Sevgili Sevgili Dejelerimiz, Bugünkü İhsan Mektebi Programımızın bölümünde Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirahü'l-Aziz'in Musahabe isimli eserinin dördüncü cildinden Ramazan ve Oruç başlıklı sohbetini sunmaya çalışacağım. Allahü Teala şöyle buyuruyor. Şeylerden nefsinizi sakınmanız için sizden evvelki geçen ümmetlere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Yani ey iman ehli, iç dünyanızı tasfiyeye hizmet eden oruç tutmak size farz oldu. Nitekim sizden evvel geçen ümmetlerin tamamına farz olduğu gibi. Bu orucu tutmak sebebiyle sizin haramdan sakınmanız umulur. Beysavi'nin beyanı vechile Hazreti Adem'den Ümmet-i Muhammediye'ye gelinceye kadar bütün enbiyanın şeriatinde oruç tutmak bir ibadeti kadime eski bir ibadet olduğu gibi bu ayet-i celile ile de ümmet-i Muhammed'e farz kılınmıştır.
Oruç tutmak insanların nefsine ağır gelip meşakkatli bir ibadet olduğundan müminlerin kalplerini temizlemek, güzelleştirmek için yalnız ümmet-i Muhammed'e farz kılınmamış, sizden evvel geçen ümmetlere de farz kılınmıştır. Ve onlara farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır diye varid olmuştur. Yalnız evvelki her şeriatta orucun keyfiyeti ve adedi başka başka suretlerde, muhtelif şekillerde emrolunmuş ise de şeriat-ı İslamiyede Ramazan ayında imsak vaktinden başlayarak akşam namazı vakti olan gün batımına kadar yemekten ve içmekten ve cinsi yakınlıktan nefsi men etmek suretiyle meşru kılınmıştır. Oruç, Hicret-i Nebeviye'den birkaç sene sonra Şaban-ı Şerif'in üçüncü günü farz kılınmıştır. Cenabı Hak Azze ve Celle ayet-i kerimede orucun farziyeti sizin sakınmanız için buyurmuştur.
Oruç insanın şehevi kuvvetini kırdığı gibi nefsin heva ve hevesini kırarak bütün azaları günahtan, isyandan içtinab ile zühtü takvaya sebep olacağı beyan buyrulmuştur. Çünkü dünyevi mesaisi başlıca iki şeye münhasırdır. Biri tatlı tatlı yiyip içmek arzusudur, diğeri de şehevi kuvvetleridir. Bu iki arzu da ancak oruç ile men edilmiş olduğu gibi tasfiye-i ceset ve bazı emrazı kalbiyenin tathirine de temizlenmesine de oruç vesile olur ve tıbben de midenin tashihine vesile olduğu bilinen bir gerçektir. Bir zamanda özür sebebiyle oruç tutamadığı günlerin adedince oruç tutsun ve borcunu ödesin. Bir hasta nefsinin telef olmasından veya hastalığının artmasından korkacak olursa oruç tutmayabilir veya Tutmuş olduğu orucu sıhhatinde gördüğü tehlikeye binaen bilahere kaza etmek üzere bozabilir. Fakat hastalığından dolayı orucu bozanlar bilahere kaza etmesi lazımdır.
Şu kadar ki orucu bozmak hususunda mevhum bir korku kafi değildir. Yani zanla, vehimle hareket edilmez. Ancak hastanın tecrübesiyle ve gördüğü zaafın hastalığın artması alametlerinden dolayı kati bir zannı galip bulunmuş olmalıdır veyahut uzman Müslüman bir tabip orucu yemesine müsaade vermiş olmalıdır. Gün aşırı sıtmaya tutulan kimse, yani bir gün sıtma tutup da diğer günde sıtma tutmayan kimse, sıtma tutmadığı günde zayıf düşeceğinden vehme düşerek orucunu bozduğu halde sıtma zuhur etmezse kendisine kefaret de lazım gelir. Fakat pek ağır şiddetli sıtma nöbetine tutulan kimse o gün oruç tutmazsa bir beis yoktur, sonra kaza eder. Keza yolculuk edecek olan en az on sekiz saatlik bir yere gidecek kimse oruca niyet etmeyerek yola çıktıktan sonra oruç tutmayabilir. Fakat oruç tutarsa daha hayırlıdır. Oruç tutmaya takati olmayanlar bir gün oruç mukabilinde fidye verir demektir.
