Ramazan Ayının Maneviyatı ve Kuran'ın Aydınlatıcı Etkisi
Ramazan Ayının Maneviyatı ve Kuran'ın Aydınlatıcı Etkisi kaydında Ramazan-ı Şerif, kadr-ı kıymeti anlatmakla bitmez, Rabbimizin bize büyük bir ikramı ve ihsanı olan bir aydayız. En azından Bu ayda Cenab-ı Hak Kuran-ı Azimüşşan'ı indirmiştir. Burada tefekkür edeceğiz, düşüneceğiz. Bak bu ayda Kuran-ı Azimüşşan indirilmiştir. Acaba bizim hayatımızda Kuran-ı Azimüşşan ne kadar geçer mi? Bizim gönlümüze de…
Ramazan Ayının Maneviyatı ve Kuran'ın Aydınlatıcı Etkisi ne anlatıyor?
Ramazan Ayının Maneviyatı ve Kuran'ın Aydınlatıcı Etkisi kaydında Ramazan-ı Şerif, kadr-ı kıymeti anlatmakla bitmez, Rabbimizin bize büyük bir ikramı ve ihsanı olan bir aydayız. En azından Bu ayda Cenab-ı Hak Kuran-ı Azimüşşan'ı indirmiştir. Burada tefekkür edeceğiz, düşüneceğiz. Bak bu ayda Kuran-ı Azimüşşan indirilmiştir. Acaba bizim hayatımızda Kuran-ı Azimüşşan ne kadar geçer mi? Bizim gönlümüze de…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ramazan-ı Şerif, kadr-ı kıymeti anlatmakla bitmez, Rabbimizin bize büyük bir ikramı ve ihsanı olan bir aydayız. En azından Bu ayda Cenab-ı Hak Kuran-ı Azimüşşan'ı indirmiştir. Burada tefekkür edeceğiz, düşüneceğiz. Bak bu ayda Kuran-ı Azimüşşan indirilmiştir. Acaba bizim hayatımızda Kuran-ı Azimüşşan ne kadar geçer mi? Bizim gönlümüze de Kuran-ı Azimüşşan'ın hikmeti, esrarı inmiş midir? Bak bu ayda inmiştir ama kim için indi? Elbette Efendimiz Aleyhisselam'ın Ümmet-i Muhammediyesi için indi, bizlere indi ama Kuran-ı Azimüşşan bizde ne kadar tesir bıraktı. Şimdi dışarı çıkacağız, bundan bir hafta önceydi, hava soğuktu ve bulutluydu hava. Güneşi göremiyorduk. Fakat şimdi çıktığımızda güneş açmış bir vaziyette, hem ışığı hem de ısısıydı. Güneşi biz görüyoruz. Onun ısısı bizim vücudumuzu, elhamdülillah, ısıtıyor. Bunu hissediyoruz biz. Işığı da görüyoruz. Gözümüz aydınlanıyor.
Kuran-ı Azimüşşan'ı görüyoruz. Bu gördüğümüz Kuran-ı Kerim bizi hayat olarak ne kadar aydınlatıyor? Hem şahsımızı hem ailevi hayatımızı hem de insanlarla olan münasebetimizi ticari vesair hareketlerimizde Kuran'ın Kuran-ı Azimüşşan'ın bizde geçerliliği ne kadar? Onun biz aydınlığını başta kalbimizde küfür, şirk, nifak, büyük günah, küçük günah ve masiva. Allah'tan gayrı düşünceleri bizim gönlümüzden Kitabı Kerim giderebiliyor mu? Kitabı kerim işte iki kapak arasında altı bin altı yüz altmış altı ayet, yazılı. O yazılı olan ayetler hayattadır ve diridir. Ayet-i celileler hayattadır. Bize hayat vermek için biz ölürüz ama bu ölmez. Biz ölürüz ama kitabı Kerim ölmez. Onun geçerliliği ebedidir. Çünkü kelamullahtır. Allah'ın kelamıdır. Öyle bir kelam ki Ashab-ı Güzin efendilerimizden birisi benim dizim diyor Rasulullah'ın mübarek dizinin altında idi. Bir ara kırıldı zannettim. Ayağım kırıldı.
