Ramazan Ayının Manevi Zenginliği ve İlahi… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Ramazan Ayının Manevi Zenginliği ve İlahi Rahmet
Ramazan Ayının Manevi Zenginliği ve İlahi Rahmet kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bir misafir geleceği zaman hangimiz olursa olsun diyelim çok kıymetli bir misafir evimize davet olundu. Gelecek misafir, hazırlık yaparız evin düzenine, intizamını artık her türlü ne gerekiyorsa bunun için çalışır gayret gösteririz. Aman ha misafirimizin yanında…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bir misafir geleceği zaman hangimiz olursa olsun diyelim çok kıymetli bir misafir evimize davet olundu. Gelecek misafir, hazırlık yaparız evin düzenine, intizamını artık her türlü ne gerekiyorsa bunun için çalışır gayret gösteririz. Aman ha misafirimizin yanında mahkum olmayalım. O memnun olsun, mesul olsun diye evimizin düzeni, intizamı, tam eldivenlerden itibaren temizlik evlerin artık bütün bölümleri baştan aşağı bir düzen geçirilir. Müsavir geldiği zaman efendimizin hadisi şerifte buyurduğu üzere sallallahu aleyhi ve sellem on kısmetiyle gelir birisini yer dokuzunu bırakır ve ev sahibinin de küçük günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Şimdi bizim misafirlerimiz pek çok Bir kere iman bize misafir, İslam misafir, İslam'ın emirleri bütün misafir, Tarikatı adiyedeki bütün görevler misafir.
Hac misafir, zekat misafir, cihat misafir. İnsanlar anası münasebetimiz bir misafir. Evimizin ifşadı, ıslahı misafir. Konumuz, komşumuz, etrafımız nefsimizin ıslahından tutun evimize, ailemize, akrabamıza ve bütün kainatı kucaklayarak hepsi bize bir misafir. Bir misafirimiz daha var. O da geliyor. Allah'ımız geliştirirse Celle Celaluhu, Ramazan-ı Şerif çok kutsi ve ulvi bir misafir. Tarifi mümkün değil. Biz sadece bunun dış şeklini haber verebiliriz. Hiç alemine haber vermeye takatimiz yetmez. Ancak gönüldeki derinliğimize göre gönüldeki iç alemimizdeki zenginliğe göre haber verebiliriz. Daha binde biri anlatılmış değil ki İslam'ın emirlerinin esaslarının. Mümkün değil. Bunu en güzel anlayan Allah'ın resulü olmuş. En güzel yaşayan o olmuş. En güzel yaşatan da o olmuş. Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Şimdi bu misafir kimdir? Bu misafir başta on günü Allah'ımızın rahmeti.
Rahmet ilahi bir aşktır, şevktir, muhabbettir, gönüllere inen küzati ilahiyedir. Bir temizliktir. Günahlardan bir temizliktir o rahmet-i ilahi bu. Yağmur yağdığı zaman ne yapıyor etraf bütün temiz oluyor. Onun gibi ilahi rahmetle Ramazan-ı Şerif'in ilk on günüyle ne yapıyor insan günahlardan temizleniyor. Bir on gün daha var o da mağfirettir. Bu da artık Rabbimizin günahları kuluna bile göstermiyor. Bir son günü var. O da Cehennem ateşinden azat olmaktır. Arz ettiğim gibi bunu izah gitmekten aciziz ve bitmez ve tükenmez. Böyle bir misafir var. Sadece bu da değil. Biraz evvel dediğim gibi her seher de bizim misafirimiz vardı zaten. Kapımızı çalan her seher bir misafir var. Geliyorum diyor. O misafir gelirken nasıl bizim gönül evimize giriyor derseniz, dua eden yok mu duası kabul edilecek. İstiğfariden yok mu bağışlanacak. Bir dileği, bir haceti olan yok mu yerine getirilecek.
Ramazan Ayının Manevi Zenginliği ve İlahi Rahmet ne anlatıyor?
Ramazan Ayının Manevi Zenginliği ve İlahi Rahmet kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bir misafir geleceği zaman hangimiz olursa olsun diyelim çok kıymetli bir misafir evimize davet olundu. Gelecek misafir, hazırlık yaparız evin düzenine, intizamını artık her türlü ne gerekiyorsa bunun için çalışır gayret gösteririz. Aman ha misafirimizin yanında…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Böyle bir misafir. Misafirlerin de içerisinde en seçkinleri de var. Şu üç aylarını düşünecek olursak sadece üç aylarını çok seçkin de misafirler geldi. Sami Ramazanoğlu Kuddesallahu sırra üstazımız gibi gelen oldu. Misallere söyleyeyim bir anlaşılsın diye. Es'adi Erbili gibi gelen oldu. Mürşid-i Kamilimiz gibi gelen misafirler oldu. Üç aylarında Receb-i Şerif'in ilk cuma gecesinde Regaip gecesi geldi. Daha sonra ikinci bir misafir geldi. Bunlar boşuna gelmedi. O da Receb-i Şerif'in yirmi yedinci gecesinde Miraç gecesi o geldi. Ramazan-ı Şerif'te artık son on günündeki tek gecelerini arayın diye buyuruyor. Kadir gecesi gibi bir misafir. Sadece hepsi misafir. Ayrıyeten böyle büyük asil misafirlerle geldi. Bunlar bize bir şeyleri söylerler. Dediler ki Regaip gecesinde gelen o misafir aman ha bak önünüzde mübarek gün var Ramazan'ı şerif var hazırlanın diye bize ikazda bulundu.
Geldi ama bizim gönlümüze girdiği zaman böyle boşuna girip çıkmadı. Miras gecesi de bunu söyledi. Aman harp geliyor Ramazan-ı Şerif hazır olur mu dedi. Öyle gelişigüzel işte her sene tutarız bunu çocukluğumuzdan beri yapıyoruz böyle olmaz. Bunun kadir ve kıymetini bilerek yerine getireceğiz. Aklımız başımızda olarak yapacağız bunu. Buna Esad Hevbili Hazretleri dikkat çekiyorlar zaten. İşte namaz kılıyorum ama anam babam kıldığı için mi? İşte bir adet gereği olarak mı? İşte koskocaman bir şey olmuş. Namazını eda etmiyor dinler diye mi kılıyorum demesinde çok büyük hikmetleri var. Diyor ki namazdan asıl gayeyi bilin, asıl gayeyi bilin. Nedir asıl gaye? Bilin diyeyim artık hepsini buna kıyas edersiniz. Kötülüklerden muhafaza olmak, Allah'ımızın nehyettiği bütün kötü fiillerden uzaklaşmak. O pencereyi aç, o karşılık pencereyi aç. Pencereler aç, pencereleri aç.
Şimdi bize namazın farziyetinde en önemli olan nedir? Namaz farz olurken kötülüklerden bizi alıkoyması iyiliklerdir ve emretmektir. Bunun hepsine kıyas ederim şeyimiz. Böyle boşuna değilmiş demek ki. İşte buralara kafamızı çalıştırdığımız zaman anlayacağız. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar Cenabı Hak, Cenabı Hak bir iş hususunda pencereyi aç kadınlar var. Allah'ımız çok önemine binaen, önemine binaen tekrar ediyor Kuran-ı Kerim'de. Mesela tefekkür ve akıl üzerine yedi yüzün üzerinde ayet-i celile var. Düşünün buyruğu düşünün. Ak edin. Buna çok gayret edeceğiz. Kafamız karmakarışık, gönlümüz karmakarışık değil. Bilerek vazifeyi yaparsak Rabbimizin bu emirlerini tanıyacak olursak ne olur? Az bir amelimize verilecek mükafat dağlar kadar yapılan böyle duygusuz amelden çok hayırlıdır. Çok üstündür. Soruld Aleyhissalatü Vesselam Efendimize hayırlı amel nedir?
Rabbimizi tanımak, Rabbimizi tanımak. Buyurdular ki yarısında biz senden hayırlı amel soruyoruz. Mevlamızı tanıyarak yapmış olduğunuz az bir amel az bir amel dağlar kadar yapılan amelden üstün. Bu yola giriyoruz. Bu yola girmemizden gaye nedir? Behçet ü seniyyye. İlk açtığımızda göreceğimiz şu. Ne kadar güzel ifade etmişler. Ey marifetullahı tahsil eden kişi diye başlıyor. Ey marifetullahı tahsil eden kişi. Bu cümle bize yetiyor zaten. Bu cümle diyor ki ey Allah'ı tanımaya aday olan kişi diyor Rabbimizi. Aldığımız evradta, ezkarda hepsinde bu var. Mesela kalbimiz zikrediyor ya. Zikretmesi lazım hayvaniyette insaniyete geçeceğiz ama bir ara girmişsek bu artık siz bilirsiniz tarlalarda ne de ekinler olur. Başak tutar, başağı üzerinde unutmak gibi. Onu orada böceklendirmek gibi. Aynen bu duruma diyor. Gelmişiz de belli bir vakit ruh diyemişiz. Onu da budur. İşte bu birbirini takip eder.
Hiç durulmaz. Hatta o sırada bu ne büyük bir misafir bize. Bulunsam buradan da göstereyim diğer yerlerde de var Hadis-i Şerif. Bu dönemde kitap mütalaasını bile terk ettirirler. Dediler ki aman ha öyle fazlaca kitap mütalaalarına da dalmayın şu vazifeyi yapın dediler. Vazifeyi yapın bitirin o zaman kitap mütalaanızdaki aşkınız muhabbetiniz zevkiniz tarif bile yediremez aman ha dikkat edin dediler bize. Ama bunu belli bir süre oluyor daha çok bizim gibi insanlarda oluyor boya da oluyor. Bizim gibi insanlarda oluyor. Bir aşk muhabbet ilk devri oluyor ondan sonra duruyor. Duruyor. Hınacık derler ekinlerde neler. Bir kınacık hastalık giriyor. Mümkün değil. Ondan sonra olmaz o. Bu yürümez o. Şimdi eğer yürütecek olursak, yürütecek olursak burda Aişe annemizden rivayet edilen bir hadisi var. Diğer eserlerde de gördüm bunu. İmam-ı Şalani Hazretleri'nin eserlerinde de mevcut.
Bak öyle bir misafir bize konuyor ki Hadis-i Şerif bu. Zikrin, zikir üzerine yetmiş derece diyor. Yetmiş derece bir farkı vardır. Efendimiz buyuruyor bunu sen söyle. Zikrin zikir üzerine mesela biz Allah diyoruz. Allah derken celle celalühü eğer kalben de diyebilirsek onun yetmiş derece diyor üstünlüğü vardır. Manayı hadis demiş burada almış tekrar Hadis-i Şerif'i şu Hadis-i Şerif'i. Allah'ımız meleklere emir buyuruyor işte Kiramen Katibin var ya. Kiramen Katibin demek şerefli melekler demek. Onlar kaydediyorlar. Bütün amellerimizi kaydediyorlar. Allah'ımız soruyor. Hasemet ve sinyal defterlerini getirirler. Cenabı Hak buyuruyor. Kulumun amalinden biri kaldı mı? Ben bille söylüyorum. Melekler diyorlar ki hayır Ya Rab bildiğimiz, gördüğümüz neyse onu olduğu gibi yazdık, çizdik hepsini ortaya koyduk. O zaman Rabbimiz benim indim de, benim yanımda kulumun bir hasenesi daha var.
Melekler onu niye yazamıyor? Meleklerin yazdığı şu iki dudak arasından çıkandır. O kalbin amalidir. Çünkü kalp zikrinde ne diyorlar? Dilinizi damağınıza yapıştırın. Allah'ımızla irtibat kurun. Onun muhabbetiyle irtibat kurun. Bu ne demek? Beni zikredin ki ben de sizin zikredeyim. Buna erişin. Çok mühim esaslar ortaya kurmuşlar. Büyüklerimizin kelamının üzerine şu dememiz mümkün değil. İşte şunu da ilave edelim kat'ye. En güzelini beyan buyurmuşlar. Burada bize şöyle düşünün hazırlanmış bir sofra. İşte sofra şuydu hiç gerek yok gitmiş o sofrayı Habibullah sıddık-ı azama kurdurmuş o sofrayı. Şeriatın, tarikatın, mahlukatın, hakikatin sofrası kurulmuş, bize yeme düşüyor geçmiş bu artık. Sen sıddık ve azamsan konuş. Şimdi burada mezhep imamlarının umbaretullah alakaları anlatılıyor. Hayran kalmamak mümkün değil.
Bütün mezhep imamlarının mezhep imamlarının alakasını müçtehit dini meselelerde hüküm verebilecek dirayette olan kişi mi? Son devrin artık geçti tabi. Ömer Nasuh bilmem hocalarımız gibi ne Hasan Basri çantalar gibi kimseler onlar. En son. Sonra mezhepte müçtehid olan kişiler. Onlar bu yola dahil olmuş. Büyük insanların yolu. Sen kalkıp da Ahmet bin Hanbel Hazretlerini Rahmetullahi koyduğu esasın üzerine bir esas mı koyacaksın? Biz kafayı çalıştıracağız. Bu manevi nimetten yemeye çalışacağız. Kardeşlerim hakikaten utanmayacak gibi değil. Biz haya ediyoruz sizi demiyorum. Hep kendimi kastederek söyleyeceğim zaten. Şimdi ben biz çok utanıyoruz. Şimdi benim yanımda bir hasenesi var diyor onlar yarım kalmasın. O nedir? Kalbiyle yapmış olduğu zikir. Bunu yaptık değil mi? Daha bunu hadiseli çok güzel. Diyebiliriz.
İşte yani bir zikrullah dediğiniz zaman kalp zikri ondan daha ötesi, daha ötesi, daha ötesi var. Bunu efendimizden çok duydum sevgili kardeşim, çok duydum. Kendime diyorum çok duydum, çok. Şimdi Sıddık Azam buyuruluyor. Ne çok namazı ne de çok orucu değil kalbi vakariyi de Allah'ımıza ilişti. Bu işte murakıbedir. Yani yılda bir tanesini geçseydik işi bitirdikdik. Nasıl bitirdikdik? Ne olduğuydu? Eğer Allah diyorsa Allah dememize verilen mükafat Celle Celalühü meleklerin ölçeceği gibi değildi. Rabbimiz bazen yazamıyoruz Ya Rab biz kulun hasenesini yazamıyoruz. Mesela namaz kılarken haşyete girerdik. Allah'ımızın azamet-i ilahiyyesi kalbimizde zuhur eden Gerçek kurtulanlar namazlarda huzur ve huşu duyanlar. O olurdu ölçülemezdi. Allah'ımız böyle kaydedin diye. Mesela oruç taati geliyor, misafirimiz geliyor.
Orucu tutarken aynen büyüklerimizin buyurduğu gibi azalarımıza da tutturacak olursak ne olurdu? O zaman takvaya erişirdik. Çünkü oruç ayetinin en son bölümünde geçen bu, ashab-i kerimle, ölçülemezdi. Ki. O zaman bak sizin içerinizde görev bildirecek kimseler var. Bak İstanbul'dan geldiniz vesaire yerlerden bir tanesini diyeyim. İstanbul'da en çok münasebet kurduğumuz kardeşlerimizden biri burada. Bak görüşün devamlı görüşün. Sorun dersleriniz. Geçin bak bizimle buluşmanız zor oluyor. Her yerdeki görevlilerimize güzel güzel belli bir noktaya kadar gelin diyoruz. Hamd hocamız ele mi geçer? Nefu ispata kadar dersinizi darbeler sizin ve memnun oldum görüştüğüm kardeşlerimize nefü ispat derslerine gelmişler. Hem çalışanları var. Çok güzel hem de gayret edilirse çok güzel olacak. Diyorum ki ya efendimizden ders almışız. Efendimize yağlı bağla anlatıyoruz. Diyor ki efendim şöyle yap.
Efendimiz evet bizim anlattığımız gibi de değilim. Onların kadri kıymetini Rabbimiz bilir. Biz takdir edemeyiz. Kabiliyetlerimize göre bunu Sami Sultanımız Ashab-ı Kiram kitabında Ebu Zermi Zubali hazretlerini hayatında veriyor. Eğer Muhammedi sürme varsa gözünde ve kalbinde o zaman bilirsin. Sohbete gelirken gusül abdesti alıyorsak, yirmi beş istiğfar okuyup bunu çok duydunuz Efendimiz'den bunu anlatsana. Kendine söylüyorum. Bunu anlatacak mı? Ondan sonra üç İhlas bir Fatiha büyüklerimizin ruhaniyetine gönderiyoruz. Özyaşlarıyla geliyor. Böyle istila eder. Yağmur yağıyor. Ama işlenmiş bir topraksa onun derinliklerine geçiyor. Biz böyle olacağız. Bize mürşid-i kamilimiz dağıtmadan şunu söyleyelim. Onların gönül toprağı senin ve benim hesabıma gelmez. Biz hesap edemeyiz. Oradan döndüğü zaman işçilerdik. Yaptığı sohbetlerin öyle bir lezzet olurdu.
Allah Allah ve kendisi derdi bize efendim beni tam kabul etsin diye öyle bir çalışırlar. Öyle bir gayret gösterirler murakabelerinde onlar öyle. Döndüğün zaman çok şarjı da göçardım. İlahi rahmet yağıyor. Biz alacak hale geleceğiz. Bu gelişim, ırkından sonra zor diyor zaten. Sami Efendimiz söylüyor. Irkından sonra zor. Gayri çocuğumuzu, çoluğumuzu onları teşvik edelim. Bizler de öncülük girelim de belki bu vesile ile kurtulabiliriz. Kırk yaşına gelince terk edecek değiliz. Bir başkalarına vesile olmaya çalışalım. Bizde bu yönden biraz karlı olmaya gayret edelim ölüp gideceğiz. Ne kadar güzel bir misafirmiş kalbimiz on tane daha misafir var daha da fazlası var bunun. Öyle misafirler var ki murakabe-i ahadiyet ne demek? Allah'ımızın vahdaniyetini ikrar edebilmek bunun için mürşidi kamillerimizden burada geçen on beş sene kendisinden geçmiş bir huş olmuş bayılmış düşmüş.
Öyle misafir var içimizde. Orada sigortası süphanallah zikirdir mutlak onları bilirler. Bilirler. Onunla kurtarılır iş. Biz görüşmelerimizde de görüyorum bazı eşyanın zikri duyuluyor. Allah'ımızı zikretmeyen hiçbir mahluk yok. Duyuyorum. Biz onlara şimdi duyunca da kendinden geçiyor tabi. Bakıyor ki bir taşın zikrine hayran kalıyor. Allah'ım diyor bu bir taş seni zikrediyor ben hem düğüne geri kaldım ben taştan da mı daha kötüyüm? Taşların öylesi var ki mi diyor? Evet. Şimdi bir hadise naklediliyor. Ondan sonra kalpleriniz katılaştı. Öyle ki taştan daha sert oldu buyurdu. Ama taşı burada haber verirken Cenabı'ı içinden sular fışkırıyor. Sonra sular akıyor. Allah korkusundan yuvarlanıyor. Seyrani'nin dediği gibi bu şelaleye gelmiş küçük şelaleye, köylere sormuş. Nereye bu, ne yapıyor? Su akıyor göz bakıyor demişler. Bu zahiren bakarsak bu bizim işler bu. Su akıyor demiş.
Göze bakıyor demiş. Hayır hayır demiş. O hu hu diye dökülüyor o su demiş. Yani bunları duyunca tahammülü kalmıyor tabi. Aşkı, muhabbeti, zevki coşuyor. Biz burada bir de bildiğimiz kadarıyla aman kardeşim süphanallah zikrine devam et. Süphanallah, süphanallah bu sigorta. Kafayı attıracak yoksa. Tahmin edemiyor ölüler. Muhabbetine her şeyi zikirdi. Bunlara her sene birini geçsek tamam ediyor. Şu dedikodu bir bıraksaydı ne oldu yani konuş, konuş, konuş, konuş. Bu kırsal kesimde oluyor ekseriyetle, ekseriyetle Boş ver. Mesela şimdi herhalde yine yoktur. Hacılarda kahvehane yok derlerdi bize. Neden? Çünkü hacılarda çoluk çocuk herkes işe gittiği için. Ya bizim büyük bir işimiz var. Bak misafirler var. Misafirlerimizi ağırlayacağız. Bir garip zikri ne büyük bir misafirmiş. Esir ve mükafatını melekler yazamıyor.
Ruhu da ona ekle, diğer letaihleri de ekle, murakıbeyi de ekle, müşahede, keşke ona bir erişebilsek, müşahedeye bir erişsek iman durulur iman. O zaman kelime-i tevhidin hakikati ortaya çıkar. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım bekleriz, hüküm ancak sana aittir o zaman belirir. Ne kadar güzelmiş ya ne büyük bir nimetmiş bu. Ama kalmış nasıl kaldıysak böyle. Bize sizi moralsiz kaldırmak olur mu? Meşşir-i kamilimiz anlatırlardı, dinlerdim. Bak hadi moralsizlik olmasın diye Kişi sevdiğiyle beraberdir der teselliyle ile ayrılırdı. Hiçbir tanesi yok. Daha öyleleri var ki mesela Esma ile müsemma olmamız lazım. Esma ile müsemma ne demek? Eşya ile bütünleşmek demek, kainat ile bütünleşmek demek. Hep geri kaldık işte böyle. Lafıyla, dedikodularla, bilmem planlarla böyle kaldık işte. Şimdi bunu derdi edinmedik ki. Derdimiz, halanın gelinin çocuğu var mı? Aç konuşmamayla.
Halanın evinde şöyle döşemeler var. Şöyle koltuklar var. Halanın işi gücü şöyle araştırıyor alttan biliyor musun? Araştıra, araştıra böyle kaldık işte. Geçseydik ne olurdu? Herisine birini geçseydik ne olurdu? Şimdi adam bakkal. Biz bakanız diyelim. Bakkalın geldiğini vereceği ne olacak? Şimdi çocuğunu okula girmiş, üniversiteye kazanmış. Ondan sonra bunun yiyeceği, içeceği de var, geçimi var. Tabii kış için de hazırlık yapacak. Peyniriydi, zeytiniydi, yalıydı, yoğurduydu, elçisiydi, turşusuydu, bulguruydu, yiyecekleri içecekleri. Ene olacak şimdi? Nasıl bir bakkal zor ideal eder bunu? Ama fabrikası olacak olursa on tane fabrikası var adamı, on tane letair. Başkalarına da ikram etmeye başlar. Çünkü müridin en güzel vasıflarından birisi kalbinden infak etmektir. Gönülden bir mettir. Kardeşi yanılmış sakar ben korumak muhafaza etmektir. Bak kendisi geçiniyor.
O fabrika haşa değil ki daha var da bu kadarını söyleyeceğiz. Bu fabrika çalışıyor. Kalp fabrikası, ruh fabrikası daha nefü ispatın önüne yazılan nefü isppat, nefessiz okunan tevhid fabrikası var diyor. Hesap edemesin. Bakkal değil de daha nerelerde kaldık? Bunun yanında şu oturduğumuz cemaat içerisinde elhamdülillah murakabe ehli insanlar var burada. Büyüyürüm biz nacem. Görüşürüm onlarda var. Benim gibi olabilir. Böyle geliyor. İnşallah iyi çalışırız gayret gösteririz. Ramazan-ı Şerif gibi bir misafir gelecek. Hazır olacağız. Misafiri birden de eve alamıyoruz. Diyoruz ki bize biraz müsaade edilsin. Bak üç ay müsaade değildi. İki ay bize müsaade değildi iki ay. Recep ve Şaban-ı Şerif iki ay müsaade edildi. Biz ne yaptık bu müsaade de? Nerede geçireceğiz piknik nerede yapılacak? Piknik nereye kadar geldi? Gitti. Ondan sonra ne yiyeceğiz, ne içeceğiz? Konuşma, görüşme ben dikilip demeyim.
Çok rahatsız olduğum an demek ki bunu söylüyorum. Bu sıyrıldık biz oradan da bu işten de elhamdülillah. İçinde olan kardeşlerimiz de yanmasın diye gözümün önünde. Adam üzerine benzin döküp yapıyor. Razı olabilir mi? Üzerine nefsin ve şeytanın oyunuyla bir hasetlik ateşi yakmış. Yanıyor. Hasetlik ateşinde yanıyor. Nefis şeytan gönlüne getiriyor. Bir kibir meydana gelmiş. O kibirle nefis de yaptırarak derhal bir ateş meydana geliyor. Kibir benzinli ile yanıyor adam. Nasıl razı olsun? Gözü önünde yanıyor. Bundan dolayı mürşid-i kamillerimiz çırpınıyorlar. Aman ha kurtulalım, aman ha kurtulalım. Her vaiz ne üstadımız gibi mümkün değil. Onlar dört beş dakika yedi yedi tamam bitti görevimizi yaptık dediler.
Bizim mürşidimiz yandığımızı gördüğü için bakıyor ki daha ahlakı şeyhi ile, kötü ahlaklarla tama ile, iç düşmanlığı ile vesaire kinle, kibirle, hasetle, gıybetle yandığımızı gördükçe şöyle yaptım sebebi şu. Biz bölerdük çünkü. Şu bütün su olurdu aynen suya batırıp çıkarmış gibi olurdu. İç gömleği. Sevgili kardeşim sen bunu yaşadın. Kapağını topla sevgili kardeşim sen bunu yaşadın gayrı yapma. Allah'ımız nasip ediyor ki derse umreye gideceğiz. Bakın hep düşünüyorum kardeşlerimiz burada ne olacak diye. Ondan buradan hemen hazır olsunlar İstanbul'da görevli arkadaşlarımız, Kayseri'deki görevli arkadaşlarımız, Divan'deki görevli arkadaşlarımız, varsa Yeşilhisar, Sivas'taki şu dudağımızlar hemen görüşeceğim ve öyle ayrılacak. Ya yalnız zaten bunlar müstesna. Efendimizin beldesinden olduğu için saygı duyuyoruz. Bir gün Esari Elbili Hazretleri bir kimseye bir dilenciye para vermiş fazla vermiş.
Beş mezi diye vermiş. Aman efendim çok fazla verdim. Bu Buhara'dan Şah-ı Nakşibendi Efendimizin memleketindenmişti. Üstazımıza saygımızdan dolayı söylüyorum. Şimdi misafir çok büyüdü. Bu misafir gelecek. Bak iki aydır bize bu ihbar verildi. Söyledi Cenabı Hak bize. Zaten her şeyi söylüyor bizi. Kabir bekliyor bizi. Nizam bekliyor bizi. Sırat bekliyor bizi. Mahşer bekliyor bizi. Ahiret aleminde bekleniyor. Şimdi bizim bir gelişimizle diyelim ki bir vilayete biz geliyoruz. Bizim gelişimizle reisi cumhurun gelişi bir olup daha gelmeden önce hazırlık başladı. Mehmet Efendi, Burak Kerim var ise çıkışınıp diyorlardı. Şimdi Reis-i Cumhur olsun, Başbakan olsun gelmeden önce başlar şey Bütün askerler görevliler, görevliler, yolları tutarlar aman ha olur, olur. Yolları tutarlar geleceği bütün yerleri tutarlar. Onu rahat bir şekilde istirahati için her işi hazırlarlar.
İnce detaylarına kadar nerede oturacak, nerede kalkacak, ne yiyecek, ne içecek, nerede konaklayacak ve bütün muhafaza edin. Şimdi eğer biz bu misafirleri saydım artık. Onları iyi ağırlayabilirsek kabirde melekler hazırlığa başlıyor daha varmadan. Şimdi diyorlar ya Reis-i Cumhur gelecek diyorlar. Reis-i Cumhur gelecek dindi mi? Mesela Sivas'tan arkadaşlarımızı gördüm. Sivas'ta gelecek diyelim. Gelmeden önce başlıyor. Yollar temizleniyor. Daineler temizleniyor. Her yer temizleniyor. Onun için bahçeler hazırlanıyor. Her şey efendim. Daha gelmeden önce başlıyor müjdeler. Bir de Yunus suresinde Ashab ve ila ahiret suresi burada dikkat edilirse tefsirlerde daha dünyada iken müjdeyi alıyor. Melekler de tebşiratçı. Sümer suresine de hemen bakın. Artık memlekete geldi ya memlekete gelince buyurun demeye bak. Bu haller ayağa kalkıyor. Ondan sonra daire amirleri kalkıyor.
Mesela buradan da bir başkanlar mesela Diver'den mesela ilçemizden gitti. Yeşilhisar ilçemizden gitti. Tomarza ilçemizden gitti. Burdan da girenler oldu. Şimdi ne yaptılar? Teşrifatçı oldular. Orda melekler teşrifatçı oluyor. Yapmış olduğunuz güzel amellere mukabil olarak girin cennetlere diyorlar. Onlar cennetinde talip edeyim. Cemaatullah'ın talibidir. Misafirimizi eğer konaklatabilirsek şu vücut ülkesinde bu nimetlere mazhar zaten başında onu dedi. O istikamet nebiler gibi hayat yaşayacağız. Sıddıklar gibi yaşayacağız. Şehitler gibi yaşayacağız. Salihler gibi yaşayacağız. Zaten birbirimizle de misafiriz. Takip ediyoruz ama çok güzel bu sohbet ve rabıta okuduğumuzu bilmiyorum. Aslında hazırladığım bir konu size Alak Suresi idi.
Alak Suresi Şimdi Ramazan'ı Şerif'te giriyor ya giriyor Efendimize nazil olan ayetler ve Ramazan'ı Şerif'in de bir Kuran ayı olması münasebetiyle bunu düğün kardeşlerimize vereyim. İsterseniz özet halinde vereyim. Vakit gitmeyeceğim. Oku Ya Muhammed! Burada iki defa oku geçiyor. O iki defa geçmesinin sebebi sadece kitabı dışından değil marifetullah'ı da tahsil et. Sırf yüzünden okuyarak değil. Yüzünden okursa aynen bir uyuya doldurulan su gibi olur. Eğer marifetullah Rabbimizi tanımaya doğru giderse nedir marifet? Büyüklerimize diyorlar. Bu marifete nasıl irdiniz? Yine Allah ile irdim diyorlar. Allah'ı Allah ile bildim diyorlar. Onun bildirmesiyle. Bu bizim evradlı ezkarımıza var. Evrad-ı ezkarımızda var. Bu şekilde okuyun duyuruluyor. Sonra insana büyük bir değer veriliyor. İnsan üzerinde duruluyor. Allah'ımız kalemle öğretiyor.
Eğer kalem ve yazı olmasaydı Adem aleyhisselama o sayede nasıl gelecekti? Tevrat nasıl inecekti? Zebur'du, İncil'di, Kuran-ı Kerim'di bak. Hep kalemle tespit edildi, yazıldı. Rahip katipleri yazdılar. O kalem bulmasaydı efendimizden gelen binlerce, yüz binlerce hadis-i Muhammediye'ye biz nasıl erişecektik? Allah'ımız kalemle de bize yazmayı öğretti, talim etti. Bunun çok büyük manaları var. Siz de zaten bunu yapıyorsunuz, uyguluyorsunuz. Daha da uygulayacaksınız Allah'ın izniyle. Bu birbiri arkasınca takip ediyor. Birden de yetişebilirler ama yetişleyecek Allah'ın izniyle. Durulmuyor. Yürüyor. Verilenel derneğe yürüyor Allah'ın izniyle ve sizden ahit istiyorum. Ahdettiniz zaten. Söz verdiniz. Bu derneğe de, bu derneğe de elimizden geldiği kadar son azmimiz ve gayretimizle son anımıza kadar çalışacağız. Ne kadar gücümüz yeterse o nispette çalışacağız. Biz sizden bunu istiyoruz.
Bunu isterseniz mürşidlerimiz sizden razı olur. Sizden Allah razı olur. Habibullah da razı olur. Buna azami gayret gösterin. Bu bir kişinin, iki kişinin, ben de işte üç beş kişinin kaldırmasıyla olması hepimiz bilir ve teşvik edin kardeşlerimize seviniyorum. Sizin zaten gayretlerinizi biliyorum. Bunu biraz daha artırın. Biraz daha artırın. Kardeşlerimize duyurun. Haber verin. Ne gerekiyorsa onu yapın. Bak kardeşlerim yiyeceklerimize, içeceklerimize hiçbir şeyi eksiltmiyoruz. Başta bu dernek kendi içimizdeki muhtaç olan kimseleri düşünüyor zaten başta o. Bunun yanında etrafımızda insanın tabiatında var bu zaten. Vermek insanın tabiatında mevcuttur. Bunu biz ne yapıyoruz? İbadet şekline getiriyoruz. Toplu olarak yapıyoruz elhamdülillah. Bir elin nesi var? İki elin sesi var. Hep birden hareket edeceğiz. Çünkü Rabbimizin ilk sıfatı Rahman'dır.
Rahman ikram eden, inanana, inanmayana ikram eden demek. Bu ne demek? Kafirin bile hidayetini istemek demek. İnşallah yaparsınız. İnanıyorum buna sevgili kardeşlerimiz. Şimdi biz, şimdi biz bu aziz misafire karşı bir hazırlığımız olacak. Hazırlığımız olacak. Bu da evradımız, eskarımız, zikirlerimize dikkat ederiz. Çoluğumuza çocuğumuza çok dikkat ederiz. Çok gayret gösterir bunlar çok önemli. Bizim en büyük sermayemiz o. 0. Bak öldüğümüz zaman Amel kesiliyor ama çocuğumuz hayırlı olursa onların yapmış olduğu ibadet ve taatten bir misli bize geliyor. Mesela bir başka kimselere de gayret gösterirseniz bunlardan da gelecek tabii. Rabbimizin razı olduğu ameller bu size arz ettiğimiz hususlar. Rabbimiz bizi sevsin diye değil sevdiği amelleri yapıyoruz biz. Bir bunu seçmeye çalışıyorum ama İkra suresinde aldık. Nebi eline tükenir.
Oku ya Muhammed deyince burada Efendimiz'in Cenabı Hak tarafından okutulduğunu bileceksiniz. Oku deyince Efendimiz bir girip de muallimin önünde, evet Cebrail Aleyhisselam'ın önünde bulundu ama öyle bir başkasının talimi gibi değil Efendimiz'in talimi. Kuran'ı talim etti ama böyle aylarca, yillarca devam eden talim değil o. Hatta Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam benim bir gün Cebrail'e soruyor. Diyor ki ya Cibril sen emri ilahiyi nerden getiriyorsun? Bilemiyorum Ya Muhammed bir perdenin arkasından getiriyorum. Hadisleri bu. Söylediğim Hadisleri bunu Konya'da tefsir üzerine çalışan çok kıymetli bir hocamız var. Bu bize dokuz yüz seksen beşte Allahu alem anlattı. Anlattı ondan beri düşünürdüm. Allah'ım bu hadisin kaynağı ne, kaynağı ne Anlattı bize kendisi ilim ehli, Babası da ilim ehli. Kendisi ilim ehli. Elhamdülillah anlattı bize. Sonra buldum. Hadislerini buldum.
Şu Cebrail aleyhisselama soruyor. Ya Cibril, ya Cibril Nerden alıyorsun bu emirleri? Ya Cibril nerden alıyorsun? Bilemiyorum ya Muhammed. Bir perdenin arkasından alıyorum. O perdenin arkasına bir bah buyuruyor. Bahıyor ki efendimizi görüyor. Oku ya Muhammed. Oku deyince bir anda bir anda bütün bilimlerin zaten madeni odur. Alimler onun yanında bilenler aciz kalıyor. Bir hadisi şerifi bir yetkili bir şeye geliyor saraylara geliyor incelemek için bir levha görüyor. Kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi din kardeşiniz için de arzu etmedikçe kamil mümin olamazsınız. Diyor ki, efendi diyor hiçbir hiçbir Kuran olmasa bu yeter diyor. Kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi, din kardeşiniz için de arzu etmezse kamil mümin olamazsınız yeter diyor. Neleri getirmiş, nasıl ifadelerde bulunmuş? Yani burda bitiremiyoruz. Okuyun bunu sadeleştiriyorlar kardeşlerimiz belli bir noktaya geldi yaklaştılar.
Yaklaştılar kitaplar bitmez de. Bin soru bin cevap şeklinde aldırdı bunu. Bin soru bin cevap Sami Sultanımızın eserlerini bir anlaşır hale getirmek için bu yolu daha uygun görüyoruz okunması ve talimi çok kolay olacaktır diye. Şimdi burada Sani'ın sultanımız da çok ifadeleri bildiğimiz gibi değil. Mesela müsababe beşi diyeceğim burada Hadis-i Şerifleri almış bir sene kadar devam etti bitmiyor. Mesela Efendimiz'in Kenzü'l-İrfan'ını orta kısmına kadar yaklaştık. Yaklaştık. Birçok Hadis-i Muhammediye ile öyle bir sofra açmış ki Allah'ımız habibine öyle bir sofra açtırmış ki bundan doya doya kana kana yiyeceğimizi seçeceğiz. Ne güzel bir nimet bize. Zahiri ve batıni nimetler Lokman suresinde on altı diye hatırlıyor. Maddi ve manevi nimetler. Ramazan-ı Şerif'te zaten hiçbirisinde anlatamadık. Havuzun için bir şey söyleyebiliriz. Evet yirminci ayet-i celilermiş. Zahiri ve batıni nimetler.
Su sadece yediklerimiz içtiklerimiz değil. Mesela Ramazan-ı Şerif'te konuyu öyle açınca onda misal olsun. Efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem Kişi iftar sofrasına oturduğu zaman iki sevinci var buyuruyor. Birisi iftar ediyor ya, ikinci sevinci de şu, Allah'ımızın cemalini sihri olacak. Bu da manevi tüm geçmişlerimizin ruhlarıyla el Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.