Eğer bir kimse fidye vermek caiz olan yerde fidyeyi bir fıtrat bedelinden daha ziyade verirse, o ziyade kendisi için hayırlıdır. Eğer siz oruçta olan fayda ve menfaati bilirseniz, orucun yenmesine müsaade olunan yerlerde de oruç tutmak sizin için hayırlıdır. Yani sefere çıkan kimseye bu yolculuğu sebebiyle yolculuğu esnasında oruç tutmaya ruhsatı şer'iye varsa da oruç tutarsa daha hayırlıdır. Çünkü Ramazan-ı Şerif'te oruç tutanlara vaat edilen ecir ve sevaba nail olmuş olur. Fakat ruhsatı şer'iye üzerine seferde yolculukta oruç tutulmaz da sonradan kaza edilirse bu kaza ile ancak üzerinde borç olan farz düşer. Ramazan-ı Şerif'te oruçlu olanların nail olduğu sevap ve fazilete nail olamazlar. Oruç şu Ramazan ayının orucudur ki, o Ramazan'da insanlara hidayet ve doğru yola sevk edici ve hakla batıl arasını ayırıcı Hakk'a ulaştırıcı açık deliller olduğu halde taraf-ı ilahiden inzal olundu.
Beyzavi'nin beyanı veçile ramazanın birinci gecesi İbrahim Aleyhisselam'ın sahifeleri. Altıncı gecesi Tevrat, on üçüncü gecesi İncil ve yirmi dördüncü gecesi Kuran-ı Azimüşşan'ın nazil olduğunu Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin buyurduğu rivayet edilmektedir. Bütün beşeriyeti dünyevi ve uhrevi selamet Nitekim Seyyidü'l Beşer Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemdir. Seyyidü'l Faris Selman dır. Seyyidü'r-Rum, Suheyb-i Rumi'dir. Seyyidü'l-Habeş, Bilal-i Habeşi'dir. Seyyidü'l-Kur'a Mekke-i Mükerreme'dir. Geceleri seyyidi, Kadir Gecesi'dir. Kuyuların seyyidi, Kadir gecesidir. Taşların seyyidi, Hacer-i Esved'tir. Kuyuların seyyidi, zemzem kuyusudur. Asaların seyyidi Musa'nın asasıdır, Aleyhisselam. Ve bineklerin efendisi de Burak'tır.
Sizden biriniz Ramazan ayında sağ olarak hazır bulunursa hemen o ayda oruç tutsun ama o aya hazır olan kimse hasta olur veya yolculukta bulunursa, şerri ruhsat üzere oruç tutmazsa Ramazan'dan başka günlerde yemiş olduğu günlerin orucunu kaza etsin. Sevgili dinleyicilerim, orucu yemeye cevaz olan sebepler de şöyle sıralanmış. Cihat halinde düşman karşısında zayıf düşeceğinden korkarsa oruç tutmayabilir, bilahere kaza eder. Zorlama halinde hayatı tehlikede veya herhangi bir uzvunu kaybetme gibi kati bir zaruret karşısında kaldığında orucu bozabilir. Daha sonra kaza eder. Eğer bu kimse yolcu veya hasta ise zorlama olmaksızın orucu bozmaz da öldürülecek olursa günaha girmiş olur. Çünkü yolculuk veya hasta halindeyken orucunu bozmak için Cenabı Hak ruhsat vermişken bu ruhsattan istifade etmemesi doğru olmaz.