Meğer Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize vahiy ilahi gelmiş. Bir de soğuk gün de olsa efendimizin mübarek alımlarında terler zuhur ederdi Vahyin ağırlığından dolayı Bir devenin üzerinde olsa deve çökerdi. Efendimizin mübarek vech-i saadeti atardı. Buna başka bir ifadeyi kullanamam. Mübarek rengi alileri değişirdi. Deve çöküyor da Kuran'ın Azameti ilahiyesinden biz Allah'ın emrine çökebiliyor muyuz? Nehyettiğinden kaçabiliyor muyuz? Bunun için Mevlai Zülcelal bizim portremizi, bizim resmimizi, bizim şeklimizi Eğer buyuruyor, Halık ve Lemyezel öyle bir Allah ki O, öyle bir Allah ki o celle celalühü Mevla-yı Zülcelal'imiz eğer buyuruyor, mevlamız eğer buyuruyor, Kuran-ı Azimüşşan'ı, Kuran-ı Azimüşşan'ı Allah bir dağa indirseydik, cesametine rağmen, büyüklüğüne rağmen, kuvvetine rağmen muhakkak ki onu Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmuş görürdün.
Bu misali Mevlamız niye veriyor? Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. Bir dağın başına inse dağ paramparça oluyor. Bak, bizim gönlümüz neden tesir denmiyor? Dağdan da mı daha katı? Kalpleriniz taşlar gibi buyuruyor Mevla'mız. Taştan da daha katı diye haber veriyor. Mesela bu ay Rabbi zülcelal'imizin tecellisinin olduğu aydır. Musa Aleyhisselam'a tecelli ettiğinde ne olmuştur? Musa peygamberimiz Rabbimiz buyurdu ki Musa Aleyhisselam'a tayin edilen vakitte Tur-i Sina'ya gelip de Rabbimiz onunla konuşunca, şimdi konuşunca büyük bir aşk meydana geldi. Rabbimizin kelamından dolayı Musa peygamberimiz, o kelamın güzelliğinden dolayı tahammül edemedi. O zaman dedi: Bana kendini göster, seni göreyim. Göremezsin. Yalnız buyurdu ki: Şu dağa bak! Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin.
Ta ki Rabbi zülcelal'imiz, o dağa tecelli edince, dağ paramparça oldu ve Harram Musa saika, Musa aleyhisselam da baygın düştü. Ayılınca dedi ki seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim ve ben inananların ilkiyim. Hz. Musa aleyhisselam yüce Rabbimizin dünyada görülemeyeceğini, yani tecelliliği, lütfettikleri müstesna, lütfettikleri müstesna, böyle bir şiddet ve iştiyak ve istiğrak sebebiyle o aşk-ı ilahiyeye öhah olmak suretiyle Cenabı Hak'ta böyle bir niyazda bulundu. Çünkü o Allah'ın sözlerini duyunca adeta kendinin dünyada olduğunu unutmuş ve ahiret cennet hayatına kavuştuğunu zannetmiştir. Bu dünyada esame ve emme men hafe makama rabbiyi Cenneten, onlara Rabbimizin Azameti İlahiyesinden dolayı titreyenlere ne vardır? İki cennet vardır. Biri acile, bu dünyada olan. İkincisi acile, ileride Rabbimizin kendi katından, öldükten sonra ihsan buyurduğu.
Bu dünyada da kendi katından ihsan buyurdukları, elbette ki o nura mazhardırlar. Tecelliyata mazhardırlar. Bu görüp görmeme hususunda münakaşaya katiyen girmiyorum. Katiyen İnandığımı da söyleyemiyorum. İnandığımı da söyleyemiyorum. Onu gören gözler artık Efendimiz aleyhissalatu vesselamın Yemen tarafına mübarek burunlarını çevirip bana Yemen cihetinden Rahmani bir koku geliyor. O Rahmani koku gelenlerdir. O beşeriyetten sıyrılmış, nuraniyete ruhani yönüyle, bu niyaziden de Mevla görünür diye buyuruluyor ya Bu anlatılamaz, ifade edilemez. İşte biz şimdi neredeyiz? Ramazan-ı Şerif Burada bir nükteyi zikretmek istiyorum Ehlullah'ın dilinden Ya Musa! Sen göremezsin ama, ama Ehlullah'ın ifadesi bu İftar sofrasında ümmeti Muhammed görecek. Ondan dolayı ya Rabbi beni ümmeti Muhammed'den kıl dedikleri de hakikat olarak büyüklerimiz tarafından söylenmiştir.
Biz itaat ediyoruz, nasıllığını ve nice oluşu Rabbimize aittir. Ondan dolayı vaktimizi güzel geçirmek, lüzumsuz olan birtakım rüsumdan ve adattan hiçbir kar feth olunmaz, lüzumsuz. Biz derize ipe sapa gelmez. Bir ahiretimize faydası yok. O gibi sözlerden hiçbir fayda hasıl olmaz. Siz ticaret ehillerinin, ticaret ehillerinin eski teraziye göre biz onu görürdük ama şimdi tabi. Bunu da görüyoruz. Terazinin kefesine, kefesine hiç taş koyanı gördünüz mü? Bir toprağı alacak terazinin kefesine koyacak, yok. Ne kor? Pirinç kor, şeker kor. Daha başka nimet olan insanlara faydası olacak olan yiyeceklerden fır. Ama taş konulmaz. Biz terazimize, amel terazisine iflas, ihsan ve takva ölçüsü içerisinde taatlerimi koyalım, dilimizle Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyarak onu hayatımıza geçirme ümit arzu ve isteğiyle bunu mu koyalım yoksa gıybeti mi koyalım? O taştan daha beter eder.
Mesela siz varıyorsunuz bir sarrafa, sarrafın kendisine mahsus terazisi var. O teraziye bunu demekten hicap ediyorum. O dükkanın, o dükkanın silmiş, süpürmüş tozunu, Ondan sonra kılını kılçığını koyuyorum. Ne dersin? Vay deli! Bununla altın tartılır. Bu konur mu? Bir paçavrayı koymuşsun, eski bir paçavra. İnsan delidir. Biz amel defterimize kulağımızla ilahi sözleri dinleyeceğimiz yere öğüttür, nasihattir. Rabbımızdan gelen ilahi kelamlardır. Onun yerine bir başkasına yapılan iftirayı, bühtan denir. Ondan sonra hayvani duyguları tahrik eden sözleri zil zurna, belden aşağı duyguları harekete geçirecek olan o tatsız, o nefreti mucip duyulan sözleri mi koymalıyız mizan, amel terazisine ve bunu kıyas ederiz. Bakın ne kadar acayip geliyor bize. Bir amel terazisine uygunsuz maddelerin konulması demekten hicab ederim koymaktan.
İnsan korsa onu görseniz siz marketlerde ne de bu kapayı, şaşırmış deriz. Bu delirmiş. Acaba melaikei kiram biz amel defterimize Allah lafzai celalini, tevhidi salatü selamı ve bunun yanında tesbihatı koyacağımız yere uygunsuz sözleri mi koyalım? Bunun için Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz insanı yüzüstü ateşe sürükleyen dilin hatalarından vazgeçin buyuruyor. Dilin hatalarıdır, dilin yanlış konuşmalarıdır, insanı burnu üzere ateşe sokar. Böyle düşüneceğiz. Alışverişi çok iyi düşüneceğiz. Çünkü Cenabı hak bize alışverişten haber veriyor. Hem Tevbe suresinde böyle alışverişi, ne diyeyim, hiç düzgün olmayan bir ticaret. Düzgün olmayan bir ticaret. Ona ticaret dinmez zaten. O helaka gitmek demek. Haya ediyorum, utanıyorum bunu söylemekten. Öyle ticaretler var ki, Allah korusun. Bunu nasıl ifade edebilirim ki? Sadece şeytanın oyununa gelerek yapılan ticaretler.
Bunun için Rabbi Zülcelal'imiz, Eserle, buyuruyor. İşte onlar hidayete karşılık dalaleti satın alanlardır. Alışveriş yapılıyor ya. İlahi alemde de alışveriş çok nemli. Burada başlar zaten. Hidayete karşılık, Allah'ımızı bulmaya karşılık, Onun rızasına erimeye karşılık, onunla ünsiyet dostluk kurmaya karşılık, onunla kurbiyet, ona yakınlık elde etmeye karşılık dalaleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazanmamış ve kendileriyle doğru yola girememişlerdir. Ne kadar önemli, ne kadar mühim. Evet efendim, başka ticaretimiz var mı bizim? Tevbe suresinde dedik, Mevla-yı Zülcelal'imiz. Bize Tevbe suresinde nasıl ticaret yapacağımızı haber veriyor. İnsan ticarette karı düşünür. Eğer kar olmayacaksa niye ticaret yapsın? Zararında ticaret yapılır mı? Elbette olmaz. Karlı bir ticaret. Yapılacak olan karlı bir ticaret.
Mevla-yı Zülcelal'imiz bize karlı olan ticareti de saf suresinde ne güzel haber veriyor. Bakın, Esselamler. Ey iman şerefiyle şeref yağ bulan müminler! Sizi acı azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Esselamüte. Allah Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda savaşırsınız. Eğer bilirseniz ki bu sizin için daha hayırlıdır. İşte efendim burada maddi ticaret nerede? Maddi ticaret en başta ifade edildi zaten. Nasıl ifade edildi? Sizi karlı ticarete delalet edeyim, azaptan kurtaracak derken Allah ve Resulüne iman Haksızlığı kim yapar? Haksızlığı ticarette aldatan ve aldananlar kimdir? Allah'a ve Resulü'ne gerçek manada inanmayanlardır. Ama müslümanlar, hep görüyoruz, Müslüman olan beş vakit namazında kılıyor, terk etmiyor. Gece de belki kalkıyor. Kalkıyor da yalnız o kalkışı Mevla-yı Zülcelal'imiz bize Ankebut suresinde ifade buyuruyor. Ankebut suresinde. Nasıl buyuruyor?
Sakalla oyalayayım. Rasulüm! Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Hayasızca iş yapmaktan, Cenab-ı Hak'tan utanmadan insanları aldatmaktan, faize, karaborsacılığa, hayali ticaretlere girmek suretiyle bu kötülüklerden alıkoyar diye ifade buyruluyor. Demek ki sadece namaz kılmakla olmuyor. Kıldığımız namazla işi biz bitiremiyoruz. Çünkü namaz kılanlar hakkında Hanikül Lemyezen bakın ne buyuruyor. Bizi ürkütüyor bunlar. Yazıklar olsun! O Allah huzurunda duranlara ki namazlarını yanlış olarak ve yanlış yere kılanlar. Gaflet içerisinde. Kimin huzurunda durduğumuzu düşünmeden, rızkımızı helalinden temin yoluna gitmeden, taharetimize dikkat etmeden, Allah'ın huzuruna bizzat, Onun karşısında derken yine buna çok güzel bir ifade ister.
Rabbimizin bizi gördüğünü bilerek bizzat kulunu karşısına aldığını, aldığı düşüncesi bilinci üzere kılmayan. Demek ki tam manasıyla yapmaya ne yapacağız? Gayret edeceğiz. Ticaret. Dünya nedir? Karuhanedir. Ticaret yeridir. Şimdi adamın ticaret yeri pek böyle aham şaham değil ama güzel ticaret yapıyor. Oradaki ticareti nedir? Evindeki rahatı, ondan sonra arabası vesaire yaşantısındaki hep o güzellikler, rahatlıklar nedir? İş yerindeki kazancındandır. İş yerinde eğer o karı elde etmeseydi evin de rahat oturup hem kendisi hem de etrafına iltifat edemezdi, ikram edemezdi. Şimdi biz bu cife olarak tarif edilen etdunya cife diye buyuruyor, bir kokar cife. Burada biz ne yapıyoruz? İbadet ve taatimizde güzel bir ticaret yaparsak, yaptığımız işleri sırf mevlamızın rızası için yaparsak yarın ahirette ne var? Allah'ımız yarın ahirette lütfettiği nimetler anlatırmakla bitir bitmez.
Vakıa suresi, Nehir suresi, bundan başka birçok ayet-i celileler var. Cennetteki nimetleri anlatan o köşklerdir, altından akan ırmaklardır, hurilerdir vesaire. Sayılamayacak kadar çok neler var? Orada nimetler vardır. Rabbimiz bunu bize Vakıa suresinde haber veriyor. Saymakla bitmeyen ne vardır? Nimetler vardır orada. Nehir Suresi'nde demiştik ya, Nehir Suresi'nde, Gözleri her nereye ilişecek olsa orada ne buluyor? Nimetler buluyor, Allah'ımız ihsan ediyor. Vakıa Suresi'nde kısaca beyan etmemiz lazım. Çünkü cennete girdi ve insan çıkamaz. Cennet nimetleri müstesnadır. Rabbimiz buyurur Esalinde: Ne buyuruyor Mevla'mız? Beğendikleri meyveler, canlarının istediği poşetleri, saklı inciler gibi iri gözlü huriler, yaptıklarına karşılık olarak verilir. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler. Duydukları söz yalnız selam, selamdır.
Sağcılar, yani müminler demek, ne mutluluğu o sağcılara, o kamil müminlere dikensiz kirazlar, meyveleri tıklım tıklım dizili muz ağaçları, yayılmış bölgeler, çağlayarak akan sular, pek çok meyve arasında tükenmeyen ve yasaklanmayan ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler. Gerçekten biz hurileri yepyeni bir yaratıldı da yarattık. Onları bakire kıldık. İçlerine düşkün ve yaşıttırlar. Sağcılar için de bunlar. Daha çok nimetlerden Cenab-ı Hak bize bahis buyuruyor. Dediğimiz gibi içinden çıkılmaz ki o nimetlerin ne kadar Cenab-ı Hak'ın ihsan buyurduğunu biz anlatmakla tüketemeyiz. Cennet bu artık, cennetteki nimetler. Allah'ımızın ihsanıdır, ikramıdır onlar. Vahşi suresine bakarız, oradaki oturulan yerlerin bile güzelliğini anlatmakla bitiremeyiz biz. Rabbi Zülcelal'imiz buyurur Es'ar-ı Biraz daha yukarıdan alacak olsa Es'ar-ı Buradan başlar mesela Rabbimiz buyuruyor.
O gün birtakım yüzler de vardır ki nimetin verdiği yumuşaklıkla mutludurlar. İçlerinden hoşnut olmuşlardır. Yüksek bağları ve bahçeler içinde oturmuşlardır. Orada hoşa gitmeyen boş bir söz dahi işitmezler. Orada cennette akan pınarlar, odalarında yükseltilmiş tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, koltuklar, serilmiş halılar vesaireler vardır, buyuruyor Cenabı Hak. Bitmez yani bu nimetler. Yalnız cennetin iki nimetlerinden bahis buyrulur. Birisi maddi olan yiyeceklerdir. Vakıa suresinde geçen, canlarının istediği kuş etlerinden deyince, Rabiatü'l Adeviyye annemizin cezbeye kapılarak Ferihadı figan kopardığı ifade edilir. Neden? Allah'ım beni kuş etleriyle oyalama, ben seni istiyorum der. Bir, ef'ali ilahiyenin tecellisi. İki, sıfatlarının tecellisi. Üçüncüsü, zati tecellilerdir. Allah-u Zülcelal bize ticaretimizi çok iyi yapmamızı haber veriyor.
Birincisi maddi nimetlerdir. Ikincisi de manevi nimetlerdir. Buna cennetü'l maarif derlerdi. Bunu ne güzel anlatırdı Mürşid-i kamilimiz herhalde görmese anlatmazdı. Çünkü anlatırken belli oluyordu. Mesela bizim bir anlatış tarzımız var, Alelade. Bir de onun anlatış tarzı var ki, sanki o meyveleri anlatırken sen yiyorsun. O ruhani manevi nimetlerden bahsederken sanki görüyorsun. Öyle anlatıyordu. Cennetü'l maarif, oranın ilahi nimetleri, ruhani gıdaları. Yani bedenin aldığı gıda değil, ruhun gıdası zaten onu tadarsa maddi nimetlere zerre kadar meyletmez. Yunus Emre'nin dediği gibi cennet cennet dedikleri birkaç ile bir köşk ile birkaç huri isteyene veranları bana seni gerek mevlam seni. Bana seni gerek mevlam seni. Bayezid-i Bistami hazretlerinin sözüdür. Allah'ım, bak demiyor senden huri isterim, ilman isterim, meyveler isterim, poşetleri isterim, şu bu değil.
Senden seni isterim ya Rabbi. Şuradan bilelim. Allah'ımızın manevi nimetler olarak kemal-i ilahisini seyrettiği zaman yetmiş iki sene baygın düşüyor. Yetmiş iki sene. Ah Mürşid-i kamilimizi dinleseydik, böyle inler bir vaziyette, onu inleme tarzında da gösterir böyle, böyle in diyerek. Hurilerin gelip kollarına girdiğinde istemem, istemem dediklerini böyle. Bak bu nimetleri Allah'ımız bizim önümüze getirmiş. Nasıl getirmiş bize? Rabbimiz bize Beled suresinde ifade buyuruyor. Sonra şeyde de geçer. İnsan suresi de denir buna. Aynı zamanda İnsan Suresi dendiği gibi Behir Suresi denilir, İslamiyet. Şüphesiz bir insana, biz insana doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör, biz gösterdik. Peygamberleri gönderdik gösterdik. Deli dediler. Taşladılar. Hepsine katlandılar. Memleketinden çıkardılar. Yine de Hakkı duyurdular, gösterdiler. O sahifelerle gösterdiler.
Kuran-ı Azimüşşan'la gösterdiler. Sonra Efendimiz aleyhissalatu vesselama varis olanlar hep olduğu gibi gösterdiler. Burada insana ne gerekiyor? Bize gereken burada beynimizi çalıştırmak. Ne kadar beynimizi çalıştırırsak, vahye müstenit bir beyinle onu bilmemek ve bulmamak mümkün değildir. Bak yine Mevla'mız ne güzel, ne güzel es-selam ve hedeynahünneciddin diye buyuruyor. Ne anlatılıyor burada? Beled suresinde onuncu ayet-i celîde, Mevla'mız buyuruyor ki ona iki yolu doğru ve eğriyi cennet ile cehennemi hak ile batını göstermedik. Kasas suresinde Cenab-ı Hak bize ifade buyururken Mevla-yı Zülcelal'imiz, Habibim buyuruyor. Sen hidayet edemezsin, hidayete vesiledir. Biz hidayet etmedikçe buyuruyor. Bak biz ne yapacağız? Hidayete talip olacağız. Biz hidayete talip olacağız. O zaman Rabbi zü'l-celal'imiz ihsan buyuruyor Es-Samü. Sakınlar lazım. Rasulüm sen sevdiğini hidayete erdiremezsin.
Bilakis Cenabı Hak dilediğini hidayete erdirir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir. Resul-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bu gayret ve çabasından dolayı ifade buyrulmuştur. Biz talip olacağız, biz Hakk'a talip olacağız. O talepte, şimdi dünyada böyle insanın sevdiği kimseler olur. Mesela askerlik yapmış, askerde sevmiş. Okulda sevmiş. Ondan sonra ticaret yapmış, ticarette sevmiş. Komşuluğu olmuş, komşulukta sevmiş, bir huylarında uyuşma olmuş Yillarca yeme ve içmelerinin dışında hep beraber olmuşlar. Bir yedikleri içtikleri ayrı gitmiş, yoksa hep beraber bazı tanıdıklarımız olur ticaret eğilimlerinden. Böyle gündüz görüşürlermiş. Gece dayanamazlarmış. Gece de açarlarmış birbirlerine telefon. Yahu nasılsın, iyi misin? Uyuyor mu ne demiyor? Bir bakıyorsun öyle birbirlerine zıt oluyorlar ki adeta birbirinin izine kurşun sıkar gibi. Ne oldu?
Efendim ben hiç ondan ummazdım. Bana tespih muamelede bulundu. Ya milletin içindeydik, bir söz söyledi, yere getirdi beni. Bak bir sözle kırk senelik dostluk bitiyor. İkram ediyor, ihsanda bulunuyor. Bir de bu ikram ve ihsanında ara veriyor. O ikram ve ihsan ederken bambaşka bir dostluk. İhsan ve ikram kesilince dostluk tabii ki. Birine ne kadar iyilik yaparsan o kadar iyilik yapıyor. Ne kadar iyilik yaparsan o kadar yapıyor. Bir tanesi hacca giriyor. Hacca giderken o kardeşine maddi bir yardımda bulunuyor. Maddi bir yardımda bulunuyor. O da geldiğinde ona hediyeler gönderiyor. Bakın, buna benzer işte. Dünyanın dostlukları buna benzer. Ben şu kadar para verdim. Bak seccade göndermiş, bu bu kadar tutar mı? Ondan sonra şunu göndermiş, olduğu gibi iade diyor. Ben sana verdiğim paranın yarısı bile değil. Dünyanın dostluğu bu. Hepsi böyle mi olur?
Hepsine ait demiyorum ama genelde dünyanın dostluğu budur. Ne kadar iyilik gösteriyorsan o da sana o kadar gösteriyor. Ama Rabbi zülcelal'imiz nasıl gösteriyor? Eshabü'l-Mence ebillahhasene. Kim Allah huzuruna Celle Celalü bir iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı ihsanda bulunuyor. O iyilik yapıyor, on katı en az. Kim de bir kötülükle gelirse o vela yüzza illa misleha vehumla yululamun. O sadece onun misli ile cezalandırır. Onlar iyilik edenler de fenalık yapanlar da haksızlığa uğratılmazlar. Sevapları eksik verilmediği gibi azapları da artırılarak zulme uğratılmazlar. Bak Rabbimiz bu. Onunla kalır mı? Edahün müdafaa buyuruluyor. Kat be kat. Mesela Ramazan-ı Şerif Oruçta olan kimseye Somutus sa'im-i tesbihun. Böyle sükut ediyoruz ya Ramazan-ı Şerif'te, onun sükutuna tesbih sevabı veriliyor. Somutus O tesbih nedir? O tespihe mükafat nedir?
İki kelime vardır ki dilde hafif, mizanda çok ağır. Bak mizanda çok ağır. Sübhanallahi ve bihamdihi, süphanallahi aleyhim. Hak dostlarından bir tanesi tesbihat yapıyor. Rabbimize bak şimdi Celle Celalühü. Bak derken haya ederim. Her yerde o Rabbimiz bir dua yapmış melekler demişler ki bir sene önce böyle bir duada bulunmuş. Çok uzun değil. Arafat'ta yapmış bu duayı. Bir daha yapmış. Melekler gülüyorlarmış. Allah'ım biz daha geçen seneki yaptığı duanın sevabını yetiştiremedik. Bu daha yine o duayı yapıyor diye. Bundan dolayı Mevlamız ey kullarım siz olduğu gibi kaydedin mükafatını ben vereceğim buyuruyor. Şimdi dilimizle yaptıklarımızda melekler kaydediyor ama mesela namaz demiştik biz. Namazda ticareti güzel yapacağız ya, biz karlı bir ticaret istiyoruz. Rızasını kastetmek suretiyle, rızasıyla olan ameldir, karlı olan.
Şimdi namazda okuyoruz biz tabii, Sübhaneke diyoruz, okuyoruz Fatiha'yı Elhamdülillahi rabbil alemin. Zammüsuri okuyoruz. Bir de bunları okurken Rabbimizin Allahu ekber dediğinde dilimiz, kalbimiz onun azamet-i ilahiyesini hisseder bir hale geliyor. Zaten o hissettiği zaman onun gözyaşı durmaz o. Gözünden akan yaşlar sanki bir ırmak olur. Sonra da Cenabı hak bu mübarek yol gönlün genişlemesidir. Kalbi genişler, içine akar ama hali başkadır. Bunu işte bizzat Rabbimiz mükafatını o kaydediyor. Melekler kaydedemiyor. Böyle bir ticaret, Sonra bire yedi yüz veriyor. Daha veriyor mu? Sonsuz da veriyor. Yok sonu yok hiç. Efendim biz şimdi dilimizle yapıyoruz vazifelerimizi. Tabii dilimizle yapıyoruz aslen olacak. Oruç tutarken dilimiz bizim yiyor mu? Ağzımız işte tam saat iki buçuğa geliyor. Şu anda bir yiyecek olsa, şöyle bir su olsa da şu dudaklarımız kurudu, bir içsek yapamıyoruz bedene.
Buna verilen mükafat nedir? Bir adım. Mesela Hale göre değişir. O ayrı insanların durumuna göre değişir. Bunun yanında bunu yaparken, bunu yaparken gönlünde de bir kötülükten nefret orucu var. İsyana veda. Öyle bir oruç tutuyor ki azalarına da tutturuyor. Eli katiyen harama gitmiyor. Ayağı isyan yerine katiyen gitmiyor. Gözü harama bakmıyor. Oruç tutturuyor gözüne. Kulağa da öyle. Bütün azalar öyle. Beyin bilhassa. Beyin tezkiyesi üzerinde durulmayan korulardan birisi beyin tezkedir. Düşüncelerdir. Hasan efendi havatir olur mu sizde buyuruyor Sami sultanımız. Havatı düşünceler, beni haya ederim demekten. Yani onlarda dünya düşüncesi olmaz. Ahiretteki nimet düşüncesi olmaz. Efendim havatır nedir bilmem diyor. Böyle beyinde bir temizlik. Buna diyelim ki yedi yüz, yedi yüz. Çünkü kalp buna iştirak ediyor. Orucu bedenen tutarken yemekten içmekten cinsi münasebetten uzak.
Olurken mesela vaktine de dikkat ediyor. İftar daha önce kaçıyor. Şimdi bira on ikincisine kalbinde kötülükleri taşımamayacak. Taşıma. Elinde de. Diğer buna yedi ama bu oruç taatini bunu diğerlerine kıyas ederiz. Yaparken muhabbetle yapıyor. Allah'ım diyor. Mesela Evliyaullah'tan birisi bizim üstadlarımızdan ya Hace Ubeydullah-i Arabi hazretleri veya bir başkası aç kaldığımız geceyi Miraç gecesi kabul ederiz diyor. Rabbimiz katında yedirilip içiriliyor mu desek? Ne desek? Açlığı, ganimet biliyor. Allah'ımıza öyle bir muhabbet var ki o muhabbet, o sevgiyle yaptığı zaman bu mizanana konmuyor. Mizana gelmiyor. Böyle bir ticaret. Tevbe suresinde Rabbimiz buyuruyor. Cenab-ı Hak müminlerden mallarını ve canlarını, onlara verilecek cennet karşılığında satın almıştır, buyruluyor. Burada Caferi Sadık, Gaddesallahu Sırri Hazretleri buyuruyor ki aman ha kendinizi ucuza satmayın.
Siz Allah'ın cemalini isteyin. Cennet karşılığında derken, Maarif, Cennetü'l Maarif onu isteyin. Şimdi bu güzel ayda vaktimizi güzel geçirmek, teallül ve ihmal eylemek, hasar ve hırmandan başka bir şey ziyade inemez boş olan hareketler. Muhbir-i sadık sözünde doğru olan Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyorlar. Yakında işlerim diye tabiik ve tesbih edenler helak oldular. Ömrü mevcudu mevhum işlere sarf eylemek ziyade müstekkehtir. Nakdi vakit emri, emiri, ehemme Sarf olmuş ola. Hak Teala Hazretleri bizleri birtakım muzahperatı layani, iktidarı unutma, müyesser kılavuzu. Yani boş sözleri söylemekten bizi muhafaza eyleyen dedikodu mahsurlar değildir. Selameti kalp talep edeler ve asıl tefekkür edip malayaniden tamamıyla itiraz edeler ve tamamı himmet-i rızayı Mevla Celle ve alaya sarf edeler. Hazzı nefisle kalmayalar. Ferahata düşmekten ihtizar üzere ulalar.
Ehli iyali ile münasebeti tam peyda edeler. Karhane-i sai'lerinde fütur vaki olmayan saniyesi bile bu ayın ünlerinin ve gecelerinin geçmemeli, hırman ve nedametten başka bir faydası yoktur boşa geçen vaktin, ders dersi ciddi cehd üzere küşuşşişsa ile mütalaa olduğuna, bunu Sami sultanımızın, Gattdisallahu sırra, bu sahabesinden okuyorum. O, onlar Allah öyle nur verir ki onun nuruyla tutarlar. Öyle bir kalem yazdığı için okuyorum. İster anlaşılsın ister anlaşılmasın. Sevseri kalmayasınız. Lehü lağb ile meşgul olmayasınız oyun ve oyuncakla ve daima Hazreti Hak sübhanehu ve teala'ya iltica ve tezahür edesiniz ve ehli hukuk ile ancak zaruret miktarı ihtilat edesiniz. Hatır gönül almış olursunuz. Cemaati mesturat ile vazı nasihati üzere ülfetidesiniz. Emri bil maruf mey nehyi anil mülkleri esirgemiyesiniz Ve cemiyeane halkını namaza salaha ve ahkamı şer'iyyeyi icraya terkip edesiniz.
Zira rayiyenizden mesul olursunuz elinizin altındakilerden. Şimdi elimizin altındakinden dine ne hatıra geliyor? Aile, çocuk, çoluk, torun. Bir de şu hatırımıza gelsin. Elimizin altındakiler beynimiz. Bize emanet. Şu beyin çalışan yüzde iki nispetinde. Allah'ımız beyni haber verirken iki şekilde haber veriyor. Bir akıl, bir de ölü'l-elbab. Akıl delillerle yürümektir. Ölü'l-elbab o efendimizi gözyaşlarına boğan bilali Habeşi'nin gelip radiyallahu anh, efendimizi gözyaşleriyle görünce ezan okumak için, nedir ya rasulallah, ya Bilal, bugün öyle bir ayet-i cel celile nazil oldu ki buyuruyor, Semavat ve arzın yaratılışı gece ile gündüzün birbirini takip edişi musta tefekkür etmemizi ancak ulü'l-elbab, gönül ehli demek. Kalp gözleri açık keşif ehli.
Kimse demek İmamı Gazali rahmetullahi el-Barî hazretleri bunu ifade ederken keşfin ilmin yollarından biri olduğu yalnız keşif şerife uymak suretiyle.
Kaynak: Genel
Ramazan Ayının Maneviyatı ve Kuran'ın… | Mihmandar