her an tepemizde bizim. Ne zaman geleceği yatakta mı gelecek? Ayakta mı gelecek? Yemek yerken mi gelecek? Otururken mi? Kalkarken mi? Yürürken belirsiz. Bize çok büyük bir ders. Allah'ımız her bir varlıkta kendisinin yüce kudretini gösteriyor. Mesela mahsulat diyelim. Şimdi ekiyoruz, dikiyoruz. Onları toprağa attığımızda nasıl çıkıyor? Halık'ımız bize Hadid suresinde bunu haber veriyor. İşte bir nebatatın, bitkilerin yeşerdiğini, geliştiğini, büyüdüğünü, bir ziraatçı baktığı zaman hoşuna girer buyuruyor. Sonra sararıyor, çer çöp olup bitiyor.
Ramazan'ın Manevi Mirası ve İlahi Nimetlerin Devamı ne anlatıyor?
Ramazan'ın Manevi Mirası ve İlahi Nimetlerin Devamı kaydında Ramazan-ı Şerif'ten çıkınca hatırıma şöyle bir husus geliyor. Rabbi Zülcelal'imiz beş vakit namazı kıldığımız zaman ayrıldığımızda bu beş vakitle beraber ne var? Mesela sabah namazını kıldık. İşrak namazı var. O kerahat vakti çıktıktan sonra. Keraat olan zaman. Ondan sonra bakıyoruz kuşluk namazı var. Diyelim öğle namazına kırk beş dakika…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
O toprağa atılan tohum, anne ve baba ile meydana gelen yavru, o demek bu Rabbimiz mescit için bir tohum. Teymin ediyor. Açamam. Onun için böyle söylüyorum. Ondan sonra ne yapıyor? Topraktan o atılan tohumun filizlendiği gibi çocuk dünyaya gelerek artık filizlenmeye başlıyor. Bunu da Rum Suresi'nde görürüz biz. Siz çocuktunuz. Cenabı hak size güç ve kuvvet lütfetti. Böyle delikanlı haline geldiniz. Daha sonra büyüdünüz, geliştiniz. Yaşlılığa döndünüz. Aynen Yasin I Şerif'te de buyruluyor. Esselamü. Bildiriyor Cenabı Hak. Onun için Kuran-ı Kerim'deki ayetleri, inşallah bunu söylerken bile hiç hoşumuza gelmeyen bir hac zuhur ediyor. İşte bu ta asırlar öncesi inmiş demeye bile dilim varmıyor. Kuran her zaman iniyor. Her zaman iniyor. Taze taze iniyor. Nasıl iniyor? Yer, semavatın kabı, gönül de Cenabı hakk'ın muhabbetinin kabıdır. Tecellisinin kabıdır.
Varidat manevi doğuşların ve ilhamat-ı ilahiyenin mekanıdır. Hani ayet bir kere indi daha ne inecek? Ahat-ı ilahiyenin yedi batın yetmiş bin batın deniyor. Yalnız iç manaları derken makası dış şer çok önemli. Şer'i esaslara uymak suretiyle diğer Ayet-i Celilelerle örtüşecek. Ve hadisi Muhammediye'ye muhalif gelmeyecek. Yani herkes kendi kafasından bir yorum yapmayacak. Ve zaten görünen nur olarak şeri Şerife yani dinimizin emirlerine son derece dikkat ederse nur olarak iner ve haktır ve gerçektir. Biz mesela olur. Tarikat-ı Aliye'de şu vardır. Son haller başta görünebilir. Ondan dolayı eğer mürid esası bilmeyecek olursa şaşırırım. Ben de işte fenafilla haline geldim, vekabilla haline geldim diyebilir. Bu sebeple bizim burada ölçümüz şudur. Deriz ki şeriatimizin emirlerine, Kuran'a ve sünnete, Evliyaullah'ın edebine dikkat ediliyor mu deriz.
Eğer onda zerre sapma yoksa, kibir ve benliğe düşme yoksa, bu haller oldukça aynen ağaçların meyveli olup da dallarının yerlere doğru eğilip hatta kırılmasın diye biz ona dayak deriz. Ağaçlarla, nelerle desteklenir, destekleyelim. Kırılmaması için destek verilir. Onun gibi. Hali, hal demeyelim bu durumlar makama doğru girer. Eğer olursa. Hal de diyelim, makam da diyelim, tevazusu çoğalır. Allah'ımıza karşı hiç olduğunu bilerek burunları yerlerde olur. Bir tevazunun içerisinde. Muhammed Bahaüddin Hazretlerine diyorlar ya, efendim insanlarla nasılsın? Estağfurullah. Onlar gibi nasıl biz olabiliriz? Onlar hizmet ediyorlar. Dinimize gayret gösteriyorlar. Efendim hayvanlarla nasılsın? Estağfurullah. Bir hayvan, insanların bin bir türlü yüklerini çekiyorlar.
Efendim gübrelerle, gübre bir ağacın eğer köküne dökülecek olursa, etrafına dökülecek olursa, bir bahçeye verilecek olursa hayat meydana getiriyor. Ben hangi bir müminin gönlüne hayat verebiliyorum? Bunu Muhammed Bahaeddin Hazretleri söylüyor. İlim ve irfan ehli. Şunu bak yerleştirelim gönüllerimize. Bizim mürşid-i kamillerimiz bir kere takip ettikleri bir esas var onların. Medreselerden mezun bitirmişler. Bilimde öncü olan kimselerdir onlar. Bunlar bunu söylüyor. Ancak bu şekilde. Ölçümüz Allah'ımızın kitabı, Kerim'i. Demek istiyorum ki eğer ders alabilirsek, şu önlümüzdeki nefsin perdeleri kalkarsa gerçeği müşahede verir. O zaman Ehlullah demiştir eyvah demiştir. Ne yaptık biz demiştir. Meğer aradıklarımız hep gönlümüzdeymiş diye. Gönüldeki zenginlik dünyanın zenginliği, gönlün zenginliği yanında bir buğday tanesi kadar kalmaz.
Çünkü El Calbu Arşullah olduktan sonra Allah'ın arşı hazinesi olduktan sonra dünya niçin uyandı? Ama biz dünyaya çok düşüyoruz. Biz asıl dünyayı görmediğimiz için. Orayı gördüğümüz zaman dünyanın hiç olduğu ortaya çıkacaktır. Ancak bir emanet. Buradan ahireti kazanma. Böyle ibadetlerden ve taatlerden sonra artık oruç bitti, biz istediğimiz gibi yer içeriz olmasın diye yemek konusunu ele alıyorum. Ve nasıl yenecek? Bütün Hadis-i Şerifler kaynaklarıyla, tamamen kaynaklarıyla veriliyor. Gördüğüm sol elle yemeler. Bunu ilim ehli olan insanlarda bile görürsünüz. Üstadımız hazretleri şifa tarifinde söylüyor. Sol elle yemek, yapsan bunu gider emek. Gerçekten okumuyoruz, bakmıyoruz. Şöyle bir yanı başımıza baksak. Üstadımızın ne güzel o şehirlere yarabbim. Bandırma'da Ali amcamız derdi. Bir kıtasına bir ay vaaz ederim diyordu. Bir ay sohbet ederiz diyordu.
Biz görüyoruz, bir hadisi şerifi Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ahlakı Muhammediyesine haber veren bir hadis, bin dört yüzüğün içerisinde geçiyor. Ben Resulullah'ın himayesinde yetişen bir gavuruydum. Yerken yemek tabağı her yanına ben elimi sürüyordum. Bunun üzerine efendimiz buyurdular Salli Allahu Aleyhi ve Sellem oğlum besmele çek, sağ elinle ye ve bir de önünden ye buyurdular. Efendimizin yanında sol eliyle ye yer bir tanesi buyurdular ki sağ elinle ye. Yapamıyorum ya Resulallah deyince yapamaz ol diye beddua etti. Adam kibrinden dolayı böyle söylemişti. Yoksa elinde bir felç, elinde bir hastalık bundan dolayı değil kibrinden dolayı söylemişti. Efendimizin bedduası üzerine adam elini oynatamaz oldu. Yine söyleyeyim. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem o kimseye böyle söylemiş.
Şimdi böyle bir kibre kapılırsa insan yine aynı haz zuhur eden, hani eller yine kalkıyor, gönül elleri hayra kalkmaz. Allah korusun. Sizler gerçekten bereketin hangisinde olduğunu bilmezsiniz buyurdu. Yemek tabağının böyle silinmesini emretti. Böyle olduğu gibi böyle yedikten sonra bir bir tarafta bir diğer tarafta kalmadan silinmesi icap ettiğini ifade için buyurdular ki sizler gerçekten bereketin hangisinde olduğunu bilmezsiniz. Hani ev ile yeniyor ya, yerken parmaklarını yalamaları hususunda. Sizden birinizin lokması düştüğünde hemen onu alsın, üzerine yapışanları temizleyip yesin, onu şeytana bırakmasın, parmaklarını yalamadıkça da elini mendile silmesin. Çünkü o kimse bereketin yemeğin neresinde olduğunu bilemez buyurmuştur. Şüphesiz şeytan sizden birinizin her işinde hazır olur.
Evine girerken de öyle, yemek yerken de öyle, yatarken de öyle, hatta yemeği esnasında bile yanında bulunur. Sizin birinizin lokması düşerse üzerine yapışanları temizleyip desin, lokmasını şeytana bırakmasın buyuruyor. Aleyhüssalatü Vesselam Efendimiz sevgili peygamberimiz. Yemeyiniz Rabbimizin verdiğini düşünerek daha ötesine git derseniz söyleyin. Rabbımızı zikirle yiyebilmek, Rabbımızı zikirle yiyebilmek yine Sami Efendimiz hatırımıza geliyor. Lafza-i Celaller okumadıkça yemediği. Hey Rabbim, neler loot etmişsin bize? Bunları anlamayı bize lütfetsin, ihsan etsin. Cenabı hak yemek yedikten veya bir şey içtikten sonra kendisine hamt eden kuldan hoşnut olur elhamdülillah diye. Efendimizin yemekten sonra okuduğu dualar var.
Elhamdülillahi kesiran tayyiben mübareken fi Ya Rabbi sana pek çok ve riya gibi şeylerden uzak ve bereketi bulunan kendi yanında uluhiyetinde makbul olup reddolunmayacak, kemal derecesinde ihlas üzere ve hiçbir surette kafi görmeyeceğimiz ve daima yapmaya devam edeceğimiz ve hiçbir surette bırakmayacağımız ve kendisinden hiçbir vakit istiğna göstermeyeceğimiz bir hamt ile sana hamdeleriz. Sen bizim Mevlamızsın. Yani nimetin her türlüsüyle bizi besleyen, yaşatan Rabbimiz. Mesela yemek duasını bilmiyoruz. Ne yaparız? Üç defa elhamdülillah, elhamdülillah, elhamdülillah deriz. Elhamdülillahi rabbena gayra Sana hamzilerimizi Rabbimiz. Nimetinden müstağni değiliz. Her daim senin in'am ve ithamına yani bize nimet verip yedirmene muhtacız. Bu taam da veda taamımız olmayıp daha çok hayırlı ömürler ile.
Senin yolunda hizmet için, seni görür gibi taat bile nankörlük edilmeyen daima şükredilen nimet ver ey Rabbimiz, yani sana daima şükredeceğiz şeklinde olur hiç şüphesiz. Efendimizin ehadîsi Muhammediyeleri var. Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz buyuruyorlar, biriniz yemek yerken besmele çeksin. Şayet yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutursa, hatırladığı anda baştan sona Bismillah desin. Yani Bismillahi evvelauhu ve ahira. Diyelim ki yemeğe başlandı, besmeleyi unutmuş. Hatırlar hatırlamaz baştan sona Bismillah desin eğer bu Arapça ifadeyi söyleyemezsem. Kişi evine girerken ve yemek yerken besmele çekerse şeytan adamlarına burada ne geceleyebilir ne de yemek yiyebiliriz diye dahil olamaz. Eğer besmele çekmezse, şeytan adamlarına geceyi geçirecek bir yer buldunuz der.
O şahıs yemek yerken besmele çekmezse şeytan kendi avaneleri diyoruz biz dudağa, biz buna, adamlarına hem barınacak yer hem de yiyecek yemek buldunuz der. Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem altı kişiyle birlikte taam yiyorlardı. Bir bedevi geldi ve yemeği böyle bir anda tüketiverdi. Tüketiverdi. Efendimiz buyurdu şayet o besmele çekseydi yemek hepinize yeterdi diye buyurdular sallallahu teala, aleyhi ve sellem efendimiz. Zaten bizim ilmihal kitaplarımızda hususi yemek hususunda bir bölüm vardır, bölüm vardır. Burada bir kısmını söylemek istiyorum Ayet-i Celilelerle. Rızkımızın helal olması için gayret gösteririz. Bilhassa tarikat-ı aliyyede en önemli husus tarikat dendiği zaman İslam'dır o. İslam'ın hassasiyetle yaşandığı takva boyutunda bir yol demektir. Rızık hususunda durulur. Aman ha rızkımız kendi elimizle temin ettiğimiz nimetler olsun diye, helal olsun diye.
Bizim hocalarımızdan mesela çokça söylüyoruz İpek hocamız diye. Kendileri İpek Hocamız, Rahmetullah Ali, vaiz verirlerdi. Gerçekten maluma sahibi bir kimseydi. Bize şunu derdi, çıksam kürsüye, hiç kitaplara bakmadan konuşurum Allah'ın izniyle. Ama rızkım helal olsun diye kitaplıklara uzanıyorum. Bir o kitabı alıyorum. Bir diğer kitabı. Böyle bütün vücudum sular içerisinde kalıyor. Sebebi ise rızkım helal olsun diye. Bir çaba gösteriyor. Bir gayret gösteriyor. Siz efendimizin son zamanlarını belki görenleriniz vardır. Üstadımız Hazretleri levha yazmak suretiyle ayetler, o güzel sözler bunlarla rızkını temin etmiş. Hatta süt dişlerim çürüdü diye buyurdum. Sami Efendi Hazretleri doksan yaşına yaklaşıyor neredeyse. Ne yapıyordu? Defter tutuyordu. Sırara satılan bir yerden yiyecek bile almıyor. Özel kimseleri vardı mesela Ahmet İnce. Allah'ımız rahmetler iyileşsin ona diyordu.
Ahmet Efendi işte evin yiyeceklerini temin edin aman sığara satılan bir yer de olmasın diye. Hassasiyet gösteriyorlar. Helalde bile dikkatli olan kimseler. Çünkü onların eriştiği haller var. Allah'ımızın öyle bir nimetine mazhar ki, o nimetin daha bir bereketli olması için en çok dikkat ettikleri husus rızıktır. Bizim üstatlarımızdan iki yerde dikkatli olur. Yemek yerken, söz konuşurken. Yemek yerken, söz konuşurken. Nasıl güzel temas etmişler. Sohbetler de duyardım. Böyle Üstadımız Hazretleri mesela dört kişi geldi. Oğlum sen şu maddeyi hatırla, sen ikinci, üçüncü, dördüncü, yolda girerken de birbirinizle böyle konuşursunuz. Çünkü dört maddeyi birinin tam hatırlaması mümkün olmayacaktır. Belki ikisini hatırlayacak, diğerini hatırlayamayacak, üçüncüsünü hatırlayacak, dördüncüsünü değil, onun için böyle paylaştığı verirdi. Nasıl bir uyanık bir Mürşid-i Kamil?
Zaten Mürşid-i Kamil uyanık demek, Çok ferasetli ve anlayışlı kısa vadede bir iş yapmaz onlar. Uzun vadede işler yapar. Çünkü Allah'ımız bunu gösteriyor bize. Bir kimsenin hemen cezasını vermiyor. Allah'ımız mühlet tanıyor. Onlar da öyle. Yani bizim hatalarımıza karşı bakışları şudur. Allah'ım bunlar senin kullarındır. İnşallah biz yalvarırız, dua eder yakarız dönerler belki tövbe ve istiğfar ederler diye. Mürşid-i kamillerimizin hep ayrı ayrı özellikleri ve güzellikleri vardır. Mesela bir tane Mürşid-i Kamilimiz şu edeplama, şu haya sahibi görüyor biiznillah'nın yanlışlıklarını. Yüzüne diyemiyor. Onun yerine gizli bir yere çekilir, Seccadesinin üzerinde. Ellerini dizlerinin üzerine koy. Estağfurullah. Yine ama gözünden yağmur gibi yaşlar döker. Ve ona Cenabı Hak istikamet lütf eder, tövbeler nasip eder. Onlar böyle kimseler uyandı. Hemen şöyle yaptı, böyle etti deyip de onu terk etmez.
Mesela üstadımızın o şiirlerinde, geçen de ifade ettim, salgınlarını yetmeli. Bunu tabii yeni arkadaşlarımız anlayamayabiliyor. Kalkın, yani bu yolda yürüyemeyen insanları da bitmeli diye anlıyorlar, öyle değil. Yetme mahalli bir tabir diyoruz ya, tekrar aynı göçe katmalı. Kendilerinden çokça duyduk. Konuştuğu ve görüştüğü insanlar. Düşünüyorum şimdi efendimiz buyuruyor ki bulunduğumuz yer çok kenar bir yer, o kenar bir yerdeki o insanlara konuştu. Emin olun büyük şehirlerde ne de hayranlıkla dinlenirdi. Ancak o kalırdı, verdiği misaller kalırdı gönüllerde. Ne derdi mesela? Diyelim adam çoban. Oyunlarda bazı rahatsızlıklar olur. Rahatlıklar olur. Ona iğneler yaparlar. O yürüyemeyen hayvan, böyle halsiz düşen hayvan tekrar o iğneden sonra toparlanır, sürüye katılır. Diyelim ayağında bir burkulma oldu. Onu iki tane tahta onun işaretleri olur.
İplerle sarmak suretiyle birkaç gün sonra o da sürüye dahil olur. İşte biri hasta oldu, onu bir tarafa çekelim. Birisinde bir diğer rahatsızlığı kim kalacak? Ondan dolayı çok uyanıktırlar. Aynı yolda yine devam ederler. Bunu Sami Efendi hazretlerimiz söylüyor. İhvanın kötüsü olmaz diyor, katligen. Ondan dolayı şu muhalif oldu, şu şöyle oldu, bu böyle oldu, bu bize düşmez. Büyüklerimizin bir sözü var. Bize atıp tutan değil de atıp tutturan bizden değildir derler. Bize atıp tutanlar değil. Bizim aleyhimizde olanlar değil. Onların aleyhimizde olmasına sebep olanlar bizden değildir diyor. O adam samimi devam ediyor. Ama yaşantımız, bilmem filan, sözlerimiz, dikkat etmeyişimiz onların da bu hale düşmesine sebep oluyor. Yoksa aynı yol. Elhamdülillah açılmış. Arada hiçbir fası da yok Rabbimize. Hamd olsun, şükürler olsun.
Efendimizi çok hatırlar oldum bunları söylerken, Haddes Allah'ın Resulü, tezgahımız aynen devam edecek diyordu. Bak bize söylediği sözler var. Daha hala anlatamıyorum. Bir tanesinin olsun deyin. Oğlum böyle bir soğuyup ayrılmaya yeltenenler olursa hiç üzülme. Allah sana onların yerine dört tane samimi verecek. Böyle demesi onları terk et değil. Bir güven veriyor. Aman ha moralleriniz bozulmasın. O soğuyup gidenler de ADAP Risalesinde yazılıyor. Aynen diyor İhvan güneş gibidir. Bazen önüne bulut gelir. Ama nefsin o bulutu ayrıldığı zaman yine aynı ışığını, aynı sıcaklığını verir diye. O nefsimizin arzu ve isteği geçince, tövbeler edince, istiğfarlar edince tabii uyanacağız. Bizi bir yerde görüşmeye davet ettiler. Hiç hazırlık yok. Biiznillahi Teala şu hatırıma geldi. Dedin ki vaazu nasihate yok, gerek yok. Neden? Yani öyle bir kitaba bakacağız, deftere bakacağız. Şuna buna gerek yok.
Kainat kitabı bize yeter. Şu akan su, bunu Mevlana'mızdan da naklederler ve diğer bazı işte İsa Aleyhisselam'dan da naklediyorlar. Ne olursa olsun bir gerçek burada vurgulanmış oluyor. Su mesela, cömertlikte su gibi ol. Dibretle baktığımız zaman suyun bize vermiş olduğu öğüt tek bu değildir. On tane letaeti vardır suyun. On tane sır, çok basit olarak ifade ediyorum bunu, daha çok sırları vardır. İçene hayat veriyor. Vesekahum rabbuhum şeraben tahura. Bitmez o. Mesela Muhammed suresinde geçen dört tane ırmak sudan, sütten, baldan ve şaraptan. Nedir bu? Bunlar esmelenin, esmeleden zuhur eden ırmaklardır. Ne olur? Bu cennette mi olacak? Bu dünya cennetinde de olur. Dünya cenneti nedir? Allah'ımıza dönüşle, bütün kalbimizle, gönlümüzle dönüşün neticesi kalbe inen bir nurdu. Ruhani ve manevi güzelliktir.
Orada da besmeleyi biz ah bir tam manasıyla okuyabilsek, oradan zuhur eden ırmaklar bizim kalbimize akar. Kalp alabilir mi onu? Yumruk gibi insanın. Ayrı o. 0, ketebefihi kulubbihumul iman, salgallaulevmilahüllaya, imanın yazılmış olduğu noktadır. Bizleri asıl sızlatan, düşündüren, derin derin tefekküre daldıran ayeti celile kalplerimizi Cenabı hak takva ile imtihan ediyor. Takva'l gulub diye geçmez mi Kuran-ı Kerim'de kalplerin takvası? Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın mübarek parmağıyla kalplerine işaret ederek, et takva huna, et takva huna, takva gönüldedir, takva kalptedir diye ne güzelini ifade eder buyuruyor. Buraya inecek olan ruhlar sırlardır. Kainat bize ders veriyor. Bakın Kuran-ı Kerim'de Cenabı Hak bahçelerle misal veriyor. Hangi surede geçer? Kalem suresinde geçer. Hangi surede geçer? Kehf suresinde geçer. Rabbimiz bahçelerle misal veriyor. Ağaçlarla misal veriyor.
Çok bitmez, tükenmez. Bitmez tükenmez dediğinleriyle birkaç misal ver. Mesela Kaf suresinde geçer. Nebe suresinde geçer. Abese suresinde geçer. Yani daha çok, yani yoğunlukla geçen sureleri dedim. Bahaa suresinde baktığımız zaman, Rahman suresinde, Yasin-i Şerif'te hurmalardan bahsediliyor, bahçelerden bahsediliyor. Hadis-i Şerifler hakeza. Eğer Rabbimiz, düşünelim Ayet Celileyi, Allah'ımızın nur verdiği ile vermediği bir olur mu? Ayet-i celile-i cemile'de nur verdiğiyle vermediği bir olur mu? Açıldıkça açılır. Bitmez, bitmesi mümkün değil. Bak, öyle hocalarımızı tanıyoruz. Diyorlar ki herhalde bizim sohbetimizin sonu cennette bitecek diyor. Bitmiyor. Bitmez bir nimet vermiş Cenabı hak. Sadece nimetler bu değil ki. Biz Lokman Suresine baktığımız zaman zahiri ve batıni nimetler diye ifade ediliyor. Zahiri ve batıni nimetler diye haber veriliyor. Zahirisi belli.
Bak şu elimi kaldırınca elimizi, el bir nimet. Bak gözümüz görüyor. Şimdi pencereden dışarıları görüyoruz. Yemyeşil bir hava. Yok yemyeşil bir tabiat. Masmavi bir semavat. Yıldızlarıyla bizi aydınlatıyor ayıyla. Güneşiyle. Yağ yağmuruyla, karıyla. Her şeyiyle. Alıp verdiğimiz şu nefesle hava ile. Dolu nimet. La tuhso la tuhsoha diye buyuruluyor ya. Sayamazsınız diye buyuruluyor. Bitmez ve tükenmez Allah'ımızın nimeti. O zaman bize şu gerekiyor. Bunları hep deyince bitmeyeceği belli. Nasıl olacak bu? Biz senden seni isteriz ya Rab. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.