Fakat misafir veya hasta olmayan bir kimse bir zulme maruz kaldığı halde orucunu bozmaz da zulmen öldürülürse günahkar olmaz. Aksine dinindeki sebat ve sebat ve metanetini gösterdiğinden çok büyük uhrevi derece ve mükafata nail olmuş olur. Gebelik ve süt analık halinde de oruç tutacak olursa, gerek nefsine ve gerek çocuğa bir zarar gelmesinden korkarsa orucunu açabilir. Fakat süt analıkta kendisi çocuğa süt ana tayin edilmiş bulunmalıdır ve kendisinden başka çocuğa süt veren bulunmamalıdır. Hayız ve nifas halinde de adet adet görünce ve çocuk doğurunca orucu bozulmuş olur. Fakat bir kadın kendisini adet günü zannederek adeti başlamadan orucu bozduğu halde o gün adet görmezse o kadına kefaret lazım gelir. Istılahta kendisine şeyhi fani denilen pek ihtiyar kimseler de oruç tutmayabilirler.
Piri fani o kimsedir ki, ölünceye kadar vücuduna ihtiyarlık ve zafiyet gelmekte olup, tekrar kuvvet bulmadan ölecek kimsedir. İşte bu gibi ihtiyar kimselere her günkü oruç için bir fidye icap eder. Gerek otuz fakire versin ve gerek her gün bir fakire versin, otuz günü birden defaten vermesine de cevaz vardır. Şu kadar ki vereceği kimse fakir ve muhtaç olması lazım. Fakire bir günlük doyacağı para yerine fakiri akşam ve sabah doyuracak yiyecek vermesi de olabilir. Eğer ihtiyar kimse sonradan oruç tutmaya muktedir olursa, evvelki verdikleri fidyelerin hükmü olmaz, geçmiş günlerini kaza etmesi lazımdır. Misafir, yolcular ve hastalar yolculuk ve hastalık halinde orucu aleni yiyebilirler. Fakat kendilerini misafir ve hasta tanımayan ammeye karşı oruçlarını aleni yemeleri mahzurdan hali değildir. Yani sakıncalıdır.
Hem töhmet ve suizandan korunmak ve hem de oruçlu olan mümin kardeşlerine karşı saygı göstermek nokta-i nazarından gizli yemeleri edebe daha muvafıktır. Eğer orucu yemeye mazereti şeriyyesi olmadığı halde bir kimse orucu aleni yerse, o kimsenin imanı çürümüştür, belki de imanı yoktur ve kalbi de ölmüştür. Eğer imanı olduğu halde aleni oruç yiyorsa mesuliyeti maneviyesi de en ağır cezayı gerektirir. Tövbe etmezse muhakkak ki mahkeme-i kübrada Cenabı hakk'ın pençe-i kahrına düşecektir. Keza hayız halinde veya lohusa olanların da içtimai nezaket-i İslamiye icabı gizlice yemek yemeleri edebe daha uygundur. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor Zira Allah Teala hasta ve misafir olduğunuz günlerde size oruç tutmamaya müsaade etmekle kolaylık murat eder ve hastalıklarınızda ve yolculuklarınızda size orucu farz edip de güçlük murat etmez.
Özr-i meşrunuza binaen orucu terk etmiş olduğunuz günlerin adedini ikmal için farzı aynı olan orucun kazasıyla ve adedi eyyama riayetle emrolundunuz ve zorluk zamanınızda yemeğe tazim ve tek bir için zaruret zamanında terk ve sonra kaza etmekle emrolundunuz. Umulur ki şükredersiniz. Çünkü bu nimetlere şükrünüz vaciptir. İşte değerli değerli dostlarımız, Cenabı Hakk'ın kullarına muzayaka zamanında orucu vakti ahara bir başka vakte tehire müsaade buyurmuş olması pek büyük nimeti ilahi olduğundan o nimetin şükrünü eda etmek elbette vaciptir. Kıymetli dinleyiclerimiz İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Bugün sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü Sirrahul Aziz'in Musahabe isimli eserinin dördüncü cildinden Ramazan ve Oruç başlıklı sohbetten bir bölüm aktardım. İnşallah bir sonraki programımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz.